BOSTON CELTİCS
Uyandık, Uyumamak Üzere
Hemen bir itirafla yazıya başlamak istiyorum; sezon başladıktan sonra birkaç kez yazı yazmaya yeltendim, hatta yazdım da, ancak her seferinde takımın nereye gittiğini değerlendirmeme yetecek kadar çok izlemediğime karar verip, vazgeçtim. Yanlış anlaşılmasın, Celtics’in şu ana kadar oynadığı her maçı, pre-season dâhil, seyrettim. Sorun benim takımı yeterince takip etmemem değildi.
Sanırım onca yıl sürünen bir takımın taraftarı olursanız daha iyi anlayabilirsiniz ama yine de bu ruh halini tarif etmek niyetindeyim.
Takım geçen sezon kazandığının toplamından fazla maçı, yeni sezonda Aralık ayı bitmeden kazanınca, NBA’in en yüksek galibiyet yüzdesi koltuğuna bir anda kurulup oturunca, Sports Illustrated, ESPN magazine gibi Celtics’i yıllardır unutmuş medyanın kapak konusu yapılınca, yıllardır ABD’nin ulusal TV’lerinde doğru dürüst bir maçı yayınlanmazken bu yıl neredeyse her iki haftadır bir maçını görünce, insanın inanası gelmiyormuş meğerse. Üstelik kendi kendime sorduğum paronayak soruların aynılarının basketbol otoritesi kabul edilen başkaları tarafından da tekrarlandığını görünce (Sir Charles gibi) kıyamet kargası gibi mağlubiyet haberleri ha başladı ha başlayacak diye bekler bulabiliyormuşsunuz kendinizi. Buna benzer hastalıklı bir ruh hali işte.
Hem mutlu, hem şaşkın, hem paranoyak neredeyse 30 maç. Ta ki dün tamamladığımız ve 5 gecede 4 maç oynadığımız batı yakası yolculuğuna kadar. Artık kendi kendimi ikna ettim, Celtic kesinlikle geri döndü.
‘Bilmeyen yoktur’u kabul etmeme rağmen iki cümle özet: Garnett ve Allen takaslarından sonra, James Posey, Eddie House ve Scot Pollard’ı free-agent imzalayıp, draft’tan da Glen ‘Big Baby’ Davis’i takıma katıp yola çıktık. Diğer çaylağımız Gabe Pruitt’i hiç saymıyorum çünkü ne doğru dürüst oynadı, ne de biz çocukla ne yapacağımıza karar verdik, daha şimdiden iki kere D-league’e gönderip geri çağırdık ki her takımın bunu bir sezonda maksimum üç kere yapma hakkı var. Tony Allen uzun bir sakatlıktan sonra kadroya geri döndü, eski TA değil ama her maç daha iyiye gidiyor. Scal hala duruyor, onunla ilgili tek konuşulan şey saçlarını bu sefer değişik kestirip kestirmediği o kadar. Ha bir de Scal All-star olsun kampanyası vardı bir ara taraftarla arasında, komiklik olsun diye sanırım. Durum bu.
Şu anda 26 galibiyet, 3 mağlubiyetimiz var. Magic ve Cavs’e deplasmanda, Pistons’a Garden’da kaybettik, her üç maçı da kazanacak duruma gelmiş olmamıza rağmen. Üç mağlubiyetimiz’in toplamında 7 sayı fark yedik, bir başka deyişle 29-0 başlamaya (NBA rekoru olurdu) sadece üç maç uzaktık ya da 10 sayı diyelim.
Yeni ‘Big Three’ (Büyük Üçlü) inanılmayacak kadar kısa bir sürede oturdu. Galibiyet sayısı dışında herhangi bir istatistiği önemsemedikleri oyunlarından ancak bu kadar belli olur. Üstelik oyunları birbirini çok tamamlıyor. Garnett için ne söylesem az, Kevin McHale’e olan minnet borcumuzu atlamadan anlatmaya çalışacağım.
Müthiş bir lider, inanılmaz bir enerjiyle oynuyor, kapatma tuşu olmayan bir makine gibi. Celtics'e takas olduğunda hislerini 'saatte 250 mille giden bir Lamborghini'nin camından başınızı çıkarmak gibi' diye özetlemişti, onu izlemek de aynen öyle bir duygu.
Pota altında hem ofansif hem defansif olarak tartışmasız, ribauntları domine ediyor, defans’ın tam anlamıyla belkemiği, üstelik bu gayreti bulaşıcı, takımın en iyi oyuncusu bu kadar mücadele edince defansif özellikleri hiç bilinmeyen PP ve RA'da resmen terlerinin son damlasına kadar çabalıyorlar. Ligin en iyi defansı Celtics'in sırrı da bu işte, iki kelime: Kevin Garnett.
Üzerinden oyunu kurabileceğiniz kadar yetenekli bir pasör ve kazanmak için her şeyini vermeye hazır.
Ray Allen, NBA’in gelmiş geçmiş en iyi şutörlerinden biri. Şut atarken topu elinden rakibi göz kırpana kadar çıkarmış oluyor, fundamental’ı ders kitaplarında okutulacak seviyede. Şimdiden iki tane maç kazandıran (Raptors ve Bobcats maçları) buzzer-beater üçlük attı. Aynı zamanda şutunun girmediği maçlarda, potaya drive edecek kadar yetenekli ve oyun bilgisi yüksek.
Paul Pierce da hem içeri girebilen hem dışarıdan oynayabilen ve bu üçlü arasında kendi şutunu en kolay yaratan oyuncu. Hala takımın zorlandığı anlarda yükü taşımak içim sorumluluk almaya hazır. Şu ana iki kere Doğu Konferansı'ndan NBA Haftanın Oyuncusu seçildi.
Kısacası, yukarıda da söylediğim gibi, oyun stillerini birbirlerini mükemmel tamamlamasına sebep oluyor. Ayrıca üçü de kendilerini çoktan ispat etmiş oldukları için, herhangi bir kişisel hırsları kalmamış süper yıldızlardan bahsettiğimiz unutmayalım.
E süper yıldızları bir araya getirirsen herhalde çalışır diyenler için, hemen Iverson – Anthony ikilisinin hala efektif çalışmadığını örnek göstereyim.
Sezona başlarken ilk beşimizde sıkıntı olarak gösterilen oyun kurucu ve pivot pozisyonlarında çok da sorunumuz olmadığına da ikna oldum açıkçası. Tabi ki Dwight Howard ve Jason Kidd’i verseler hemen alırım ama cap space diye bir şey var. Bu arkadaşlar da bedavaya oynamıyorlar.
Bu limitasyonlar dâhiline Rajon Rondo ve Kendrick Perkins rollerini anlamış, kabul etmiş ve buna uygun oynuyorlar.
Perk’ün işi defans, box-out, blok, ribaunt ve ikili sıkıştırmalardan gelen pasları smaçlamak. Defans konusunda tatmin oldum, ofansta top geldiğinde aşağı indirmeden, dribbling yapmadan smaçlamayı öğrenmesi lazım. Çünkü Perk bunlarla meşgulken ya kısalar gelip topunu çalıyor, ya da uzunlar pozisyonunu bozuyor. Geriye Perk'ün hakeme korkarak fırlattığı 'ya kardeşim nasıl görmezsin bu faulu' mealindeki tuhaf bakışı kalıyor.
Allen takasında Danny Ainge’in, Rajon Rondo’yu vermeye yanaşmamasını (yerine Delonte West Supersonics’e gitti) gün geçtikçe daha da çok takdir ediyorum. Rondo bu lig de kesinlikle hatırı sayılır oyun kuruculardan biri olacak. Sezona başlarken RR için iki tane büyük soru işareti vardı:
1) Düşük şut yüzdesi: Rakiplerin KG, RA ve PP’yi ikili sıkıştırmak isteme ihtimaline karşı Rondo’nun boş şutlarla bu savunmayı cezalandırması çok önemliydi, yani ikili sıkıştırmalara izin vermeyecek adam aslında Rondo.
2) Boyu, kilosu, gücü vs.: Jason Kidd, Chauncey Billups gibi güçlü ve yapılı guard’ların birebirde post-up yaparak C’s savunmasını Rondo üzerinden çökertme durumu.
İşte Rondo’nun bu noktalara cevapları:
1) Şu ana kadar ki % 51.6 şut yüzdesi. NBA’de ilk beş başlayan önemli oyun kurucular içindeki en iyi şut yüzdesi bu. Tamam, ben de biliyorum Nash, Kidd, Billups, CP3 gibi takımının skoruna ciddi katkısı olan gardlardan değil Rajon, ama bizim beklediğimiz de bu değil zaten. Boş şutlarla cezalandırsın yeter, bu istatistik de RR’nun bunu gayet iyi yaptığını gösteriyor.
2) Raptors, Nets ve Jazz’i yendiğimiz maçlar ve Pistons’a yenildiğimiz maç. Rondo hem kısa ve hızlı, hem de uzun ve güçlü guard’ları gayet de iyi savunabildiğini gösterdi. En önemli avantajı çok çok hızlı olması, teşbihte hata olmaz hızı Tony Parker’ı andırıyor.
Bu noktada, akıllarda soru işareti kalmasın (Erman Hoca'nın da kulakları çınlasın) hemen bir noktayı da açıklamalıyım: Pistons maçında 4.çeyrekte Celtics’in Billups’u savunamaması çok eleştirildi ki doğruydu. Billups neredeyse tek başına maçı aldı. Ancak buna yol açan Rondo’nun beş faulle oynaması, onun yerine denenen House ve Tony Allen’ın bu işi maalesef kotaramayışlarıydı. Yoksa Rondo ilk yarıda Billups’u gayet de iyi savunmuştu bence.
Üstelik, Rondo içeri penetre edip, dışarı çıkardığı veya Perk’e smaç için verdiği paslarla C’in ofansif setlerinin önemli bir parçası oldu. İlk maçlarda, özellikle çeyrek veya maç sonlarında Rondo’nun topu getirip, Pierce veya Allen’a verdiğini ve sorumluluk almadığını gördüğüm çok oldu. Artık durum pek de öyle değil, Rondo’nun kurduğu oyunlarla çoğu zaman son topu oynayacak kadar, bu çocuğa güvenilebiliyor.
Garip ama gerçek, üç süperstarın şampiyonluk seferine çıkan takımlarının direksiyonunda, geçen yılın rookie’si Rondo.
Gelelim bench’e. House ve Posey gerçekten cuk oturdu. Posey 2,3 ve 4 numaraları savunabiliyor. Ayrıca ciddi bir üçlük tehdidi. Açıkçası Miami’nin bu durumunu gördükçe, Posey’i bırakmasını anlayamıyorum. ‘Her takıma lazım’ denen cinsten.
House, bana 90’lı yılların Pistons’ındaki efsane 6.adam, ‘Microwave’ Vinnie Johnson’ı hatırlatıyor. Oyuna girer girmez, 20 dakikadır oynuyormuş gibi. Çok hızlı bir üçlüğü var. Takıma, tam ihtiyacı olduğu anlarda, üçlüklerle müthiş katkı yapıyor. Üstelik bu tehdit sebebiyle rakipleri ikili sıkıştırma yapma fikrinden caydırıyor.
Glen ‘Big Bay’ Davis, Ainge tarafına yapılmış – yine – çok iyi bir draft seçimi. İçerde ribaunt kovalıyor, topladığı ribuantlarla ekmeğini taştan çıkarıyor. Bir nevi Jason Maxiell. Ancak sorun, çok geniş olmasına rağmen kısa olması. Üstelik kilosu sebebiyle adeta sıçrayamıyor. Bu yıl bizim için katkı yapacak bir oyuncu ama gelecek yıl zayıflayıp, daha iyi sıçrayan bir Big Baby olmalı. Çünkü yediği blokların tolere edilmesine yol açan ‘ama o daha çaylak’ bahanesi, yanında olmayacak.
Son olarak bu sezonun geri kalanına yönelik birkaç noktaya işaret etmek istiyorum, onu da izninizle soru-cevap yapalım:
- Soru: Şampiyon olur muyuz?
- Cevap: Nerden bileyim ben. J Yok yook tamam esas cevap bu değildi. Şampiyon olur muyuz bilmiyorum ama olabiliriz, bunu biliyorum. Üç tane kritik nokta var bence Pistons, Batı’dan kimin geleceği ve sakatlık.
- Kritik Nokta 1: Pistons’ın doğu finalinde karşımıza çıkacağını düşünüyorum. Onlara karşı bir stratejimiz olması lazım ve şu an olduğundan emin değilim. Önümüzdeki Cumartesi bir kez daha Pistons’la oynayacağız, Doc ve Ainge’in bu maçları bu gözle de takip etmesi lazım.
- Kritik Nokta 2: Eğer finale çıkarsak Spurs’un gelme ihtimali çok yüksek bence ve Spurs neredeyse hatasız çalışan, duygusuz bir robot gibi. Ancak yedi maçlık bir final serisi her şeye gebe.
- Kritik Nokta 3: Eğer büyük üçlü’den herhangi biri sezonu kapatırsa – ki ağzımdan yel alsın – havlu atarız. Playoff’a sağlam girerlerse herkesle baş edecek gücümüz var.
- Soru: Takıma daha da takviye yapılır mı?
- Cevap: Bence kesinlikle evet. O yüzden de Pistons maçını Ainge farklı seyretmeli ve seyredecektir diyorum. Şu anda iki tane boş yerimiz var kadroda, ancak salary cap’in çok üstündeyiz. Tahminim Ainge’in - takımlarından dışlanan- şampiyonluk yüzüğü için ucuza oynayacak oyuncularla bir-iki takviye daha yapacağı yönünde. Yedek bir uzun ve yedek bir oyun kurucu daha mesela işimize çok yarar,
- Soru: Ne Suns, ne Mavs ne de Spurs’la oynamadık, bu galibiyetler aldatıcı olmasın?
- Cevap: Değil merak etmeyin. Bir kere bu üç powerhouse’dan sadece biriyle karşılaşacağız playoff’da, o da eğer finale çıkarsak. Onun dışında Jazz, Nuggets ve Lakers gibi Batı’nın fena olmayan takımlarını yendik. Pistons’a son saniyede maç verdik. Artık her yerde duymaya başladım: Celtics is for real (Celtics gerçek)
- Soru: Celtics taraftarları arasında hava nasıl? Heyecan?
- Cevap: Bunun için bir link post ediyorum buraya.
http://www.youtube.com/watch?v=P4_T4bm-2XkCeltics’in açılış maçının başı, sesini açarak izlemenizi tavsiye ederim. Daha net olan görüntüler de bulmuştum, ama bu el kamerasıyla çekilmiş olanı tercih ettim, hem takımın hem de taraftarın havasını daha iyi veriyor. Ray Allen bunu çok iyi tarif etmiş aslında : ’Buraya gelen takımların çekineceği bir ortam yaratmak istiyorduk, o yolda ilerliyoruz’
Yine de bu da neyin nesi diyenler için: duyduk duymadın demeyin Celtics uyandı, bir daha uyumamak üzere.
Alıntıdır...