Harry Potter Cafe
Harry Potter Cafe | Forum Harry Potter Cafe | Resim Galerisi Harry Potter Cafe | Üyelik
Unbroken Universe - Hatırlanan Sözler | Yorumlar
The Unbroken Universe | Kitap 1 ~ Unutulmayan Sözler The Unbroken Universe | Kitap 2 ~ Hatırlanan Sözler The Unbroken Universe | Anasayfa
The Unbroken Universe

Üçüncü Bölüm: Slytherin, Gryffindor'a Karşı

"Beni Sirius'un almasını bekliyordum," dedi Harry, kelimelerin ağzından kötü çıkmamasına çalışarak. Her şeyden önce, Hogwarts'ın, müdürüne her zamankinden de fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Ama Remus sadece gülümsedi.

"Sirius bu aralar ne kadar sinirli olunabiliyorsa o kadar sinirli, Harry," diye cevapladı. "O ve baban bu aralar birbirlerine bağırıp, anlamsız kavgalar ediyorlar." Remus omuz silkti. "Bundan öte, kısa çubuğu çeken bendim."

"Neyi?"

Müdür hafifçe kıkırdadı. "Önemli değil. Bu bir Muggle alışkanlığı; bunu duyduğunu sanmıyorum. Sonuç olarak babana kötü haberi getirme işi bana düştü."

"Kötü haber ne?" diye sordu Harry dikkatlice, bu konuşulanlardan pek de hoşnut değildi.

Ama babasının eski arkadaşı, sessizce St. Mungo'ya girip, danışmadaki cadıyı geçerlerken cevap vermedi. Harry'nin aklı karışmış bakışları Remus'u hiç etkilemeden üzerinden akıyor gibiydi ve sonunda iç çekerek birazdan öğreneceğini kendine hatırlattı. Buna rağmen Harry için düş kırıklığını içinde saklamak oldukça zordu ve patlamak üzere olduğunu hissediyordu. Bir önceki gün annesi Hogwarts'a geldiğinden beri kimsenin yanıtlamadığı birçok soru düşünüyordu. Yoldaşlık'ın toplandığını biliyordu ama nedenini bilmiyordu. Dumbledore ve Arabella, diğer sayısız insanlarla beraber ölmüştü - ama bunun ötesinde hiçbir şey bilmiyordu.

Bu sabahki kahvaltı, Yoldaşlık'ın orada olmasıyla çok ilginç geçmişti ve tüm çocuklar etraftaydı. Hogwarts artık yarı deli evi, yarı toplantı noktası haline gelmişti ve Harry daha önce hiç bu kadar çok korkmuş yetişkinlerle çevrilmiş olduğunu hatırlamıyordu. Bunu kimse elbette söylemedi ama hava çok gergindi ve herkes diken üstünde oturuyordu. Bakanlığa yapılan saldırı beklenmedik bir şeydi ve Harry, tüm yaz boyunca bunun sonuçlarının devam edeceğini düşünüyordu.

"O zaman Sirius nerde?" diye sordu Harry sonunda.

"Bakanlıkta. O ve Seherbazlar hala yıkıntıda yaşayan var mı diye bakıyorlar." Remus, Harry'ye bir köşeyi döndürüp uzun bir koridorda yürüttü. "Neredeyse dün ve tüm geceler boyunca sürekli oradaydı."

"Ah." Harry yutkundu. "İşler kötüye gidiyor, değil mi?"

Remus, Harry'nin gözlerine bakmak için döndüğünde bu kadar sakin olması Harry'i şaşırttı. "Evet, öyle" diye cevapladı. "Ama her şeyin kaybolduğunu söylemiyorum. Henüz değil."

"Bazı aileler şimdi teslim olmamız gerektiğini söylüyorlar," dedi Harry sessizce.

Bu görüş, Remus'un kafasının kalkmasına neden oldu; gözleri birden keskinleşti. Bu Harry'nin daha önce bir kez gördüğü güçtü, Malfoy'un karşısında ezildiği aynı acımasız bakış... Birdenbire müdür tehlikeli görünmüştü. Sesi çok yumuşaktı ve çok kontrollüydü. "Bunu kim söyledi, Harry?"

"Tam olarak emin değilim... Fred böyle bir şey duyduğunu söylemişti," diye cevapladı aceleyle. Her şeyden önce Harry bu tür görüşlerin çok da önemli olduğunu sanmıyordu ve kimin söylediğini de bilmiyordu - ama Remus bu güven eksikliğini çok ciddiye almış görünüyordu - çok ciddiye.

"Ah." İfade geçmişti ve artık Harry, hayatı boyunca tanıdığı Remus Lupin'in yanında duruyordu. "Sonunda geldik."

Dördüncü katın garip bir kapısının önünde durdular; dışında iki Seherbaz vardı ama Harry ve Remus'un geçmesine izin verdiler. Annesinin neredeyse bütün sabah hastanede olduğunu biliyordu; sonunda Peter onu zorla Hogwarts'a getirip uyutmuştu. Harry, onu soru bombardımanına tutmamak için kendini zor tuttu ve Remus'un onu hastaneye götürme teklifiyle ödüllendirildi. Harry bunu beklemiyordu ama hemen atladı. Bir şeyi bilmemek onu deli ediyordu.

Ama babasının özel odasına ayak bastıkları anda Harry, keşke gelmemiş olsaydım diye düşünüyordu. Daha önce babasını hastanede ziyaret etmiş olmasına rağmen (ki son seferki ziyaret senenin başlarındaydı) onu hiç bu kadar korkunç görmemişti. Yüzünün her tarafı mor yaralarla kaplıydı ve çarşafların içinde küçük görünüyordu... Babasının durumu hakkında uyarılmasına rağmen Harry şok oldu. Babasının bacakları güçsüz ve cansız gibiydi; belliydi ki daha şifacılar James Potter'ın aniden felç olmasına bir çare bulamamışlardı.

"Aylak! Harry!" ama hala aynı gülümseme Harry'nin babasının yüzüne yapışmıştı. "Burada ne yapıyorsunuz?"

"Lily sana geleceğimizi söylemedi mi?"

"Bana birisinin Harry'yi getireceğini söyledi ama senin Hogwarts'ta kalacağını düşünüyordum." O ve Remus birbirlerine belirgin bir bakış attılar ve sonra Harry'nin babası ona dönüp gülümsedi. "Endişelenme. Göründüğü kadar kötü değil."

"Peter senin yürüyemediğini söyledi," diye cevapladı sessizce.

Babası hafifçe tereddüt etti. "Şey... daha değil," diye belirtti. "Ama iyi olacağım. Şu anda Şifacılar her şeyi nasıl düzeltecekleri konusunda biraz sorun yaşıyorlar."

"Ama basit olması gerekmiyor mu?" diye sordu Harry. "Demek istediğim eğer arkan kırıldıysa onu hemen iyileştirmeleri gerekmez mi?"

Gözünün bir köşesiyle Remus'un kaşlarını çattığını fark etti.

"Ben de böyle düşünüyordum," dedi babası omuz silkerek. "Ama sanırım bu ondan biraz daha karmaşık bir şey. Şu anda belimden aşağısını hiç hissetmiyorum... ama bu değişecek, Harry. Merak etme."

Harry dudaklarını ısırdı. "Emin misin?"

"Evet, eminim." Harry yatağa otururken daha büyük bir el kendi eline uzandı ve akmak için can atan gözyaşlarını zor durdurdu. On bir yaşındaydı ve bu yaş da ağlamak için çok büyük bir yaştı. Harry gülmeye çalıştı ama başarısız oldu. Babası elini sıktı. "Her şey düzelecek."

"Tamam." Ne yapacağını bilemeyerek başıyla onayladı - ama babası bu konuda çok emin görünüyordu ve Harry buna güvenmek zorundaydı. Yapamazsa ne olurdu, bilmiyordu.

"Seni buraya getiren ne, Remus?" diye sordu babası hafifçe, belliydi ki Harry'nin iyiliği için konuyu değiştiriyordu.

"Haberler getirdim," diye yanıtladı müdür. "Hem iyi hem de kötü. İlk önce hangisini duymak istersin?"

"Önce kötü olanı söyle," diye cevapladı hemen. "Bugünün daha da kötü olabileceğini sanmıyorum ya, her neyse."

Remus kıkırdadı. "Bekle de gör."

"Ah, şimdi içimde sıcak ve huzurluyum. Sadece söyle, Aylak."

"Kötü haber, Fudge'un şimdiden bir sonraki Sihir Bakanı olmak için harekete geçmesi."

Harry'nin annesinin orada olmaması iyi bir şeydi çünkü bu haberden sonra kocasının ağzından çıkan yorumlara pek de sıcak bakmayabilirdi. Buna rağmen Remus'un ifadesinden onun da James'in bu kirli düşüncelerine katıldığı ve bu tür bir yoruma karşı olmadığı belli oluyordu. Kendi açısından Harry sadece yatakta oturup dinledi; Cornelius Fudge'u pek de tanımıyordu ama Sihirli Afetler Dairesi başkanının çok fazla politik olduğunu ve büyülü dünyanın görüp görebileceği en kötü lider olduğunu biliyordu. Hatta annesi bile Fudge'dan çok nefret ediyordu ve bu da gerçekten büyük bir şeydi.

Remus, Harry'nin babasının küfrünü bitirmesini bekledi. "İyi haber de onun karşısında bir şansı olacak birini bulmamız."

"Bu rahatlatıcı. Kim peki?"

"Sen."

Harry hiç bu kadar açılmış bir çene ve böyle bir şok ifadesi daha önce görmemişti ve başka koşullarda olsaydı gerçekten komik olurdu. Ama şu anda sadece korkutucuydu - Remus gerçekten ciddi olamazdı. Babası Sihir Bakanı mı olacaktı? Tamamen delilikti!

Uzun süren anlaşılmaz kekelemelerden sonra James Potter, oğlunun sessizliğine hak verip ona katıldı. Birkaç kez gözlerini kırpıştırıp ağzının kontrolünü ele geçirene kadar kapatıp açtı ve sonra arkadaşına bakakaldı. Ama yüzündeki ifade arkadaşça olmaktan başka her şeye benziyordu ve bakışlar öldürebilse, Harry'e göre Remus Lupin en azından ölümcül yaralanırdı. Sonunda, babası mantıklı bir cümle kurabildi.

"Bu acınacak bir şaka, dostum."

O mavi ciddi gözler hiç tereddüt etmedi. "Şaka yapmıyorum, James."

"Yapsan iyi olur," dedi arkadaşı karanlıkça.

Remus sadece baktı.

Harry'nin babası da bakışlara karşılık verdi.

Okul Müdürü tek ince kaşını kaldırdı ve kaçınılmaz patlamayı bekledi. çok uzun beklemek zorunda kalmadı.

"Hayır."

"Hayır mı?" dedi Remus masumca.

"Hayır," diye yapıştırdı James. "Hayır, bu işi almamın hiçbir lanet olası yolu yok. Asla. Cesedime-bile-yaptıramazsın hayır. Bu olmayacak. Bir milyon yılda bile olmayacak."

"Ah. Anladım."

"Remus!"

"O zaman söyle James, önerin nedir," diye cevapladı müdür neşeyle. "Eminim ki güçlü ve Fudge'dan adaylığını alacak kadar işi iyi bilen birini tanıyorsundur. Dikkatini çekerim bu kişi aynı zamanda Yoldaşlık üyesi de olmalı - tercihen İç çemberden ve dikkatini çekerim onların sayısı da son günlerde oldukça azaldı." Remus'un gülümsemesi kayboldu. "Ama eminim ki bunlara uyan biri vardır. Senden başka."

Harry'nin babası öfkeyle baktı.

"Sana ihtiyacımız var, James," diye devam etti Remus o sakin sesiyle. "İnsanlara güven verecek birine, güvenilecek birine ihtiyacımız var. Öncesinde de, sonrasında da yapılması gerekeni yapmaktan korkmayacağını kanıtlamış birine ihtiyacımız var. Sana ihtiyacımız var."

Babası gözlerini kırpıştırdı ve Harry, yüzündeki öfkenin gittiğini gördü. Bir dakika sonra dudaklarını ısırıp dilini yuvarlarken Remus'a mutsuzca bakıyordu. İkisi de bir süre konuşmadı; sadece birbirlerine kimin önce pes edeceğini bekler gibi baktılar. Sonunda başka yere bakan James oldu.

"O zaman Sirius olsun," diye şikâyet etti.

Hafif bir gülümseme Remus'un yüzünde belirdi. "Yani yapacak mısın?" diye sordu sessizce. "Bu senin seçimin, James..."

"Evet," diye öfkeyle homurdandı Harry'nin babası. "Elbette öyle." Gözlerini yuvardı. "Kirli oynadığını biliyorsun. Çok kirli. Bu uygunsuz, Remus. Senden daha iyisini beklerdim."

"Arkadaşlarımdan olmalı."

James nefesinin içinden bir şeyler fısıldadı ve Remus buna güldü.

"Bu neydi?" diye sordu.

"Evet dedim, lanet olası puşt herif!" diye yapıştırdı Harry'nin babası. Ama sesinde hiç öfke yoktu. "Lanet olsun sana!"

"Doğru konuş, James," diye azarladı Remus onu kıkırdarken. "Odada çocuklar var."

Harry, babası omuz silkip kayıtsızca devam ederken güldü, "Daha kötülerini de duydu."

"Evet, ama Lily duymadı..."

"Ona söylersen, Aylak, seninle bir daha hiç konuşmam!"

Remus buna kahkahalarla güldü. "Eminim konuşmazsın."

"Sen-"

Harry de Remus da aynı zamanda tam olarak aynı şeyi düşünmüş gibi görünüyordu; gülerek ikisi de asalarını yastıklara doğrultarak James'in yüzüne çarpmasına neden oldular. Ama ikinci kez yapmaya çalıştıklarında artık havadan kuş tüyü yağmaya başlamıştı ve üçü de gülüyordu. Bazen ailesinin yanındayken dışarıdaki karanlık dünyayı unutmak daha kolay oluyordu; bu az dakikalar boyunca Harry köşede bekleyen karanlığı ve her adımlarında peşlerinden gelen kötülükleri unutabiliyordu.


"Severus..." dedi kısık ses ve Snape titrememek için kendini zor tuttu. Bu kadar zamandan sonra bile sesini normal tutmak çok zordu.

"Lordum."

Tek güzel şey yalnız olmalarıydı. Hatta Malfoy bile yoktu ve bu da çok garipti ama yine de eğer Karanlık Lord onu öldürecek olsa bunu özel yapmayacağını biliyordu. Hayır, bir hainin ölümü herkese gösterilirdi - gölgelerde ya da karanlıkta gizlice yapılan bir şey olmazdı. Severus, bir Muggle'ın Karanlık Lord'a şov ustası diyebileceğini düşündü ve bu düşüncenin nerden geldiğini merak etti.

Kaşlarını çatmamak için kendini zor tuttu. Bu tip düşünceler bir Slytherin'e yakışmıyordu ve bu da Muggle-aşığı-Gryffindorlarla çok fazla zaman geçirdiğini kanıtlıyordu - Dumbledore'la. Düşünce onu birden yakaladı ve neredeyse kontrolünü kaybettirecekti. Birden soğuk hissetti. Albus bir Gryffindor'du. Sadece bunca yıldır ruhunu kapatarak elde ettiği deneyimler sayesinde hemen saldırmadan durabildi - ama öfkesinin saklı olması gerçek olmadığını göstermiyordu. Seni piç kurusu, diye düşündü ifadesiz yüzünün altından. Kendini bunu unutmaya zorladı ve sonra da acısını yok etmeye çalıştı ama başaramadı - ama denemekte de bir anlam yoktu. Voldemort, Dumbledore'u öldürmüştü.

Bir kere gizlice, onu kimsenin göremeyeceği bir yerde ağlamıştı. Ona kalsa bunu yapmazdı. Snape asla yaşlı adam için gözyaşı döktüğünü itiraf etmezdi hatta bunu anlayacak insanlara bile - ve kendine dürüst olduğunda onlardan az kişi olduğunu söylüyordu. Ama Severus Snape ağlamazdı. Artık değil - otuz yıldır hiç gözyaşı dökmemişti. Ta ki gerçeği bulana kadar.

Albus ölmüştü ve her şey değişti.

Remus'un bu konuda haklı olduğunu biliyordu. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ama maalesef birçok şey de aynıydı... ve yine Karanlık Lord'un önünde eğilip duyabilecek herhangi bir tanrıya hain olduğunun ortaya çıkmamış olması için dua ediyordu. Hayatında ilk kez Severus, Sirius Black'le aynı fikirdeydi; Bakanlığa yapılan saldırıdan haberinin olmamasının başka açıklaması yoktu. Hatta Karanlık Lord bile onun katılmayacağını bilse de (bunun için tek özrü Hogwarts'taki işi olurdu), Severus bunu bilmeliydi. Lucius Malfoy ve Bellatrix Lestrange'den sonra üçüncü en yüksek rütbeli Ölüm Yiyendi ve böyle önemli bir akından mutlaka haberi olması gerekirdi. An azından bir şeyler planladıklarını bilmeliydi.

Ama hiçbir şey bilmiyordu. Ve artık gerçekten korkmaya başlıyordu.

"Yüksel." Emir, bir dakikalık huzursuz bir sessizlikten sonra geldi ve ne kadar Snape kendine bunun idamı olamayacağını söylese de kendini rahatsız hissetti. Neler dönüyordu? Ama denileni tereddüt etmeden yaptı. Bir Ölüm Yiyen için başka seçenek yoktu. Böylece sessizlikle bekledi, Voldemort konuşana kadar sessizliğin ne kadar karanlık olduğunu hissetti.

"Hogwarts'ın nasıl olduğunu anlat."

Bu beklediği şey değildi; Snape cevaplamadan önce derin bir nefes aldı. "Endişeli, Lordum," dedi dikkatlice. "Anka'nın gelmesi beklenmiyordu ve Lupin'in... terfisi. Birçok Zümrüdüanka Yoldaşlığı üyesi Dumbledore'un ölümünden hiç de memnun değil."

"Elbette..."

Bu doğruydu ama tüm doğru değildi ve herhangi bir standarda göre hafif yalandı. Bazen Snape, Voldemort'un bu yarı-doğruları ve kelime oyunlarını fark edip etmediğini merak ederdi. Daha ölü değildi ama hala bazen durumda ne kadar kontrolü olduğunu merak ediyordu. Kaç taraftayım acaba? diye sordu Snape sessizce kendine, içi buz keserken. Ama hislerini uzaklaştırdı. Bunu yapmaya alışkındı. Bu var olmasının bir bedeliydi.

"Çok kişi korkuyor, Lordum," diye devam etti sessizce. "Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın Hogwarts'ta toplanmasına rağmen korkular devam ediyor. Lupin, Dumbledore değil ve Potter ciddi şekilde yaralandı. Bu kombinasyonlar birçok kişiyi sizin tarafınıza çekmeye yeter."

"Hogwarts çalışanları ne durumda? Herhangi bir arkadaşın başka tarafa geçmiş gibi hissediyor mu?"

"Bilmiyorum, Lordum." Snape tereddüt etti. "Belki Vector ya da Trelawney ama diğerleri korkuya fazla dayanaklı. Özellikle Fletcher, herhalde yakında ölür.

"Konferans vermeni istemedim, Severus."

Yarı-azarlamaya karşı hemen başını eğdi. "Affedin beni, Lordum. Bunu yapmak istemedim."

"Elbette ki istedin," diye öfkeyle homurdandı. "Zeki olmayan müritlerim bana hep sınırlı kapasiteyle hizmet ederler ve senin cüretin beni hiç şaşırtmadı. Ama çok uzağa gitmekten sakın. Sabrım sınırlıdır."

Bunun oldukça farkındayım, diye düşündü içinden ve hemen cevap verdi: "Evet, Lordum."

Karanlık Lord bir dakika boyunca daha sessiz kaldı, herhalde bir sonraki kelimelerini düşünüyordu. Snape için nefesini tutmamak zordu; Voldemort, Severus'un bir hain olduğunu düşündüğü belirtileri göstermese de olasılık her zaman vardı - ve artık her zamankinden de fazlaydı. Dikkat et, Severus, dedi kendine hızlıca. İhtiyatlı davranırsan belki yaşarsın. Bu komik bir düşünceydi; dikkatsiz olduğu kadar komikti. Yaşamak, daha önce öğrendiği gibi çok da istediği bir şey değildi.

"Lupin, senin tahmin ettiğinden daha önemli bir konu haline geliyor," dedi soğuk ses sonunda, Snape'in içinde titremesine neden olarak. Hayır Lupin, senin tahmin ettiğinden daha önemli bir konu haline geliyor, diye düşündü acıyla, ama bunu itiraf etmezsin değil mi? Ama neyse ki Voldemort, Ölüm Yiyen'inin nerdeyse dışa vurduğu düşüncelerini fark etmeden devam etti: "Elbette ki zamanla böyle bir baskıyı kaldıramayacağını kanıtlayacak. Katılmıyor musun?"

Daha önce hiç bu kadar anlam yüklü bir soru yöneltilmemişti.

"Bunun mümkün olduğuna inanıyorum, Lordum," diye cevapladı Severus dikkatlice.

"Güzel..." dedi Voldemort sessizce, sanki Bakan'ın katledilmesinin doğal sonuçlarını hala düşünürmüş gibi. "Onu izle. Dikkatlice."

Nedeni onu ilgilendirmiyordu. "Evet, Lordum."


Kalan dört Kaçak, Gryffindor üçüncü sınıf erkekler odasında oturmuş sabırsızlıklarından ve düş kırıklıklarından heyecanla bekliyorlardı. Burası diğerlerinden kaçıp sırlarını konuşabilecekleri bir yerdi; Neville, Ginny'yle Ortak Salon'da konuşuyordu ve Percy de ikizlerin yine neler planladığından korktuğundan asla onların odalarına gelmezdi. Buna rağmen bu gizliliği kötüye kullanmıyorlardı. Eğer çok fazla zaman geçirirlerse diğerleri ne yaptıklarını merak etmeye başlardı ve her şey tepetaklak giderdi. özellikle bu planladıkları şey söz konusuysa...

"Bu iş bittiğinde bize büyük bir zaman borçlu olacaksın küçük kardeşim," diye şikâyet etti Fred. İkizinin yüzündeki garip bakış, onun cümlesini aynen yansıtıyordu.

"Ne olduğunu bilmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz?" diye saldırdı Ron.

"Evet, istiyoruz ama-"

"Siz de bizim kadar bir şeyleri bilmemekten nefret ediyorsunuz," diye belirtti Harry.

"O haklı, Fred," dedi George iç çekerek.

"Maalesef. Her şeyin bir ilki vardır."

Ron kızardı. "Hey!"

Ama Harry hafifçe gülümsedi. Bu aslında Ron'un tek işe yarar planıydı; muziplik için bulduğu önceki planlarının hepsi ya olayın başında ya da sonrasında kederli bir şekilde işe yaramamıştı. Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın gizli saklı neyi konuştuklarını ortaya çıkartacak çok iyi bir plan yapmıştı ve bunun gururunu yaşıyordu ama Harry umursamıyordu. Tek umursadığı şey, nelerin döndüğüydü.

"Bizimle misiniz? Değil misiniz?" diye sordu yüzündeki sırıtmayla, ikizlerin böyle bir şansa sırtlarını çevirmeyeceğini biliyordu.

"Elbette ki sizinleyiz," dedi Fred, George homurdanırken.

"Annem bizi öldürecek."

"Buna değer," dedi Ron kendinden emince.

Büyük ağabeyleri sadece gözlerini yuvarladı. "Senin için söylemesi kolay."

"Cellât kütüğünde olacak olan sen değilsin-"

"Yaşamı, uzuvları ve mutluluğu riske atmak, küçük uysal kurbanlık koyunları sever," diye bitirdi George.

Harry inledi. İkizler bazen dram anlarını uzatmakta çok yetenekliydiler. "Öyleyse ne zaman gidiyoruz?" diye sordu. "Şu anda toplantıdalar, biliyorsunuz ki..."

"Evet," dedi Fred hepsi neşeyle ayağa kalkarken. "Annem bizi öldürecek."

George onayladı. "O zaman işkenceden bir an önce kurtulalım."


Molly Weasley'nin kulakları patlatan çığlığı Harry ve Ron'a her şeyin yolunda gittiğinin işaretini verdi. Harry'nin Görünmezlik Pelerini'nin altında saklanan iki çocuk birbirlerine gülen bakış attılar. Plana göre Fred ve George, hantalca Yoldaşlığın toplantısına kulak misafiri olurken dikkatli Mrs. Weasley tarafından yakalanacaktı. Şu anda uzun adımlarla uzun bir vaaz vermek için ilerliyordu ve ikizler ağızlarını açmamış olsalar da onlar itiraz etmiş de kendisi kabul etmemiş gibi davranıyordu.

"SİZ İKİNİZE İNANAMIYORUM! SANKİ SİZE BİN SEFER YETERİNCE BÜYÜK OLMADIĞINIZI SöYLEMEMİŞİM GİBİ! YOLDAŞLIĞIN İŞLERİ SİZİ İLGİLENDİRMEZ-"

Harry'e başparmağını yukarı kaldırıp işaret verirken, Ron'un gülüşü iyice arttı. Fred ve George Büyük Salon'un etrafında, tanıdıklara da yakalanmamak için fazlaca yaklaşmadan dolaşıyordu. Buna rağmen onların giriş yakınlarındaki varlığından Mrs. Weasley'nin çığlığı, öğretmenlerin Büyük Salon'a girmek için kullandığı yan kapı tarafının temiz olduğunun habercisiydi. Bu yol, Ron'la Harry'nin Görünmezlik Pelerini altında gizlice yürüdüğü yoldu. Kapanın kilitli olmasından korkuyorlardı ama hafifçe açık olduğunu görmüşlerdi. İkisinin de yavaşça Büyük Salona girebileceği kadar bir açıklık vardı ve kimse onların girdiğini fark etmezdi.

Harry omzunun üstünden Ron'daki Çapulcu Haritasına bakarak yalnız olduklarına emin oldu. Mrs. Weasley ana kapıyı kapatınca sesler Harry tarafından duyulmaz oldu (Harry başkasının da kapıya sessizlik büyüsü yaptığından şüpheleniyordu) ama haritaya göre hala Fred ve George'la birlikteydi. Tekrar zafer dolu bakışlar paylaşarak iki çocuk, Zümrüdüanka Yoldaşlığı'na baktı.

Ve bu ne büyük bir kaostu.

Harry hiç Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın bu kadar büyük olduğunu düşünmemişti. Uzun masaların yerleri değiştirilerek bir kare oluşturulmuştu ve basit oturma sıraları rahat görünen sandalyelerle değiştirilmişti. Neredeyse her sandalye doluydu ve hepsinde de gergin ama tanıdık yüzler oturuyordu. Birkaç Profesör'ü orada görünce hafifçe şaşırdı: Sinistra ve Vector yan yana oturup aynı kaş çatışıyla bakıyorlardı. Yokluğu pek de göze çarpmayan, Snape'ti.

Bir çift kızıl saçlı adam ortalarında bir boş sandalye bırakarak oturmuştu; Harry, bu koltuğun Mrs. Weasley'e ait olduğunu düşündü. Onlardan fazla uzakta olmayan annesi, Peter ve adını bilmediği bir cadının arasında oturuyordu.

Sessiz ve kararlı Seherbazlar en uzak tarafta oturup, iki sorun çıkartıcıya bakıyorlardı. Nerdeyse birbirinin aynısı sert bakışlarla bakıyorlardı; çok fazla şey gördüklerini söyleyen yüzlerden karanlık bakışlar... Ama Seherbazlar sessizliklerini sürdürüyorlardı. En yeni liderlerinin sağında kırılamayacak bir sıra oluşturarak, kızışan tartışmalar karşısında sadece izliyorlardı. Şimdi onlardan az kalmıştı; ama onların varlığının birleştirici gücü Harry'de yok olmamıştı. Onlar Büyücü Dünyası'nı korkudan koruyan duvardılar. Bu duvar belki şimdi çatlamıştı ama kırılmamıştı. Henüz değil...

Seherbazları izlerken Harry birden Sirius'a bakmaya başladı; masanın en başında çenesini yorgun ellerinde tutarak masaya yaslanmıştı. Genelde parlak olan gözleri büyüyen tartışmayı izlerken matlaşmıştı; Harry'nin vaftiz babası yorgunca ve dinlemeyerek oturuyordu.

Sol masanın en ortasında Remus fırtınanın ortasında sakince oturuyordu. Fawkes, sandalyesinin arkasına tünemişken, o da sakin ve sessizce oturuyordu; hem müdür hem de anka kuşu, insanlar bağırarak tartışırken ilginç gözlerle izliyorlardı.

Tartışmanın ne hakkında olduğunu anlamak Harry'nin birkaç dakikasını almıştı; herkes aynı anda konuşuyordu ve kızgın bir sesi diğerinden ayırmak zordu. Buna rağmen dikkatle dinlediği birkaç dakikadan sonra iki noktada anlaşmazlık olduğunu anlamıştı; birinci olarak tüm Seherbazları direk olarak Zümrüdüanka Yoldaşlığına dâhil etmeyi ikinci olarak da Bakanlığa yapılan saldırıyla nasıl başa çıkılacağı konusunda anlaşmazlık vardı. Düşmekten, halkın baskısından ve Muggleların tepkisinden endişeleniyorlardı - Seherbazların hiç yıkıntılar arasında yaşayan bulamadığını eklemiyorlardı bile. Paranoya giderek yükseliyordu ve hiç yaşayan bulunmaması Seherbazların diğer tarafta olduğunun göstergesi gibi düşünülüyordu.

Bu mantık Harry'e hiç uygun görünmedi ama o problemin bir parçası değildi. Bir cevabında parçası değildi elbette ama yetişkinlerin tartışmasını izlerken genç bir fikre ihtiyaçları olduğunu düşünüyordu. Eğer yetişkin cadılar ve büyücüler stres altındayken doğru düşünemiyorlarsa belki de onlara yol gösterecek birilerine ihtiyaçları vardı. Tartışmalar uzadıkça iyice hafif bir dürtmenin zarar getirmeyeceğine inanmaya başlamıştı. Ama annesine ya da Mrs. Weasley'e bunu söylese onun asla yaşlı ve ak saçlı olmadan Yoldaşlık işlerine katılmalarına izin vermezdi ve savaş da çoktan sona yaklaşmış görünüyordu.

Harry öfkeyle homurdanmamak için kendini zor tuttu. Neden savaşın bizi de etkilediğini göremiyorlar? Onların hissettiği acıların ve duyguların aynısını bizde çok genç olsak da hissediyoruz - ve gerçekten anlıyoruz! İçindeki kızgınlığı tutmak için dişlerini birleştirdi. Bunun bir parçası olmak istiyorum. Karanlıkta bırakılmak istemiyorum.

Bazen annesi bile Harry sanki savaştan uzak, pamuklu ve rahat bir dünyada yaşıyormuş gibi davranıyordu. Bazen onun, Harry'nin de kaybı, acıyı ve sertliği unuttuğunu sandığını düşünüyordu. Bu dakikadan önce Harry, ailesinin haklı olduğunu - bilmediğini - düşünüyordu ama şimdi biliyordu. Eski Bakan Yardımcısını "Bella Teyze" olarak bilirdi ve çocuk gibi onun ölümünü göreceğini aklına getirmemişti ve eski bakıcısı olmadan bir dünya hayal etmek zordu. Bu savaşta çok şanslı olmuştu - ölen kimseyi tanımıyordu. Büyük babası ve annesi onun doğumundan önce ölmüştü ve David'le Diana Potter'ın Voldemort'un öfkesinin kurbanları olduğunu bilse de, birlikte büyüyüp sevdiği birinin ölümünü hiç görmemişti.

Ama şimdi bu tür kayıplar çok fazla ihtimal dâhilinde görünüyordu. Özellikle şimdi - Karanlık Lord saldırıya geçmişken ve Harry on iki yaşındayken bu savaştan herkesin sağ kurtulabileceğini düşünmüyordu.

Ama anne babası, Remus, Sirius ya da Peter olmadan hayatı düşünmek katlanılamazdı. Ron'u, Hermione'yi, Fred'i, George'u ya da Lee'yi kaybetmeyi düşünmek çok fazla acı vericiydi - ama mümkündü. Her şey mümkündü çünkü artık kazanacakları konusunda emin olamıyordu. Işık tarafının Azkaban saldırısının mutluluğu neredeyse tamamen sönmüştü; iyimserlik ve umut artık gittikçe azalıyordu. Voldemort'un harika saldırısından sonra Azkaban ufacık bir şey gibi kalıyordu. Zafer artık köşenin sonunda beklemiyordu.

Ve böyle kendi aralarında tartışmaya devam ederlerse belki de hiç gelmeyecek, diye düşündü Harry sinirle ve sonra Yoldaşlığın tartışmalarına dikkatini verdi.


Sirius yorgun eliyle yüzünü ovalarken olmaması gereken çıkmış sakalını fark etti. Yıllar önce saçlarını hep kısa keserdi ve sürekli tıraş olurdu ama Seherbazlıkta birkaç yıldan sonra saçları uzamış ve keçi sakalı bırakmıştı. Kendi umursamaz karakterine rağmen Sirius temiz olmayı severdi; keçi sakalı her zaman düzenle kesilirdi ve saçlarının hiçbir cehennemde Snape'inki gibi olmasına izin vermezdi. Ama şu anda saçlarının biraz yağlandığı ve bazı görüşlere göre kirli olduğu söylenebilirdi. Seherbazlar bakanlığı terk ettikten sonra kendini temizleyecek vakit bulamamıştı; bunun yerine St. Mungo'ya James'i ziyarete gitmişti ve gittiğinden daha kötü hissederek ayrılmıştı.

Yapılacak hiçbir şey yok, demişti şifacılar. Şimdi buna pişmandı ama bunu tekrar ettiklerinde onlara bağırmıştı. Ama şimdi üç gündür uyumamanın bedeli kendini göstermeye başlıyordu ve Voldemort, Bakanlığa saldırdığından beri Azkaban'da kazandığı kendine hâkimiyetini giderek kaybediyordu. Her şey çok çabuk bitmişti. Sanki dünya kontrolden çıkmışçasına dönüyor gibiydi.

Şimdi Yoldaşlığın genel toplantısında oturmak işleri daha da kolaylaştırmıyordu ve artık başı kalbiyle aynı ritimde zonklamaya başlamıştı. Şimdi Lily saldırıya geçmişti ve Elphias Dodge'u birçok aptal fikrinden vuruyordu... Gerçekten hala Seherbazların Voldemort için çalıştığını düşünebiliyorlar mıydı? Bu kadar aptal olabilirler miydi?

Sirius hafifçe inleyerek Remus'un ve Fawkes'un oturduğu tarafa baktı. Aylak'a ve onun sakinliğine lanet olsun, diye düşündü Seherbaz ekşice. Bu adamın aziz olduğuna yemin edebilirim. Bazen bağırmak iyi geliyordu ve Remus'un da buna başlaması gerektiğini düşünüyordu. En azından yapıcı bir şey yapmaya başlarlardı. Şu anda sadece zaman harcıyorlardı. Aziz Aylak. Hm.

"Sözlerinizde hiçbir mantık yok," diye itiraz etti Lily soğukça. "Fudge'un bile Bakanlıkta olanlar yüzünden Seherbazları suçlamasının hiçbir yolu yok. Eğer buna katılsalardı asla Voldemort'a aralarından ikisini bırakamazlardı."

"Ve bu konuda ne gibi bir kanıtın var? Hepimizin bildiği gibi bu sadece-"

"Sadece ne?" diye sordu Lily. "Kamuflaj mı? Aldatma mı?" Kadın güldü ama o güzel yüzünde bile bu gülümseme soğuk ve sert duruyordu. "Tüm saygımla Ms. Dodge, saldırı sırasında sizin elinizde asa görmedim ve hayatınızı kurtaran insanlara karşı bu gösterdiğiniz teşekkür çok zayıf."

"Ne cüretle bana korkak dersin?" dedi Dodge kızarırken. "Ben –"

"Bu kadarı yeter Elphias," dedi Remus birdenbire sessizce, Sirius'un tüm isteklerine cevap vererek. Nerdeyse. Keşke daha yüksek sesle isteseydim...

"Müdür-"

"Kimse sana korkak demiyor," dedi genç büyücü ayağa yumuşakça ve zarafetle kalkarken, ki bunlar onun farkını belirtiyordu, özellikle Sirius'un deneyimli gözlerine. Kaynak onu elbette ki değiştirmişti ve buna alışmak çok da kolay değildi. Remus'un gözleri odada dolaşarak hala ayakta duran insanlara teker teker dikildi. İki taraftan da bazı ayakta duranlar imayı anlayıp oturdular. Kırmızı suratlı Dodge ve diğerleri ayakta durdu. Remus çelik gibi bir sesle konuştu. "Oturun. Lütfen."

Sirius zevkle, hiçbirinin tekrar etmesine gerek bırakmadan oturmasını seyretti. Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın üyeleri yerlerine oturup rahatça yayılırken cübbe hışırtıları duyuldu ve birbirlerine yerlerinden güvensizlikle ve sevmediklerini belli ederek bakmaya başladılar. Birkaç dakika sonra Remus, sesindeki hafif hayal kırıklığıyla birlikte konuşmaya başladı.

"İşin buraya geldiğin, kederle görüyorum."

Sözlerini sessizlik karşıladı ve bu alışılmadık sözler en azından herkesin dikkatini çekti. Sonunda, uzun bir sessizlikten sonra Remus devam etti.

"Her zaman yan yana durmuş olan bizlerin şimdi suçlu birini bulmak için birbirimizi tehdit ettiğimizi görünce kederleniyorum." Sesi kısık ve hayal kırıklığıyla doluydu ve Sirius bunun Yoldaşlığı çok etkilediğini ve bazı yüksek sesli kavgacıların utançla yüzünü çevirdiğini gördü. "Üç gün önce size söylediğim gibi, ancak birlikte durursak hayatta kalırız. Zümrüdüanka Yoldaşlığı her zaman güven üzerine kuruldu. Şimdi güveni hatırlamanızı ve birlikte çalışmayı öneriyorum. Bölünürsek, düşeceğiz ve şimdi bunun için zaman yok."

"Seherbazlar Yoldaşlıkla kalacak. Yasal bir yönetimin ya da Sihir Bakanı'nın yokluğunda her şey biziz. Her şeyden önce, Ölüm Yiyenleri püskürten insanlarla birlikte çalışmamız çok mantıklı."

Bazıları karşı çıkmak üzere ağızlarını açtılar ama Remus sert sesle devam etti.

"Tartışma bitmiştir."

Arkadaşının sözlerini sessizlik takip ederken Sirius odaya göz attı. Remus'un yüzündeki sakin ifadeye bakan biri üzerinde nasıl bir baskı altında olduğunu ve Yoldaşlığın yükünün ona ne kadar ağır geldiğini anlayamazdı. Elbette ki gözlerinin altındaki hafif çizgileri ve sağ elinin başparmağının sinirden seğirdiğini fark etmeyenler için çok fazla sakin ve serin duruyordu. Diğerleri ona şaşkınlıkla ve yeni duymaya başladıkları saygıyla bakıyorlardı – Yoldaşlık onun liderliğini kabul edebilirdi ama bazı gözlerde Dumbledore'un yerini asla dolduramazdı.

Ama bugün, zaten onun yerini doldurmak zorunda olmadığını kanıtlıyordu. Remus Lupin tek başına güçlü ve nadir bir insandı ve kendi olması yeterliydi. Çoğu kişi onu, söyleyecek önemli bir şeyi yoksa konuşmadığı için yumuşak başlı görürdü. Sessizliği güçsüzlük olarak algılıyorlardı. Oops.

"Diğer Yoldaşlık işine geçecek olursak," diye devam etti müdür canlıca. "Peter, Avrupa'nın geri kalanıyla görüşme çabaları nasıl gidiyor?"

Kısa arkadaşları hantalca ayağa kalktı, hala kalabalık karşısında duraksıyordu. "Pek iyi değil," dedi hafif titreyerek. "Yeni bir hükümetimiz olana kadar kimse benimle uğraşmak istemiyor."

Üstünün ölümünden sonra Peter fiilen Uluslar Arası Sihirsel İşbirliği Bölümü'nün Başkanı olmuştu. Onca diplomatik gezilerden ve gergin görüşmelerden sonra bile Peter Pettigrew, diğer hükümetlerin onu dinleyeceği kadar güçlü bir karaktere sahip değildi. Peter derin bir nefes aldı.

"Ayrıca onların Kim-Ol– Voldemort'un bizim problemimiz olduğunu düşündüklerini sanıyorum," diye ekledi sessizce. "Kimse buna dahil olmak istemiyor. Eğer onu yeterince görmezden gelirlerse herhalde başını alıp gideceğini düşünüyorlar."

Kızgın sesler ve homurtular her sandalyeden yükseldi ama Remus başıyla onaylayınca kimse konuşmadı. "Teşekkür ederim."

Peter rahatlayarak yerine otururken Sirius bir saniyesini ona başparmağıyla işaret vermek için harcadı. Zavallı Kılkuyruk hep kalabalıklardan ve testlerden nefret etmişti – Peter'a baskı yapmak onu yıkmak gibi bir şeydi ama görünüşe göre bunda giderek iyileşmeye başlıyordu. Her şeyden önce Bakanlıkta James'in hayatını kurtarmıştı ve kırılmamıştı. Bu adamı zamanın ve şansın değiştirdiği söylenebilirdi.

Peter'ın minnet dolu gülüşü Sirius'un baş ağrısını biraz olsun azalttı. Daha önceden öğrendiği gibi arkadaşlar dünyadaki her şeyden daha önemliydi.

Ama Remus adını söylüyordu ve Sirius ayağa kalkarken yorgunluğunun kemiklerinin daha fazla ağrımasına neden olmamasını diledi. Kirli cübbesini düzeltirken düşüncelerini toplamak için zaman kazandı ve boğazını temizleyerek konuştu.

"Hepinizin bildiği gibi üç gün boyunca Voldemort'un Bakanlığa saldırısından kurtulanları aradık ama bulamadık. Birçok kez Muggle polisiyle karşı karşıya geldik ve birçok Muggle'a kendi amaçlarımız ve kimliklerimizin gizliliği için unutturma büyüleri yaptık ama dışarıda hala az da olsa bir şeylerin ters gittiğini bilen Mugglelar var. Şimdilik basınları Bakanlığın patlamasını bir terörist saldırı olarak görüyor ama yakında akıllanmaya başlarlar.

"Tabi ki bu bizim en büyük problemimiz değil. Yapmamız gereken şey karşı saldırıya geçmek ve bunu hemen yapmak, en azından-"

Sirius bu fikre karşı çıkılmasını bekliyordu ama hiç bu kadar güçlü olacağını tahmin etmemişti. Öyle görünüyordu ki odadaki her ağız ona doğru bağırıp karşı çıkıyordu. İç çekmemeye çalışarak Remus'la göz göze geldi ve arkadaşının hafifçe omuz silktiğini fark etti.

Görünen oydu ki bu akşam çok çok uzun olacaktı.

Sonraki Bölüm: Sonuna Kadar Seçimler

Çeviren: Luthien
2005 - 2008 © Harry Potter Cafe
Yukarı Çık
unbroken universe Anasayfa | Üye Ol | Forum | Galeri | Kullanım Şartları | Hakkımızda | İletişim unbroken universe
Copyright © 2005-2007 HarryPotterCafe.com
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-No Derivative Works 3.0 License.