Harry Potter Cafe
Harry Potter Cafe | Forum Harry Potter Cafe | Resim Galerisi Harry Potter Cafe | Üyelik
Harry Potter
Harry Potter Cafe | Menü
harry potter ve ölüm yadigarları
unbroken universe harry potter ve zümrüdüanka yoldaşlığı harry potter ve ölüm yadigarları harry potter ve melez prens
 

6 Ağustos 2007 Pazartesi günü G-Mall Cinebonus sinemasında yapılan Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı basın gösterimi sırasında orada bulunan Kutlukhan Kutlu ve Sevin Okyay ile uzun uzun sohbet etme fırsatı buluk. Hem son filmden hem de son kitaptan bahsettik. Tadını çıkarın!
Harry Potter Cafe Özel Röportaj: Kutlukhan Kutlu


Filmin genel bir değerlendirmesini yapar mısınız?

Kutlukhan Kutlu: Çok fazla sıkıştırılmış buldum. Özellikle ortadaki Dumbledore'un Ordusu bölümlerini artık meramını anlatabilmek için çok fazla parça parça koymuşlar ve normalde filmde böyle bir şey vardır, yani montajla yüksek tempo geçebilirsiniz. Ama bir taraftan da bir sürü şey anlatması gerektiği için filmin ortasında, en iyi bölümleri gibi, en iyi anları gibi, sanki bir spor müsabakasının önemli anlarını verir gibi bir his yarattı.

Çok zor bir kitap bu uyarlanması hakikaten. Çünkü bir taraftan çok karanlık bir kitap, Harry'nin çok eziyet çektiği bir kitap, onu vermek kolay değil; bir taraftan da, serinin kendisi açısından çok önemli bölümler var. Onları da atlayamazsınız mecburen. Yani hakikaten başa çıkması zor bir iş bu, bu filmi çekmek. Onu, çoğu yönetmenin yapacağı gibi hayati bölümleri atlamadan ve aksiyonu vererek yapmayı tercih etmiş bunun yönetmeni.

Sonucunda, evet, anlatılması gereken şeyi anlıyoruz ama bir film olarak kendi iç temposu çok dengeli değil. Harry Potter filmlerinin tümünde aşağı yukarı var bu, belki üçüncüsü hariç; orda Alfonso Cuaron biraz daha hakim oluyordu. Ama üçüncünün genel tempo seyri daha uygun, daha kolay idare edebilirsiniz. Burda daha zor.

Bana öyle geldi ki, kitabı okumamış izleyiciler için onları koltuklarına kilitleyecek, filme odaklanmalarını sağlayacak temel bir konu belirlenmemişti. Sanki bir kopukluk vardı.

Kutlukhan Kutlu: Evet, ben de onu düşündüm. Bir kere Harry ile Dumbledore arasındaki bütün o gerilimin ne olduğunu nasıl anlayacak kitabı okumayan birisi? Biz biliyoruz okuyan insanlar olarak Harry'nin nasıl kafasını taktığını bu konuya. Dumbledore'un hikayenin sonunda ne kadar uzun bir şekilde anlattığını... Aslında bütün o açıklama bölümü çok uzun, biz hep bunun esprisini yapıyorduk, "bunu nasıl çekecekler filme" diye. Çünkü yarım saatlik diyalog çekmeleri lazım. E, hiçbir sinema seyircisi oturup yarım saat diyalog izlemek istemez, özellikle popüler sinema söz konusu olduğunda Harry gibi. Çok basit bir şekilde atmış o diyaloğu olduğu gibi ve meramını başka bir şekilde anlatmaya çalışmış.

Mesela bazı yerlerde altını çizmiş, aslında kitapta daha zor anlaşılan bazı şeyleri de risk alarak belirginleştirmiş, yorumunu yapmış. Ama bir taraftan da hakikaten çok hayati olan bir takım şeyler yok.

Ne görmek istiyordunuz mesela?

Kutlukhan Kutlu: Bütün orta bölüm, yani Umbride'in okula hakim olmaya başladığı orta bölüm. Umbirdge'in mesela At-Adam'larla arasındaki gerilimi hiçbir şekilde bilmiyoruz. Sonunda sadece olay vuku bulduğunda - aslında arada Sirius bir gönderme yapıyor melezlere karşı eğitim yaptığı yönünde, onun dışında o bölüm yok. Neyse ki Imelda Staunton harika oynamış Umbridge'i, o yüzden Umbridge karakteri hiç yitirilmedi. Ben çok acırdım Umbridge karakteri hakkıyla yansıtılmasaydı. Gerçekten çok başarılıydı, serinin en başarılı oyunculuklarından biriydi bence.

Bellatrix?

Kutlukhan Kutlu: Bellatrix çok abartılıydı. Helena Bonham Carter benim en sevdiğim oyunculardan biridir aslında.

Eşi Tim Burton'ı da çok seviyormuşsunuz.

Kutlukhan Kutlu: Çok seviyorum, evet. Helena Bonham Carter'ı da seviyorum fakat, Tim Burton filmlerindeki oyunlarından ziyade eski dönem filmlerindeki oyunlarıyla severim ben. "A Room with a View" falan gibi James Ivory filmlerindeki oyunlarıyla... Klasik İngiliz edebiyatı uyarlamalarında çok iyi ve çok ölçülüydü. Fakat çok eğlenmeye başladı bu tür rollerle. Eğleniyor ama, ki bu Harry Potter'a gelen oyuncuların hepsinde var. Mesela Sirius Black, Gary Oldman bu filmde düzeltmiş baya ama üçüncü filmde hakikaten çok baştan savma bir iş yapmıştı. Genelde çok iyi oyuncular gelip çok karikatürize işler çıkarıyorlar. Emma Thompson da aynısını yapmıştı.

Alan Rickman hakkında ne diyeceksiniz?

Kutlukhan Kutlu: Alan Rickman çok iyi. Hiç benim kafamdaki Snape değil, benim kafamdaki Snape, başka bir Snape. Ama bu fazla karizmatik bir Snape, çok fazla güç dalgaları yayan bir Snape. Ama bir karakter olarak çok bütünlüğe sahip bir karakter yaratmış.

Bu filmdeki Snape ile ilgili bir şey sormak istiyorum. Bütün kitaplarda, onun iyi yanda mı kötü yanda mı olduğu her zaman bir muamma olarak kalıyordu. Belki bana öyle gelmiştir, fakat bu filmde sanki fazla disiplinli ve sert olsa da iyi yanda olduğundan şüphe duymadığımız bir Snape gördük. Siz ne düşünüyorsunuz?

Kutlukhan Kutlu: Herhalde bu bakış açısına da bağlı. Beşinci kitapta hatırlarsanız Snape'in başına gelenler çok daha ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor ve Harry bunu ilk başta kabul etmek istemiyor. Sirius'la da konuşunca aslında işin pek de kabul edilmeyecek bir yanı olmadığı ortaya çıkıyor. Sonuçta Snape'in o gruptan baya bir eziyet çektiği ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, hiç olmazsa ona bir parça sempati duymamak çok zor. Ama tabi Snape, her zaman Snape.

Tabi burda sanki biraz 'sert, komik hoca' gibi bir yere yerleşti. İki filmdir öğrencilerin kafasına vurmalar falan, fakat Snape sadece kafasına vuran biri değil; hakikaten insanı okul hayatından bezdirebilecek bir hoca. Onu pek fazla alamıyoruz. Çünkü bunların hepsi karakterlere yeterince vakit ayıramamaktan kaynaklanıyor. Yani "Snape'i hemen vermemiz lazım" deniyor ve ne oluyor, Snape'i en sivri tarafıyla veriyorsunuz, biraz komik bir şey katıyorsunuz. Bu filmlerde o var.

Bence en büyük kaybı bu filmlerin, Harry. Harry'yi hiç anlayamıyoruz. Hermione ve Ron'la birlikte üçü ortak başrol gibiler. Ama kitapta herşeyi Harry'nin gözünden görüyorsunuz, burda o yok. O yüzden burdaki Harry karakteri kayıp bence.

Peki Çapulcular hakkında ne diyeceksiniz? Öncelikle Çapulcu hayranı mısınız, onu sorayım?

Kutlukhan Kutlu: Tabi ki. O grubu çok seviyorum. (gülüyor)

Üçüncü filmde Çapulcular neredeyse yok sayılmıştı, ama film o kadar güzeldi ki ben aldırış etmedim. Ama beşinci filmde Çapulculara daha fazla ağırlık verilmesini bekliyordum. Siz ne diyorsunuz?

Kutlukhan Kutlu: Maalesef verilemiyor. Çünkü sadece aksiyon içinde oldukları kadarı verilebiliyor. Yani Harry'nin babası bir yana, Lupin mesela aslında çok daha fazla yeri olan bir karakter, çok az var. Lupin bu filmde çok anlamsızdı, yani görmesek de olurdu. Ziyarete gelmiş gibi bir şey. Sirius Black'i daha fazla gördük mecburen çünkü çok önemli bişey olduğu için - söylemiyorum ama... (gülüyor)

Söyleyin önemli değil.

Kutlukhan Kutlu: Sonuçta onun ölüm sahnesi olduğu için, o yatırımı yapmak zorunda kalmışlar neyse ki, ama Lupin'e hiç yapmamışlar. Bütün o grubun ruhu hakkında da pek bir şey öğrenmiyoruz. Öğrenmediğimiz için burda direkt eşek şakası yapan bir grup olarak verilmeleri, sanki grup sadece bundan ibaretmiş gibi kötü bir intiba doğurabilir. Aslında haksızlık. Tabi biz onların yaptığı bir sürü iyi şeyi de biliyoruz, onların üstüne bunları öğreniyoruz, bir denge kuruluyor arada.

Lily'yi de göremedik ne yazık ki.

Kutlukhan Kutlu: Evet, gözümüze çarpıyor resimde ama...

Gençlik yıllarındaki görüntülerde yoktu.

Kutlukhan Kutlu: Evet, o geri dönüşlerde daha çok görmemiz gerekiyordu hepsini, olmadı.

Buradan yedinci kitaba geçiş yapalım. Çeviriler nasıl gidiyor?

Kutlukhan Kutlu: Herhalde dörtte birini falan yaptık diyebilirim. Ama bunlar kaba, hep geri dönülüp üstünden defalarca geçiliyor.

Harry Potter terimlerini unutmamak için ne yapıyorsunuz, sözlük mü yaptınız kendinize?

Kutlukhan Kutlu: Evet, yaptık. (gülüyor)

Nasıl bir şey?

Kutlukhan Kutlu: Devasa bir şey. (gülüyor) Yine de içine koymayı unuttuğumuz şeyler var. Şimdi sadece özel terimler değil, bazı tanımlar var. Bizim için en belalı tarafı o. Çünkü bazı tanımların daha sonra yine aynı şekilde geçeceğini tahmin etmiyorsunuz; normal bir sıfat örneğin, artık her sıfatı sözlüğe koyarsanız, bu sözlük basbayağı bildiğiniz İngilizce dil sözlüğü haline gelecek. O yüzden biz ancak, "bu herhalde tanımlayıcı bir şey" diye bazı şeyleri sözlüğe koyuyoruz. Bazen hiç koymadığımız bir şey tekrar çıkıyor, "biz bunu nasıl çevirmiştik geçen sefer" diye açıp kitapları karışıtırıyoruz.

Yedinci kitabı nasıl buldunuz? Hem sıradan bir roman, hem de bir final bölümü olarak?

Kutlukhan Kutlu: Final olarak, iyi bir final buldum. Şimdi bazı insanlar sanırım sürprizsizlikten biraz hayal kırıklığına uğramış durumdalar, yani genel hikayenin bağlanışıyla ilgili sürprizsizlikten... Ben gayet memnun oldum; çünkü bu tür öykülerde çok fazla sürpriz, öykünün kendisine sadık kalmamak anlamına geliyor. Benim beklediğim gibi bağlandı, ama Rowling arada bizi bir kaç dönemeçten geçirdiği için, yine de kafamda "yoksa öyle mi olacak, böyle mi olacak?" gibi soru işaretleri oldu ve bu bana yeterince heyecan verdi. Çok fazla insan değil ama bazıları takılmış, kendim adına Üçlü'nün, saklanma ve kaçış bölümlerini fazla uzun tuttuğunu düşünüyorum.

Zaten bu kitap diğerlerinden çok farklı olmuş, bir polisiye hissi var. Ekşisözlük okuyor musunuz bilmiyorum ama -

Kutlukhan Kutlu: Hayır, okumuyorum.

Oradan biri kitabın sanki film senaryosu yazılırmışçasına işlendiğini söylemişti ve genel görüş de filminin çok güzel olacağı yönünde... Siz ne dersiniz?

Kutlukhan Kutlu: Ben hiç katılmıyorum. Hayır, o fikre katılıyorum, senaryo gibi duruyor ama bu tür senaryo gibi yazılmış şeylerin filme aktarılırken, aslında hiç de o kadar senaryo gibi olmadığı ortaya çıkabiliyor. Çünkü filmlerin dili çok başka. Şimdi biz J.K. Rowling'in dilinin sürükleyiciliğine, sıcaklığına ve kolay okunurluğuna kapılıp gerçekten çok heyecanlı diyoruz. Ama onu resme dökemeye çalıştığınız zaman, çok fazla resim, çok fazla olay çıkıyor ortaya. Yani beş saatlik bir filminiz olsa harika bir film olur ama kimse beş saatlik film yapmıyor. O yüzden o tür şeyler biraz sorunlu oluyor. Bence aslında çok sürükleyici bir kitap, çok da iyi bağlıyor finali. Ama film deyince, bilemiyorum. Belki Harry Potter dünyasında daha sonra, bütün öykü bağlandıktan sonra filmleri yapılsaydı, tabi ki öyle bir şey olmaz etrafında bu kadar para dönerken ama, o zaman daha rahat bölünüp hikaye daha rahat anlatılabilirdi. Şimdiki gibi her kitaba bir film şeklinde yapıldığı için zor.

Peki, yedinci kitaptaki favori bölümünüz ne? Bu arada biz kitapları okuduk, spoiler verebilirsiniz.

Kutlukhan Kutlu: Spoiler

Spoiler

Kutlukhan Kutlu: Spoiler

Daha önce Sevin Hanım'la konuştuğumuzda, kitapları çevirirken bazı bölümleri özel olarak kendinize ayırdığınızı söylemişti. Örneğin beşinci kitapta Sirius'un tüle düştüğü bölümü Sevin Hanım almış.

Kutlukhan Kutlu: Tabi tabi, her kitapta oluyor. Mesela gelenek olarak şöyle bir şey var; evden ayrılma sahnelerini hep ben çeviriyorum. Hep öyle denk geliyor. İlk başta şans eseri öyle geldi üçüncü kitapta. Ondan sonra dördüncü kitapta da öyle geldi. Sonra da "artık ben alıyorum bunları, çünkü alıştım" demeye başladım. (gülüyor) Aslında 'çeviriyorum' derken, aslında ikimiz de çeviriyoruz ve birbirimize gönderiyoruz. O kadar çok birbirimizin yaptığı şeylere öneriler getiriyoruz ki, aslında ikimizin ortak bölümü gibi oluyor hepsi. Ama evet, mesela Sevin'in Sirius'lu sahnesine karşılık ben ormandaki Grawp'lu sahneyi aldım. Böyle özel tercihlerimiz oluyor.

Bu son kitap için de böyle özel bölümleriniz var mı? Spoiler

Kutlukhan Kutlu: Ben. (kahkahalar)

Sevin Hanım'ın özel bir tercihi var mı?

Kutlukhan Kutlu: Evet, var. Snape'le ilgili bir iki önemli bölüm var, onları istedi. Ben de yine evden ayrılma sahnesini istedim. Bu bölümler dışında genellikle geldiği gibi, yani ikişer ikişer veya birer birer belli bir tempoya göre dağıttık. Ama üç ya da dörder tane çıktı bu kitapta "mutlaka ben almalıyım" dediğimiz bölüm.

Çıkış tarihi elbette ki YKY'ye bağlı ama sizce aşağı yukarı ne zaman biter kitap?

Kutlukhan Kutlu: Biz hep Eylül'ün ilk haftası diyoruz şu anda. Eylül'ün ilk haftası biz bitireceğiz çeviriyi, ona göre çalışıyoruz. Yapı Kredi sanırım Ekim'in başı demiş. Pay veriyorlar mı bilmiyorum, çünkü gecikme payı da olabilir çeviride. Neye göre tarih verdiler bilmiyorum. Çünkü sadece bizim çeviriyi teslim etmemize ve onların redaksiyona ve oradan da matbaaya vermelerine bakmıyor. Başka şeyler de ayarlamaları gerekiyor.

Editörün elinden de geçiyor sanırım. Betül Kadıoğlu...

Kutlukhan Kutlu: Biz Harry Potter serisinde editörle şöyle çalışmıyoruz: Normalde bir editörle çalışırken genelde kitabı bitirirsiniz, gönderirsiniz. Editör alır kitabı, size telefon eder, hani takıldığı yerler varsa "şöyle, böyle" der, "şöyle yapsak, böyle yapsak" der ya da önerilerde bulunur veya hiçbir şey demez sadece üstünden geçer. Biz bunda sürekli iletişim halindeyiz, Harry Potter'ı öyle çeviriyoruz. Çok sıkışık bir takvim olduğu için böyle gidiyor.

Sevin Okyay: (yan masadan sesleniyor) Geri Oldman'ı bu sefer nasıl buldun?

Kutlukhan Kutlu: Daha iyi buldum.

Siz nasıl buldunuz? (Sevin Hanım'a)

Sevin Okyay: Nispeten iyi. Hala Sirius değil ama hiç değilse bir çaba görülüyor.

Birazdan sizin de yanınıza geleceğiz, vaktiniz var mı?

Sevin Okyay: İsterseniz ben oraya geleyim?

Çok seviniriz.

(Sevin Hanım masamıza geliyor.)

Sevin Okyay: Duygu (Kutlu) beni bir daha asla çağırmayacak bu gidişle, neyseki iki film kaldı, unutur arada herhalde.

Neden?

Sevin Okyay: Film düşmanı gibi konuşuyorum. (kahkahalar)

Kutlukhan Kutlu: Sen filmler ilk çıktığında hep böyle hayal kırıklığına uğruyorsun.

Sevin Okyay: Evet, sonra kendime gelirim dedim ama bir haftada falan, nispeten kendime geliyorum o zaman. Ama Bellatrix konusundaki hayal kırıklığımın hiç bir şekilde düzelmesi mümkün değil.

Siz de mi rolü abartılı buldunuz?

Sevin Okyay: Ama inanılmaz yani. Ne o öyle, bık bık bık, (Helena Bonham Carter'ı taklit ederek) "Sirius'u öldürdüm, Sirius'u öldürdüm"

Kutlukhan Kutlu: Şimdi Bellatrix'in o çocukça konuşması varya, aslında o çok korkunç bir şey, çünkü biz aslında onun ne kadar korkutucu bir tip olduğunu biliyoruz. O yüzden çok dikkat çekiyor konuşması. Ama burda sırf onun üzerine kurulduğu için, ürpertici bir yanı kalmıyor.

Sevin Okyay: Sirius'u da vurdu ama sanki kazara vurmuş gibi bir hava var, onu bile tam anlamadık. (gülüyor)

Aslında beşinci kitapta daha belirsizdi. Burda en azından Avada Kedavra var, Sirius'un öldüğü kesin. Biz yıllardır "öldü mü, ölmedi mi?", "tülden çıktı mı, çıkacak mı?" diye tartışıyoruz.

Sevin Okyay: Ben bu kitaba kadar o perdenin arkasından çıkacağına dair umudumu kaybetmemiştim.

Kutlukhan Kutlu: Bu yedinci kitapta o peçeyle ilgili birşey olmadı, değil mi?

Evet, yedinci kitapta herkes o tülü görmek istiyordu herhalde, ama olmadı.

Sevin Okyay: Ben de görmek istiyordum. Bir umudum vardı hala.

Kutlukhan Kutlu: Demin başka arkadaşlar sordu, bu aklıma gelmedi. Herşey bağlanmış dediler ama bir takım bağlanmayan şeyler var. Not da aldım evde ama şimdi hatırlamıyorum. Bunlardan bir tanesi tüldü. Tül önemli bir şeydi bence, daha fazla şey öğrenmeliydik hakkında. Başka şeyler de vardı ama şu anda hatırlayamıyorum. Sonuçta kitabı genel olarak iyi bağladığı için arada böyle şeyler dikkat çekebilir açıklanmayan.

Siz yedinci kitabı genel olarak nasıl buldunuz? (Sevin Hanım'a)

Sevin Okyay: Çok beğeniyorum. Serinin son kitabı olarak çok başarılı olduğunu, herşeyi toparladığını düşünüyorum, hemen hemen herşeyi en azından... Gayet iyi, aksiyonu iyi, mizah gücü kuvvetli... Ben yaparken farkediyorum, baya komikmiş ya... Okurken o kadar fark etmemiştim.

Kutlukhan Kutlu: Okurken insan soluk soluğa ne olacak diye bakıyor, yaparken başka oluyor...

Çevirileri nerede yapıyorsunuz? Geçen sefer sizinle konuştuğumuzda "Kutlukhan'la eve kapandık" falan demiştiniz. Yine eve mi kapandınız?

Sevin Okyay: O bir tek kitapta oldu, üç. Çünkü üç, bize çok geç geldi ve on beş günde yapın dediler.

Kutlukhan Kutlu: Evet biz dördü almıştık. Üç, birden geldi. "Üçüncüyü de yapar mısınız on beş günde" dediler.

Sevin Okyay: Evet, biz dördüncüyü yapıyorduk. Yirminci bölüme kadar yapmıştık. Rahat bir tempoda gidiyorduk, ilk defa rahat bir tempomuz vardı. İkincisi de biraz sıkışmıştı, Kutlukhan onun için gelmişti yardıma zaten, ama dördüncüsünü biz güzel güzel yapıyoruz derken birden dediler ki "üçüncüyü yapıyorsunuz, on beş gün".

Kutlukhan Kutlu: Şöyle arka arkaya masalarda, on beş gün boyunca evden çıkmamacasına kapanıp yapmıştık.

Sevin Okyay: Ve cinayetin eşiğine geldik yani. (kahkahalar)

On beş günün ardından dördüncüye devam etmeniz mi istendi, yoksa ara verdiniz mi?

Sevin Okyay: Tabi canım, dördüncüye devam ettik.

Kutlukhan Kutlu: Kaldığımız yere döndük, ama dördüncüyü unutmuştuk arada.

Sevin Okyay: Bir, kitabı unutmuştuk, iki, önceki kitabı bilmediğimiz için çok yanlış şeyler yapmışız. Herşeyi yeniden yaptık.

Kutlukhan Kutlu: Tabi, hatta bir takım terimler bulmuştuk, ama üçüncünün ışığında bazıları değişti onların.

Yedinci kitapta yeni terimler var mı peki?

Sevin Okyay: En az olan kitap.

Kutlukhan Kutlu: Evet, en hafif bu; daha çok eskiden gelen şeyler olduğu için... Var bir kaç tane yine de, ama az. Bu kitabın esprisi terimler değil.

Sevin Okyay: Benim anlayamadığım, bir buçuk aralıkla yazdığın zaman yüz iki sayfa olan bir sözlük var. Birinci kitaptan beri yapıyoruz, ben boyuna dönüp dönüp yaparım onu, sonra yeniden düzeltmiştim. Altıncı kitaptan eksik şeyler olabilir, çünkü kitabın havasına girince bir oraya bir oraya geçmiyorsun, sözlüğe yazmıyorsun falan. Ama onun dışında herşeyin olması lazım. Ama hala gecenin ikisinde Kutlukhan'ı arayıp "Abi biz bilmem ne'ye ne demiştik?" diye soru soruyorum. O da "bilmiyorum" diyor, gene kitapları alıyorum elime kontrol etmek için. Altısı da ortada...

Kutlukhan Kutlu: Evet, o çok oluyor. Özellikle yineleneceğini tahmin etmediğimiz şeylerde çok fazla karşılaşıyoruz.

Sevin Okyay: Ki ben bazı fiilleri bile yazmışımdır.

Kutlukhan Kutlu: Evet, sen çok titiz davranıyordun ve ben senin çok abarttığını düşünüyordum o notları alırken.

Sevin Okyay: Bak, ne kadar lazımmış ve azmış bile...

Kutlukhan Kutlu: Şapkasını tarif ederken mesela, o kelimeleri yazıyor. Ben "emin misin ya aynı şekilde tarif ettiğine" diyorum, "aynı şekilde tarif ediyor" diyor.

Sevin Okyay: Aynı şekilde tarif ediyor tabi. Ben yanına insanı da yazıyorum, "Kanca burunlu, yağlı saçlı Snape" mesela. Neydi adı, Quidditch hocalarınınki bile var bende.

Kutlukhan Kutlu: J.K. Rowling hakikaten aynı kelimelerle tarif ediyor.

Sevin Okyay: Yapıyor canım, onları oturtmuş. Bir de çevirirken bilemiyorsun, "buna kemer burun mu demiştik, kartal burun mu demiştik?" diye, hatırlayamıyorsun.

Terim konusunda sanırım bu sefer en merak edilen şey, kitabın ismi: Deathly Hallows.

Sevin Okyay: Biz bir şey bulduk Ölüm Emanetleri diye, ama YKY henüz onaylamadı.

Kutlukhan Kutlu: Şu anda belli değil hakikaten, o yayınevinin çok ilgilendiği bir şey.

Sevin Okyay: Aslında biz bunu da (beşinci film posterini gösteriyor) Anka Yoldaşlığı yapmıştık.

Kutlukhan Kutlu: Evet, ilk başta Anka Yoldaşlığı demiştik çünkü kitaplarda "anka" diye geçiyor. "Zümrüdüanka"nın daha güzel olup olmaması başka bir konu. Ama önceki kitaplarda hep "anka" diye geçirdiğimiz için kuşu, başka bir yaratık ismi sokmak istemedik. Ama yayınevi Zümrüdüanka'yı istemiş. İsimleri genelde çevirmenlerden çok, yayınevileri seçiyor açıkçası. Yani bize "Nasıl olsun?" diyorlar ama onlara iyi bir kitap adı gibi gelmezse, o zaman alternatif bakmaya başlıyorlar.


O zaman siz bu kitap için Ölüm Emanetleri'ni önerdiniz, ama eğer onlar isterlerse kendileri bir şey bulup değiştiriyorlar öyle mi?

Kutlukhan Kutlu: Olabiliyor. "Böyle olsun" diyorlar ya da "Öyle olmasa da şöyle olsa" diye bize sorabiliyorlar mesela ya da "başka bir şey bulun" diyebiliyorlar. Hepsi mümkün.

Sevin Okyay: Onun için, belli değil daha. Söyledik biz onlara da, sesleri çıkmadı.


Bu filmin alt yazı çevirilerini nasıl buldunuz?

Sevin Okyay: Eskisine göre daha iyiydi. Büyüceşura falan, onun gibi kitaptan bir sürü şey vardı. Gerçi "Head Master"ı, "müdür" yerine "baş yönetici" demeleri de şık olmuş...

Kutlukhan Kutlu: Genel bir ilgi var hiç olmazsa kitaptaki terminolojiye.


Aslında fragmanlarda çok daha kötüydü. Resmen farklı anlamlar çıkıyordu.

Kutlukhan Kutlu: Genelde fragmanlara ayrı çeviri yapılıyor. Ona çok dikkat etmemiş olabilirler. Çok önceden geliyor ya fragmanlar, o yüzden normal filmin çevirmeni çevirmiyor. Genelde kimin çevireceği belli olmuyor o dönemlerde.

Sevin Okyay: Birinin eline vermişlerdir, o da takır takır birşeyler sallamıştır.


O zaman ben konuyu değiştireyim. Yeni bir kitap uyarlaması film geliyor, ki onu da siz çevirmiştiniz: Karanlık Cevher.

Sevin Okyay: Bir ve ikiyi ben çevirdim ama üçüncüyü yapamadım, verdim. Çünkü bu fuara yetişsin istediler. E, Harry'yleyim biliyorsun, bir de başka bir Raymond Chandler daha vardı Eylül'de.... Çok da üzüldüm aslında ama üç, çok kalındı; öbür kitabın bir buçuk katı falandı. Yani herhalde yapamazdım. Hoş daha ikinciyi yayınlamadılar galiba. Ocak'ta verdim ben.

Kutlukhan Kutlu: Evet, ama en güzel iki kitabı bitirdin. Ben üçüncüsünü o kadar beğenmiyorum.

Sevin Okyay: Ben de en az üçüncüyü seviyorum. İkincisi çok güzeldir.

Kutlukhan Kutlu: Ben birinciyi seviyorum.

Sevin Okyay: Birinciyi mi seviyorsun? Ben Will'i çok sevdiğim için, ikinci kitapta Will çıktığı için... Süper bir karakter olduğunu düşünüyorum. Lyra, bende dayak atma arzusu uyandırıyor. (Not: Lyra, Karanlık Cevher serisinin baş kahramanıdır.)

Kutlukhan Kutlu: Senin bu çevirdiğin çocuklara dayak atma arzunu hakikaten anlayamıyorum ben. (kahkahalar)

Sevin Okyay: Harry'de özellikle beşinci kitapta... Şöyle bir güzel dizime yatırıp, ama öyle böyle değil, temiz bi' dayak...

Sinema dergisindeki yazınızda söylemişsiniz, ben de çok merak ediyordum o sahneyi filmde. Ama o tarz bir gerilim yaratmamışlar.

Kutlukhan Kutlu: Hangisi? Dumbledore'la olan, odayı dağıttığı sahne mi?

Yok, Grimmauld'da Ron ve Hermione'ye kızdığı sahne.

Sevin Okyay: Evet, daha odaya girdiğinde kükrer büyük harflerle biliyorsun. (gülüyor)

Kutlukhan Kutlu: Filmde hem orda kükremedi, hem de Dumbledore'un yanında kükremedi.

Öpücüğü uzun tutmuşlar onların yerine.

Sevin Okyay: Filmde otuz saniye uyudum, o da öpücüğe denk gelmiş. Ama öpücük uzundu diyorlar, "o zaman bir dakika uyumuşum" diyorum. (kahkahalar)

Kutlukhan Kutlu: Evet, uzundu gerçekten. Zaten Cho'yu da sattılar filmde.

Sevin Okyay: Ne kadar anlamsız birşey ya...

Evet, sonra Veritaserum'la falan toparlamaya çalıştılar...

Sevin Okyay: Ama ne gerek var ki?

Kutlukhan Kutlu: Uzun sürecek çünkü. Ayrı bir yan öykü anlatması gerekecek.

Sevin Okyay: Zaten Hermione'nin uğursuzluk büyüsünü de koymamışlar.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler, çok keyifliydi.

Rica ederiz, bizim için de keyifli oldu.
Yukarı Çık
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Harry Potter Cafe ~ Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu Röportaji | Resim Galerisi
harry potter
Harry Potter Cafe | Forum
Harry Potter Cafe | Forum ~ Kimler Online
Harry Potter Cafe | Podcast ~ Yakinda !
Harry Potter Cafe | Ekstra ~ Yakinda !
Harry Potter Cafe | Köse Yazilari ~ Yakinda !
harry potter ve ölüm yadigarları piyasada!
"Ve şimdi bir erkek gibi benim karşıma çıkacaksın... sırtın dik ve gururlu, babanın öldüğü gibi..."

~Lord Voldemort
Kitap: 4 / Sayfa: 773

Harry Potter Harry Potter
Anasayfa | Üye Ol | Forum | Galeri | Arşiv | Kullanım Şartları | Hakkımızda | İletişim
Copyright © 2005-2008 harrypottercafe.com
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-No Derivative Works 3.0 License.