Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Temmuz 24, 2008, 15:44:26  
   
 
 
   
 
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Onurlandırılan Sözler  (Okunma Sayısı 635 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Luthien
UU Seherbazları
Has Türk Kahvesi
*******
Online Online

Mesaj Sayısı: 2619



Üyelik Bilgileri
« : Nisan 02, 2008, 10:43:00 »

Daha önce bahsettiğim gibi Sirius'ın, Voldemiort'un tutsağı olup, Karanlık İşareti aldığı günü anlatan bir bölüm. İyi okumalar Kahkaha :



Gerçeklerle bükülmüş acı dolu kâbuslar görüyordu; Sirius hareket ettiğini biliyordu ama hareketi hissedemiyordu. Tek yapabildiği, bilincinin küçük köşesine tutunmaktı – beyninin aklı başında olan kısmı göçüp gitmekten baka bir şey istemiyordu ama bunu yıllar önce yapmayı kesmişti.

   Yıllar.

   Voldemort ona söyleyene kadar ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu... Voldemort, Moody’nin kafasını getirene kadar. Gerçeküstü dünyasında zamanın bir anlamı yoktu ve günleri saymaktan vazgeçmişti. Tek sabit, acıydı. Acı ve Ruh Emiciler. Başı döndü.

   Vahşi, kızgın zincirler yolculuğu bitirdi ve bir Sorgu Sandalyesine oturtulduğunu biliyordu. İlk kez onlardan biriyle karşılaştığında şok geçirmişti ama artık Azkaban’da olduğunu biliyordu. Ve neyin geldiğini biliyordu.

   Bir Ruh Emici yaklaştı ve Sirius ürktüğünü fark etti. Bu reaksiyon tamamen içgüdüseldi ve çığlık atma isteğini bastırmak zorunda kaldı. Soğuk eller yüzüne dokundu, karanlık hatıralar yükselmeye başladı – “Ne kadar, Black?” Acı. “Söyle bana. Şimdi.”

   “Hayır.”

   Soğuk.

   Acı.


   Hayır. Bunu yapmayacaktı. Şimdi değil. Nefes almak için çabalarken Sirius anılarıyla savaşıp aklı başında olmaya çalıştı. Bu her geçen gün zorlaşıyordu – ama Azkaban’da ne kadar kalmıştı ki? Bilmesinin yolu yoktu. Tek bildiği birinin geldiğiydi ve onu hiç bırakmayan acı, tekrar yükselecekti.  Her zaman yükselirdi ve en azından bu da sabitti. En azından acıya konsantre olabilir, ve akıl sağlığını koruyabilirdi. Ya da birisi Azkaban’da ne kadar sağlıklı kalabilirse o kadar.

   Ruh Emiciler geri çekildiğinde gözlerini açmaya zorladı. Şu an için yalnızdı ama bu uzun sürmeyecekti. Hiç sürmezdi. Bunun değişmeyeceğini beklediği bir noktaya gelmişti. Ya Ruh Emicilerden ya da anılarından kaynaklanan korku, yükselmeye çalışıyordu ama geriye itti.

   Ben seçimimi yaptım. Seçimlerimin arkasında duracağım.

   Bu yemin, sahip olduğu tek şeydi. İsteği, ona kalan kontrol edebildiği tek şeydi ve bunun kırılmasına izin vermeyecekti. Bir hiç için değil – ama kapı açıldığında irkilmemek çok zordu. Korkmak istiyordu. Korku, ruhu için sürekli savaşmaktan çok daha kolaydı.

   Nefes al. Nefes ver. Korkuyu gösterme.

   Voldemort içeri girdiğinde kapı tüm odada yankılandı. Korku yok. Bu savaşı yıllardır sürdürüyorlardı ve hiç değişmemişti. Bir şekilde değişeceğini de hiç düşünmüyordu. Ama sakince oturmak ve acıyı beklemek onu öldürürdü. Savaşamayacak durumda olmaktan daha kötüsü yoktu.

   Yakıcı zincirler nefes almayı neredeyse imkânsız hale getiriyordu ama daha büyük bir acının gelmekte olduğunu biliyordu. Her zaman öyle olmuştu. Ve tek yapabildiği beklemekti. Beklemek, bakmak ve Voldemort’un güçlü kalmanın ne kadar zor olduğunu anlamaması için dua etmek.

   “Sohbet ederek başlayalım.”

   “Sohbet.” Bir kelime bile söylemek boğazını yakıyordu ama bunun onu durdurmasına izin verirse kendisine lanet okurdu. Sessizlik, korkuyu ima ederdi ve bunu göstermeyecekti. Bu hayatta değil.

   “Evet. Fark ettim ki arkadaşlık etmek senin iyiliğin için ve bunca zamandır hiç bir asilzade gibi arkadaşlık ettiğini görmedim. Ama Sohbet demek, iki insanın birbiriyle konuşması demektir.”

   Sirius acıyla homurdandı. “Bunun ne anlama geldiğinin farkındayım, teşekkürler.” Boğazındaki ağrı nefes almasını daha da zorlaştırırken Voldemort bir şey yapmamış olsa da zincirlerin daha da çok sıktığına yemin edebilirdi. “Ne istiyorsun?”

   “Basitten başlayalım. Söyle bana. Neden savaşıyorsun?”

   “Neden umurunda?” diye sertçe yanıtladı ve bir kahkaha atması gerekirken öksürdü.

   “Sormam yeterli. Soruya cevap ver.”

   “Cehenneme git.”

   “Ah. Yanlış cevap.” Voldemort, asasıyla zincirlere dokunda ve onları sıkılaşırken heyecanla izledi. Sirius, bedeninin şiddetle çekildiğini hissetti ve acı çığlığı yutmaya çalıştı. Ses çıkarmadan nefes almak yeterince zordu ama dişleriyle dilini ısırınca kan tadı aldı.

   Kendini tekrar etmeye gerek duymadı. Sarf edeceği çabaya değmezdi.

   Son saniye sonra, Voldemort asasını kaldırdı. “Tekrar soracağım. Aynı soru.”

   Sirius hırıltıyla soludu. Cevap vermek için hava bulmak zordu, “Aynı cevap.”

   Tekrar, Voldemort asasını zincirlere değdirdi. Beş saniye daha... Çığlık ağzından çıkmadan durdurabildi ama çok zordu.

   “Aynı soru.”

   Sirius cevap vermeye tenezzül etmedi; sadece gözlerini kapatarak nefes almaya odaklandı. En azından Voldemort onun nefes almasına izin vermezse çok kıymetli cevabını da alamazdı. Sana layık, diye düşündü huysuzca. Az hava sahip olmak, daha önce yapmadığı bir şey değildi.

   “Sohbetler tek taraflı olmaz. Konuş.”

   “Bana yaptır,” diye sinirlendirdi.

   “İmperio.”

   Birden bir sıcaklık Sirius’u sardı ve acı solarken onu karanlık aldı. Yine de içgüdüsel olarak cevap verme dürtüsüyle ve Voldemort ne isterse yapma dürtüsüyle savaştı. Uzun dakikalar geçti... Sirius biliyordu ki bu sonsuzluk da olabilirdi, emin olduğu tek şey ruhunu bütün tuttuğuydu. Bunun nerede sona ermesi gerektiğini bilse de pes etmedi. Sonuç olarak Voldemort kazanacaktı. Orada Sirius ölecekti. Hayal görmüyordu ve bunların Ruh Emicilerin görmesini istediği şeyler olmadığını da biliyordu. Ama kendi koşullarımda öleceğim. Seninkilerle değil.

   Gözlerini açmaya ve kıpkırmızı yanan gözlere hiç kırpmadan odaklamaya zorladı. Bazı şeyler söylenmek zorunda değildi.

   “Bunu tekrar yapalım mı? Yoksa soruma cevap vermek senin için daha kolay mı? Bir soru için oldukça zararsız.”

   “Kazanamayacaksın,” diye fısıldadı Sirius, kendini durduramadan önce. Bu yapacağı en akıllı şey değildi elbette ama akıllı olarak hayatta kalmamıştı.

   “Sana bunu söylettiren ne?” Voldemort asasını yukarıda tuttu ama gözlerinde tehlikeli bir parıltı vardı.

   “Altı yıl boyunca çabalamak...” Kendisine rağmen öksürdü ve bu cehennem gibi acıttı. “Hala başaramadın.”

   “Ve hala buradayız. En az bir yüzyılımız var.”

   Sirius, uygun bir küçümseme göstermek için çok zayıftı; gözlerini yuvarlamak istedi ama birlikte hareket etmiyorlardı. “Umarım benden sıkılmazsın.”

   Nefes almak neredeyse imkânsızdı.

   “Ah, senin yerinde olsam tersini umardım. Bana neden savaştığını söyle.”

   “Neden umurunda?”

   “Bunu bir arkadaşça sohbet olarak kabul et.”

   “Arkadaşça.” Homurdanmak acıttı. “Doğru.” Kan öksürdü.

   “Daha az arkadaşça olurum diye.”

   Yine kendini durduramadan önce ağzından kelimeler döküldü. “Her zamankinden daha az ikna edicisin, Voldemort,” diye sertçe cevapladı Sirius. “Tehdit etme konusunda biraz çalışman lazım.”

   “Crucio.”

   Acı patladı ve çığlık attı. Bunun savaşmanın yolu da gereği de yoktu. Tek yapabildiği kupkuru boğazıyla çığlık atmak ve bitmesini beklemekti – bu, Sirius’ın beklediğinden hem daha erken hem de daha geç bitti. Sonunda acı gitti ve onu, nefes almaya çalışarak bıraktı. Voldemort’un gözleri hala ona bakıyor ve itaat bekliyordu. Cehenneme git. Ciğerini öksürme ihtiyacı duydu; normal nefes almak için boğazı çok yanıyordu.

   Oda etrafında dönmeye başladı. Gözlerini kırpıştırarak, çabayla odaklandı.

   “Neden savaşıyorsun?”

   Nefes al. Nefes ver. Yakıyordu. Lanet olası zincirler. “Hala neden olduğunu kavrayamadın mı?”

   “Evet. Ama senden duymak istiyorum.”

   “Belli.”

   “Cevabını bildiğimi bildiğin bir soruya yanıt vermeyi reddedecek kadar kalın kafalı mısın?” diye sordu Voldemort. “Acı içinde olmaya bu kadar mı aşıksın?”

   Homurdandığında burnundan kan geldi. Kötü fikir. “Buna cevabımı da biliyorsun,” Sirius öksürdü.

   “O zaman söyle.”

   “Hayır.”

   “Crucio.”

   Bilincini kaybedebilirdi ve kaybetmiş olmayı diledi. Voldemort, onu lanetin etkisinde biraz daha tutsaydı kesinlikle kaybedecekti ama Karanlık Lord bunun için çok zekiydi. Çığlık atmak yaktı ve bitiğinde boğulmak üzereyken nefes almaya çalıştı. Sonunda bedenini kendiyle işbirliği yapmaya zorlayarak tekrar o uzun altı yılını bir kabusa çeviren kırmızı gözlere baktı.

   “Neden savaşıyorsun?”

   “Hayır.” Daha fazlasını söylemek için gücü yoktu.

   Voldemort asasını kaldırdı. “Cevabının bu olduğuna emin misin?”

   Sirius’ın asla söylemeyeceği bir şey korku, ağzına söyletmeye çalıştı. Yapacağıma ölürüm. Ama konuşmaya çalışmak sadece öksürmesine neden oldu; zincirler çok fazla sıkı ve çok fazla sıcaktı... Sonunda tek yapabildiği bakmak ve kendini acıya hazırlamaktı.

   Voldemort asasıyla zincirlere dokundu. Onlar da isteğiyle çok yavaşça gevşedi. “Bunun karşılığında bir cevap bekliyorum.”

   Vermek ve almak – ama bu bir oyun değildi. Konuşmak hala acı veriyordu. “Ne beklediğin umurumda değil.”

   “O zaman hediyemi geri alabilir miyim?”

   “Zaten yapacaksın,” dedi Sirius acı içinde.

   “Bu kadar emin misin?”

   Burnundan kan geldi. “Oldukça.”

   “O zaman dinlenme zamanını uzat ve soruya cevap ver.”

   “Hayır.” Belki bu aptalcaydı muhalefet etmek elinde olan tek şeydi.

   Voldemort, asasını zincirlere değdirerek onların giderek sıkılaşmasını izledi. Onlar sıkılaşırken de konuştu. “Crucio.”

   Şiddetli acı. Bunun ne kadar sürdüğünü çıkartamadı ama çığlık atmak için bile zar zor nefes alabiliyordu. Bedeni, zincirlerin içinde kıvranmaya çalışıyordu ama gidecek bir yeri yoktu ve yaralı cildindeki yanma giderek kötüleşiyordu. Bittiğinde Sirius yığıldı ve acı dolu bir inleyişi çıkartmamaya çalıştı. Gözlerini açık tutmak çok zordu...

   Odaklanamıyordu; Sirius, acıyla sersemlemişti. Gözlerini kırpıştırarak ancak Voldemort’un şeklini görebiliyordu.

   Voldemort onu dikkatlice izledi ve cübbesinden bir iksir çıkartarak Sirius’ın boğazından aşağıya itti. “Bilincini kaybederek dinlenebileceğini söylemedim.”

   Sirius ağzını kapatmaya çalıştı ama Voldemort açtırarak yaralı boğazından her damlanın geçmesini sağladı. İksir aşağıya inerken yakıyordu ve öksürmesine neden oluyordu.

   “Neden savaşıyorsun?”

   “Cevabım değişecekmiş gibi soruyorsun,” diye fısıldamayı başardı Sirius. Bulanık görüşü şimdi düzelmeye başlasa da boğazı eskiden de çok yakıyordu.

   “Değişecek.”

   “Öyle mi? Seninle bu yolun her adımında savaşacağımı biliyorsun.”

   “Evet, savaşacaksın. Ama neden?”

   Sirius homurdandı ve yalan söyledi. “Çünkü bundan nefret ediyorsun.”

   Bir şekilde, bunu yapmak iyi bir fikir olmasa da gülümsemeyi başardı.

   “Bu doğru değil. Crucio.”

   Acı. Ama acı, yeni bir şey değildi. Yorgunluk onu ele geçirmeye başlıyordu ve Voldemort’un iksirine rağmen eskisinden daha kötüydü. Sirius acı içinde çığlık attı ve bittiğinde yığıldı – titriyordu ve ne kadar kontrolünü sağlamaya çalışsa da bunu durdurmanın yolu yoktu. Gözlerini açmak hala zordu ve cevap vermek için zahmet etmedi. Harcayacağı enerjiye değmezdi.

   “Neden savaşıyorsun?”

   Bakmaktan başka bir şey yapabilmek için çok yorgundu. Ve konuşmak çok acıtıyordu.

   “Neden savaşıyorsun?”

   “Hayır.”

   Bu bile yaktı.

   Voldemort, zincirlere aklındaki bir melodiymiş gibi ritimle vurmaya başladı. Asasının her düşüşüyle zincirler kızıştı, sıkılaştı ve yerleşti. Sirius acı içinde nefes almaya çalıştı. Karanlık, bilincinin bir köşesinde belirdi ama merhametli bilinçsizlik gelmedi. Sadece acı.

   Nefes almaya çalışmak ve çığlıklar arasında Sirius istese de cevap veremezdi. Sadece neden umursadığını bilmediği bir şekilde bilincine tutundu ama bir şekilde bunu yapmamak işleri daha da kötüleştirecekti. Ama nefes almak her geçen dakika daha da zorlaşıyordu ve ruhunun solan bir köşesi cevap vermek istiyordu. Pes etmek istiyordu. Bitirmek istiyordu.

   Hayır.

   Asanın ritmi durdu. Voldemort, sandalyenin etrafından dolaştı ve Black’in yüzüne soğuk elini koyarak ona bakmasını sağladı. Geri çekilmek istedi ama bunu yapmak için çok zayıftı.

   “Bir inçlik yerin olsaydı nereye gidebileceğini düşünüyorsun?”

   Bir öksürük, verebileceği tek cevaptı. Bedeni hala titriyordu.

   Voldemort, elini Black’in yüzünde gezdirerek kanı temizledi. Sirius dişlerini birleştirerek bir kez daha geri çekilmeye çalıştı. Çaresiz olmaktan da Karanlık Lord’un kaprislerine uysalca katlanmaktan da nefret ediyordu... ama bedeni onunla çalışmıyordu. Tek yapabildiği şey zorla nefes almak ve acıyla inlemekti.

   Voldemort’un elleri soğuktu, o kadar soğuktu ki iliklerine kadar dondurmuştu... Kendine rağmen titredi.

   “Seni bir dakika içinde öldürebilirim. Ama sen de ben de biliyoruz ki yapmayacağım. Bana ne duymak istediğimi söyle ve ben de seni köşeden getireyim.”

   Bunun en lanetli tarafı bir noktaya değinmesiydi. Sirius itiraz etmek istedi ama ağzı, aklı bir cevap yaratamadan önce davrandı. “Arkadaşlar. Sadakat.”

   Tekrar kan öksürdü.

   Voldemort gülümsedi. “Evet, sadakat. Sen sadakatin çok açık bir göstergesisin. Ve bana sadık olacaksın, bunu biliyor muydun?”

   “Mümkün değil,” dedi kulak tırmalayıcı bir sesle.

   “Göremeyeceğim sözler vermem, Black. Bana Karanlık İşaret hakkında ne bildiğini söyle.”

   “Hayır.” Bir kez yeterliydi. Nefes almak çok zordu.

   “Hayır?”

   Görüşü bulanıklaştı. “Hayır.”

   Voldemort’un elleri, Black’in çenesinde sıkılaştı. Acı yükseldi ve Sirius kendini geri çekmeye çalıştı. Ama Karanlık Lord baktı ve bir Ruh Emiciyi sadece iki adım ötede durdurarak çağırdı.

   Çığlıklar.

   Anılar.

   Acı.

   “Acıyı bitir.”

   “Hayır.”

   “Sirius, sana sormam gereken bir şey var -”

   “Sana ihanet etmeyeceğim.”

   Acı.


   “Karanlık İşaret.”

   Odaklanmak neredeyse imkânsızdı; Voldemort’un sesi sanki miller ötesinden geliyormuş gibiydi. Sirius, nefesi içine çektiğinde göğsü yandı. Güçlükle gözlerini kırpıştırdı.

   Bedeni sarsılırken zincirler yandı; Azkaban’da bir yıldan fazla bir zamandır bulunmuyordu ve Casa Serpente’de Ruh Emiciler yoktu ama... onların besleneceği oldukça çok karanlık anısı vardı. Bakışıyla Karanlık Lord, Ruh Emicileri geriye yolladı. Bedeni titremeyi bırakmadı ama Sirius azaldığını hissetti. Nefes almak tam olarak daha kolaylaşmamıştı... ama daha az zor olmuştu.

   “Karanlık İşaret. Onun hakkında ne biliyorsun?”

   Bazen savaşmamak daha kolaydı ve tartışacak enerjisi yoktu. “Çok fazla.”

   Sirius acı içinde öksürdü.

   Ruh Emicileri bir adım daha geriye götürdü: “Söyle bana.”

   “Sana neyi söyleyeyim?” Sersemlik biraz geriledi ve odaklanmaya çalışarak gözlerini kırpıştırdı.

   “Ne biliyorsun. Ben küçük bir çocukmuşum gibi anlat.”

   “Yapamam.” Sirius hırıltıyla soludu. “Anlayabilecek kadar zeki değilsin.” Sersem ya da acıyla da olsa bazı alaylar, söylenmeden geçilemezdi.

   Keskin bir bakışla Voldemort, Ruh Emicileri üç adım ileri, Black’e dokunacak kadar yakına getirdi.

   Titredi ve korkular yükseldi. “Crucio!”

   Acı.

   “Cehenneme git.”

   “Çoktan oradasın.” Soğuk. Çok soğuk. Bedeni titriyordu. Bu gerek acı mıydı yoksa hayal mi ediyordu?

   Bellatrix güldü. “Hey, merhaba, kuzen! Çok uzun zaman oldu!”


   Acı.

   “Beni özledin mi?”

   Bir kırbaç, yüzüne çarptı.
Voldemort, Ruh Emicileri iki adım geriye götürdü ve bekledi. “Ben seni özledim.”

   Aklını temizlemesi, uzun bir dakikasını aldı. Nefes almaya çalıştığında Sirius, çığlık attığını fark etti. Herhangi bir şeyi göremeden önce birçok kez gözlerini kırpmak zorunda kaldı... ama en azından Ruh Emiciler ona dokunmamıştı. Sirius bu düşünce yüzünden titredi.

   “Çünkü sana soruyorum. Söyle bana.”

   İçgüdüsel bir isyan, tekrar homurdanmasına neden oldu, acıyı umursamıyordu. “Hayır.”

   Daha açık bir şey söylemek isterdi ama göğsü acıyla sıkıştı ve Sirius’a zor nefes aldırdı. Öksürmek sadece bunu daha da kötüleştirdi ve bedeni acı içinde sarsıldı.

   Efendilerinden sert bir işaret alan Ruh Emiciler ileri gelerek Sirius’ın yanaklarına dokundular. Bedeni sarsıldı. Acı. Sirius, yüzünden yanlarından dökülen gözyaşlarını hissetmedi. Akıl sağlığının son kırıntısına tutunarak Ruh Emicilerden kaçınmaya çalıştı ama kaçamadı.

   “Söyle bana, Sirius... Daha ne kadar böyle devam edeceksin?”

   “Bunu kolayca bitirebilirsin. Sadece bir cevap...”

   “Hayır.”


   Hayır.

   Soğuk. Ruh Emiciler yanağına, alnına ve özel bir zevk aldıkları gözyaşlarına dokundular. Çığlık atıyor muydu yoksa atmış mıydı? Geri çekilmeye çalıştı ama yine yapamadı. Sadece yüzündeki soğuk elleri ve aklındaki soğuk kâbusları hissedebiliyordu.

   Bunu geriye itmek için Voldemort’tan özel bir keskin bakış gerekmişti. Acı. Yakan acı.

   Sirius titredi ve göğsü nefes almak için çaba harcadı.

   “Bana Karanlık İşaret hakkında ne bildiğini anlat.”

   Öksürdü, öksürdü ve titreyen bedeninin kontrolünü almaya çalıştı. Daha da önemlisi Sirius, gözyaşlarını durdurmaya çalıştı. Düzgünce görebilmek ve düşünebilmek, uzun bir dakikasını aldı. Kırılmak çok daha kolay olurdu. Her seferinde... Hayır. Savaşmaya değerdi ve pes etmeyecekti.

   Sirius, hala acıdan sersemlemiş bir halde başını salladı.

   “Bu bir cevap mı? Seni duyamadım. Bana Karanlık İşaret hakkında ne bildiğini söyle.”

   “Hangi cehennem için ne bildiğimi umursuyorsun?” hırıltıyla olurken aynı soruyu ve aynı sonuçları duymaktan fenalık geçiriyordu. Acı dolu bir çığlık boğazında yükseldi ama kaçmadan önce zar zor durdurabildi.

   “Konu ile ilgili olacak.”

   “Yani?”

   “Yani, ne kadar bildiğini öğrenmek istiyorum, böylece sana her şeyi anlatmak zorunda kalmayacağım. Eğer bu konuda inatçı olursan...” Voldemort, Sirius’ın yüzündeki gözyaşlarını sildi ve soğuk dokunuşuyla acıya sebep oldu. Bakmak için bile çok yorgundu ama yine de yorgunluğu gözlerini kırparak atıp denedi.

   “Onun, bir evi ölüm şereflendirdiğinde havada asıldığını biliyorsun.”

   “Şeref. Doğru.” Boğazı cehennem gibi acıyordu.

   “Daha fazla biliyor musun?”

   “Sen ne düşünüyorsun?” diye fısıldadı, savaşmaktan çok yorgun düşerek.

   “Bildiğini sanmıyorum.”

   Tartışmaya değmezdi. “Takipçilerini onunla işaretlediğini biliyorum,” diye fısıldadı Sirius acı içinde. “Sen... onları çağırmak için onu kullanıyorsun.”

   “Çok güzel. Bu kadar zor muydu?”

   “Cehenneme git.”

   “Ah, tam da sohbetimiz çok yaratıcı olmaya başlamışken onu mahvetmeyelim.”

   Sirius, cevap vermeye tenezzül etmedi.

   “Onları işaretliyorum,” Voldemort hafifçe elini Sirius’ın kolunda gezdirdi. “buradan.” Durdu. “Ama çağırmaktan daha fazlası var.”

   Kendine rağmen titredi.

   “Bu bir kontrol. Onları çağırıyor, evet. Ama aynı zamanda onları bana bağlıyor. Ve yanlış bir şey yaptıklarında onları disipline sokuyor. Bunu almak onlar için bir kutsama ve çok kişi bunu almak için ilk doğan çocuklarını verir. Aslında bazıları verdi bile.”

   “Ne şanslılar.” Kuru fısıltı acıttı ama en azından hala ruhuna sahip olduğunun bir işaretiydi. Çok yorgun ve yaralıydı ama hala Sirius’tı. Ama bu ne kadar sürecek? Hain düşünce, fark edemeden defansına hücum etti.

   Derin bir nefes almak için çabalarken öksürdü. Ne kadar uzun sürerse, diye yemin etti sessizce. Eğer yapmam gerekirse sonsuza kadar.

   “Elbette. Çok şanslılar. Ama sen daha şanslısın.”

   Birden Sirius, tamamen uyanık hissetti. Beyninde tehlike çanları çalmaya başladı ve kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi çarpıyordu – ama neden? İhtiyatla Voldemort’a baktı. “Neden bahsediyorsun?”

   “Sana, bir hediye olarak bedavaya vereceğim.”

   “Ne vereceksin?” En azından hissettiği kötü his, ona güç verdi.

   “İşaretimi.”

   Bir dakika için nefes almak çok zordu. Sonra bilgisi ve mantığı kendini topladı. Sirius, acıya rağmen gözlerinin kısıldığını hissetti. “O sadece isteyenlere verilir.”

   “Doğru, isteyenleri verilmesi bir kural... Onu daha önce hiç istemeyen bir ruha sunmadım. Ne olacağını tam olarak söyleyemem. Belki delirmene neden olabilir. Bu olmadan önce pes etmeni öneriyorum.”

   “Asla.” En azından bu cevap kolaydı. Açıkçaydı. Doğruydu.

   “Sana özgürce verilen bir hediyeyi red mi edeceksin?”

   Adam titredi; göğsündeki acı her kelimede yükseliyordu. “Ben buna bir hediye demezdim.”

   “Ne yazık. Korkarım ki bu konuda bir seçme şansın yok. Senin yerinde olsam İşareti almanın acı dolu bir deneyim olduğunu aklımda tutardım. Eğer isteksiz olursan bu acı senin için daha da katlanır.

   “Fikrini değiştirmek için zamanı ihtiyacın var mı?”

   “Hayır. Sana katılmaktansa sonsuzluk boyunca acı çekerim.”

   “Koşulların kabul edildi.” Voldemort hafifçe gülümsedi. “Ama sonunda belki fikrini değiştirebilirsin.”

   “Değiştirmeyeceğim.”

   En azından bundan emindi. Yapmam gerekirse sonsuza kadar.

   Voldemort cüppesinden bir şişe çıkartırken memnun görünüyordu. İlk bakışta koyu kırmızı renge bakarak içinde kan olduğu sanılabilirdi ama değildi.

   Voldemort şişenin kapağını açarak kokusunu içine çekti ve gülümsedi.

   Sirius gerginleştiğini hissetti. Bu iyi olmayacak. Bir dakika boyunca gözlerini kapattı ve gücünü topladı. Acıyla başa çıkabilirdi. Altı yıldır cehennemde yaşıyordu... bununla da başa çıkabilirdi.

   Ne olursa.

   Parmaklarını sıvıya değdirerek Sirius’ın sol kolunu o maddeyle boyadı. Sirius’ın kolu koyu kırmızıya boyanırken kendi parmakları tertemiz ayrıldı.

   Yaktı ve Sirius çığlık atmamak için dilini ısırdı. İçgüdüyle işe yaramayacağını bilse de onu tutan zincirlerle savaştı – ama en azından savaşıyordu, ne kadar boş olursa olsun. En azından hala savaşmayı hatırlıyordu.

   Kolu titriyordu.

   Voldemort, asasının ucunu kırmızı kolun ortasına değirerek büyülü sözleri söyledi, “Morsmordre.” Mürekkep döndü ve Karanlık İşareti oluşturmaya, kolunda yolunu bulmaya başladı.

   Acı, başta söylemeye değer bir şey değildi. Voldemort’un elinde altı yılını geçirmek her derecedeki acıya karşı hassasiyetinin azalmasına neden olmuştu. Sanki birisi kızmış bir demiri almış da kolunun iç yüzüne bastırıyormuş gibiydi – beklediği gibi hissediyordu. Ama Voldemort asasını kolundan çektiğinde acı yükseldi. Derisinin içinden, büyünün bedenine sızdığını hissediyordu. Karanlık İşaret, bedeni ve ruhuyla birleşmeye çalışıyordu.

   Hayır! Aklı, direnmeyle çığlık atıyordu ve daha önce hiç hissetmediği bir acıyla karşılaştı. Sanki bedenindeki her kas, her kiriş, kemik ve sinir ateş içindeymiş gibiydi. Beyni, bedenine emir veremezken nefes almak imkânsızdı. Büyü, devam etti. Uzaktan, Voldemort’un güldüğünü duyuyordu ama bu acı denizinin içinde artık ona bir anlam ifade etmiyordu.

   O, işaretle bedeninde ilerlemesiyle savaşırken karanlık görüşünü kapatmaya başladı. Zaman, artık bir şey ifade etmiyordu. Her saniye sonsuza kadar sürüyordu; her dakika yeni bir acı dalgası getiriyordu. Çok fazla acıyordu. Bitmesini istiyordu ama bunun tek yolu pes etmekti ve bunu da yapmayı reddetti.

   Derisinden derinlere gittiğinde acı daha da yükseldi. Karanlık İşaret’le özdeşleştirdiği her şey aklına hücum etti. Acı. Ölüm. Ve bunu söylemekten nefret etse de, korku.

   Çok açık düşünemiyordu ama derinlerde bir kısmı, savaşması gerektiğini biliyordu. Kendi için olmasa bile onlar için... Kimin için?

   Ele avuca sığmaz siyah saçlar ve kendini beğenmiş bir gülümseme... Parlak yeşil gözler, kırmızının alevinde görünüyor...

   Uzaklarda bir yerlerde kahkahalar...


   Ama bu cehennemde uğruna dayandığı arkadaşlarının isimleri aklından gitmişti.

   Artık hiçbir şey ona bir anlam ifade etmiyordu, acıdan ve savaşmak zorunda olduğundan başka... Onu ele geçirmek için yükselen kötülükle savaşmak için insanlığının her zerresini kullandı. Kazanmasına izin veremezdi. Çok şey tehlikedeydi. İşaretin içine işlediğini hissetmesinin üzerinden yıllar geçmiş olmalıydı.

   Ve ağladı.

   “Ennervate.”

   Büyü, yarı bilinçli durumuna saldırdı ve Sirius’ın acı içinde inlemesine neden oldu. Tüm bedeni acı içinde yanıyor ve... lekelenmiş hissediyordu. Soğuk. Karanlık. Sol kolu hem cansız hem de alevler içindeymiş gibiydi.

   “Günaydın.”

   Gözlerini kırptı. Nefes almak şiddetli bir acıydı ve kan tadı alıyordu. Sirius çığlık atmak istedi ama bunu yapmak için artık yeterli gücü bulamıyordu. Titremesini durduramıyordu.

   “Ve bugün kendini nasıl hissediyorsun?”

   Gözlerini açık tutmak için bile zar zor güç bulmuştu ama konuşabilene kadar kendini yutkunmaya zorladı. “Kazanmadın,” diye fısıldadı sertçe.

   Bedeni acı içinde kıvrandı.

   “Bunu eminmişsin gibi söylüyorsun.” Karanlık Lord güldü. “Ama aslında, bu sefer ben kazandım.”

   Öksürmek, acıyla çığlık atmasına neden oldu ve Sirius konuşmayı düşünmeden önce uzun bir dakika geçti. “Bundan bu kadar emin misin?” dedi sertçe, başka bir çığlığı yutarak.

   “Oldukça eminim, evet. Aklını kaybetmeden kurtuldun. Senin kırılmanı istiyorum, delirmeni değil.”

   “İkisini de alamayacaksın.” Acıyla dudaklarını ısırdı ve daha çok kan  tadı aldı.

   “Belki. Belki de değil. Belki İşaretin kolunda görünür halde olmadığını fark etmişsindir.” Fark etmemişti. Vücudunda korku yükselirken aynı anda yanlış bir zafer de yükseldi – ama işaretin şeklini almasını engelleyemediğini biliyordu. Hayır... “Kimse orada olduğunu bilmiyor. Ama orada sonsuza kadar kalacak. Geri dönüşü yok.

   “Ve benim isteğimle kendini gösterecek. Bana sonsuza kadar bağlandın.”

   “Hayır.”

   “İstiyorsan bunu inkâr et. Bunlar gerçekler.”

   “Bana sahip değilsin, Voldemort,” diye fısıldadı Sirius.

   “Sana sahibim. Sana yedi yıldır sahibim. Yedi yıldır bedenine sahibim. Şimdi de ruhuna sahip oldum.”

   Sirius, ne kadar acıdığını önemsemeden başını salladı. “Bunun doğru olmadığını biliyorsun,” dedi acıyla, tamamen kırmızı gözlerin içine bakarak. “Beni öldürebilirsin ama beni kıramayacaksın. Ben pes etmeden asla ruhuma sahip olamazsın.

   “Ve pes etmeyeceğim. Bunu da biliyorsun.”

   Bir şekilde bu cümlelerle acı azalmış gibiydi – yoksa sadece hayal gücü müydü? Sirius işaretle lekelendiğini biliyordu ama pes etmemişti. Ve asla etmeyecekti. Mecbur kalırsam sonsuza kadar... Azim, aklının temizlenmesini sağladı.

   “Ne kadar az biliyorsun,” dedi Karanlık Lord küçükseyerek. “Ne kadar çok umuda tutunuyorsun.”

   “Ne kadar az anlıyorsun.”

   “Sen ve ben, birbirimizi aydınlatmak için sonsuzluk kadar zamanımız var değil mi?”

   “Hayır.”

   “Ah, evet, haklısın. Senin şansın bir ya da birkaç yüzyıl sonra sona erecek.” Adam güldü. “Bence yeterli bir zaman.”

   “Seni önce biri öldürmezse tabi...” Tekrar homurdandı ve çıkmak isteyen çığlığı içine attı. “Bu savaşı kaybedeceksin, Voldemort.”

   Voldemort güldü. “Sizin tarafın ne kadar kötü durumda olduğunu anlaman için şu anki istatistik listesini söylememi ister misin?”

   “Neden umurumda olsun? Bunu her gün yapıyorsun.” Adam öksürdü.

   “O zaman, bu zamana kadar bilmen lazımdı. Bu savaşı kaybetmeyeceğim.”

   “Edeceksin.” Konuşmak imkânsızdı; birden gelen gücü giderek soluyordu. “Çünkü umut gibi şeyleri anlayamıyorsun.” Kan öksürdü. “Ya da arkadaşlık...”

   “Aralarından birini ölüme terk eden türde bir arkadaşlık mı?”

   “Ben seçimlerimi yaptım,” diye fısıldadı.

   “Ve şimdi onlarla yaşıyorsun. Benimle.”

   “Sen... onurlandırılmış mı hissediyorsun?” Sirius, göğsü sertleştiğinde nefes almak için çabaladı ve sonra öksürerek bunun yardımcı olmasını umdu. Olmadı.

   “Ah, bunu tersinden anlıyorsun. Benim varlığımla onurlandırılan sensin.”

   “Üzgünüm... katılmıyorum.”

   “Seni yedi yıl önce ilk anda öldürmediğim için onurlandırılmış hissetmelisin.”

   “Bunu yapmak Potter’ları bulmayı çok zorlaştırırdı, değil mi?”

   “Senin muhalefetinle sabırla ilgilendiğim için onurlandırılmış hissetmelisin.”

   “Sen buna... sabır mı diyorsun?”

   Voldemort güldü. “Evet.”

   “Belli.”

   “Sabrımı kaybettiğimi görmek ister misin?”

   “Orada olacak zaten yaptım.” Sirius ökdürdü.

   “Hayır, yapmadın.”

   “Ah, ne kötü...” Bu cümledeki alay sesine yansımasa da Sirius, Voldemort’un mesajı aldığına emindi. Belki Karanlık Lord’a yem atmak aptalca bir şeydi – aslında aptalcaydı – ama bu, ruhunu bütün tutuyordu. Delirmemesini sağlıyordu.

   Voldemort, elini İşaretin olması gerektiği yere koydu ve etki hemen geldi. Sirius’ın bedeni sarsıldı ve çığlık atarken acı, gözlerinin önünde patladı. Acıyla birlikte içinde karanlık bir şeyler fışkırdı ama o anda bunu çok zor tanıyabiliyordu... Soğuk. Soğuktu ama yine de ateşler içindeymiş gibi hissediyordu. Kıvranmaya çalıştı ama zincirler çok sıkıydı ve yaralı eklemlerinin içine gömülüyorlardı. Ama bunu zar zor hissedebiliyordu – tek yapabildiği acıyla devamlı çığlık atmaktı.

   Ne kadar uzun sürdüğünü bilmiyordu, tek bildiği hiç bitmeyeceğini sandığıydı. Acı. Çığlık atarken bir yandan da nefes almaya ve böylece çığlığı devam ettirmeye çalışıyordu. Ama sadece karanlık vardı. Soğuk ve acı ve ateş ve karanlık.

   Ellerini çekerken Voldemort fısıldadı, “Sana bunu verdim. Ve bu çok cömert bir hediye...”

   “Affet beni...” diye hırıltıyla soludu, “eğer... minnettar olmazsam.”

   Sol ön kolunun üstünde ellerini bekleterek Voldemort cevapladı, “Minnettar değil misin?”

   Korku, kontrolü sağlayamadan önce içine itti – ama çok istiyordu. Ruhunun bir köşesi onu bırakmasını çok istiyordu. Hayır. Sirius kırmızı gözlere baktı ve sahip olduğu tüm muhalefetini topladı. “Asla.”

   El, tekrar koluna indi.

   Acı.

   Neredeyse bitmeden önce bayılacaktı ve o sırada nefes alamıyordu. Voldemort elini çektiğinde bile Sirius’ın bedeni sarsılıyordu ve acı gitmemişti. Çığlıklarını durduramıyordu.

   “Gelecek cevaplarını daha iyi düşün.”

   Ciğerleri, hava için çığlık atıyordu ama nefes alacak kadar uzun süre çığlık atmayı bırakamıyordu. Bir dakika için, ölüm çok baştan çıkarıcıydı.

   Black’i Sorgu Sandalyesinden kurtarırken Voldemort, iki Ruh Emici çağırdı.

   Dünya, dönmeye başladı ama Sirius kendini nefes almaya zorladı. Şimdi değil. Hiçbir zaman değil. Soğuk hissediyordu. Cehenneme git. Soğukluk. Onlar yaklaşırken de pes etmedi. Ama elleri soğuktu ve nefes almaya çalışırken kâbuslar yükseldi –

   Sirius bayıldı.
« Son Düzenleme: Nisan 02, 2008, 18:12:52 Gönderen: Luthien » Logged
Sponsor Bağlantılar
Reklam
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


View Profile
Re: Onurlandırılan Sözler
« Eklendi: Temmuz 24, 2008, 15:44:26 »

Logged
Dame
Damla, Damlaş, Damma artık nasıl istersen ~ Gırrrrrrrr ~ Hmpff
UU Seherbazları
Köpüklü Kapuçino
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1386


Kuzucukların eylemleri devam edecek!


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Nisan 02, 2008, 16:27:53 »

Ağladım. Gerçekten ağladım. Ah Sirius onun ne kadar acı çektiğini sadece hayal edebiliyorduk ama bu yazıyla resmen ruhumda hissettim. Karanlık İşaret hırr aşağılık Voldemort (aşağılık demek iltifat oldu aslında ama ne yapalım forumda küfür yasak) Sirius'la ne yapmaya çalıştığını hala anlayamasam da. Hırrr!! Hala titriyorum hem de öyle böyle bir titreme değil yani. Ah Robin yaktın beni ya Ağlayan Ağlayan Ağlayan Ağlayan Ellerine sağlık Luthien.
Logged

yazan bir yazar!

Under your spell again.
I can't say no to you.
Crave my heart and it's bleeding in your hand.
I can't say no to you.

Shouldn't let you torture me so sweetly.
Now I can't let go of this dream.
I can't breathe but I feel...

Good enough,
I feel good enough for you.

Drink up sweet decadence.
I can't say no to you,
And I've completely lost myself, and I don't mind.
I can't say no to you.

Shouldn't let you conquer me completely.
Now I can't let go of this dream.
Can't believe that I feel...

Good enough,
I feel good enough.
It's been such a long time coming, but I feel good.

Stupefy'm bu sene başaracağız! Çıkmayan notalar çıkacak!
Luthien
UU Seherbazları
Has Türk Kahvesi
*******
Online Online

Mesaj Sayısı: 2619



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Nisan 02, 2008, 17:34:56 »

Beni de çok etkiledi bu bölüm. Çok güzel ya :S Ve Voldemort benim de öyle çok sinirlerimi bozdu ki.. Hele "sen daha şanslısın" derken..

Sirius'ın acısı, savaşı ve cehennemi çok güzel yansıtılmış. Sonra da karanlık işarete sahip diye bir de adama kızıyorlar ya. Cidden çıldırılacak durum.

Sirius'ın cevaplarına bayıldım ama Kahkaha O durumda bile, o şekilde cevap verebiliyor yahu. Tam Sirius yani Kahkaha
« Son Düzenleme: Nisan 02, 2008, 17:36:26 Gönderen: Luthien » Logged
Dame
Damla, Damlaş, Damma artık nasıl istersen ~ Gırrrrrrrr ~ Hmpff
UU Seherbazları
Köpüklü Kapuçino
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1386


Kuzucukların eylemleri devam edecek!


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Nisan 02, 2008, 17:39:56 »

Öyle valla. Ben ağlamaya başlardım direk herhalde. bkz:oynamıyorum artık ya şeklindeki ben Kahkaha Kahkaha Sirius'un kurtulmasında kişiliğinin de büyük etkisi var yani.

Bir ben mi okumuşum bu arada? Hıh nerede tüm o UU hayranları Acayip
Logged

yazan bir yazar!

Under your spell again.
I can't say no to you.
Crave my heart and it's bleeding in your hand.
I can't say no to you.

Shouldn't let you torture me so sweetly.
Now I can't let go of this dream.
I can't breathe but I feel...

Good enough,
I feel good enough for you.

Drink up sweet decadence.
I can't say no to you,
And I've completely lost myself, and I don't mind.
I can't say no to you.

Shouldn't let you conquer me completely.
Now I can't let go of this dream.
Can't believe that I feel...

Good enough,
I feel good enough.
It's been such a long time coming, but I feel good.

Stupefy'm bu sene başaracağız! Çıkmayan notalar çıkacak!
missmurder
...Elantari...
UU Seherbazları
Köpüklü Kapuçino
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1464


I'm a heartbreaker...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #4 : Nisan 02, 2008, 18:06:31 »

Off bu neydi yahu çok uzundu! Ama bir solukta okunacak cinsten bir uzunluktu... Yeni bir sıfat uyduruyorum bizim(UU severler) için ; Sirius vari / Robin vari. Artık ikisinden birini kullanarak olayın harikalığını belirteceğim Dil Çıkaran Siz de anlarsınız umarım Dil Çıkaran 
Evet, arada ufak gülümsemelerde bulundum Sirius'un cevaplarına... Al sana kapak olsun Voldemort, diyerek...
Ben ağlamadım, çünkü mutluyum Hede Hödö Sirius bile bozamaz bu mutluluğu Dil Çıkaran Neyse, ama cidden çok hüzünlendiren bir bölümdü.
 Çok ama çok güzel bir bölümdü.... Süper ötesiydi... Sen de çok büyük bir değişiklik(!) yaparak harika çevirmişsin Luthien ellerine sağlıııkk  Alkış  Sarılan
Logged

DeviantArt'immm!!
Lutfen bi goz atin Dil Çıkaran


Niye güzel dostluklar, iyi insan ilişkileri bekliyorsunuz ki? Gereksiz bunlar azizim. Hayatın tadını çıkartın. Ütopya'ya da ulaşmaya kalkmayın sakın. Boşuna uğraşmış olursunuz Dil Çıkaran
Luthien
UU Seherbazları
Has Türk Kahvesi
*******
Online Online

Mesaj Sayısı: 2619



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Nisan 02, 2008, 18:10:25 »

Hiç önemli değil Kahkaha Çok hızlı çevirdiğim için çok harf eksik bu arada Dil Çıkaran Yavaş yavaş tamamlarım harfleri Kahkaha
Logged
JuliaSirius
UU Seherbazları
Sert Espresso
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1130



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Nisan 02, 2008, 18:13:56 »

böhüüü Ağlayan Ağlayan Bu ne yaa Ağlayan Ağlayan Ahh Sirius'um ahh Ağlayan Ne acılar çektin yaa,hala da çekiyorsun Ağlayan

Sirius'un cevapları Kahkaha çok güzeldi fakat sonunda çektiği acılar Ağlayan Ve arkadaşlarının adını unutması ve artık acıyı ayırt edemiyor olması ve ve ve diye devam eder bu (sustum Dudaklarını Mühürlemiş ) Her şey öyle bir anlatılmış ki okurken hissettiriyor acıyı Robin Ağlayan Ağlayan

Ah Voldemort sinir ettin beni <.< öldüreceğim seni  Ağlayan

Eline sağlık Luthien abla  Kahkaha
Logged
Marissa
Son Yok Edilecek Düşman,Ölümdür.
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
****
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 5460


''Est Solarus oth Mithas''


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Nisan 02, 2008, 19:43:35 »

Ben okurken ürperdim gerçek sadakat nasılmış gördüm.Moody nin kafası işte burda kopmaya başladım.Voldemort ah Voldemort sevgiyi asla anlamadın.Sirius bu yazıdan sonra gözümde çok farklı bir yerdesin.Sirius un cevaplarına bayıldım.

Luthien canım saol.eline sağlık.
Logged


Claire Pace
~Angels of Darkness~
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 999


~~Claire~Charlie~~:)


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #8 : Nisan 02, 2008, 19:53:57 »

Bu bölüm bni çok etkililedi gerçekten çok güzeldi ağlicam şimdi Ağlayan
Off..Voldemorta gıcık kapmaya başladım.. <.<
Teşekkürler Luth. abla Gözlerini Deviren
Logged

                 ~~Arna Hayran Kulübü~~       

                 ~~Fraktalın Melekleri~~ Dil Çıkaran

                 ~~Popomundo Dil Çıkaran~~




holy_solemn
Twilight
UU Seherbazları
Has Türk Kahvesi
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2364



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Nisan 03, 2008, 15:57:06 »

Sirius=Sadakat

Bunun böyle olduğunu biliyordum da ... Onu işaretden dolayı yargılayanlar gelsinler bakalım onlar kaç dakika dayanırlardı bu acılara... Adam resmen onunla oyun oynuyor ve bundan zevk alıyor. Sirius'un kırılmaması onun için imkansız çünkü kendisi hiç birlerine bu kadar bağlanmadığıü, kendisinden önce birilerini düşünmediği için elbet bir an gelecek kırılacak diye düşünüyor. Ah Sirius! Yıllarca nasıl dayanmış! James acaba farkında mı şuan kendisinin, karısının, oğlunun hayatının Sirius'a bağlı olmasının nelere mal olduğunun?  Sanmıyorum öyle olsaydı bu acılardan ve bu yıllardan dolayı Sirius'un dönüştüğü adama karşı böyle olmazdı... Eline sağlık Luthien Aww Okuduktan sonra bende resmen sinirden titredim tabi üzüntüyü demiyorum bile. Ayrıca o anlarda bile hala Sirius'luğunu koruması da harikaydı. Her zamanki gibi Sirius işte Kahkaha

Edit: Sanırım Ben James'e , Snape'e ve diğerlerine karşı fazla acımasız olmaya başladım  Üzgün Ama ne bileyim kurtarsınlar Sirius'u istiyorum  Ağlayan Ağlayan
« Son Düzenleme: Nisan 03, 2008, 18:30:42 Gönderen: holy_solemn » Logged

Pena
Aamorphous !
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 878


~ o4 o4 2oo8 * hermetik ! *


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #10 : Nisan 05, 2008, 13:44:04 »

Harika..Of.Müthiş bi bölüm olmuş.Siriusu daha cok sevecegımı bılmezdım ama oluyormus Hede Hödö
Logged



**



and i just wanna stay with you,in this moment forever.

**
I'm a b**ch, i'm a tease
I'm a goddess on my knees
When you hurt, when you suffer
I'm your angel undercover
I've been numb, i'm revived
Can't say i'm not alive
You know i wouldn't want it any other way !

Alanis Morissette.

Fantasticc
Lost ulan Loooosst!
Yönetici
Has Türk Kahvesi
*******
Online Online

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 6356


200877359 fantasticc@gmail.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« Yanıtla #11 : Nisan 05, 2008, 22:09:02 »

hikayeyi okudum ve çok beğendim Kahkaha valla bırakın o kadar yıl işkenceye dayanmayı, sırf o paslı prangalar için bile iki dakkada satardım potter'ları, ahanda söylüyorum Dil Çıkaran helal olsun sirius'a Hede Hödö

gözlerinden yaşlar geldiği kısım çok kötü olmuş yannız :S alçak robin, insanı etkilemeyi biliyo :S fakat voldemort'un da karizması tavan yapmış. özellikle "sen daha şanslısın" derkenki bölümde voldemort önümde olsa secde ederdim, o derece Kahkaha

bu arada hikayeyi beğendiğimi söylediğimden beri (sanırım üçn gün önce idi Hede Hödö) luthien buraya yorum yazmamı rica ediyordu Dil Çıkaran ben de bi şekilde unutuyodum tabi Hede Hödö bugün beni sohbet etmek amacıyla evine çağırdı fakat, asıl amacı bu yorumu yazmammış Dil Çıkaran bitince de beni postalayacak bu arada Hede Hödö neyse, kısmet Dil Çıkaran

bu arada sanırım sirius'un çektiklerini görünce ana hikayede yaptıklarına hiç kimse kızamaz artık Kahkaha bu ufak yan parçanın böyle de bir etkisi var Hede Hödö
Logged