Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Aralık 02, 2008, 13:13:25  
   
 
 
   
 
  Mesajları Göster
Sayfa: 1 [2]
16  Diğer Konular / Kitap / Ynt: nasıl bir kitap yazmak isterdiniz ? : Mart 31, 2008, 00:12:33
ben fantastik kurgu yazmayı isterdim, yazıyorumda kendimce:D bu sitede de bi iki bölümü var not defteri kısmında ama çok beğenilmedi sanırım yorum çok az:(

fantastik kurgu dışında duygusal bi dostluk romanı yazmak isterdim... duygusal romanların hep aşk konulu olmadığını göstermek için hem de dostlua cok deger verdıım ve dosttan yana yuzum hıc gulmedıı ıcın...
17  Diğer Konular / Not Defteri / Ynt: yazmakta olduum fantastık kurgu romanım// arkadaslar yorumlarınızı beklıoru : Mart 31, 2008, 00:04:21
neden bir türk ismi kullanmadım aslında ben de bilmiyorum... belki de piyasada hiç türk fantastik kurgu romanı olmadığı için türk isimleri fantastik karakterlerle bağdaşmadı kafamda... ama ilerleyen kısımlarda Bora ismini kullanmayı düşünüyorum sizinde tavsiye etceğiniz isimler olursa duymaktan mutluluk duyarım çünkü en çok isim konusunda sıkıntı yaşıyorum... bu arada bu bölümlerin arasına ufak bi bölüm attım biraz daha ilerletiyim koyucam buraya tekrar...
18  Harry Potter Konuları / Harry Potter / Ynt: En sevdiğiniz asa kimin : Ocak 26, 2008, 20:02:54
en guclu asa tabıkı murver asa yanı dumby nın asası ama sekıl ıtıbarıyla bence en guzelı lucıus malfoyun kılıc gıbı konından cekıo cıkarıo falan hem arkasındada gumus yılan kafası var super bence:D:D
19  Diğer Konular / Kitap / Ynt: Bir Fantastik Dünya Klasiği: Ejderha Mızrağı : Ocak 17, 2008, 19:56:09
arkadaslar ben ankarada oturuorum ejderha mızragı hastasıyım ama kıtaplarının tamamını bulabılceım bı yer yok her yerde bazı serılerı var ve ben bı ıkı serısını okudum sırayla gıtmdm bana baslangıctan ıtıbaren teker teker odunc verebılcek bırı varmı acaba ?? merak etmeın kıtaplarınıza ıı bakarım ve konu fantastik kurgu olunca cok hızlı okurum bu konuda guvenebılırsınız:D yardımcı olursanız sevınırım...
20  Diğer Konular / Not Defteri / Ynt: yazmakta olduum fantastık kurgu romanım// arkadaslar yorumlarınızı beklıoru : Ocak 16, 2008, 20:30:46
Furythorn Limanı adıyla da bilinen, Doğu Limanı Kalesi’nde ufak bir telaş hakimdi. Herman Chromaxe’in – Batı Limanı Lordu-  yolladığı bir haberci az önce Lord Frexan’ın salonuna girmişti.
Frexan Furythorn, 76 yaşında ama yaşını hiç göstermeyen bir büyücüydü. Üstünde krallık sembolü olan bir cüppe giymişti. Cüppe gümüş rengi saçlarıyla uyum içerisindeydi ve pelerininde altın bir anka kuşu işlemesi vardı. Habercinin getirdiği haberleri dinlerken çattığı kaşlarının altında, bir çift gümüş noktayı andıran gözleri parlıyordu. Eliyle sakalını sıvazlarken haberciye dışarı çıkabileceğini söyledi. Asker salonu terk edince, yalnız başına düşünürken hep yaptığı gibi, salonunu bir ucundan öteki ucuna doğru gidip gelmeye başladı. Haberler çok ilgisini çekmişti. Bundan birkaç gün önce Xalio muhafızlarından kaçtığını iddia eden bir çocuk, şimdi de çok yakınlarda gözüken iki siyah ejderha süvarisi… Bunların tesadüf olamayacağını biliyordu. Bu iki olay arasında mutlaka bir bağlantı olmalıydı ki vardı da. Siyah ejderhaları genelde Xalio’nun muhafızları sürerdi. Demek ki çocuk doğru söylüyordu fakat sandığının aksine onları hala atlatamamıştı. Hemen çocukla konuşması gerekiyordu. Tam odasına çıkmaya hazırlanıyordu ki dışardan gelen bir borazan sesi torunun geldiğini haber verdi. Salonun kapısı açıldı ve içeriye torunuyla birlikte bir çocuk girdi. Frexan bu çocuğun birkaç saniye önce yanına gitmek için hazırlandığı çocuk olduğunu anladı. Önce Tyrox konuşmaya başladı
-   İşte dedem, Lord Frexan Furythorn.
Mat önce karşısındaki büyücünün önünde diz çöktü. Sonra büyücüyü incelemeye
Başladı. Tyrox’un söylediğine göre, Frexan şuan bütün krallıktaki en güçlü büyücüydü. Mat hemen doğru söylediğini anladı. Karşısındaki adamdan yayılan büyü gücünü kendisi bile, hiç büyüyle uğraşmamasına rağmen, hissedebiliyordu.
-   Efendim, adım Mathew, sizinle tanışmak benim için bir onurdur.
-   Ben de tam senin yanına geliyordum Mathew. Sana kötü haberlerim var. Ama
önce sana birkaç şey sormak istiyorum.
-   Ne oldu dede?
-   Sonra Tyrox. Mathew, hakkında her şeyi bilmem gerekiyor. Bu çok önemli hatta
belki hayati…
-   Elbette efendim. Ben Ancyra’da – tabii hala bir şehirken – doğdum. Ailemi hiç
görmedim. Ben 4 aylıkken şehre saldıran bir ejderha şehirle birlikte herkesin hayatının sonunu da getirdi. Nasıl hayatta kaldım bilmiyorum ama-
-   Ben biliyorum sevgili oğlum.
-   Ama nasıl bilebilirsiniz?
-   Çünkü şehir ve içindekiler son anlarını yaşarken ben de oradaydım. Ejderhayı
öldürmek için elimden geleni yaptım ama başaramadım. En sonunda bütün riskleri göze alarak – ki benim hayatım da bu riskler içerisindeydi- son şansımız olan büyüyü kullandım. Ejderha ölmedi ya da tam olarak ölmedi demek daha doğru sanırım ama ruhunu bedeninden çıkmaya zorladım ve başardım. Şehirde sadece birkaç kişi hayatta kalabilmişti bunlardan biri de sendin ama diğerleri senin kadar şanslı değildi. Yurtlarıyla beraber hayatlarını da kaybettiler. Çünkü ejderhanın bedeni şehirden geriye kalanların üstüne yığıldı ve geriye kalan bir avuç canlı da bu şekilde hayatını kaybetti. Senden başka hayatta kalan olduğundan ciddi şüphelerim var.
   Bu sözleri izleyen birkaç dakika çok yavaş geçti. Mat daha önce bu hikayeyi hiç bu kadar açık ve gerçekçi bir şekilde dinlememişti. Bunun nedenini de şimdi anlıyordu. Olayı bilen ve hayatta kalan iki kişi vardı ve ikisi de şuan bu salondaydı. Bunları düşünürken yanında Tyrox’un konuştuğunu duydu. Sesi onu içerisine daldığı düşüncelerden gerçek dünyaya getirdi.
-     Ejderhanın ruhuna ne oldu dede?
-   Bu konu da en ufak bir fikrim yok sevgili torunum. Şimdi Mathew sanırım
Xalio’nun Tapınağı’ndan kaçmışın. Bu nasıl oldu?
-   Beni neden yakaladıklarını bilmiyorum, eğer sormak istediğiniz buysa ama oradan
kaçmayı başardım. En azından kaleden kaçtım ama sonra ölmem gerekirdi. Çünkü peşimde muhafızlar vardı ve ben tekrar o kaleye dönmemek için uçurumdan atladım. Nasıl hayatta kaldım bilmiyorum. Gözümü açtığımda burada, bu kaledeydim.
-   Ama bu nasıl olur? Uçurumdan atladıktan sonra neler hissettin, duyduğun bir ses
veya gördüğün bir hayal… Herhangi bir şey olmadı mı?
-   Aslında oldu. Bilincimi kaybettiğimde rüyamda uçtuğumu gördüm.
-   Bana bu rüyayı tüm ayrıntılarıyla anlatmanı istiyorum Mathew. Daha önce de
söylediğim gibi bu hayati bir konu.
Mat rüyasını anlattıktan sonra Frexan bir süre konuşmadan bekledi. Ama daha sonra;
bunu daha uzun ve müsait bir vakitte tekrar düşünmeleri gerektiğini şimdiyse daha önemli bir sorunları olduğunu söyledi.
-   Dede seni bu kadar endişelendiren şey nedir?
-   Ejderhalar, Tyrox. 2 tane siyah ejderha ve onlarla birlikte iki tane Xalio muhafızı.
Bu sözlerden sonraki sessizlik uzun sürdü. Hem Frexan hem de torunu Mathew’a
bakıyorlardı. Oysa hala olayların şokundaydı. Demek muhafızlarını atlatamamıştı.
-   Benim yüzümden bunları yaşamak zorunda kaldığınız için üzgünüm. İsterseniz
kaleyi terk edebilirim. Bu şekilde burada yaşayan halkı daha fazla tehlikeye atmamış olurum.
-   Bunu asla kabul edemem. Seni buraya biz getirdik. Eğer benim kaleme gelip,
buradan birini öyle kolayca alabileceklerini düşünüyorlarsa, gelsinler. Tyrox, git ve kaledeki bütün büyücü ve askerlere durumu anlat. Hemen savunma hattı kurulsun. Mathew sende istersen dinlene-
-   Hayır efendim. Benim yüzümden gelen bir saldırıya karşı siz savunmanızı
yaparken ben dinlenemem. Savaşmayı biliyorum izin verin ben de bu savunmada üstüme düşeni yapayım.
-   Tamam Mathew, haklısın. Ve seni bu cesaretinden dolayı da tebrik etmek
istiyorum. Çoğu insan, bırak siyah ejderhalarla savaşmaya, onları uzaktan görmeye bile yanaşmaz. Sen de Tyrox’la birlikte git de silah ve zırh al. Sizinle avluda tekrar görüşürüz.

to be continued...
21  Diğer Konular / Not Defteri / Gecenin Yükselişi : Bölüm 2, Bölüm 3'ün devamı ve Bölüm 4 eklendi : Ocak 16, 2008, 20:09:10
1. Bölüm:UYANIŞ

Mathew arkasını döndü ve hala peşinde olan takipçilerine baktı. Bu kovalamacanın üçüncü günü olmasına rağmen ne peşini bırakmışlar ne de yorgunluk belirtisi göstermişlerdi. Ama Mathew aynı şeyi kendisi için söyleyemiyordu. Üç gündür durmaksızın at sürüyordu. Çok acıkmış ve yorulmuştu. Mathew artık sona yaklaştığını düşündü. Bu kovalamacaya daha ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu ama fazla uzun sürmeden ya yakalanır ya da açlık veya yorgunluktan ölürdü. Mathew her şeye rağmen ikincisini tercih ederdi. Ölmek zorunda kalsa da tekrar o zindana dönmeyeceğine kendi kendine yemin etmişti. Onu neden yakaladıklarını ve sorguladıklarını bilmiyordu. İlk başta yanlış kişiyi yakaladıklarını düşünmüştü ama peşindekiler onu çok uzun süre, dur durak bilmeksizin sorguladıklarından böyle olmadığını biliyordu. Ayrıca bu adamlar yanlış kişileri sorgulamakla bu kadar vakit kaybetmezler, yakaladıkları kişinin işe yaramayacağını anlayınca onu öldürürlerdi. Ama bu onu neden sorguladıkları sorusuna yanıt vermesine yardımcı olmuyordu.
   Mathew kararını vermişti; zindana tekrar dönmektense ölmeyi tercih ederdi! Bunun iki yolu vardı: birincisi arkasındaki adamlarla dövüşmek, ikincisi ise atını sürmeye devam ederek açlıktan ölmekti. Mathew başka zaman olsa birincisini seçerdi ama şimdi durum farklıydı. Arkasındaki adamlar üç gündür at sürmelerine rağmen yorulmamıştı ve bu da onların fiziksel güçlerinin Mathew’dan çok daha iyi durumda olduğunu gösteriyordu. Hepsi bir yana Mathew’nun onlarla savaşmak için silahı bile yoktu. Bu durumda ikinci seçeneğin doğru seçim olacağını düşündü ve atını daha hızlı koşmaya teşvik etti. Bu atı kaçarken zindanların ahırından çalmıştı. Zaten sıradan bir at bu kadar uzun mesafe boyunca bu denli yüksek bir tempoda ilerleyemezdi. Ama anlaşılan atları da muhafızlar kadar yavaş yoruluyor ya da yorulmuyordu. Mathew hızlandı, arkasındaki muhafızlar da atlarını hızlanmaları için mahmuzluyorlardı.
İşte tam o anda Mathew ölmenin daha hızlı bir yolunu gördü. Tam karşısında bir uçurum vardı. Sanki muhafızlar ve kendi atı bile bu yolun sonunu bilerek onu buraya sürüklemişlerdi. Mathew lanet ederek atını uçuruma sürdü. Artık hiçbir şey düşünemiyordu. Ölümden başka… Atı son adımını boşluğa attı ve Mathew atın üzerinden fırladı. Havadayken hem yorgunluktan hem de olayların bu kadar hızlı gelişmesinin yarattığı şoktan dolayı bilincini kaybetti.

                   ……

   Venge yirmi sekiz yıl sonra yeniden uçuyordu. Üstünde yılların rehaveti vardı ama o bu günü tam yirmi sekiz yıl beklemişti ve ufak tefek sorunların yeniden dirilişini gölgelemesine izin vermeyecekti. Uçurum çok derin değildi ama Venge’ in vücudu da eskisinden çok ama çok daha küçük ve zayıftı, uçuşun tadını çıkarabilirdi. Gece kadar kara olan kanatlarını kuvvetlice çırptı ve göğe yükseldi. Bir zamanların kabusu gölge ejder Venge tekrar gece göğüne doğru kanat çırpıyordu.



2. Bölüm: 28 YIL ÖNCE

Mia çığlık seslerini duyduğunda sıçrayarak uyandı. Şehrin acil durum çanları durmaksızın çalmasına rağmen Mia seslerini duymak için konsantre olmak zorunda kaldı. Dışarıdaki kalabalığın çıkardığı gürültü bütün sesleri perdeliyordu.

Üzerine sabahlığını geçirip avluya çıktı. İnsanlar her yanda koşuşturuyor askerler savaş pozisyonu alıyordu. Hem sıradan insanların hem de askerlerin yüzlerinden aynı şey okunuyordu: korku ve dehşet… Mia bunların nedenini merak etmeye fırsat bulamadan onu gördü. Ufukta şehre doğru son hızla yaklaşan bir karaltı vardı. Mia zeki bir kadındı. Eve girdi ufak tefek erzak ve ihtiyacı olacak şeylerden bir yol çantası hazırladı. Çocuklarını almak için üst kata çıktı. Max uyanmıştı ve korku dolu gözleriyle annesine bakıyordu. Mat ise hala uyuyordu, yüzünde her zaman ki gibi bir gülümseme vardı. Mia, Mat’i kucakladı ve Max’i de yanına çağırarak evi terk etmeleri gerektiğini söyledi. Ama sözcükleri ne Max ne de Mat tarafından duyuldu. Çünkü tam o anda oda zeminden tavana kadar sarsıldı. Ejderha onlardan hızlıydı ve ilk saldırısı şehrin yarısının yerle bir olmasına yetmişti.

Dışarıdan gelen çığlık ve ayak sesleri büyük ölçüde azalmıştı. Mia artık kendisini kurtaramayacağını biliyordu. Mat’i Max’e emanet etti ve ahırdan bir ata binip onu şehirden uzaklaştırmasını istedi.
                                                 
……

Mia’nın son hatırladığı şey kalabalığın içinden bir büyücünün ejderhayla savaşma cesareti göstermesiydi. Bu büyücü o kadar güçlüydüki yaptığı ilk büyü ejderhanın bir an da olsa sersemleşmesini sağladı. Ama Mia’nın anlamadığı bir şey vardı, yanlış olan bir şey… Bu ihtiyar adam ejderhayla şehri savunmak için savaşmıyordu. Öyleki yaptığı büyüler şehre en az ejderhanın saldırıları kadar zarar veriyordu. Mia bu yaşlı adama biraz daha dikkatle baktı. Şehre çok kısa bir zaman önce gelmişti. Mia düşüncelerini büyücü etrafında yoğunlaştırırken ejderha intikamını almak için karşısındaki bu zavallı ihtiyara ölümcül nefesini gönderdi. Mia büyücüye çok yakındı. Gördüğü son şey büyücünün kendini savunmak için asasını kaldırışı oldu.






3. Bölüm: TANIŞMA

   Mathew; 28 yaşında, sağlam yapılı, ortalama boylarda biriydi. Saçları gece kadar karaydı. Gözleri ise saçlarından daha karaydı. Öyle ki saçının dağınık olduğu ender anlarda gözlerini görmek imkansız olur, saçlarının ardında 2 küçük gölge gibi kalırdı. Ama Mathew saçlarının dağınık olmasından hoşlanmazdı. İstisnai durumlar dışında –ki şu an öyle bir andı- saçlarının gözlerine düşmesine izin vermez, sağa, sola veya yukarı doğru atardı. Son birkaç haftasını esir olarak geçirdiğinden dolayı her zaman temiz ve düzenli olan kıyafetleri şimdi kir pas içindeydi. Yer yer de yırtılmıştı. Ayaklarında ayakkabıları yerine tokalı bir çift terlik –daha doğrusu deri parçası- vardı.
   Mathew sanki günlerdir uyuyordu. Başının ağrısı katlanılmaz derecede olmasına rağmen onu endişelendiren bu değildi. Çok garip bir rüya görmüştü. Rüyasında uçuyordu. Ama kuşlar gibi huzur içerisinde veya özgür bir şekilde değildi. Aksine huzursuz ve esaret altında hissetmişti kendini. Tek bir duygu hissediyordu: İntikam… Mat için bu çok garip bir durumdu hiçbir rüyasını hatırlamazdı ve hatırladığı ender rüyaları da hep kötüye işaret olmuştu. Bir keresinde 7 yaşındayken kaldığı evin yandığını görmüş daha sonra o evde üç gün uyuyamamıştı. İyi ki de uyumamıştı. Çünkü üçüncü günün gecesi ev gerçekten de küçük bir ihmalkarlık yüzünden alevler içinde kalmıştı. Şimdi de bunun gibi olmasından korkuyordu.
   Mat bu ilk şokun etkisinden çevresini incelemeye fırsat bulduğunda bulunduğu yeri hiç tanımadığını fark etti. Tam buraya nasıl gelmiş olabileceğini düşünüyordu ki sağ tarafından bir ses geldi:
-   Uyanmışsın.
Sesin sahibi Mathew’dan en fazla 2 yaş küçük ya da 2 yaş büyüktü. Mat’in aksine
olabildiğince sarışın biriydi. Gözleri gümüş rengindeydi. Bu da az da olsa büyücü kanı taşıdığına işaretti. Üstündeki giysiler zengin olduğunu gösteriyordu. Genel olarak gri tonlarında giyinmişti. Elinde bir tepsi – besbelli ki Mat için- vardı. Mathew’nun yüzündeki şaşkın ifadeyi görmüş olmalıydı ki yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Tepsiyi yakındaki bir masanın üstüne koyarken konuşmaya başladı:
-   Adım Tyrox Furythorn. Dedemle birlikte seni dün sabah nehrin kıyısında bulduk.
Burası, dedemin korumasındaki, Doğu Limanı Kalesi.
-   Ama buraya nasıl geldim?
-   Dedim ya seni nehir kıyısında baygın halde bulduk.
-   Hayır, onu kastetmedim. Neyse, şuan bunu düşünebilecek durumda değilim; başım
ağrıdan çatlamak üzere. Ayrıca hem çok yorgun hem de çok açım. Sanırım –ve umarım- onlar benim için.
Eliyle Tyrox’un masaya bıraktığı tepsiyi işaret etti. Tyrox başıyla onayladı ve tepsiyi
Mat’e yaklaştırdı. Mat yemeye başladı. Sanki yıllardır yemek yememiş gibi iştahla yiyordu. Yemeği bitene kadar Tyrox konuşmadı ve yüzündeki hafif gülümsemeyle onu izledi. Mat’in yemeği bitince konuşmaya başladı:
-   Nereden geliyorsun?
Mat, üstündeki kıyafetlere baktı ve açıklamaya başladı;
-   Çok uzun süredir esirdim. Xalio’nun Tapınağı’nda. ( Bunu duyunca Tyrox’un
yüzündeki gülümseme silindi ve daha ciddi bir şekilde dinlemeye başladı) Beni neden yakaladıklarını bilmiyorum ve sanırım onlar da, her neden yakaladılarsa, istedikleri cevapları alamadılar. Sonunda kaçmayı başardım. Ama peşimden geldiler. Üç gün onları atlatmak için uğraştım ama başaramadım. Sonunda tekrar zindanlara dönmektense ölmeyi tercih ettim ve atımı bir uçuruma sürdüm. Son hatırladığım uçurumdan aşağıya doğru düşmeye başladığım, daha sonra bilincimi kaybettim ve gözümü tekrar açtığımda bu yataktaydım.
   Mat karşısındaki adamın yüzüne baktı. Az önce Tyrox’a imkansız bir olay anlattığını biliyordu ama doğruydu işte. Ama Tyrox’un yüzü hala ifadesizdi. “Büyücüler böyledir. Her şeyin olanaklı olduğuna inanırlar” diye düşündü Mat. Tam o sırada Tyrox tekrar diline kavuştu;
-   Bu anlattıklarını, sen yeterince dinlendikten sonra, dedem de duymak isteyecektir
ama şimdi dinlenmelisin.
Tyrox başka bir şey söylemeden odadan çıktı. Mat bundan hiç şikayet etmedi.
Tyrox’un da dediği gibi dinlenmeye ihtiyacı vardı. Gözlerini kapadı ve nerdeyse aynı anda uykuya daldı.



 to be continued...
22  Harry Potter Konuları / J.K. Rowling / Ynt: JK Rowling; 50 En Büyük İngiliz Yazarlardan Biri : Ocak 16, 2008, 17:52:34
yanı tabı ıngılızlerın bılceı ıs ama bence harry potter serısı ve jk rowlıng narnıa gunluklerı c.s. lewis den daha ust sırada olmalı sanırım yazıldıı donemıde ısın ıcıne katmıslar
23  Diğer Konular / Kitap / Ejderhamızrağı/ Ruhlar Savaşı üçlemesi(fantastic kurgu sevenler buraya) : Ocak 15, 2008, 20:29:02
evet arakdaslar oncelıkle tam bı fantastık kurgu hastası olduumu belırtmelıım  Cool hp yuzuklerın efendısı falan fılan derken bu efsane kıtap serısının kıtaplarını okumaya basladım ve şöyle söylıım harry potter romanlarına tapıorum ordakı dunya arkadaslık falan fılan bazı kıtaplarını 12 13 kere okudum kı bunlar 5. ve 6. kıtaplar ama yıne de su kadarını soylıım akıcılık hayalgucu ve olay kurgusu olarak ejderha mızragı kıtapları benı en cok etkıleyen kıtaplar olmustur:D yanı bunları okuduktn sonra jk rowlıng sadece hayal gucuyle bu basarıyı kazanmıs gıbı gelmeye basladı bana fantastık kurgu seven arakadaslara kesınlıkle tavsıye edıorum ...

ruhlar savası serısını ( Batan Güneşin Ejderhaları, Kayıp Yıldızın Ejderhaları ve Yitik Ayın Ejderhaları) okuyan varsa veya konusunu merak edenler buradan tartısalım dıorum ben  Göz Kırpan

Not: ben burda yenıım butun tavsıye edılen kıtaplara bakamadım ama bu konunn daha once acılmıs olduunu sanmıorum acıldısada kusura bakmaın;)
Sayfa: 1 [2]