"Harry Potter" maceranız nasıl başladı?
David Heyman üçüncü filmin senaryosunu bana gönderdiği zaman "Harry Potter" evrenine bir hayli yabancıydım; filmlerini izlememiştim, romanlarını okumamıştım çünkü uzun zamandır bir önceki filmimle uğraşıyordum, ama senaryoyu okuduğumda, hemen kitabı da okumak istedim. Çok sürükleyici bir metindi. Bir kere o dünyaya girince hemen bir parçası olmak istiyorsunuz.
Romanlardan haberiniz vardı ama herhalde?
Elbette, "Harry Potter"ı duymamış olmak mümkün değil, ama ne kitapları okumuştum ne de filmleri seyretmiştim.
Romanlarla ilgili ilk izleniminiz ne oldu peki?
Okumaktan büyük keyif aldım. Bütün iyi romanlar gibi farklı yorumlanmaya açık, çok boyutlu romanlardı. J.K.Rowling'in yaptığı şey hoşuma gitti. Sadece duygusal boyutuyla değil, sosyal boyutuyla da son derece gerçekçi bir evren yaratmıştı; sihirli ama aynı zamanda gerçek bir yer.
Onunla tanıştınız mı?
Evet, tanıştım. Üçüncü film üzerine konuştuk. Kitaplarla ilgili önemsediği birkaç noktadan bahsetti ama onun dışında en başından itibaren bana büyük destek verdi ve kendimi özgür hissetmem için elinden geleni yaptı. Romanlarında yarattığı evrene öylesine hakim ki, söyleyeceği her şeyi can kulağıyla dinlemeye hazırdım zaten.
İlk kez bu kadar büyük çaplı bir projenin sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Bu herhangi bir baskı yarattı mı üzerinizde?
Egoyla ilgili bir meselesi oluyor insanın tabii. Kendimi nasıl gösterebilirim, nasıl fark yaratabilirim diye düşündüm ben de ama elimdeki malzeme beni o kadar içine aldı ki bir süre sonra yalnızca kitapta yaratılan evrene tercüman olmak bile beni mutlu etmeye başladı. Dostum Guillermo Del Torro, "Bu işi yapmalısın, ama bu malzemeden kendi filmini yapmaya çalışmamalısın. Git ve 'Harry Potter'a hizmet et" demişti. Ben de öyle yaptım. Sonuçta şimdiye kadar yaşadığım en keyifli, en yaratıcı deneyim olduğunu söyleyebilirim.
Yine de yeni filmde size özgü bir tarzın izlerine rastlayacağız mutlaka.
Evet, bu kaçınılmaz, çünkü seriye ancak kendi bulunduğum noktadan hizmet edebilirim. Chris ve ben iki farklı yönetmeniz. Bu da, yaklaşımlarımız arasındaki farklarda kendini gösterecektir elbette. Öte yandan her romanda hikayenin tonu değişiyor. Örneğin Harry artık ergenlik çağında ve hikayedeki çocuklar giderek daha geniş bir bakış açısı kazanıyorlar. Böylece daha karanlık bir hikaye çıkıyor karşımıza. Film de öyle olmalıydı. Serinin en güzel tarafı da bu; kendi içinde doğal bir evrim yaşıyor. Karakterler büyüdükçe hikaye de biraz gelişip derinleşiyor. Eminim, Mike Newell'ın dördüncü kitaptan uyarlayacağı film de çok daha farklı ve daha iyi olacak.
Özel efektlerle aranız nasıldı?
Aslında, özel efekt kullanarak çalışmak çok eğlenceli bir şey. Daha önce de ara sıra kullandığım olmuştu ama bütünüyle efektlere yoğunlaşmış bir film yapmamıştım. Doğrusu ilk başlarda, henüz öğrenme aşamasındayken daha çok eğlendiğimi itiraf etmeliyim. Daha sonra bunları herşeye uygulamak istiyorsunuz. Efekt kullanmaya alışınca bu teknikler işin doğal bir parçası haline geliyor ve çok kullanmaya başlıyorsunuz; o zaman da çok fazla zamanınızı almaya başlıyorlar! Bu filmdeki efekt çalışması gayet iyi oldu. Harika bir görüntü yönetmeni, çok yetenekli yapım tasarımcıları ve çok tecrübeli görsel efekt uzmanları vardı ekipte. Dolayısıyla ben, onların yollarındn çekilip işlerini yapmalarına izin vermekten başka bir şey yapmadım doğrusu. İşin en zor tarafı çok uzun sürmesiydi. Bir keresinde Ang Lee'nin böyle prodüksüyonlar için "Bu tür filmler çekmek sinemacılıktan çok dayanıklılıkla ilgilidir" dediğini duymuştum. Haklıymış.
Önceki filmden daha etkileyici ve gelişmiş özel efektlerle karşılaşacak mıyız peki?
Evet, mesela fırtınada geçen Quidditch sahnesi var. Harika bir sahne. Ruh Emiciler de harika. Ama şunu söylemeliyim ki bizim asıl amacımız görsel efektşlerle zenginleştirilmiş bir karakter filmi yapmaktı, içinde karakterler olan bir görsel efekt filmi değil. Görsel efektler hikayeye gerçekten çok yararlı oluyor ama efektleri ön plana çıkarmaktan kaçınmaya çalışıyoruz.
Üç genç oyuncuyla çalışmak nasıldı?
Çok eğlenceliydi tabii. İnanılmaz yetenekliler. Oyuncu olarak kendilerini ve yaptıkları işi giderek daha fazla ciddiye almaya başladıklarını gördüm.
Her filmde biraz daha büyüyor ve bu arada canlandırdıkları karakterlerle aynı evrelerden geçiyor olmaları da ilginç bir durum öyle değil mi?
Evet, bu iki açıdan çok önemli. Birincisi, yaşları gereği çok hevesli ve vericiler. Bu da filme yansıyor. İkincisi, bu yaşta kontrol edemedikleri pek çok şey olduğu için kendilerini bütünüyle sizin ellerinize teslim ediyorlar. Bu da büyük avantaj.
Filmi sizin yöneteceğiniz açıklandığından beri herkes en çok kendi görsel tarzınızın yeni filme nasıl yansıyacağını merak ediyor.
En ideali seyircinin bunu bakar bakmaz farketmemesi ama hissetmesidir. Kendi adıma Hogwarts'ı ve Privet Drive'ı bu karakterlerin hikayelerine fon oluşturan bir mekan değil gerçek evrenler olarak görmeye çalıştığımı söyleyebilirim. Yakın planlardan çok karakterlerin birbirleriyle etkileşim halindeki görüntülerini tercih ettim. Hiç yakın planımız yok demiyorum ama eskisinden çok daha az var. Planları daha uzun tutmaya çalıştık, fazla kesmedik. Bazı sahneleri baştan sona bir karede çektik. "A Little Princess"ı tamamen ana karakterin bakış açısından çekmiştim. Bu filmdeyse böyle birşey yapmak istemedim. Hikaye Harry Potter'ın gözünden anlatılıyor ama yaşadıklarını perdeye yansıtırken objektif davrandık.