GÖKKUŞAĞI DAMLALARI
ÖNDEYİŞ
________________________________________________________________________________________________________
Bu hikaye, hayatımda çok önemli bir yer kaplayan ve hakkını asla ödeyemeyeceğim insana yani ,Rii'me ithafen yazılmıştır.* *
Yer yer beyaz, aslında gri, fırtınanın tam da ortasından kopup gelmiş küçük minicik bir bulut kütlesiydi yalnızca, pürüzsüz masmavi gökyüzünde asılı kalan. Acelesi varmış gibiydi. Hafif rüzgârın desteğiyle arkasına bakmaksızın, kaçabileceğini düşünmeksizin ilerliyordu. Utanıyordu… O büyük kötü fırtınanın küçük, minicik bir parçası olsa da, ondan olmaktan, gri olmaktan. Kaçmak istiyordu, gitmek doğduğu yere, olduğu şeye, kopup geldiği şeye veda etmek istiyordu. Oysa boşa çabalıyordu; fırtına da peşinden geliyordu. Mıknatısın ne pahasına olursa olsun çivileri kendine çekişi gibi, küçük bulut kütlesi de fırtınayı çekiyordu. Fırtına kopmak üzereydi. Gökkuşağı tıpkı bir kralın halkı için direnişi gibi direniyordu fırtınaya; ama çok geçmeden fırtına gökkuşağını yok edecek ve geriye yeryüzüne savrulan iki gökkuşağı damlasından başka hiçbir şeyi kalmayacaktı. Gökkuşağı damlaları ya dünyayı değiştireceklerdi ya da dünya onları değiştirecekti…
Benliğimin sessizliğindeki sessizlik…
Kanım akmıyor artık
Kestikçe sen akıyorsun kestikçe ben akıyorum…
Kan akmıyor…
Sonbahar örümcekleri gibi
Bir köşeye çekilip örtmeye çalışıyorum seni, beni…
Gidiyoruz, nereye olduğunu bilmeden…
Gidiyoruz, kim olduğumuzu bilmeden.
Rüzgâr, acılarımızı uçurmaya yetmiyor
Bu karanlık sonbaharda…
1. BölümSonbahar yaprakları rüzgârla birlikte bir oraya bir buraya savruluyordu. Her geçen gün ağaçlar daha da çıplaklaşıyordu, “hoş geldin” diyordu evler sonbahara…
Yukarılarda, bulutların üzerinde sonbaharın gelişini izleyen birileri daha vardı; sonbaharın gelişini hüzünle karşılayan birileri.
“ Keşke gelmeseydi, hiç bitmeseydi.” dedi mavi gözlü kız. Her zaman sevecenlikle bakan masmavi gözlerinde hüzün vardı şimdi. Pırıl pırıl sesiyle söylediği şarkılarla sevdirirdi kendini, müziğin meleği. Upuzun buğday sarısı saçları söylediği şarkılarla oynaşırdı sevinçle.
“Bunu size defalarca açıkladım. Gitme vakti çoktan geldi… Gideceksiniz, yeni hayatlar, yeni düşünceler sizlerin olacak ve burayı hatırlamayacaksınız. Ta ki geri dönme vaktiniz gelinceye dek.”
Beyazlar içindeki Drin, kaşlarını çatıp arkasını döndü.
Sevgi meleğinin yeşil gözlerinden bir damla yaş süzülüp yanağına kondu. Ne ondan önceki sevgi melekleri ne de o, şimdiye kadar ağlamamıştı. Bırakın ağlamayı mutlu olmaya mahkûmdu sanki. Büyüleyici güzelliğini tamamlayan ayrıntıydı yüzündeki gülümsemesi; ama şimdi farklıydı, artık bir melek değildi ve ne olduğunu bilmiyordu bile.
“ Ahh sensiz naparım ben?” dedi hıçkırarak. Hiçbir zaman ayrılmayacaklarına öyle inanmışlardı ki. İçlerinden, görünmez bağlarla bağlıydılar birbirlerine. Derinden çok derinden… Kalplerini acıtan belki de bu bağların sırayla kopmaya başlamasıydı. Birbirlerini göremeyecek olmaları onları derinden sarsmıştı.
Birbirlerine sıkıca sarıldılar, son kez…
“ Birbirimizi bir daha hatırlamayacağız yani öyle mi?” dedi sevgi meleği hüzünle.
Drin, sert bir tonla cevapladı kızın sorusunu.
“ Kaç kere söyledim. Hatırlamayacaksınız; ama bir gün karşılaşacaksınız… ”
Kız, hiçbir şey söylemedi, söyleyecek ne kalmıştı ki? Sonbahar gelmişti işte… Drin’e kızamıyordu. Onun seçimi değildi; ama yapacak hiçbir şey de yoktu.
Gitmelerini Drin de istemiyordu elbette; en sevdiği iki meleğini, onu bir daha asla hatırlamayacakları, tehlikelerle dolu bir yere göndermek istemiyordu. Oysa geldikleri ilk günden beri biliyordu olacakları. Yine de, kızlar kaşları çatık adama sarılıp yalvarmaya başladılar.
“ Lütfen Drin, gönderme bizi, kim olduğumuzu unutmamıza izin verme lütfen…”
“Sizi her zaman izleyeceğim ve hep yanınızda olacağım meleklerim…”
Drin’in bu son sözleri uzaktan geliyor gibiydi. İki kız da bulutlardan aşağı düşüyormuş gibi hissettiler. Mideleri bulanıyordu, birbirlerini göremez, hissedemez olmuşlardı. Müziğin meleği, elini uzattı ama elini tutacak kimse yoktu… Hiç kimse…
Drin’in sert mizaçlı gözlerinden birkaç damla gözyaşı süzüldü; bulutları delip geçerek dünyaya düştü.