Harry Potter Cafe
Harry Potter Cafe | Forum Harry Potter Cafe | Resim Galerisi Harry Potter Cafe | Üyelik
Unbroken Universe - Hatırlanan Sözler | Yorumlar
The Unbroken Universe | Kitap 1 ~ Unutulmayan Sözler The Unbroken Universe | Kitap 2 ~ Hatırlanan Sözler The Unbroken Universe | Anasayfa
The Unbroken Universe

Yedinci Bölüm: Geride Bırakılanlar

Şafak sökerken, karanlıkta mektuplar baykuşlarla bir bir dağıtılıyordu. Çoğu, eline/koluna/ayağına/yüzüne/ya da o sırada neresi uygunsa oraya vuran bir aceleci baykuş tarafından uyandırıldı. Neredeyse bütün baykuşlar farklı evlere gitse de hepsinin mektubunun üzerinde aynı tip yazılar ve aynı mühür vardı: iki birbirine kenetlenmiş elin etrafındaki ateş ve buz yüzükleri. Çoğu kişi mührü tanımadı ama bazılar tanıdı.

Tanıyanların kalpleri burkuldu.

Mektubunu ilk alan Hogwarts, Cadılık ve Büyücülük Okulu Müdürü Remus Lupin'di. Yeni uyanmıştı ve kendi özel odasından, yalın ayakla serin yerlere basarak ofisine geçiyordu. Gece pek uyuyamamıştı ve bunun en azından bir nedeninin Ruh Emici saldırısı olduğunu düşünüyordu. Ruh Emiciler gittikten sonra da geriye kalan kargaşayı düzeltmek ve gelen konukları düzenlemek arkadaşlarıyla çok zamanlarını almıştı. Çoğu kaçmaya çalışmıştı -neredeyse ümitsizce- bazıları da Ruh Emicilerin kollarına düşmek üzereydi.

Remus, diğerlerin dinlemeden önce Ruh Emiciler ne kadar yakınken onları uzaklaştırdıklarını bilmiyordu. Hala yüzlerce Ruh Emicinin masumlara verebileceği zararı düşündükçe titriyordu. Ama kazandık, diye hatırlattı kendine okul müdürü. Bir şekilde, kazandık.

Dört büyücü yüzlerce Ruh Emici'yi yenmişti. Tek başlarına. Öne çıkıp düşünmeden tepki verdiler; bir şekilde yüzlerce Ruh Emici'yi birçok masum ruhla ziyafetten mahrum bırakmışlardı. Ve arkadaşlıklarından başka tutunacaklar bir şey yoktu. Ama soğukta ve karanlıkta bu yeterli olmuştu.

Remus, tarihe çok düşkün biriydi ve kesinlikle daha önce böyle bir olay olmadığına emindi.

Masasının etrafında turlarken Fawkes'ın kendisini beklediğini fark etti. Remus, onu Dumbledore'un cenazesinden beri görmemişti ve bir süre de göreceğini sanmıyordu. Hala ankayla arasındaki bağı güçlendirmeye çalışsa da kuş, geçen yüzyıl boyunca Dumbledore'la birlikte olmuştu ve adamın ölümü onu derinden etkilemişti. Yoldaşlığın başı, ankanın uzaklaşmak istemesini anlıyordu, özellikle Dumbledore'un cenazesinden sonra - bu Bakanlığın yıkılışından beri sahip oldukları ilk sessiz zamandı... ya da Ruh Emiciler gelene kadar öyleydi.

Fawkes, müdürünün sandalyesinin başından baktı, kendi tüneğinin yerine tahta sandalyeye kurulmuştu. Büyük gözleri Remus'a imayla bakıyordu. Sadece o zaman Remus, ankanın ayağındaki mektubu fark edebildi.

Bir şekilde Remus kendini otururken buldu. Derin bir nefes alıp kalp atışlarını yavaşlatmaya çalıştı - nasıl bu kadar basit bir şey tüm acısını geri getirebilmişti? Hep büyük yaşlı adam için yas tutmuştu ve ölümünde kalbi kırılmıştı. Neden bu basit mektup çok şey ifade ediyordu? Titreyen ellerle mührü kırdı.

Sevgili Remus,

Özellikle omuzlarında böyle bir yük taşıyan sana karşı söylenecek pek bir şey yok. Evet, Fawkes'ın seni seçtiğini biliyorum. Görmeyi bilenler için bu seçimin bariz olduğunu söyleyebilirim. Bilmece gibi konuştuğum için özür dilerim. Bunun için artık çok geç.

Bildiğin gibi hiçbir istek bırakmadım. Dünyadaki etkimi başka bir yere taşımayı seçtim ki böylece koruması gerekenler korunacaktır. Hala bilmece gibi konuştuğumu biliyorum ama bu gerçek. Bence sen anlayacaksın.

Sana istediğimden çok şey bıraktım, Remus ve bunun için özür dilerim. Yükünü hafifletmek için yalnızca senin çok güçlü bir adam olduğunu ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nı emanet edecek senden daha iyi birini bulamayacağımı söyleyebilirim. Senden istenilebileceğinden çok daha iyi bir şekilde mücadele edeceğini kanıtladın ve eminim ki gelecekte de aynı güçle savaşacaksın. Sen, Remus, benim öğretmeni olduğum için gurur duyduğum insanlardan birisin.

Ama umarım sana yüklerden daha fazla şey bırakmışımdır. Hogwarts'ın güç kaynağı hakkındaki bilgileri ekte yolluyorum; bunlar yüzyıllık bir araştırmanın ve tahminin eseridir. Kaynaklar hakkında elbette ki çok az bilgi ve daha da az efsane var ama bulabildiğim her şeyi sana bırakıyorum.

Sana ayrıca Düşünseli'mi de bırakıyorum; şu anda bunun için çok önceden söz vermiş olan Fawkes tarafından ofisine getirilmesi lazım. Bu anıları iyi bir şekilde kullanmanı istiyorum Remus ki şu anda benim işime yaramazlar. Uzun hayatım boyunca hem iyi hem de kötü çok şey öğrendim ve senin aynı hataları yapmamanı umut ediyorum. Ama onları istediğin gibi kullan, Remus. Senin doğru şeyi yapacağını biliyorum.

Arkadaşın,

Albus Dumbledore


Cenazeden sonra St. Mungo'ya zorla geri döndürülen ve uyuyan James Potter'ın göğsüne bir baykuş kondu. Hastane çalışanlarının, yaptığını duyunca şok olduğunu belirtmeye gerek yoktu; onun bunu yapmak zorunda olduğunu anlamıyor gibi görünüyorlardı. Ve böylece James'in iyi olduğundan emin olana kadar bir sürü test yaptılar - ya da en azından sabah erkenden gittikten sonra yaptığı hasarı daha fazla arttırmamaya çalıştılar.

"Off!"

James, hala hastanede kalması gerektiği fikrine çok kızgınken ve zorla uyumuşken, burnunu gagalayan göğsüne tünemiş bir baykuş tarafından uyandırılmayı beklememişti. Lily'nin yüzüne bakarak uyanmayı umut etmişti ve hatta Harry'ninkine (ayrıca Sirius'a, Remus'a ve Peter'a da yer vardı) ama şu anda aptal bir baykuşa bakıyordu. Kızgınlıkla kalkmaya çalıştı ama kuş hala burnunu hedef alıyordu - "Üzerimden iner misin?"

"Huut!"

"Tamam, aldım!" diye bağırdı mektubu baykuştan çekerken. "Bunun için mi bu kadar acelecisin?"

Yuvarlak gözler ona baktı ama iki elin etrafındaki buz ve ateş yüzüğünü görünce kanı dondu.

James, baykuşu yok sayarak mektubu okudu.

... Karanlık günler yaklaşıyor, James, çoğunun bildiğinden de karanlık. Ama onunla yüzleşeceğini biliyorum, tek pişmanlığım yanında olamayacak olmamdır – senin yardıma ihtiyacın olduğunu düşündüğümden değil, sadece benim neslimin size bıraktığı sorunlarda yanında olabilmek için. Ama eğer istekler süpürge olsaydı, denizkızları uçardı.

Sana sadece bana çok iyi hizmet etmiş bir şey bırakabilirim. Ekte bana çok uzun yıllar önce bir arkadaşımın hediye ettiği cep saati var. Eğer dikkatle bakarsan bunun normal bir saat olmadığını görürsün; her dakika ve saat, büyücü dünyasının durumunu gösteriyor. Bana çok yararlı olduğunu kanıtlamıştı umarım sana da kanıtlar.

Hayatımda iki kez saat "Değişim"i gösterdi. İlki hayatımda ilk kez Grindelwald'la yüzleştiğimdeydi, ikincisi de 1987'nin Şubatındaydı ve o zaman Sihir Bakanı olmuştum. Gördüğün gibi "Değişim" çok iyi bir yol gösterici olabilir. Değişim, dünyamızın karanlığa sürüklenebileceği ölümcül anları gösterir. Değişim birçok yoldan seçimi belirtir...


Harry, bir baykuşun kafasının etrafında daireler çizdiğini görünce şaşırdı. Hedwig kafesinden yeni gelene selam verircesine öttü ve bu da Harry'nin yarı karanlık odasında gözlerini iyice açmasına neden oldu. En azından bunun bir baykuş olabileceğini düşündü - gözlükleri olmadan söylemek imkânsızdı. Biraz etrafı yokladıktan sonra (Grimmauld Meydanın'da yatağın yeri tersti) sonunda gözlüklerini bulabildi ve güzüne taktı. Sabahın ilk ışıklarıyla görmek zor olsa da artık esmerimsi bir baykuş olduğunu seçebiliyordu.

On bir yaşındaki çocuk kaşlarını çattı. "Sanırım yanlış odaya geldin," dedi kuşa otoriteyle. "Sirius'un odası koridorun sonunda."

Baykuş ona rahatsızca baktı ve tam önüne, yatağa kondu. Pençesinde bir mektup taşıyordu. "Huut."

"Benim için mi?" dedi Harry şaşırarak.

Hayvan kolunu gagalamaya başlayınca mektubu kabul etti. Dışında yazan altın renkli harfleri görünce şaşırdı:

Harry Potter

Yeşil Oda

Grimmauld Meydanı 12 Numara

Londra

Mavi balmumundan yapılmış mührü merakla açtı. Birkaç dakika sonra daha iyi görebilmek için ışıkları açtı.

... Böylece sana Gryffindor'un Kılıcını bırakıyorum ki bu zaten senin hakkındı. Bir zamanlar bunu, Ata'nı kardeş gibi seven Helga Hufflepuff hediye etmişti. Ölümünden sonra Hufflepuff bunu seçmen şapkaya koydu ki ilerleyen zamanlarda eğer Gryffindor soyundan biri ihtiyaç duyarsa çıkartabilsin. Kılıç ortaya çıktığında senin için olduğunu anladım.

Kılıcı iyi kullan, Harry. Bunun her zaman bir sevgi ve arkadaşlık hediyesi olduğunu hatırla. Bu iki his dışında her şey düştüğünde bunu hatırla: Gryffindor'un Kılıcı harekete geçmek isteyen ve kalbinde güçlü olanlara en iyi şekilde hizmet eder...


Hermione gözlerini kırpıştırdı. Bütün gece ailesinin eve dönüş hediyesi olarak aldığı Yeni Dünya'nın Büyücülük Tarihi adlı kitabı okumak için uyanık kalmıştı. Ron'un bu kitap hakkında söylediklerine rağmen (aslında kendini zorladığı zamanlar dışında hep böyle kıllık yapmıyordu) oldukça ilginçti ve bırakamamıştı. Eğer ailesi uyanık kaldığını fark ederse fazla tepki gösterirdi bu yüzden en ufak bir tık duyunca kitapla birlikte battaniyesinin altına giriyordu. Hızlıca ışığı söndürüp nefesini tuttu.

Tap, tap.

Sesin kapısının ardından gelmediğini anlaması bir dakikasını almıştı - pencereden geliyordu. Bir şey cama vuruyordu. Merakla Hermione kendini ortaya çıkardı.

Penceresinde bir baykuş vardı.

Hermione üstündeki örtüyü atarak cama koşup pencereyi açtı. İlk düşüncesi Ron'a ya da Harry'ye kötü bir şey olmuş olmasıydı ama daha onları dün cenazede görmüştü -

El yazısını tanımadı ama kalbinde bir hüzün hissetti.

Seni hiç şahsi olarak tanıyamadım ama Müdür Lupin senden hep çok iyi bahsederdi...

Ekte bir zaman döndürücü var. Başka bir evrende bunu çok iyi kullanırdın, hem derslerin için... hem de başka amaçlar için. Şimdi sana onu çok özenle kullanmanı öneriyorum - zamanla oynamak korkunç sonuçlar doğurabilir...


Sevgili Molly,

Bu güne kadar yaptıkların - bazıları açık, bazıları değil - için sana Trixie'yi, ev cinini yolluyorum. Bu tip yardımdan hoşlanmadığını biliyorum ama ona iyi bir arkadaş gözüyle bakabilirsin. Eminim ki gelecekte ev işleri olmadan da işin başından aşkın olacak...


Arthur, hala ağlayan karısını susturmak için ona sarıldı. Arkadaşları kaybetmek her zaman zordu ama Dumbledore'un ölümü ikisini de derinden etkilemişti. Bir zamanlar ikisine de öğretmenlik yapmıştı ve Arthur mezun olduktan sonra, Molly'nin son iki senesinde bina başı olmuştu. İyi bir adamdı ve ikisi de onu çok özlüyorlardı, özellikle Arthur'a bu iş için şans verdikten sonra. İç çekerek kendi mektubunu bir kez daha okudu.

... Çoğu kişinin Muggle'lara ve onların aletlerine duyduğun sevgiyle dalga geçtiğini biliyorum ama bu 'bizim' dünyamıza büyük bir kredi kazandırıyor. Diğerleri de senin kadar toleranslı ve açık görüşlü olsaydı Arthur, şu anda yüzleştiğimiz birçok sorun olmazdı. Sana bir çift Muggle telsizi bırakıyorum ki tüm büyülü iletişim düştüğünde bunu kullanabilesin...


Diğer odada on bir yaşındaki kızıl saçlı çocuk elindeki pakete merakla bakıyordu. Yavaşça parlak eşyaya dokundu ve yüzü gülmeye başladı.

... Bu Görünmezlik Pelerini bir zamanlar ünlü bir Seherbaz olan Alastor Moody'ye aitti. "Deli-Göz" ölmeden önce onu bana, ilerde ihtiyacı olacak birine vermem için teslim etti. Bu biri sensin, Ronald Weasley ve umarım bunu en iyi arkadaşının kendisininkini kullandığı kadar iyi kullanabilirsin. Hayatında şakalara yer ver, Ron, ama geleceği de düşün, karanlıkta görünmeden ilerlemek zorunda olduğun zaman gelebilir...


İkinizin de Hogwarts kurucularının İhtiyaç Odası olarak adlandırdığı odayı bolca kullandığınızı biliyorum. Bu oda kime ne konuda yardımcı olacaksa o şekilde görünür. Bu güne kadar onu Profesörlerden kaçmak için kullandınız ama ilerde bir gün başka amaçlar için yardımcı olabilir. O gün geldiğinde, meşhur Weasley ikizlerinin nereye gideceğini bileceğini düşünüyorum.

Bu mektubun arkasındaki parşömen parçası çok masum görünebilir ama basit bir yırtmayla - bir köşesinden bile olsa - sizi o odaya götürür. Tüm gayretlerinizde başarılar, küçük de büyük de olsa...

Fred yukarıya baktı ve ikizinin yüzündeki gülüşü gördü.

"O süpürge dolabı demek buymuş..." dedi George anlamışça.

"Evet, ben de bir sonraki zaman ihtiyacımız olduğunda nereye gittiğini merak ediyordum."


"Anlamıyorum," diye fısıldadı Ginny kendi kendine, "onu tanımıyordum bile..."

Albus Dumbledore'la bir kez karşılaşmıştı ve küçük Ginny Weasley Sihir Bakanının onun kim olduğunu bildiğini bile sanmıyordu. Hala -

Bu gözlükler normal gözükebilir ama genelde görünüş yanıltır. Ağabeylerinin sahip olduğu harita gibi bu gözlükler, duvarların öteki tarafında ne olduğunu gösterir. Buna rağmen her duvar fiziksel değildir ama bu gözlükler tüm engelleri aşabilir; bu gözlükler yalanın, gizin ve umutsuzluğun arkasını da görmeni sağlar...


"Burada ne yapıyorsun?" diye fısıldadı baykuşa, Lee. "Fred ve George'a hiçbir şey yollamamalarını söylemiştim! Annem öğrenirse beni öldürür - "

Buna rağmen el yazısı tanıdık değildi. Ve bu baykuş da çok iyi tanıdığı Erol değildi. Mektubun yanına bir de paket bıraktı.

"Huut!"

... Pakette bir anahtar var. Masum bir saat gibi görünse de sağ tarafındaki tuşa basınca seni en dönmeye ihtiyacın olduğunda Hogwarts'a getirecek...


Peter'ın elinin altındaki ahşap serindi, düz ve güzeldi. Bunun gibi bir asaya daha önce hiç dokunmamıştı, hiç gücün ve rahatlığın elinde durduğunu hissetmemişti. On bir yaşındayken ailesi onu Olivenders'a götürmüştü ve yaşlı adamın Peter'a uygun bir asa bulması uzun zamanını almıştı. Bulduğunda bile asa azıcık ışık çıkartmıştı ve onlar da kısa sürmüştü, Peter da hiçbir zaman babası gibi büyük bir büyücü olamayacağını düşünüp omuz silkerek kabul etmişti. Ama şimdi elinin altındaki ateşi hissedebiliyordu ve daha önce hiç dokunmadığı bu çeşit bir gücü ilk kez fark ediyordu.

Hala elinde asasıyla mektubu kaldırdı ve inanamayarak bir kez daha okudu. Bu asa bir zamanlar Julius Grindelwald'a aitti, diye yazıyordu Dumbledore'un mektubu. 1945'in Şubatında düello ettiğimiz zaman ondan almıştım ama neden sakladığımı bilmiyordum. Ama şimdi bunun senin için olduğuna inanıyorum.

Olivender'a bu asa hakkında bir soru sorduğumu hatırlıyorum. Doğruyu söylemek gerekirse bu soru karşısında duraksadı ama sonra bunun çok büyük bir kötülük ya da çok büyük bir iyilik için yapıldığını söyledi...

Avalon'da durum farklıydı. Bill karanlıkta tek başına oturarak başka bir uykusuz geceyi geçiriyordu. Adada yakında öğrenciler olacaktı ve dinlenmeye ihtiyacı vardı - ama uyuyamamıştı ve yeni gelen baykuş tekrar denememesi için bir bahaneydi.

Sana fazla bir şey veremem Bill, çünkü acını azaltmayacağını biliyorum. Ama sana bir rüya yakalayıcısı yolluyorum ki hem seni kâbuslardan koruyabilsin, hem de rüyalarını kaydedebilsin. Şu anda onları tamamen unutmak istediğini biliyorum ama onlarla yüzleşmek için güç bulduğun zaman geldiğinde rüyaların orada olacak...


Sevgili arkadaşım, diye başlıyordu mektup ama devamını okumak istemiyordu. El yazısını tanımıştı ve baykuşun teslim etmemesi için elleriyle uzaklaştırmaya çalışmıştı. Hatta kavgacı kuşa lanet yapmaya bile çalışmıştı ve böylece baykuş gitmişti - ama lanet mektubu arkasında bırakarak. Onu okumak gözlerini tekrar nemlendirmişti ki bir daha ağlamayacağına dair yemin etmişti.

Sana, birkaç hafta önce bana garip bir paketle gelen Casa Serpente'nin anahtarını bırakıyorum. Garipti ki paketin üstünde adım vardı ama gönderilme tarihi 7 Mayıs 1000'di. Salazar Slytherin'nin ölümünden sonra Rowena Ravenclaw'un yolladığı yazılıydı. Anahtar gerçekten Salazar Slytherin'nin oğlu gibi biri tarafından kullanılabilir: Hem tutkulu, hem de güçlü; ayrıca cesareti ve onuru olan bir adam tarafından...


Lily hıçkırıyordu.

Sana, çocuğum, Felsefe Taşı'nı bırakıyorum; onu güvende tutacağına inandığım başka biri yok. Birkaç ay önce Nicholas Flamel onu her zaman taşı sonsuz yaşam için istemiş olan Voldemort'tan koruyamayacağını düşünerek teslim etti. Bunu sana yolluyorum çünkü bizim hiç keşfedemediğimiz başka sırlar da taşıyor olabilir. Umarım benim başarılı olamadığım yerde sen ve Tek Boynuzlu At Grubu başarılı olursunuz ve eğer yapamazsanız onu yok edeceğinize güveniyorum.

Seni böyle bir yükle bırakmaktan nefret ediyorum, Lily, ama daha fazla güvendiğim biri yok...


Baykuş gelip onu düşlerinden ayırdığında, Sirius misafir odasında oturuyordu. Baykuş, hemen Sirius'un alnını gagalamak üzere masanın üzerine kondu.

"Hey!" Seherbaz refleksleri başını kuştan uzak tutmasını sağlayabildi ve kuşa baktı. Baykuşu asasıyla değil de boş eliyle (ki bu kendisinden beklediği bir olgunluk değildi) hayvanı uzaklaştırmaya çalıştı. "Sana ne yaptım ki?"

"Huut!" Parmağına iyi nişanlanmış bir gaga darbesi, Sirius'un bağırmasına neden oldu. Hızlı düşünerek önce baykuşun Hogwarts'tan olup olmadığına veya eski masum bir şakalarına kurban gidip gitmediğine baktı - ama hayır, bu sıradan bir posta kuşuydu ve Sirius daha önce onunla hiç münasebeti olduğunu sanmıyordu. Sonra baykuşun tuttuğu mektubu gördü ve anlayışla başını salladı.

"Acelen var, değil mi?"

Sirius uzanıp mektubu aldı, mührü kırdı ve okumaya başladı.

Sevgili Sirius,

Sana söylenmesi gereken bir şey yok. Sen diğerlerinin yapmayacağı bir seçimi kendi kendine yaptın - ve bunu yaparak yalnız yolların en yalnız olanını seçtin. Bu seçiminden dolayı senle gurur duyuyorum Sirius, ama diğerlerinin yüzleşmemek istediği bir kötülükle senin yüzleşecek olmandan pişmanlık duyuyorum.

Zamanını gereksiz tavsiyelerle harcamayacağım. Söylenecek her şey söylendi ve inanıyorum ki gelecekte ne olacağını benden daha iyi görebiliyorsun. Sana bırakabileceğim tek şey kazandığım bilgi olabilir- Genç bir Tom Marvolo Riddle tarafından yazılmış ve kendini nasıl Lord Voldemort'a çevirdiğinin günlüğü.

Günlük, Nisan 1981'de cesur, yaptığı seçimi terk eden bir genç adam tarafından  çalındı. Ölümünden önce bu genç adam, günlüğü bana teslim etti. Öleceğini biliyordu ama bu seçtiği yolun getireceklerini kabul ediyordu. Bu adam senin kardeşindi, Sirius, ve onun hakkında ne düşünsen de gerçek bir Black olarak öldü - inandığı şey için savaşırken.

Bununla, Regulus bana çok değerli bir ders öğretti: en karanlık zamanlarda bile hala umut vardır. Bol zamanlar diliyorum, Sirius. Senin için en iyisini diliyorum.

Albus Dumbledore

Başka hediyeler ve başka kişiler de vardı elbette ama sabahın erken saatlerinde gelen bu baykuşlar özeldi. Savaşın iki tarafındakilerin hiçbirine görünmeden uçmuşlardı ve geçen yüzyılın en büyük büyücüsünün son isteğini yerine getiriyorlardı.

Ve şafak sökerken bir büyücü yalnız başına duruyordu. Gergin elinde bir günlük tutarken karşı duvardaki süslü goblene bakıyordu. Acı bir gülüş yüzüne yerleşti ve sonra ayağa kalktı. Yavaşça açık pencereye doğru ilerleyip elinde hala Tom Riddle'ın günlüğü varken yükselen güneşi izledi. Ona baktı ve sonra ufku inceledi. Yüz hatları sertleşti.

"Haydi, karanlık gelsin."

Sonraki Bölüm: Bir Black'in En Kötü Kabusu

Çeviren: Luthien
2005 - 2008 © Harry Potter Cafe
Yukarı Çık
unbroken universe Anasayfa | Üye Ol | Forum | Galeri | Kullanım Şartları | Hakkımızda | İletişim unbroken universe
Copyright © 2005-2007 HarryPotterCafe.com
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-No Derivative Works 3.0 License.