Otuz İkinci Bölüm: İç Çember
Yeni bir antrenmana hazırlanmak üzere yeniden düello alanındaydılar. Jones bir köşede asasıyla bir dizi ısınma hareketi üzerinde çalışıyordu, ama Sirius basitçe duvara yaslanmakla yetinmişti, yeni cüppe takımının kollarını düzeltmek için çekiştiriyordu. İçten içe sıkılmıştı, başlamak için hazırdı — bu, bir kaç gündür yaptıkları dördüncü antrenmandı ve Sirius bu işten tamamen usanmıştı. Uzaktan Görme Büyüsü'nü keşfetmesinin ardından iki gün geçmişti ama daha fazla bir şey öğrenememişti, oysa ki kabuslar, canını sıkmaya devam ediyordu. Mümkün olan her dakikasını birlikte harcadığı arkadaşları ve Julia, hayatının tek aydınlık noktalarıydı.
Hesita Jones ise, kesinlikle günlerin en negatif parçasıydı ve şu anda ona doğru yürümekteydi. Sirius onun yaklaştığını görmezlikten geldi, duvara yaslanmayı ve cüppesini çekiştirmeyi sürdürerek, kadının ilk sözünü söylemesini bekledi. Bu soru zaman hakkında. diye aklından geçirdi ekşi ekşi, esnemesini bastırarak. Yirmi dakikada pratik için kaç asa hareketi yapabilirsin? Gözlerini yuvarlamamak için cüppesini çekiştirme işine iyice konsantre olması gerekti.
"Geç kaldın?" diye kabaca sordu Jones.
"Onun gibi bir şey."
"Ya?" diye sordu kadın. "Basit 'bir şey' mi? Belki de arkadaşlarınla fazladan vakit geçirmişsindir?"
"Sen neden bahsediyorsun?" Kadının ses tonundaki garip tını, Sirius'un bakışlarını yukarı kaldırmasını sağladı. Kabusları yüzünden doğru düzgün uyumamış olduğunu söylemeye meyilli değildi ve kadının kendisi hakkında ne düşündüğünü hiç umursamıyordu ama bu tavır oldukça kötüydü.
"Ölüm Yiyen'lerle düşüp kalkmaktan bahsediyorum, Black?" diye hırladı Jones.
"Ha?" Adam ona boş boş baktı.
Kadının dik bakışları yakıcıydı. "Ölüm Yiyenler'le ahbap olup olmadığını sordum."
"Kendine bir Anti-Confundus Büyüsü yapıp soruyu yeniden sormak ister misin?" diye bilmek istedi Sirius gözlerini devirerek. "Sonra benim nasıl bir durumda olduğumu düşün ve kendi kendine cevapla."
"Julia Malfoy'u kastediyorum."
"Ha. Onun hakkında ne biliyorsun?" diye kayıtsızca diklendi Sirius Seherbaza, ama Jones ona daha da yaklaşmaya meyillendi, yavaşça konuşarak ve gözlerinden tehditler saçarak.
"Ölüm Yiyen olduğunu biliyorum," diye hırladı Jones. "Altı aydır onun dosyası üzerinde çalışıyorum. Yani, eğer kendini bir hain diye damgalanmış olarak bulmak istemiyorsan, bir an önce aklını başına toplasan iyi edersin."
Sirius öfkeyle homurdandı. "Bahse girerim, geçenlerde o dosyanın kapandığını keşfettin, değil mi?"
"Söylediğin şey hakkında hiç bir fikrin yok." diye tükürdü kadın.
"Öyle mi?" diye meydan okudu adam, şeytanca sırıtarak. "Kapandı, değil mi? 'Kanıt yetersizliği' sebebiyle, muhtemelen? Belki de, artık bizim tarafımızda olduğu içindir..."
"Ona inanmadın heralde," diye dişlerini şaklattı Seherbaz. "O bir Malfoy!"
"Ve ben de bir Black'im," diye karşılık verdi Sirius. "Senin sorunun ne? İnsanların ne olduğunu seçimleri belirler. Kanları değil!"
"Bunu senin söylemen ne kadar hoş."
"Gerçekten evet, öyle," diye cevapladı adam. "Eğer şimdiye kadar kendi kanına karşı gelen bir örnek varsa, bu benim. En iyi arkadaşlarımdan biri Seherbaz'dır. Bir diğeri kurtadam. Bir tane de Muggledoğumlu var. Hatta erkek kardeşimin bir Ölüm Yiyen olduğundan da bahsedebilirim, ama hayatta kalmak için neler yaptığıma bir bak."
"Senin ne olduğunu biliyorum Black ama asıl mesele, sevdiklerine nasıl güvendiğin değil."
Sirius sonunda duvara yaslanmayı kesti ve dimdik durdu, artık kadına yukarıdan bakıyordu. "Ben de bir tek şey biliyorum, o da, benim hakkımda ne düşündüğünün umurumda olmaması," diye hırladı. "Nerede olduğumu ve ne yaptığımı biliyorum; ve seninkiyle aynı sebep için burdayım — Voldemort'u yenmek için. Bu yüzden, bana bir deli veya Ölüm Yiyen'mişim gibi davranmayı bırakırsan, çok daha hızlı yol alacağız."
"Bir gün, sakladığın tüm sırları açığa çıkaracağım ve o zaman, senin gerçekten hangi tarafta olduğunu hep beraber göreceğiz." diye homurdandı Jones.
"İstediğin her yeri ara," diye cevapladı Sirius. "Sakladığım hiç bir şey yok." Ama düşünceleri bir anlığına karardı. Hala anlamadığım, üzerime yerleştirilen büyü dışında. Voldemort'un beni böyle körü körüne ve eğer mümkünse canlı olarak istemesinin sebebi dışında. Ve bu savaşta bir kilit olduğum gerçeği var ve sebebini bilmiyorum.
"Eminim," diye kızgınlıkla parladı kadın. Sirius onun aynen devam edeceğini biliyordu ama artık şüphelenilmekten ve yıpratılmaktan midesi bulanıyordu.
"Başlayacak mıyız?" diye sözünü kesti. "Sonuçta konuşmaktan daha fazlasını yapmak için buradayız."
Eğer bakışmak öldürmeye yetseydi, kadının üzerine bir Avada Kedavra yollamış sayılabilirdi.
Herşeye rağmen, Jones sonunda adama düşmanca bakmaktan yorulmuş gibi görünüyordu ve uzun adımlarla yürüyerek kızgınlıkla düello sahasının karşı ucuna geçti. Diğer başlangıç noktasına yöneldi, alev alev yanan gözleri adamınkilerle karşılaşmak için doğruldu ve asası, uyarı olmaksızın harekete geçti. Havada vahşice ilerleyen bir büyüyle başlamıştı; sihir, tüm kalkanları ve koruma duvarlarını aşıyordu, ta ki, birden bire yön değiştirene kadar. Bir göz açıp kapama süresi içinde Jones yere kapaklanmıştı ve Sirius, elinde kadının asasını tutarak, göz kamaştırıcı bir gülüşle öylece duruyordu.
Bir anda kadın kendi ayakları üzerine dikilip, uzun ve zayıf parmağını saldırgan bir tavırla Sirius'a doğrulttu. "Fazla cüretkarsın," diye hırladı. "Eğer bunu bir Ölüm Yiyen'e karşı yapsaydın, ölü veya daha kötü bir şey olurdun!"
"İşe yaradı, değil mi?"
"Yeterince iyi değil, olmadı." Sirius'un yeniden kendisine fırlattığı asasını yakaladı, hala kaşlarını çatıyordu. "Tehlikelisin..."
"İstediğimiz bu."
"...ama diğer Seherbez'lar için," diye hırladı, hızla yürüyüp Sirius'u kızgınlıkla itti. "Düşmanlar için değil."
"Hadi ama, Jones," diye sordu Sirius. "Sen bunu bitirmeden önce, daha kaç kez seni yenmem gerekecek?"
"Ben hazır olduğunu söylediğimde bitecek." Parmağı, adamın yüzünü sıyırıp geçiyordu ve Sirius, onu ısırma dürtüsüne direnmek zorunda kaldı. Patiayak istemişti, emindi ve aniden animagus biçimini özledi. Bir köpek olduğunuzda, sizden nazik olmanız beklenmezdi.
"Bu ne zaman olacak?" diye ısrar etti adam.
"Kahrolası hazır olduğun zaman olacak!"
"Sanırım," dedi kapı aralığından zorla duyulan sakin bir ses, "o artık hazır."
Her ikisi de irkildi, ama Sirius, daha Jones "Sayın Bakan!" diye ciyaklamadan önce, sesin sahibini tanımıştı.
Albus Dumbledore, düello alanına doğru yürüdü, parlak yeşil cüppeleri yeri süpürüyordu. Seherbaz'ın saşkın ifadesine bakıp merhametle gülümsedi ve sonra gülmesini gizlemek için öksürürken Sirius'a göz kırptı. Parlak mavi gözleri, ona kesinlikle kazandığını söylüyordu.
"Öğrencini biraz ödünç alsam aldırış etmezsin değil mi, Hestia?" diye nezaketle sordu Dumbledore. "Durduğum yerden göründüğü kadarıyla bir kaç talimat daha almaya ihtiyacı varmış gibi görünüyor, neyse."
Jones dik dik baktı ve sonunda boğulur gibi bir sesle geveledi, "Önemli değil."
"Teşekkür ederim," Dumbledore adamla yüzleşmek için döndü. "Gidelim mi, Sirius?"
Jones'tan kurtulmak için Dumbledore'la dünyanın sonuna kadar giderdi, bu yüzden tartışmadı. Onun yerine, düello alanından uzaklaşıp yaşlı adamın yanına gitti. Seherbaz Karargahı boyunca sessizce yürüdüler ve sonra Sihir Bakanı sakince konuştu.
"İşini yarıda kestiğim için özür dilerim, Sirius, ama önemli bir mesele ortaya çıktı." Birden bire, mavi gözler yeniden parladı. "Ama nedense pek üzgün görünmediğini fark ettim."
"Aslında kalbim kırıldı," diye cevap verdi Sirius ve Dumbledore kıkırdadı.
"Her zamanki gibi samimi, anlıyorum."
Sirius hafifçe gülümsedi. "Neyse, beni almaya gelecek kadar önemli olan şey nedir?"
Ama Dubledore cevap vermedi. Onun yerine, Sirius'a ufak bir kağıt parçası uzattı, üzerinde şu tanıdık sözcükler yazıyordu:
Köy Evi, saat 12'de.
İç Çember değişikliği.
Sirius, gözlerinin genişlediğini hissetti, ama başını kaldırdığında, Dumbledore gitmişti. Sirius çabucak saatini kontrol etti ve çok az vakti olduğunu fark etti. Sirius karargah boyunca koştururken yönünü kalp atışları belirledi, yolu hatırladığını içtenlikle umarak, en yakın Cisimlenme alanına doğru gidiyordu. Gerçek bir Yoldaşlık üyesi olmasının üzerinden çok uzun bir zaman geçmişti; kaçışının ardından, İç Çember ona tekrar yaklaşmak için biraz isteksiz görünmüştü ve Sirius, muhtemelen on yıl içinde kendi yerini başka birinin doldurmuş olduğunu düşünüyordu. Oysa şimdi, bir şeyler değişmiş gibiydi.
Kalbini rahatlatmak için derin bir nefes aldı ve Buharlaştı.
Yoldaşlığın "Köy Evi" tıpkı Sirius'un hatırladığı gibiydi. Notu okumayan bir göz, hiç bir şey göremezdi, ama gereğinden fazla uzamış buğday tarlasının ortasında, terk edilmiş gibi duran bir çiftlik evi vardı. Sirius hemen tarlanın karşı tarafına yürüdü ve çürümüş ön kapıya yaklaştı, korumaların daha önce geldiğinden bu yana arttırıldığını hissetti. Eskiden kendi koruma-anahtarını bilirdi, ama şimdi, on yıldan sonra, bir Ölüm Yiyen kadar ümitsizdi. Bunlar zekice yerleştirilmiş koruma büyüleriydi, ama ölümcül olmaktan çok uzaktı, yine de Sirius, kendisine kapının arkasında Dumbledore'un beklediğini hatırlatarak rahatlamaya çalıştı.
Durdu. Kapının hiç kulbu veya tokmağı yoktu, tıpkı hatırladığı gibiydi. Her nasılsa, onu nasıl açacağını yeniden anımsamaya başlarken, kapı kendi kendine yana kaydı. Sirius, diğer tarafta bekleyen Dumbledore'u görünce gülümsedi.
"Tekrar hoşgeldin, Sirius."
İçeri adım attı. "Burda olmak şaşırtıcı."
"O niye?" diye hafifçe kaşlarını çattı yaşlı büyücü.
"On yıl oldu. Başka birinin mutlaka benim yerimi dolduracağını düşünmüştüm." Konuşurken, gözleri odanın etrafını taradı. Sirius herşeyin eski ve tozlu olduğunu fark etti, eskisi gibi.
"Ah," dedi yavaşça Dumbledore. "Bir problem yaşandığını tahmin edersin. Fawkes başka kimseyi kabul etmedi. Hatta sırf bu yüzden, senin hala yaşadığını çoktan anlamış olmam gerektiğini düşünüyorum. "
Sirius omuz silkti. Başka biri, onu asla bulmadıkları için arkadaşlarını suçlayabilirdi ama o yapmadı. Tüm acı nefretini Voldemort'a saklıyordu.
"Ama hadi," diye gülümsedi efsanevi sihirbaz. "Diğerleri bekliyor ve artık Beşinci Çember'i oluşturmanın vakti geldi."
Sirius Dumbledore'u kır evinin içlerine doğru takip ederken, zihninin bir köşesinde Yoldaşlık'la ilgili bilgilerini hatırlamaya çalışıyordu sürekli. James, Remus, Lily ve o, Yoldaşlık'ın İç Çemberine 1981'de katılmıştı – ama bu on yıldır İç Çemberin ölümler yüzünden ikinci kez toplanmasıydı. Kaşlarını çatarak eskiden Çember'de kimlerle oturduğunu hatırlamaya çalıştı; şimdi yaşamayan iyi arkadaşlarını. Alastor Moody ve Minerva McGonagall ölmüştü; Sirius onların yerine kimlerin geçtiğini merak etti. Ama onları düşünmek eski acıları yeniden canlandırdığından düşünmeyi bıraktı. Gittiğinden beri çok şey değişmişti.
Dumbledore paslı metal bir kapının önünde durarak asasıyla iki kez vurdu. Kapı itiraz edercesine gıcırdadı ve biraz önce geçtikleri eski ve tozlu evden çok daha farklı bir odayı gözler önüne serdi.
İç Çember'in odası sade ve penceresizdi. Odanın ortasında parlak meşeden bir masa ve etrafında rahat görünen sekiz sandalye vardı. Fawkes, odanın bir köşesine tünemişti ve birkaç kitap yan masaya yığılmıştı ama bunun dışında oda boştu. Odada eski moda ışıklandırma yerine tamamen büyüyle tutarlı ve güçlü bir ışıklandırma kullanılmıştı ve Sirius, Dumbledore'un Düşünseli'nin Fawkes'ın tüneğinin arkasında durduğunu fark etti. Ama ilgisini çeken sandalyelerdi ve onların hala değişmediğini görmek Sirius'u mutlu etti.
İlk bakışta sekiz sandalye de yapısı ve görünüşü bakımından tıpatıp aynı gibiydi. Buna rağmen yakından bakılınca farklılıkları çok belirgin oluyordu. Sandalyelerin arkalarının üzerinde adları yazıyordu ki bu adlar o sandalyeye oturan büyücü ya da cadıları da tanımlardı. Sirius'un hemen önündeki sandalye Zeka yazıyordu; yazı tamamen beyazdı ve uzantıları tüm sandalyeye desenlerle yayılıyordu. Solunda, altın harflerle Bilgi yazıyordu, onu maviyle Zaman, onu da kırmızıyla Keşif izliyordu. Tam Zeka'nın karşısında siyah harflerle Güç vardı sağında bronz renklerle Gizlilik vardı. Yanında gümüş renklerle Yanıltıcılık ve son olarak da gri renkli Gerçek bulunuyordu. Parlak masanın üstüne şunlar kazınmıştı; Zeka, Güce karşı çıkar. Zaman, Keşiften önce gelir. Gizlilik, Bilgiyle zıtlaşır. Yanıltıcılık, Gerçeği ortaya çıkarır.
Kapı arkalarından kapandı ve Sirius o zaman odada bekleyen dört büyücü ve iki cadıya bakabildi. Hepsini çoktan tanıyordu ve James, Remus'la Lily'nin orada olduğunu görünce gülümsedi. Lily'nin sağında Arabella Figg duruyordu ve onun yanında da Mundungus Fletcher vardı. Buna rağmen son büyücü Sirius'un görmeyi umduğu biri değildi ve Snape'in dudaklarının alayla kıvrılmasından onun da Sirius'u gördüğüne sevinmediği anlaşılıyordu. Sirius'un içindeki büyümeyen çocuk bu konuda yorum yapmak istiyordu ama bu dürtüye engel oldu. Eğer Dumbledore Snape'i buraya çağırdıysa, Yoldaşlığın başkanı olarak buna hakkı vardı.
"Bu kadar kısa zamanda geldiğiniz için hepinize teşekkür ederim," dedi Dumbledore sessizce. "Çemberi bu kadar erken toplamayı düşünmüyordum ama Fawkes aynı fikirde değildi. Öyleyse işlerin nasıl yürüdüğünü anlatacak yeni bir üyemiz olmadığına göre gecikme için bir neden göremiyorum. Fawkes?"
Kırmızı – altın renkli Anka kuşu tüneğinden hemen uçup Zeka yazan sandalyeye kondu. Daha önce bunu gördüğünden dolayı Sirius neler olacağını biliyordu ama yine de izlemek ilginçti. Sekizi de sessizce dururken Fawkes hepsine göz gezdirdi ama yine de fazla beklemeden Dumbledore'un omzuna konarak onun ilk sandalyeyi alacağını ilan etmiş oldu. Bu sürpriz olmamıştı çünkü geçmiş dört Çember'de de Dumbledore, Yoldaşlığın başı olarak Zeka'ya oturmuştu ve kimse onun o koltuktan ayrılacağını düşünmüyordu.
İkinci sandalye de sürpriz olmadı. Dumbledore'un ilerlemesinden hemen sonra Fawkes Bilgi'ye yönelip neredeyse konmadan, Remus'un omzuna tünedi. Hogwarts müdürü sakince koltuğuna yerleşerek Fawkes'un Zaman için birini seçmesini bekledi.
Sirius en son Çember'deyken Zaman'da Minerva McGonagall oturuyordu. Bu sefer Fawkes, Arabella Figg'i seçti ve o da inanamaz gibi bir ifadeyi zorla saklayarak yerine oturdu. Keşif elbette ki en çok 1981'de de orada oturan Lily'e uygundu ve yüz ifadesine bakılırsa hep o koltukta oturmuştu. Diğer sandalye çok daha ilginç seçilmişti. Güç sandalyesine konar konmaz Fawkes, Sirius'a yöneldi.
Sirius, Anka'ya şüpheyle baktı. Eski Çember'de Sirius Gizlilik'te oturuyordu ve James'le Lily'nin Sır tutucusu olmadan önce bunun nedenini anlamamıştı. Ayrıca o sırada Güç'te Alastor Moody oturuyordu. Ama Fawkes her zaman seçimlerini, ne kadar belli olmasa da bir nedenle yapardı. Sirius, bir dakikalık tereddütten sonra hemen Dumbledore'un karşısına oturdu ve onun da yüzündeki hafif şaşırma ifadesini fark etti.
Sonra Fawkes yine şaşırtarak James'i Gizlilik'e ve ardından Dung Fletcher'ı Yanıltıcılık'a seçti. Sonunda da Snape'i Gerçek'e oturtarak çemberi tamamladı. Hepsi uzun bir dakika boyunca sessizce oturarak birbirine baktı.
"Pekala" dedi Dumbledore sonunda. "Artık Beşinci Çember kuruldu. Haberler nedir?"
James, hemen açık açık konuştu. "Crouch Junior'dan henüz hiç bir iz bulunamadı. Araştırmayı Alice Longbottom yönetiyor, ama şimdiye kadar hiçbir şey çıkmadı, her şey kör düğüm." Snape'e döndü. "Eğer sen, herhangi bir şey bilmiyorsan?"
"Hiç bir haber yok. Crouch, benim dahil olduğum herhangi bir Ölüm Yiyen toplantısında görünmedi" diye cevapladı. "Maalesef, onun neler yapacağıyla ilgili bazı nahoş hislerim var."
"Katılıyorum," diye yorumda bulundu Figg. "Ve ayrıca, babası biraz garip bir şekilde rol yapıyor."
"Bu sadece, oğlunun bir Ölüm Yiyen olduğunu öğrenmiş olmasından kaynaklanabilir," diye belirtti Lily. "Crouch'u bilirsin."
"Belki de." dedi Figg, ama kaşlarını çatmıştı, sanki tam olarak ismini koyamadığı bir şey varmış gibiydi.
Bir sürelik sessizlikten sonra Remus aniden sordu, "Sirius, şu bahsettiğin büyünün kaynağını buldun mu?"
"Evet." Sırtının ürperdiğini ve herkese faydalı olabilecek bir bilgi vermesi gerektiğini hissetti. "Remus ve ben, Voldemort'un benim üzerimde kullanmaya çalıştığı Mandatus Prospicio Subigum diye söylenen bir büyünün kaynağını araştırıyorduk. Aslında Uzaktan Görme Büyüsü olarak isimlendirilmiş ve başka birinin gözlerinden görmeyi sağlıyor, hatta çok uzak mesafelerden bile..."
"Hiç duymadım," diye yorum yaptı Snape. Diğerleri ona katılırcasına başlarını salladılar. Ama Dumbledore yumuşakça konuştu.
"Ben duydum."
Sirius sorularına cevaplar bulacağını umarak ona dikkatle baktı. Ama yaşlı sihirbaz onun yüzündeki ifadeyi görmüş olmalıydı ki hafifçe başını salladı. "Grindelwald'ın onu bir kaç kez kullanmayı denediğini bilmeme rağmen, Uzaktan Görme Büyüsünün başarıya ulaştığını hiç duymadım. Onun kurbanlarının hepsi, öldü."
"Ya." Sirius midesine bir kaya düşmüş gibi hissetti.
"Onun başarısız olduğunu nerden biliyorsun?" diye aniden sordu Snape, karanlık gözleri dosdoğru Sirius'a odaklanmıştı.
Sirius düşmanca bakışa aynen karşılık verdi. "Beni o şekilde kullanabilseydi, böyle delicesine aramasına gerek kalmayacağını varsayıyorum."
"Karanlok Lord, hile yapmak konusunda ustadır." diye küçümsedi onu Snape. "Eğer senin yerinde olsaydım, işimi varsayımlara bırakmazdım. Şüphesiz, yanılıyorsun."
"Bu olayda, Severus, ben Sirius'un haklı olduğunu düşünüyorum." dedi Dumbledore, Sirius ona cevap veremeden önce. Dumbledore Sirius'a dönerek devam etti. "Ve Azkaban'dan kaçtığın için, Voldemort'un seni bulmak konusunda normalden biraz daha saplantılı davrandığına inanıyorum."
Tüm gözler, iç çebinden asasını çıkaran Yoldaşlık liderine bakmak için döndü. "Hatta, pek çok yıldır doğru kabul ettiğimiz bir varsayımı yeniden değerlendirmenin vakti geldiğine inanıyorum."
Dumbledore yavaşça ayağa kalkıp Düşünseli'ni aldı ve önüne koydu. Bir an boyunca derinliklerine doğru dikkatlice baktıktan sonra, gümüşümsü yüzeyine asasıyla dokundu. Süslü şallara bürünmüş gölgeli bir figür, kendi etrafında dönerek Düşünseli'nin içinden yükseldi ve Dumbledore sakince konuştu, "Bazılarınız kehaneti hatırlayacaktır. Bazılarınızsa hatırlamayacak."
"Karanlık Lord'u alt edecek güce sahip olan geliyor... ona karşı üç kez karşı çıkmış olanlardan doğacak, yedinci ay ölürken doğacak... ve Karanlık Lord onu kendi dengi olarak işaretleyecek, ama o, Karanlık Lord'un bilmediği bir güce sahip olacak... ve ikisinden biri diğerinin elinde ölecek, çünkü diğeri varlığını sürdürürken ikisi de yaşayamaz... Karanlık Lord'u alt edecek güce sahip olan, yedinci ay ölürken doğacak..."
James ve Lily, sessizce bakıştılar, ama Dumbledore, yeniden gölgeli figürün kaybolması kadar sakin bir şekilde konuştu.
"Ben her zaman, bu kehanetin, Lord Voldemort'u iyilik adına yenebilecek tek kişinin 1980 Temmuz ayının sonunda doğacak olduğunu söylediğini varsaydım. Bu erkek çocuk, daha önce Voldemort'a üç kere baş kaldırmış olan ebeveynlerden doğacaktı." Uzun ve derin bir nefes aldı. "Başlangıçta, kehanetin Harry Potter veya Neville Longbottom'dan bahsettiğine inanmıştık; ikisi de Temmuz'un sonunda doğdu ve aileleri, daha önce Voldemort'un elinden üç kere ölmeden kaçmayı başarmıştı.
"İşte bu inancımız sonucunda, Sirius, James ve Lily'yi korumak için Sır Tutucusu oldu, Alice ve Frank Longbottom için de aynı şeyi Frank'in annesi yaptı. Ama Voldemort, Harry'yi kendisi için daha ciddi bir tehdit olarak gördü ve bu yüzden, ona ulaşmak için seni yakaladı Sirius. Bununla birlikte, sen kırılmadın."
"Ve sonra hiç bir şey olmadı."
Sirius birden bire soğudunu hissetti ve fark etti ki, sağındaki James titriyordu. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu arkadaşı.
"Sanırım," dedi Dumbledore çok hafifçe. "Kehanet artık gerçekleşmeyebilir. Veya bizim yorumladığımız şekilde gerçekleşmeyebilir. Örneğin, biz hep 'doğacak' teriminin çocuğun doğumunu anlattığını farzettik. Ama geçmişe bakıp düşününce, bunun simgesel bir sıfat olabileceğine inanıyorum. Zümüdüanka Yoldaşlığı töreni gibi..."
Mutlak bir sessizlik vardı. Hatta Fawkes bile hışırtı çıkarmıyordu.
"On yedi büyücü 1980'de Yoldaşlıkta görev almaya başladı, üç defa Voldemort'a meydan okuyan yeni bir cadı ve büyücü grubu..." Dumbledore devam etti. "Altısı şu anda ölü ve bir tanesi Azkaban'da. Geriye kalanların sadece dört tanesi Temmuz'un sonlarında göreve başladı — ve işte hepiniz, burada oturuyorsunuz. Ama içinizden sadece biri, doğrudan ve açıkça Voldemort'a karşı koydu ve kurtuldu. Sadece bir kişi, Karanlık Lord'un diğer tüm işlerini, hangi önemde olursa olsun bıraktırıp, onun aklının ve çabaların odak noktası oldu."
Sirius, yedi çift gözün üzerine çevrildiğini hissederek gerginleşti.
"Kehanetin, en başından beri, şu anda ortaya koyduğumuz şeyi mükemmel bir şekilde ifade etmiş olabileceğini düşünüyorum. Çok uzun zaman geçti — ama kehanetlerin, ne kadar gecikse de doğru çıkabilme alışkanlıkları var. Kehanetin günümüz şartlarında yeniden yorumlanması gerektiğine ve bahsedilen adamın Harry Potter veya Neville Longbottom olmadığına inanıyorum. Bana göre, kehanette sözü edilen kişi, siz dördünüzden biri — Sirius, James, Remus veya Severus."
Uzun bir an boyunca Sirius hiç nefes alamayacakmış gibi hissetti. Dünya, sanki Dumbledore'un sözcükleriyle birlikte durmuş gibiydi, kelimeler kafasının içinde tekrar tekrar yankılanıyordu. Gözlerini kapattı ve gözleri gibi zihinini de kapayabilmeyi diledi, Dumbledore'un teorisini çürütmek için birşeyler söylemek istedi, ama yapamazdı. Sadece bilmiyordu. Bir şekilde, Dumbledore'un tüm konuşmayı onun gözlerine bakarak yaptığı gibi esrarengiz bir hisse kapılmıştı. Yaşlı sihirbazın, ilk önce özellikle kendisinden bahsetmiş olmasının bir sebebi vardı. Sirius gözlerini yavaşça açtı, cilalı masanın üzerine doğru dik dik baktı.
"Ama herhangi biri olabilir" diye fısıldadı sonunda, rahatlamak için Dumbledore'a bakarak.
"Çok doğru. Herhangi biri olabilir." Efsanevi büyücünün mavi gözleri Sirius'unkilerle karşılaştı. "Sen olabilirsin." Durakladı. "Herhangi biriniz."
"Bu hala sadece bir tahminden ibaret kalıyor" dedi James, Sirius'un sağından. Midesinden uzun süre gitmeyecekmiş gibi duran bir ağırlık ve boşluk hissine kapılmıştı. "Kehanet, 'onu kendi dengi olarak işaretleyecek' diyor. Böyle bir şey henüz olmadı. Hiç birimizde."
"Hayır, olmadı," diye onayladı Dumbledore. "Ve Sirius'un söylediği gibi, herhangi birinize olabilir — Harry, Neville veya siz dördünüzden birine... Ama önümüzdeki beklenmedik bir gün, Lord Voldemort'un içinizden birini dengi olarak işaretleyeceğini hissediyorum."
"Yani herşey değişebilir" dedi Lily sakince. Dumbledore başıyla onayladı.
"Yani şimdi, kehanetin belirsiz olduğunu mu söylüyorsun?" diye şüpheyle sordu Snape. Kaşları, yüzündeki kuşku ifadesiyle birlikte yükselmişti.
"Garip görünüyor ama, evet. Bu bir dönüm noktası ve savaş, bundan sonraki bir kaç hafta içinde gerçekleşecek olaylara göre şekillenebilir. Ama hissediyorum ki —biliyorum ki— bir şey değişecek." Konuşmayı kesti, Sirius, onu tanıdığından beri ilk defa onu bu kadar yaşlı ve kırılgan görüyordu. Dumbledore sakince ağzını açıp kapadı ve başını salladı, konuşamayacakmış gibi duruyordu. Şaşırtıcı bir şekilde, Dumbledore'unkine çok benzeyen sakin ve kuvvetli bir sesle Remus konuştu.
"Her şey değişecek."