Ehem bu konuyu bi kere daha açmıştım, ama hackten mütevellit, silinmişti. İnşallah bu son açışım olur.
Nese efendim, bendeniz ex Fraktal, namı yeni Asklepios. Bilgisayarın başından kalkınca bana Başat derler, şu sıralar 16 yaşındayım. Parlak ve enerjik renkleri severim, ki bunların başında turuncu gelir. Hatta Ron dan özenip odamı turuncuya boyattım. Kitap okumak en büyük tutkumdur. (Pop) müzik dinlemeyi severim. (Yan) flüt çalıyorum. İtalyanca öğrenmeyi de çok istiyorum

Hatta bi süre kurs aldım; sonra elimde olmayan sebeplerden bırakmak durumunda kaldım. İtalyancayı öğrenince İspanyolca; Flüt' ü öğrenince Ney çalmak istiyorum. Dans etmeyi hiç beceremem; ama tango gibi bir hedefim de var
Biraz "gıcık" olduğumu kabul etmem lazım; ama bir o kadar da iyiyim

Dost canlısı olduğumu söylerler ama aynaya bakınca gördüğüm şey bu değil. Siteyi hoş bir rastlantı sonucu buldum, bir buldum pir buldum zaten

Öle işte.
NOT: Ayrıca bu dil çıkaran (

) smileyi çok seviyorum
Bir seneden biraz fazladır bu sitedeyim. (Aslında 13 gün fazla) Bu bir sene içinde sitede çok şeyler yaşadım. Siteye ilk geldiğin gün, 50 mesajın deneyim olduğunu sanan bir kulübe üye olmak için mesaj sayısı yetmediğinden Sıra Sende' ye mesaj atan Pureblood ile bugünkü Fraktal arasında çok şeyler var. Köprüden çok sular aktı, geçti, gitti zaman.
Café' de çok mutlu oldum. Kendimi geliştirdim. Café bana çok şeyler kattı. İsim vermeyeyim, beni bugüne taşıyan çok kişiler oldu burada. Umarım ben de bir nebze onlara, ya da başkalarına bir şey katabilmişimdir.
Acı çektiğim zamanlarda oldu burada. Çoğunluk sorunlarımı 'ellerimle' çözebildim. Ama gün geldi, yapamadım. Ama çok şükür ki, kapıyı kapatıp, arkama baka baka gidip, bulduğum ilk kapıdan içeri girip, izin verildiğini görünce Café' ye sövüp saymadım. Beni sevindiren de bu işte. Şükürler olsun ki hâlâ kendimdeyim ve şükürler olsun ki hiçbir şey kaybetmemişim kişiliğimden. İşte budur gerçek sevgi, ne olursa olsun eksilmemeli. Gün olur Café' den ayrılmam gerekirse, ne yaşamış olursam olayım, Café' yi seveceğim. Çünkü burası bana tarifi imkansız mutluluklar yaşattı. Yoksa, aldığım cezadan bir hafta sonra Café hacklenince, acım daha tazeyken, üzülmem nasıl açıklanabilir ki başka türlü?
Ve son olarak, beni sevenlere, eğer varsa tabi, sizi seviyorum demek istiyorum. Sevmeyenlereyse sözüm; o sizin bileceğiniz iş. Ama ne olur hakkımda ileri geri konuşmaktan vazgeçin. Kimseye benzemeye, ya da kimsenin tahtını devirmeye çalıştığım yok. Her tarafta bir şeyler yapmamın nedeni, kendimi denemek istememdir, sizinle hiçbir alakası yok. Ama malesef sizinle şunu anladım, insanlar büyüdükçe küçülürmüş.
22 Ocak 2008 Güncellemesi
İçimden geldi bu güncellemeyi yapmak.
Efenim ben deniz şu sıralar bir garip ruh hali içindeyim. Hasta olmaktan nefret ediyorum. Yahu hangi insan kasımda grip olur ve anca Mayıs sonunda iyileşir. Her sene böyle, kendi doğumgününden sonra hasta oluyorum, kardeşimin doğumgünü sıralarında iyileşiyorum. (28 ekim - 25 Mayıs) Merak ediyorum o doğmadan önce de böyle miydi? Bunu anneme sormam lazım. Keşke sezonluk nick diye bir uygulama olsa da nickimi bu süre zarfı boyunca nickimi Sümüklü falan yapabilsem.
25 Temmuz '08, 23:45 tarih ve saatli blog 
Paranoyak Megaloman'ın özür yazısıdır bu.
Bir şeylerden özür dilemem gerekiyor çünkü.
Öncelikle, zaman. Ey zaman, seni boşuna harcadım. Saf ve katıksız aptallara verdim seni, boş yere. Eh, keşke Sertab'ı dinleseydim..Bi tane daha yok şu andan, her an yegânedir tektir.
Tut yakala saçlarından, kaçırma vakit nakittir.Ne demişler, Geç olsun da güç olmasın. Tuttum saçlarından zaman, giden gitti de ne kurtarsak kârdır.
İkinci özrüm, Türkçe'ye. Neden mi Türkçe? Çünkü güzel dilimi, karşımdaki beni anlamaktan aciz zavallılarla kullandım. Keşke başka bir dili kirletseydim. Mesela Tarzanca uygun olurdu acizlere. Ama ben kendimi kültürlü göstermeye çalışıyordum sanırım, öyle değil mi? O zaman yaşasın İtalyanca! Scusa! Scusa Turco!Üçüncü özrüm ise, bambaşka bir şeye. Burger King! (Kızılay'daki!) Hayır, whooper stoklarını tükettiğim için değil. Duvarlarını elimdeki kalemle kirlettiğim için. Ve tabi o duvarları silen adamdan da özür dilesem fena olmayacak. Üzerine karaladığım yazı mı? Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.
Dördüncü özrüm ise, Pembe Keçi'ye. Tezek kadar bile değeri olmayan bir şaşkalozdan, bir keçinin yiyebileceği belki de en büyük kazıklardan birini yemesine sebep olduğum için. Hatta huzurlarınızda Pembe Keçi'ye bi teklifim var. Sifonu birlikte çekelim mi? Şarrr -sifon efekti-Beşinci özrüm, Harry'den. Altintop yaptık çocukcağızı. Olmii ki böleeAltıncısı, ise Fraktos Efendi. Dağ gibi Fraktos Efendi'nin ağzını bozduk, karizmasını çizdirdik
Ne gemiler yaktın Fraktos efendi! Fraktos'u yeniden büyütmeliyim,
Kor ateşlerde yürütmeliyim
Değirmenlerde öğütmeliyim
Farkındayım, farkındayım...
Asklepios kimin nesidir?Kendileri Yunan Mitolojisindeki hekim tanrıdır. Güneş Tanrısı Apollon'un oğludur. (6 kızı bir de oğlu var Tanrı standartlarında bir hayli az yani Neyse) Apollon'un Coronis'le ilişkisinden sonra Coronis Asklepios'a hamile kalmış. Kadın hamileyken Apollon'u aldatınca, ama Apollon'un kutsal kuşu olan kargalar bunu tanrıya haber vermiş. Apollon da kız kardeşi Artemis'i görevlendirmiş. Artemis de kadını bir odun yığının üzerinde diri diri yakar. Derler ki alevler o kadar büyümüş ki, o zamanlar tüyleri deniz köpükleri gibi ak olan kargaların tüyleri simsiyah bir is karası olmuş. Kadın tam can vermek üzereyken Apollon masum çocuğuna acımış ve onu kadının karnından alıp kurtarmış ve onu at adam Kheiron'a emanet etmiş. (Harry Potter'dan bildiğiniz üzere at adamlar doğanın sırlarına erişmiş varlıklardır. Tıp, astronomi vs bilirler.)
At adam Kheiron Asklepios'a tıbbı öğretmiş. Asklepios da bütün insanlığa şifa dağıtmaya başlamış. Elindeki asasıyla (ki bu da bugün bildiğimiz, tıbbın simgesi olan yılan dolanmış asadır.) herkesi iyileştirmiş, durmak dinlenmek bilmemiş. Yorulduğu zaman bu asadan destek alırmış. Hatta bir zaman gelmiş, o kadar ustalaşmış ki işinde ölüleri diriltmeye başlamış.
Efsaneye göre, bedenin sağ tarafındaki damarlarda zehirli, sol yanındaki damarlarda şifalı kan bulunan Gorgo canavarı öldüğünde tanrıça Athena bu şifalı kanları toplamış ve Asklepios'a vermiş. Asklepios da böylece ölüleri diriltebilmiş. Ancak insanların ölümsüz olması fikri hem Zeus'un iktidarını sarsmış, hem de yeraltınının tanrısı Hades'i çok kızdırmış. Ve Hades kardeşini bir şeyler yapması konusunda kışkırtmış, Zeus da Asklepius'un başına bir şimşek fırlatmış. Derler ki o an Asklepius'un elinde reçete yazılı olan kağıt toprağa düşmüş ve yağan yağmurla üzerindeki yazılar toprağa karışmış. Oradan da her derde deva sarımsak bitmiş. Bundan sonra Apollon da öç olsun diye, Zeus'a şimşek yeteneğini bahşeden devi öldürmüş.
Zeus bu devi Hades'ten (Ölüler Diyarı) geri getirmek isteyince Apollon, babasını oğlunu da geri getirmesi konusunda ikna etmiş. Tıbbın insanlık için önemini anlayan Zeus, Asklepius'u gök kubbeye, yılan şeklinde bir yıldız takımı olarak yerleştirmiş.