Seride 4 arkadaşın başından geçenler ve öğrendiği gerçekler anlatılıyor, Umarım beğenirsiniz

GRUBUN ÜYELERİ
Ezgi
14 yaşında. Gökçe ile çok yakın arkadaş.Dalgalı, simsiyah saçlara, kahverengi gözlere sahip.
Özellikleri:
Aşırı sportif, güçlü, korkusuz
Hobileri:
Spor, spor, spor…
Gökçe
14 yaşında. Kumral, küt saçları, ela gözleri var. Boyu çok uzun. Bu onu çok rahatsız ediyor.
Özellikleri:
Çok titiz ve dalgın, okulda, evde ve grupta kurallara hiç takmaz, dediğim dedik bir kız
Hobileri:
Bulmaca,şifre çözmeyi çok seviyor. Gizemli olaylara gözünü kırpmadan atılıyor.
Damla
15 yaşında. En rahatsız olduğu özellikleri bellerine kadar dökülen kıvırcık, kızıl saçları, çilleri ve gözlükleridir. Zeytin yeşili, iri gözleri var.
Özellikleri
Çok çalışkan, zeki bir kız. Dış görünüşüne fazla önem vermez.
Hobileri:
Müzik tek eğlencesidir.Piyano ve gitar çalar. Ayrıca kitap okumayı ve yazı yazmayı sever.
Begüm
15 yaşında ve Damla ile çok sıkı arkadaşlar. Sapsarı saçları ile lacivert gözleriyle dikkat çeken bir kız.
Özellikleri
Süsüne ve görünüşüne çok önem verir.
Hobileri:
Kuaföre gitmek, alışveriş yapmak, doğa fotoğrafları çekmek
İpek ( İpoş ya da İpo)
Açık gri tüyleri , simsiyah gözleri var. Kafasının üstünde beyaz bir leke var.
Özellikleri
Arkadaşlarına sadık, alıngan
1. Bölüm :YENİ ÖĞRENCİ
Hava bunaltıcı derecede sıcaktı. Öğrenciler dersten tamamen kopmuşlardı. Pencereden içeri esen küçücük bir meltem bile sınıftakilerin oh demesine neden oluyordu.
Begüm defterini yelpaze gibi sallıyor, serinlemeye çalışıyordu. Öğretmenin hangi konudan bahsettiğinin bile farkında değildi.
Damla öğretmene odaklanmış, pür dikkat onu dinliyordu.
Öğretmen ise çocukların aklına bir şeyler sokabilmeye çalışıyordu ama kendi de bezmiş durumdaydı.
Sonunda zil çaldı ve öğrenciler için işkence bitti. Damla ve Begüm eşyalarını toplayıp bahçeye indi. Begüm:
-Bizimkiler geliyor.
Ezgi ile Gökçe onlara doğru yürüyorlardı. Beden dersleri olduğu için yorgun görünüyorlardı. Ezgi zafer edasıyla gülüyordu:
- Merhaba kızlar. Nasıldı ders?
- Eh işte. Sizin?
- Voleybolda üç seti de biz kazandık. Süperdi. Deme Gökçe? Gökçe önemsemez bir şekilde
- Ya öyleydi.Akşamüstü Rüzgargülü’nde buluşalım mı? Göstereceklerim var size. Akşam orada kalırız. Zaten yarın hafta sonu.
- Olur, diyerek anlaştılar kızlar.
Rüzgargülü onların gizli buluşma yeriydi. Aslında fazla gizli sayılmazdı.Ezgi’nin dedesinin bir tarlası vardı. O öldükten sonra tarla hiç kullanılmamış, bomboş kalmıştı. Kızlar da gruplarını kurduklarında buraya bir ağaç ev yaptırmak istemişlerdi. Ezginin ailesine, oturacak, sohbet edecek bir yerleri olmadığı için bunu yaptırmak istediklerini söylediler. Ailesi kabul edince bir marangoza küçük bir kulübe yaptırdılar. Büyüklerin yardımıyla bunu bir ağaç eve dönüştürdüler. Eski kullanılmayan birkaç eşya koydular. Hatta süslemek için kulübenin üzerine rüzgargülleri yapıp koydular. Bu yüzden oraya Rüzgargülü diyorlardı. Rüzgargülü’nün bir de bekçisi vardı tabi. Bir köpek. İsmi de İpek’ti. Bunun da bir hikayesi var ;
Bu grubun eskiden bir üyesi daha vardı. İpek. İpek’in babası öğretmendi. Ankara’ya tayini çıkmıştı. İpek arkadaşlarından ayrılınca Seda’nın aklına bir fikir geldi. Köpeğin ismini İpek koydular. Köpeği de grubun bir üyesi saydılar. Böylece İpek gitmiş olsa da hala grupta bir İpek olacaktı. Bu yüzden köpeğe İpo diyorlardı.
Saat dört gibiyken kızlar bisikletlerine binip Rüzgargülü’ne gittiler. Hava serindi. Renk renk rüzgargülleri fırıl fırıl dönüp etrafa neşe saçıyordu. İpo, oraya doğru gelen kızları görünce bir o yana bir bu yana koşmaya, sevinç çığlıkları atmaya başladı. Sonra kızlara doğru koştu. Begüm’ün bisikletinin önünü kesiyordu. Begüm ona çarpacakken köpek kaçıyordu. Kız çarpmamak için bisikletin direksiyonunu kırıyor, düşmemeye çalışıyordu.
- Ayy dur İpo. Ezileceksin şimdi, diye bağırıyordu. Damla bisikleti bahçeye bıraktı. Çantasını yere atıp İpo’ ya sarıldı. İpo kızın yüzünü yalıyor, Damla gıdıklanıp güldükçe daha çok yalıyordu.
Gökçe, Damla’nın çantasını yerden alıp Rüzgargülü’ne çıktı. Eşyaları yatakların üstüne attı. İpo’ yu sevmeye gitti. O gelince Damla köpeği bıraktı. Yüzünü yıkamak için motoru çalıştırdı. Ezgi’nin dedesi tarlayı sulamak için oranın yukarısındaki kaynaktan motorla su getiriyordu.Kızlar Rüzgargülü’ne geldiklerinde su ihtiyaçlarını buradan karşılıyorlardı.
Begüm bisikletleri çitlere kilitledi. Çantasını yukarı çıkardı. Gökçe:
- Etraf çok tozlanmış. Bir haftadır buraya gelmediğim belli oluyor. Hastalığımdan istifade temizlik yapmamışsınız. Şimdi sayenizde sabaha kadar temizlik yapmak zorundayız.
- Valla senden başka rahatsız olan yok. İstersen kendin temizlersin etrafı.
- Hadi ya! Ezgi içeriye girince kavga etmeyi bıraktılar. Ezgi:
- Gökçe , ne göstereceksin? Lütfen söyle.
- Damla da gelsin öyle.
- Damlaaaa! Nerdesin kızım ya!
- Geldim. Hadi ne gösterecekseniz gösterin. Daha yapacağım bir sürü ödevim var.
- Aman inekliği tuttu yine.
- Ha ha ha. Çok komiksin, diyerek Ezgi’ye yüzünü ekşitti. Gökçe:
- Kesin kavgayı da şuna bakın,dedi Çantasından bir poşet çıkardı. İçinde tahta bir kutu vardı. Kutunun bir tarafından küçük bir dişli çarkın yarısı çıkmıştı. İçinde üç tane dişli çark olan bu kutu bir çeşit anahtardı. Üzerinde minik harflerin olduğu tuşlar vardı. Beş harfli bir şifre vardı. Doğru harfleri tuşladıkça küçük bir dal kutunun içine doğru giriyor, şifre tamamlanınca çark sistemini çalıştırıyordu.En son çark dönünce sistem duruyordu. Begüm ve Ezgi bir şey anlamamış, saf saf bakıyorlardı.
- E ne işe yarayacak bu şimdi?
Damla:
- Hala daha anlamadınız mı? Bu bir çeşit anahtar. En son çark dönünce kapının dili içeriye giriyor, kapı açılmış oluyor. Normal anahtardan daha güvenli. Çünkü şifreli. Gökçe, sen bir dahisin.
- Sağ ol ama bunu dershanedeki fizikçiye söylemen daha doğru olur. Begüm gözlerini iri iri açıp:
- Ne yani?Grubumuzu , Rüzgargülü’nü, her şeyi dershanedeki fizikçiye mi anlattın?
- Tabi ki hayır. Öğretmene icat yarışması olduğunu, yarışma için fikrimin şifreli anahtar yapmak olduğunu söyledim. O da bu konuda bana yardım edebileceğini söyledi.
- Yani şifreyi öğretmen biliyor.
- Maalesef evet ama onun bilmesi önemli değil ki? Hem o, kutuyu çoktan yarışmaya gitti sanıyor. Şaşkınlıkla konuşulanları dileyen Ezgi sonunda konuştu.
- Peki şifre ne?
- Ben de ne zaman soracaksınız diye bekliyordum. Şifre “G.E.D.B.İ”
- Gedbi mi? O da ne demek?
- İsimlerimizin baş harfleri.
- İyi de “İ” harfi ne oluyor? Damla:
- İpek’in İ’si. Çok iyi düşünmüşsün. Birisi şifremizi çözmek istese aklına ilk baş harflerimizi yazmak gelirdi herhalde. Ama İpo’yu hesaba katmazlardı. Çünkü kimse bir köpeğin grubumuzun üyesi olduğunu düşünmezdi. Hem şifrenin kaç haneli olduğunu da kolay kolay anlayamazlar.
- Eee bunu nasıl takacağız? Gökçe:
- Araç-gereç kutusundan kapının eski kilidini sökmek için bir tornavida, kutuyu ölçmek için cetvel, kulübenin tahtasını kesip kutuyu yerleştirmek için de bir testere verirsen rahatlıkla takarım. Biz Damla’yla bunu yaparken siz de İpek’i besleyin. Maması çantamın arka gözünde, dedi Ezgi ile Begüm’e. onlar köpeği beslerken Damla malzemeleri getirdi.
- Damla sana bir şey anlatacağım.
- Anlat.
- Bizim sınıfa yeni biri geldi. İsmi Hande.
- Biliyorum. Begümler’ in apartmanında oturuyorlarmış.
- Öyle mi!
- Evet. E n’olmuş ona.
- Hiiiç… Fazla kanım kaynamadı ona. Sinir bozucu biri. Derste dik dik Ezgi’yle bana bakıyor. Ezgi’ye söylüyorum. “ Sana öyle gelmiştir ”diyor. her şeyi benden buluyor. Arkasında oturuyorum ya…
- Boş ver. Bence Ezgi haklı.
- Bilmiyorum. Kızlar konuşurlarken bir yandan da anahtarı kapıya taktılar. Denemek için kapıyı kapattılar. Şifreyi yazdılar. Kilit “tak” diye bir ses çıkardı ve kapı açılıverdi. Kızlar sevinçle el çırptılar. Damla:
- Evde hepimize yetecek kadar tost hazırlamıştım. Bahçeyi hazırlayıp orda yiyelim.
- Olur.
Ezgi’nin dedesi ölmeden önce bahçeye fasulye,domates,nohut gibi sebzeler ekerdi.bir de kocaman bir erik ağacı vardı. Bakımı çok iyi yapıldığı için her sene çok tatlı erikler verirdi.
Çocuklar dedenin yokluğunu fırsat bilip ağaca çıkar, ceplerini ağzına kadar doldurup kaçarlardı. Dede onların yaptığını anlardı ama anlamamış gibi yapardı. “Yaramaz çocuklar. Yine eriklerimi çalmışlar. Yapanı bir bulsam bacaklarını kıracağım” derdi. Sonra çocuklara döner, “siz gördünüz mü onları” diye sorardı. Çocuklar hep bir ağızdan “yoooo” diye başlarını sallarlardı. Dede arkasını dönünce kıs kıs gülerlerdi.
Dede ölünce bahçe bakımsız kaldı. Ezgi’nin babası ağacı birkaç kez budamıştı ama iş bununla bitmiyordu. Yabani otlar her tarafı sarmıştı. Çocuklar ağaç evi yaptırdıktan sonra yabani otları temizleyip bahçenin birkaç yerine gül diktiler. Begümler’in eski masasını bahçeye koyup etrafına renkli çiçek diktiler.İpek’i beslemeye geldiklerinde çiçekleri de suluyorlardı. Zamanla güller büyüdüler.Bahçede oturup temiz havayı solumak, çiçeklerin rengiyle uyumlu rüzgargüllerinin ahenkli dansını izlemek en büyük zevkti kızlar için…
Damla ile Gökçe masayı hazırladılar.Ağaç evdeki florasanı bahçeye çıkarıp etrafı aydınlattılar. İpek yiyeceklerin kokusunu alınca masaya doğru koşturdu. Kızlar da onun peşinden… hepsi kurt gibi acıkmıştı. Yuvarlak masaya karşılıklı oturdular. Ezgi:
_ Ellerine sağlık Damla. Benim kadar olmasa da güzel yapmışsın,dedi kibirli kibirli.
_ E madem benden güzel yapıyorsun bir gün seninkileri de yiyelim. Kızlar kendi aralarında gülüşürken Begüm gözünü eriklere dikmişti:
_ Ay Ezgi şunlardan biraz alsak tontiş dede anlar mı? Ezgi’nin neşesi birden silindi yüzünden. Kızlar gülmeyi bıraktılar. Begüm dediğinin farkına vardı.
_Özür dilerim Ezgi. Böyle demek istemedim. Ezgi üzüldüğünü belli etmemeye çalışarak
_ Tostlarınızı bitirdiyseniz geçen ki gibi korkunç hikayeler anlatalım. Begüm :
_ Olmaz gece rüyalarıma giriyor, dedi yüzünü buruşturarak..Damla da başını sallayarak Begüm’e katıldığını söyledi. Gökçe alaylı tavırla:
_ Aman bırak Ezgi, bebekler korktu.
_ Niye canım fena mı olur şöyle cin çağırsak, biliyor musunuz bir kız öyle cin çağırmış da tam 80 yıl başı beladan kurtulmamış, dedi gözlerini kocaman açarak. Tam o sırada çalılar kıpırdadı. Kızlar çığlık atıp köpeğin yanına koştular. Gökçe:
_ Kim var orda,dedi. Sesi korkudan boğuk çıkıyordu. Çalılardan yine ses geldi. Bu sefer eline bir sopa aldı.çalılara doğru yavaşça yürüdü. Sopayı çalıların içine soktu. İçinden bir kedi fırladı.Kızların hepsi korkuyla bağrıştılar. Sonra birbirlerine bakıp komik hallerine gülmeye başladılar…