Size önceden bildirdiğimiz ve Rowling' in Beyaz Saray' da bir demokrat görmek istediğini söylediği söyleşinin bütünü yayınlandı. Aşağıda okuyabilirsiniz.
G: Genelde Scott Fitzgerald diye melankolik bir adamdan bahsediyorsunuz.
R: Evet ona bir yazarın yazmaya iten ancak bu ihtiyacını çevresindekilerle paylaşmasını engelleyen yeti ve doğa arasındaki farktan bahsettim. Ona, bugün basında buna önem verildiğinden ve yazarın sosyal olmasının bir tür boyun borcu gibi göründüğünden bahsettim. Benim açımdan bakarsanız, insanlar benim fotoğraflarda iyi görünmem ve hoş röportajlar vermem gerektiğini düşünüyor, çünkü ben tanınmış bir yazarım. İnsanlar sizin televizyona çıkmanızı umuyor, bir oyuncu gibi. Ama hayır, bir oyuncu değilim. Yazarlığı seviyorum, yalnızlığı seviyorum.
G:İlginçtir; Harry Potter' da Fitzgerald ' la ilişkili genel bir hüzün ve yalnızlık var
R:Şüphesiz. Bu mutsuzluk acıdan doğuyor. Scott Fitzgerald' ın iki acısı var. Biri yeteneğinden ve yaratma isteğinden ötürü, diğeri de tam bir felaket olan özel yaşamından. Bu ikisi birini alkolizme düşürmek için yeterlidir.
G:Bunlar çocukluktan büyüme çağına dek olan süreçte ortaya çıkan şeyler, ve ömür boyu sizinle gelirler.
R: Evet, ben acıların ölümün habercisi olduğunu düşünmüşümdür. O derece baskı uygularlar ki, kişi için ölüm bir adım ötededir. Onlar kırılgan insanlardır. İngiltere' de gençlere karşı bir korku var. Bu olmamalı. Kendimizi onlardan korumak yerine onları korumalıyız.
G: Biraz ölümden konuşalım. Altıncı ve yedinci kitaplarda ölüm bir kelime gibi değil de her an gelebilecek bir gerçek, bir kesinlik gibi.
R: Ölümün böyle gözükmesini planlamıştım hep. Yedinci kitabın 34. Bölümü (Yeniden Ormanda) nden itibaren Harry kendi ölümünün kaçınılmaz olduğunu farketmek zorunda kalıyor. Kitaplardaki plan ölüm ve ölüm tecrübesi arasındaki ilgiyi anlatmaktı. Ve bu tecrübeyi edinmek zorunda olan hep Harry' di, yalnız başına. Bu vicdan meselesi, bir kahraman bunları hep yaşar, yapar ve görür. Bu tecrit ve hüznün bir parçası
G: Bu 34. Bölüm, García Márquez' in Yüz Yıllık Yalnızlık' ına benziyor biraz
R: Bu beni şımarttı.
G: Bu ölümü ve tabii ki yalnızlığı anlatan bir kitap. Karakter buzu görmek için dedesine refakat ediyordu- Harry de ölümü ziyaret ediyor.
R: Bana göre o bölüm, bütün kitapların anahtarıydı. Yazdığım bütün her şey, Harry' nin ormana gittiği anın kusursuzluğu içindi. Bu 17 yıldır planladığım bir bölümdü. O an bütün kitapların kalbiydi. Ve benim için hikayenin son gerçeği. Harry kurtulduğunda, ki hiç belirsizlik yok, kendi ölümünü kabul ettiği anda o çok nadir ve eşsiz hale erişti. Kaç insan ölmeden önce kendi ölümlerini kabul edebilir ki?
G: Bu herkese yakın bir tecrübe. Birisi kendine yakın birinin öldüğünü gördüğünde kendine bundan sonra nasıl görüneceğini, sırada ne olduğunu sorar.
R: Kesinlikle. Hepimizin öleceği gerçeği, ölümün hep biraz gizem içermesi beni sıra dışı bir şekilde vuruyor. Ölümün bir çok insanın başına gelen bir muamma olduğunu düşünüyorum. Ve hep anidir, size yakın biri ölür ve bomba düşer. Harry, 34. Bölümden çok önce; ancak zamanından da önce ölümü anladı. Ve bu hayatımla paralel gidiyor. Hayatınızda olan ve size yakın biri öldüğünde, tıpkı annemin yaptığı gibi, ölüm gerçeği yüzünüze daha bir açıkça vuruyor. Ve bu hep birlikte yaşamak zorunda olduğunuz bir şey.
G:Karanlık ve mutsuz zamanlarda yaşıyoruz, kitaplarda diyorsunuz- özellikle de bunda. Şu sıralar nasıl yaşıyorsunuz?
R: İnsanların iyilikseverliğine inanırım. İnsanlar aslında iyidir. Aslında, Amerika politikasını yakından izliyorum. Birleşik Devletler seçimleri konusunda biraz gerginim. ABD’ deki politik durum, benim ülkemi de (Birleşik Krallık) sizinki (İspanya) kadar etkiledi.
G: Eğer sihirli bir değneğe sahip olmuş olsaydınız, ne yapardınız?
R: Beyaz Saray’ da bir demokrat istiyorum. Clinton ve Obama’ nın rakip olması gerçekten utanç verici, çünkü ikisi de olağanüstü.
G: Bu sabah otele girerken, elinizde ağlayan bir Hillary resmi olan bir the Times sayısı taşıdığınızı gördüm.
R: Evet küçük bir göz yaşıydı. Bir göz yaşına izin vermişti. Bir kadın için politika çok zor. Ağlamazsanız, sürtüksünüz. Eğer ağlarsanız, zayıfsınız. Öte yandan bir erkeğin ağlaması kabul edilebilir.
G: Yalnızlık, ölüm. Karanlık şeylerden konuştuk. Aslında, galiba, edebiyat bundan doğuyor.
R: Evet, sanırım Tolkien’ in bir sözüydü, bütün önemli kitaplar ölümle ilgilidir. Ve şu bir gerçek ki, ölüm yüzleşmek zorunda olduğumuz bir şey, bu bizim kaderimiz. Hayatta ne yapıyorsak, ölümü reddetmeye teşebbüstür.
G: Ruhunuzu inkar edilemez bir şey gibi gördüğünüzü söylediniz.
R: Evet, ama aynı zamanda din konusunda bir çok kuşkum var. Dinden etkileniyorum; ama biraz kuşkuluyum. Manevî bir değişim içindeyim, ruhun kalıcılığına inanıyorum. Bu son kitaba da yansıdı.
G: Sizi ne mutlu eder?
R: Açıkça, ailem ve işim. Kendimi şanslı sayıyorum, bir ailem var. Çocuklarım, her şeyin üstündedirler, en önemlileridir. Bununla birlikte, yazan bir anne olmak zor.
G: Sizi görmeye gelmeden önce, İspanyol yazar Rafael Azona’ dan size sormak için bir soru söylemesini istedim. O da altı yaşında bir Harry Potter hayranı olan yeğeni Sara’ ya sormamı tavsiye etti.
R:Bu muhteşem
G: Ama siz kitapları okumak için en azından 7 yaşında olmak gerektiğini söylediniz.
R: Eh- kızım kitapları okumaya başladığında 6 yaşındaydı. Kitapları nereye götüreceğimi hep biliyordum. Ve evet, 6 yaşındaki bir çocuk, ilk kitabı anlayabilir, ama sonuncu 6 yaşındaki bir çocuk için çok karanlık. Beşincisi en karanlığı, çünkü onda bir önceden tahmin edilmezlik, zulüm dolu bir atmosfer vardı. Sanırım bu yüzden insanlar onu pek sevmedi. Ama yine de, azınlıkta da olsalar, bu kitabı diğerlerine tercih eden bir grup var. Kısacası, beşinci, altıncı ve sonuncu 6 yaşında bir çocuk için uygun bulmuyorum.
G:İlk kitabı yazdığınızda kafanızda bir okuyucu tipi var mıydı?
R: Sorun da bu zaten. Ona bir çocuk hikayesi dedim, çünkü ana karakter bir çocuk; ama hep daha büyük olmak isteyen bir çocuk. Ve sonunda o bir adam, genç bir adam; ama bir adam. Bu çocuk kitaplarında pek görülmeyen bir şey, baş karakter büyüyor. İnsanların okumayı ve kitaplardan zevk almayı sürdürmesi beni çok mutlu ediyor. Harry Potter’ la birlikte büyüdüler. Ancak hiçbir zaman yetişkinleri potansiyel okuyucu olarak düşünmemiştim.
G: Kitapların İspanya Editörü Peter Mayer kitapların başarısının anahtarının içerdikleri yetişkin malzemesi olduğunu söyledi.
R: Evet, bu inanılmaz. Geçmişe bakıp her şeyi fark etmeyi yeni yeni başarabiliyorum. 10 yıl boyunca bunu hiç düşünememiştim. Sanırım bunu kendimi korumak için yaptım. Bu baskıyla yaşamak çok zor; ama gerçekleri görmeyi reddederek yaşadım. Her basımdan sonra hiç eleştiri okumamaya karar vermiştim.
G: Edebiyat insanları kurtarır, ya da kurtulmalarına yardım eder. Yazmak sizi nasıl etkiledi?
R: Sana bir şey anlatayım. İlk kitabı yazmak, hayatımı kurtardı. Her zaman yarattığım dünyanın gerçek olmadığını söyledim, orası kaçmama olanak veren bir yerdi. Evet, bu doğru, bir yerde, o dünya gerçek değil. Ama sadece benim dünyam sihirli olduğu için değil, yani bütün yazarlar kurtulmak için yazar. Ayrıca sadece kaçmak için yazmadım. Kendimle ilgili düşüncelerimi araştırıyordum. Sevgi, kaybetmek, ayrılık, ölüm gibi düşüncelerim ilk kitaba yansıdı.
G: İlk kitap size başka ne verdi?
R: Basitçe söylemek gerekirse, bana disiplin, odaklanma yetisi ve basım günü lazım olacak olan tutkuyu verdi.
G: Basım günü nasıldı?
R: Rüyamın gerçeğe dönüştüğünü gördüm. Olağanüstü bir durumdu, inanamadım gerçek olduğuna. Ve sonra, tıpkı çizgi filmlerdeki gibi, son hızla bir trenin bana arkadan çarptığı duygusuna kapıldım. Üç ay sonra, kendi standartlarıma göre müthiş bir avantaj elde ettim. O zaman kirada oturuyordum, güvenliğim ya da birikimim yoktu, 2. el giysiler giyiyordum. Sonra para geldi ve o paraya aniden sahip olmak inanılmazdı. Üç ay sonra gazeteciler görünmeye başladı, bana önemli bir ödül vermişlerdi. the Sun bana hikayenin haklarını satın almayı önerdi, gazeteciler evin önünde dolaşıyorlardı. Bir şeyi itiraf edeyim, bu beni çok korkutmuştu.
G: Bu yüzden mi bugün gazetecilerden korkuyorsunuz?
Hayır gazetecilerden korkmuyorum. Bir grup gazetecinin bana savunmasızlığımdan ve inanılmazlığımdan bahsettiklerini hatırlıyorum. Bir tanesi kızımı medyadan kaçırma, röportajlarıma katılmasını ve fotoğraf çektirmesini engelleme hakkım olduğunu söyledi. Bu ülkenin, Büyük Britanya’ nın, medyasından bahsediyorum tabi. Burada işler böyle yürüyor.
G: Kitaplarınız kişisel detaylarla dolu.
R: Önemli günleri kullanmaya eğilimim var biraz. Bir tarih ya da numaraya ihtiyaç duyduğumda, kişisel hayatımla ilgili bir numara kullanıyorum. Bunu niye yaptığımı bilmiyorum- biraz tik gibi. Harry’ nin doğum günü, benimkiyle aynı, örneğin. Dediğim gibi, bir numaraya ihtiyaç duyarsam, hayatımla ilgili bir şey seçiyorum.
G: İlk kitabı yazmak sizi büyüledi. Başarının baskısı, milyonların çalışmalarınızı beklemesi, nasıl bir şey?
R: Bunu düşünmemek konusunda ciddi bir karar verdim. Yazarken bu baskıyı hissedebiliyorsunuz.
G:Bu nasıl oldu?
R:Dördüncü kitabı yazdığımda bu olmuştu. 4 yıl boyunca kitap yazmış, aynı zamanda çocuğumu bir dadı ya da herhangi bir yardım olmadan çocuğumu büyütmüştüm. Yorgundum. ‘Artık yapamıyorum, durmam gerek’ diye düşündüm. Bunu editörüme söyledim. Böyle giderse, yazmaya devam edemeyeceğimi söyledim. Sonra bugün eşim olan adamla tanıştım.
G: Siz Harry Potter’ sınız. ‘Harry Potter benim (çn: Benim malım anlamında :D )’ diyorsunuz. Nereye gideceğini hep biliyor muydunuz? Yedi kitap olacağını biliyor muydunuz hep?
R: Ne olacağını hep biliyordum. Başından beri tüm planın, anahatlarını, biliyordum. Detayları değil, ama hikayenin nereye gideceğini biliyordum. Ve bittiğinde, bazı hayranlar hiç beğenmedi, ama devam etme imkanım yoktu. Hikayesi bitmişti. Ama bitirmek çok zordu. Yıkıcıydı.
G: Kitap şöyle bitiyor: ‘ Yara izi on dokuz yıldır acımamıştı.’
R: Bu sembolik bir şey. Sürekli yalan konuşuyoruz, zaman her şeyi iyileştirir. Bu gerçek değildir. İyileşmeyen şeyler vardır, sevdiğin birinin ölmesi gibi.
G: Ayrıca ‘Sağ Kalan Çocuk, Harry Potter’ ı yazdınız. Dediniz ki Harry yaşadı, çünkü kendi inançlarına güveni vardı, Voldemort’ u fethetti. Siz de böyle misiniz?
R: Evet demek istiyorum, destansı sıfatlara sahip bir kahramana inanıyorum. Bir sitede ‘Bir kahraman herkesten cesur olan değildir. Sadece beş dakika daha cesur kalandır.’ Harry de öyle
G: Harry sizin kahramanınız mı?
R: Eh, yani gerçek hayatta kahramanım Robert F. Kennedy. Ahlakla savaşmaya çalışan bir çocuk yarattım. İyi şeyler tarafından etkilenmiş- duygusal ya da psikolojik olarak yaralanmıştı. Vefalı ve zeki, bence kahramanlık budur.
G: İnsanlar hayatınızdaki figürleri önemsiyor, ne kadar zengin olduğunuzu mesela, ama siz de bir insanız. Sizi Harry Potter gibi, sihirli bir değnekle görüyor olmalılar.
R: Üzücü. İsmimi güçlü insanlar listesinde gördüğümde, çoğunluk pek bir şey yapmıyorum. Düşünüyorum. Güç istediğim bir şey değildi, buna sahip değilim ben. Ama evet, zenginim.
G: Bir dakika için kendinizi görünmez yapabildiğinizi düşünün.
R: Görünmez olmak mı? Bu en iyisi olurdu.
Scott Fitzgerald’la ilgili;
G: Kendini bulmak için mi içiyor, yalnız olmak için mi?
R: Evet, ama seçilmiş partneri çok şey söylüyor. Çekici bulduğumuz insanlar kim olduğumuz hakkında pek çok şey söyler. Eşi Zelda’yla huzur dolu bir hayat yaşayamadı. Bazen yazmasını imkansız kılan biriyle olmayı seçti. Bir şeyi yaratmak için gerekli olan huzuru bulamadı.
Time Dergisinde Senatör Clinton’ın resmiyle ilgili
G:Ağlamak gülmenin bir yolu olabilir mi?
R: Olabilir, ve bu durumda, bu makaleyi okuduktan sonra, o gözyaşı aslında mutluluk gözyaşıydı.
G:Ruhlarımız etrafta süzülüyor, peki neyi arıyor?
R: Bu büyük bir soru ama umarım geri gelmek zorunda kalmayız. Geri dönmek istemiyorum!
Eleştirileri okumadığını belirttikten sonra
G: Ve bunu gerçekten yapabiliyor musunuz?
R:Evet, eleştirmenlerin farkında olmamak ya da onların sizin hakkınızda ne dediğini bilmemek çok iyi. Ben istediğimi yazdım. Yedinci kitabı bitirdiğimde en iyisini yazdığımı düşündüm. Bu yazmak istediğim kitaptı. Diğerlerinden daha çok memnun olmuştum bu kitapla. Eğer herhangi bir eleştiriyi okusaydım ne işe yarardı ki? Yazılmıştı, ortada daha başka yapabileceğim bir şey yoktu, ama şimdi kendime geriye bakmaya izin veriyorum ve olanlar sizin dediğiniz gibi: yetişkinler çocuklarına kitapları okumaya başladılar ve sonra kendi başlarına okumaya devam ettiler. İnsanların kitapları bütün ailece okuduklarını dinlemekten daha hoşnut edici bir şey yok. Bunu çok duydum. Beraber bir bölümü okuyorlar ve sonra sıradakini okumak için tekrar toplanıyorlar. İnanılmaz, değil mi? Pek çok aile bana bunu yaptıklarını söylediler ve bu pek çok yönden memnunluk verici. Kitaplar sosyal bir sanata dönüştüler.
G:Peki bunu Jessica’yla yaptınız mı? Diğer çocuklarınızla da yapacak mısınız?
R: Jessica 14 yaşında ve Harry’nin şevkli bir hayranı.
G: Kitapları okuduktan sonra size ne dedi?
R: Bazı şeyleri neden yaptığımı sordu ve benim cevabım da olması gerektiğiydi. Evet, bazen bir şeylere edebi mekanizmaların uydurduğu gibi, otomatik bir cevap verebilirsiniz, unsurlar size hikayede yardım eder. Diğer durumlarda, yazmanın yöntemini açıklamak daha zordur. Onu yazdım çünkü o şekilde çıktı. Bazen bir şey ya da biri bana onu söylüyormuş gibi oldu ve yazdım.
G:O şeyin ne olduğunu bize tanımlayabilir misiniz?
R: Bu soruya bir çok cevap var. “Bendim, benim bilinçaltımdı.” diyebilirim. Evet, o benim bilinçaltımdı, yazdıklarım yaşadığım her şeyden ve tanıdığım herkesten geliyor çünkü her şey ve herkes kafamın içinde bir yerlerde. Ya da ilham olduğunu söyleyebilirim, ve ilham olduğunu düşünmeyi seviyorum çünkü bu yazarın yazdığının orijinalliğinin farkında olmadığı demektir, yada tamamen farkında değildir, ve bunun Harry Potter kitapları hakkında klişe bir söz olduğunu biliyorum ama büyülüler.
G: Bu demek oluyor ki size olan şey Juan Rulfo “Pedro Páramo” yu yazdığında olan şeyle aynı çünkü o da kitaplığında bunu bulamamıştı.
R: O hikayeyi çok seviyorum ve doğru, benim durumum da aynısı, istediğim şeyi yazmamama rağmen ama o an ihtiyacım olanı yazdım.
G: İnsanlar sık sık hayatınızdaki figürleri fark ediyor, ne kadar varlıklı olduğunuzu ama birkaç kere sizin aynı zamanda da bir insan olduğunuzu da fark ediyor; görünüşe göre sizi bir asa ile görüyorlar, Harry Potter gibi.
R: Evet, maalesef ki öyle yapıyorlar. Güçle ilgili şey ilginç çünkü gerçekten ne tür güce sahibim? İsmimi güçlü insanların listelerinde gördüğümde, sıkça yapmadığım bir şey; bunun hakkında düşünüyorum. Güç benim istediğim bir şey değil ve ek olarak, ona sahip değilim. Evet, zenginim. Bir sürü para kazandım ki bundan minnettarım ama işler böyle. İnsanlar bana yaklaşıp sahip olduğum paranın miktarını sorduğunda… geçen gün bir sokaktaydım ve bir kadın yanıma geldi ve J.K. Rowling olup olmadığımı sordu, evet dedim. Sonra ; “Sahip olduğun her şeyi hak ediyorsun.” dedi. Para hakkında konuştuğunu zannetmiyorum, ve biri size bunu söylediğinde bu harika ama sanırım para takıntısı küresel. İngiltere’de milyonlarca liste var;40 yaşın üstündeki zengin insanlar, 40 yaşın altındaki zengin insanlar ki 42 yaşında olduğum için artık dahil değilim… varlık bir takıntı, İspanyada da bu böyle mi bilmiyorum.
G:Mutlu musunuz?
R: Daha önce olduğumdan çok daha fazla.
G: Neden kurtulmayı başardınız?
R: Büyüdüğüm için ve kim olduğumu kabul ettiğim için ve kim olduğumu bildiğim için çok rahatladım. Yirmi yaşımdayken ve o on yıl boyunca çok kötü zaman geçirdim, sanırım bu pek çok insana oluyor, ama sadece söylemiyorlar. Bir sürü hata yaptım; bazıları çok kötüydü. Şimdi çok daha güvenli hissediyorum.
G:Edebiyattaki fantezi insanları tamamlıyor.
R:Evet, bu doğru. İnsanların fanteziye ve büyüye ihtiyaçları var. Gizeme ihtiyacımız var. Sör Frank Frasier (Altın Yay’da) dinde insanın Tanrı’ya güvendiğini söylüyor, ama büyüde insan kendine güveniyor bu da insanın kapasitesini ölçmemizi sağlıyor ve büyü ideal bir varlığa dönüşüyor. Büyü insan varlığını sürdürür, altıncı kitapta Başbakan: “Sihir yapabiliyorsunuz! Elbette halledersiniz, hani- yani- her şeyi!” ve diğer Başkan da cevap verir: “Mesele şu ki Başbakan, öbür taraf da sihir yapabiliyor.” Büyüye ihtiyacımız var ve bunu her yerde savunuyorum. Büyü edebiyatın çok önemli bir parçası ve bu yüzden hep orada olacak.
G: Harry ve Profesör Dumbledore arasında şu diyalog geçiyor: “Gerçek mi bu? Yoksa bunların hepsi kafamın içinde mi olup bitiyor?”
R: Ve Dumbledore: “Elbette kafanın içinde olup bitiyor Harry, ama bu niçin gerçek olmadığı anlamına gelsin ki?” Bu diyalog anahtar; bu cümleleri kullanmak için 17 yıl bekledim. Evet, doğru. Bunca zamandır bu iki cümleyi yazabilmek için çalıştım; Harry’nin ormana girmesini ve Harry’nin o diyaloğu yaşamasını yazmak.
G:Ve bazen, Harry gerçek dünyada.
R: Tabiî ki. Aydınlık ve karanlığa sahip olmak önemli, bu çok geleneksel bir mekanizma, ama olağan bir evren ve zalimlik ve zulmedici varlık arasında bir geçiş yaratabilmek gölgeler ekler. Hikaye ilerlerken ulaşmayı umduğum nokta Dursley’lere neler olacağı komik bir şeye dönüştü. Harry büyüdükçe, güç ve güven kazanmayı sürdürdükçe kendini Dursley’lerle daha iyi bulur ve karanlıkla kötülüğün yeri ışıkla büyünün dünyasının olduğu yerin aynısı olur. Bu aile zalim olmaktan komikliğe gider ve yedinci kitapta Teyzesinin kıskanç biri olduğunu ve Harry’nin bakış açısından bile bir kırılan olduğunda acınacak hale bile döner.
G: İspanya editörünüz benden Dursley’ lerle ilgili soru sormamı istedi.
R: Sanırım sekizinci kitabı yazmam gerek (gülüyor) Aslında, Dursley’ leri yazmanın gerekli olacağını düşünmedim. İnsanlar bana sorduğunda, Dudley ve Harry’ nin arasında geçen son konuşmadan çıkarabileceğimiz gibi, bir arkadaşlık kurmaya çalışıyorlar. Birbirlerine Noel Kartları gönderiyorlar, birbirlerini arada bir ziyaret ediyorlar. Garip, ama deniyorlar. Asla iyi arkadaş olamazlar, ama deniyorlar. Dudley Harry’ nin hayatını kurtardığını biliyor. Eh, en azından düşünüyor diyelim, aslında Harry kendi ruhunu koruyordu.
G: Harry’ nin hayatında, sizin hayatınızda yara izleri var mı?
R: Eğer yeni kitaplar yazıp yazmayacağımı, bitmemiş işlerim olup olmadığını soruyorsan, cevap evet. Ama Harry, onu Bakanlık’ a koydum, onun yozlaşmayı temizleyeceğine inanmak istiyorum, bunu savaşta gördüm, ama o artık çocuğunun okul başarısıyla ilgilenen orta yaşlı bir baba.
G: Gerçek dünyada mı? Asasız?
R: Hayır, her zaman bir asayla.
G: Sihirli bir değneğiniz var mı?
R: Bu o ilham perisi değil mi?
G: Hâlâ kalemle mi yazıyorsunuz.
R: Her zaman
G: Belki de sihirli değnek budur.
R: Evet, belki de. Baksana, bu sihirli değneği kullanmaktan parmaklarım aşındı.
G: Geçmişte, tıpkı Harry gibi, Diriltme Taşı’ nı kullanmayı seçeceğinizi söylediniz.
R:Hata yapmış olurdum. Eğer başka bir yere ait bir şey öldüğünde, herkes başkasını suçlar. Bunu çocuklarımda yaşıyorum, herhangi birini ölümden kurtarmaya çalışsaydım, bu onlar için iyi olmazdı. Görevim çocuklarım ve onların geleceği. Diriltmek büyük bir günahtır, tehlikelidir.
G: Belki de yazmak bir tür Diriltme Taşı’ dır.
R: Evet, tabi ki, ama yazdığınızda bir rüyayı gerçek yaptığınızı fark edersiniz. Eğer ölyle olmasaydı, bence, yazmak değerini kaybederdi. Düşünüzü anlatmak, dünyayı yaratmakla aynı değil.