Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
  Temmuz 24, 2008, 12:42:11  
   
 
 
   
 
  Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2 3 4 ... 11
1  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 18: Mutluluk ve Hüzün : Temmuz 21, 2008, 01:57:33
elimden gelen en kısa zamanda inşallah Gülümseyen
2  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 18: Mutluluk ve Hüzün : Temmuz 20, 2008, 20:14:29
Gayet hoş bi bölüm olmuş  Aww Ama sonuna şaşırdım Dumbledore'u kim öldürdü ki  Acayip (Belki eceliyle ölmüştür  Dil Çıkaran Hede Hödö ) Neyse yeni bölümde cevap bulacağımızı umuyorum. Eline sağlık  Gözlerini Deviren

yeni bölümde olurmu bilmem ama bir kaç bölüm içinde cevapları bulacağınıza emin olabilirsiniz Göz Kırpan ayrıca beğenmene sevndim teşekkürler Kahkaha

bu yüzük slytherin'in yüzüü olmasın Kahkaha lucius sahte olanı çalmış olmasın Kahkaha

yok yah griffindor'un slytherin'in değil Dil Çıkaran Sırıtan
3  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter Ve Sihirli Boyut " 7.Bölüm=Blacklerin Sonuncusunun Dönüşü " Eklendi : Temmuz 20, 2008, 20:11:31
güzel bir bölümdü ellerine sağlık Alkış
4  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 18: Mutluluk ve Hüzün : Temmuz 20, 2008, 01:31:04
var valla Kahkaha
5  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 17: Koridorun Sırrı : Temmuz 19, 2008, 19:53:18
Bölüm 18: Mutluluk ve Hüzün

     Harry ve Hermione şöminenin başında otururlarken Harry pencereden dün gece yağan ve bahçeyi tekrar beyaza bürüyen kara baktı. Bahçede el değmemiş bir kar örtüsü vardı. Dün olanlardan sonra kimsenin dışarı çıkıp kar oynamaya hali yoktu. Ama Harry biraz hava almaya ihtiyaçları olduğunu düşünüyordu. Omzuna yazlamış oturan Hermione’ye döndü.
     “Biraz dışarı çıkmak ister misin?”
     Hermione kafasını kaldırarak önce ona sonra pencereden, kardan bembeyaz olmuş bahçeye baktı. Sonra da gözlerini devirerek Harry’ye döndü.
     “Bu havada mı?”
     “Hava son derece yumuşak sadece birazcık kar var. Hadi ama. Git yukarıdan kalın bir şeyler al üstüne de çıkalım.”
     Hermione ona aklında şüphe duyuyormuş gibi baktıktan sonra hiçbir şey söylemeden kalkıp kızlar yatakhanesine yöneldi. Harry de onun arkasında kalkıp erkekler yatakhanesine çıktı. Bomboş yatakhaneye girdiğinde epey şaşırdı. Ortak salon boştu, yatakhane boştu, tüm okul nereye gitmişti? Kafasındaki sorulara bir cevap veremeyerek sandığına doğru yürüdü.
     Sandığı açtığında kabanını bulması hiçte zor olmadı. Çünkü daha dün hep birlikte kar topu savaşı yapmışlardı. Üzerinden daha yirmi dört saat geçmemişti ama Harry birkaç ay boyunca ona yetecek kadar üzücü ve mutlu şey yaşamıştı.
     Düşüncelerden uyanarak Hermione’yi bekletmemek için hızla kabanını üzerine geçirdi. Komodininin üzerinden aldığı şapkayı ve eldivenleri de giydikten sonra kabanının kapüşonunu da beresinin zerine geçirip boynundaki iplerden sıkıştırdı.
     Ortak salona indiğinde Hermione orada onu bekler halde buldu. Kollarını iki yana açarak şakayla karışık bir ses tonuyla “Nasıl olmuşum?” diye sordu. Hermione arkasına dönüp onun halini gördüğünde kaşlarını çatıp sırıtarak “Eskimo gibi.” dedi.
     Harry gülümseyip onun yanına gitti. “Eskimolardan hoşlandığını bilmiyordum.”
     Hermione bir yandan gülüp bir yandan da Harry’nin kabanının şapkasını çekiştirerek “Hoşlanmam zaten.” dedi. Harry önündeki ipleri gevşetip şapkayı indirirken ona gülümseyerek baktı.
     “İyi aklımda bulunsun. Bir daha Eskimo kılığına girmem.”
     Gülüşerek aşağı indiler. Giriş salonundaki devasa kapıdan çıktıklarında bembeyaz bir bahçeyle karşılaştılar. Taş basamakları inerken Harry kolunu Hermione’nin beline doladı. Hermione ona dönerek “O bir kere olur korkma düşmem bir daha.”
     Tam bunu söyledikten sonra ayağı kaydı ve hafif bir tökezleme yaşadı. Harry sırıtarak “Eminim düşmesin ama ben önlemimi alayım yine de.” dedi. Harry yerden aldığı küçük kar birikintisini Harry’nin kafasına yapıştırdı.
     “Sen yine çokbilmişlik mi yapmaya başladın bana mı öyle geliyor?”
     “Yok canım. Unvanını elinden almak ne haddime?”
     Harry gülerken Hermione yerden biraz daha kar alıp ona fırlattı. Yüzünü gücenmiş gibi bir şekle soktu ama gözleri gülüyordu.
     “Sen fazla şımardın ama.”
     Harry bu sefer ki kartopunu tam başına yiyince “Tamam özür diliyorum. Sustum.” dedi ama Hermione kafasına bir kartopu daha fırlattı. Bunun üzerine Harry de yerden biraz kar alıp ona attı. Bunun üzerine ikisi de gülüşerek birbirlerini kartopu yağmuruna tutmaya başladılar.
     Biraz sonra Hermione bir kartopunu Harry’nin tam yüzünün ortasına fırlatınca Harry hafifçe inledi. Hermione elinden geldiğince hızlı bir şekilde yanına geldi ve endişeli bir ses tonuyla “İyi misin?” dedi. Harry onu tutup kara yatırırken neye uğradığını şaşırmış bir şekilde tiz bir çığlık attı. Harry onun kartopu atmasını önlemek için ellerini tutarken “Evet, hem de çok.” dedi. Sonra Hermione’nin ellerini serbest bıraktı ve kendini onun yanına kara attı.
     “Şimdi bana bulaşmaman gerektiğini öğrenmişindir umarım.”
     “Ama oyunbozancılık yaptın.”
     “Biraz hile olmadan tadı çıkmaz ki!”
     İkisi de gülüşerek birbirlerine baktılar. Bir kaç saniye sonra Hermione gözlerini kaçırarak bahçenin öbür tarafına döndü. Daha sonra doğruldu ve kulübesinden çıkan Hagrid’e doğru bakıp el salladı. Harry de onunla birlikte ayağa kalkarken ikisi Hagrid’e doğru yürüdüler. Hagrid de onlara el salladı ama o gülmüyordu.
     Harry ve Hermione onun yanına gittiklerinde onun yüzünün kıpkırmızı olduğunu gördüler. Titrek bir sesle “Merhaba çocuklar. Siz iyi misin?” dedi. Hermione yavaşça onun kocaman kolunu okşayarak “Hagrid, asıl sen iyi misin?” diye sordu. Hagrid kıpkırmızı gözlerle ona baktı.
     “Sadece, ben, yani Prof. Flitwick benimde öğretmenimdi ve ben hiç düşünmezdim onun…”
     Ama devamını getiremedi. Harry ve Hermione üzgün bakışlarla birbirlerine baktılar ikisi de bir şey söylemeyince Hagrid tekrar konuştu.
     “Ama Dumbledore bunun için çok üzülmememizi, eğer savaşacaksak kayıplar vermek zorunda olduğumuzu ve bizim elimizden gelen tek şeyin onların boşuna gitmemelerini sağlamak olduğunu söyledi. Büyük adam Dumbledore… Büyük adam…” gözlerinde biriken yaşları kurulayıp hafifçe gülümsemeye çalıştı “Siz iyisiniz ha? Hermione, senin biraz yaralandığını duydum, iyi görünüyorsun, iyi misin gerçekten?”
     “Evet, ben iyiyim. Sadece Cruciatus laneti büyük bir şey değildi.”
     “Sizin gibi cesur çocuklar olmasa ne olurdu bilmiyorum. İyi ki varsınız.”
     Gururla ikisine baktı. Harry bunun üzerine gülümseyerek
     “Asıl sen olmasan bizim halimizin ne olacağını düşünemiyoruz bile. Bu arada Grawp nasıl?”
     “O bayağı iyi. İngilizceyi sökmeye başladı. Neredeyse her söylediğimi anlıyor ama konuşmakta biraz zorlanıyor. Uslandı da bayağı. Söz dinliyor artık. Dün gece onu getirecektim ama Dumbledore izin vermedi. Getirsem belki…”
     “Hagrid lütfen iyi olmaya çalış. İnsanların morale ihtiyacı var. Seni buradaki herkes sever. Kendini koyuvermemelisin.”
     “İyi de okulda zaten kimse yok ki. Sizin haberiniz yok mu? Dumbledore sabah erkenden herkese toplanmalarını söyleyip Hogwarts Ekspresiyle evlerine gönderdi. Noel tatilini orada geçirmeleri için.”
     “Ama bizim haberimiz yoktu. Bu yüzden mi her yer bomboş.”
     “Evet. Dumbledore çocukların burada kalmalarının tehlikeli olduğunu düşündüğü için hepsini apar topar gönderdi. Belki de siz zaten gitmezsiniz diye sizi göndermemiştir.”
     “Belki.”
     “Hey! Siz üçünüz burada ne arıyorsunuz?”
     Ron ve Elizabeth şatodan çıkmış onlara doğru geliyorlardı. Hagrid onlara dönüp nasıl olduklarını sorarken Harry düşüncelere dalmıştı. Dumbledore niye herkesi göndermişti? Hâlbuki insanların kalabileceği en güvenli yer Hogwarts’tı. Yoksa artık gerçekten Voldemort eskiden daha mı tehlikeliydi? Acaba Dumbledore artık burasının da dışarıdan bir farkı olmadığını mı düşünüyordu?
     Harry Ron’un attığı bir kartopuyla düşüncelerinden uyandı. Yerden biraz kar alıp Ron’a fırlattı. Bunun üzerine dördünün arasında bir kartopu savaşı patlak verdi.
     Yarım saat kadar sonra hepsi sırılsıklam ıslanmış bir şekilde ortak salona çıktılar. Üstlerini değiştirip şöminenin etrafına oturduklarında saat daha üçtü. Ron ve Elizabeth koyu bir sohbete dalmışlardı. Hermione yine eline bir kitap almıştı. Harry bir süre sıkkınlıkla onu izledikten sonra dayanamadı.
     “İki hafta Noel tatili var. Bugün sabah çıkmaya başladık. Ve sen kitap okuyorsun.”
     Hermione sırıtarak kitabın tepesinden ona baktı.
     “Griffindor’un Yüzüğü’yle ilgili bir şeyler bulmaya çalıyorum. Daha önce bir yerde gördüğüme eminim ama hatırlayamıyorum.”
     “Ben nerede olduğunu biliyorum. Eğer söylersem okumayı bırakacak mısın?”
     “Düşünürüz.”
     “Söylemiyorum o zaman.”
     “Tamam, bulursam bırakacağım söz.”
     “Sende bir kitap vardı Diagon Yolu’ndayken göz gezdirmek için almıştım. Efsaneler ve Sırları gibi bir adı vardı.”
     “Tabi yaa ben bunu nasıl hatırlayamadım? Harry harikasın.”
     Hızla ayağa kalkıp yukarı çıktı. Bu arada Ron ve Elizabeth gerçek dünyaya dönmüş gibilerdi. Elizabeth yukarı çıkan Hermione’nin arkasından bakarak
     “Kavga filan etmediniz ya?”
     “Evet, kavga ettik. O da bana harikasın deyip yukarı gitti.”
     “Dalga geçme. Niye gitti şimdi?”
     “Bir kitap almaya. Gizemli Yüzüğü araştırıyor.”
     Tam o sırada Hermione elinde eski ve kalın bir kitapla geri döndü. Kitabı masanın üzerine bırakarak ilk sayfasını açtı ve içindekiler bölümünde parmağını gezdirmeye başladı. Harry kaşları çatarak “Hani okumayı bırakacaktın.” dedi. Hermione hala gözleri kitapta baştan savarcasına “Buna bakmadan hayatta bırakmam.” dedi.
     Harry kollarını kavuşturup dudaklarını büzerken Ron gülerek ona baktı.
     “Yok, abi uğraşma sen. Biliyorsun bunu bulmadan içi rahatlamayacak. Bari bize acı da bırak okusun.”
     “Ne alaka?”
     “Çünkü aradığını bulamamış bir Hermione’den korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmam.”
     Hermione bunu duymamış gibi yaparak aceleyle sayfaları karıştırmaya başladı. Bir yandan da kendi kendine “289, 289” diye mırıldanıyordu. Sonunda aradığı sayfayı buldu ve kitabı zaferle önlerine uzattı. Parmağıyla bir resme işaret ediyordu.
     Yüzüğün bir resmiydi bu. Harry olmadığına inanılan bir şeyin resmini nasıl çizebildiklerini merak etti. Sonra aklına yüzüğün bir zamanlar var olduğuna fakat Griffindor’un güç istemeyip onu yok etmesine inanıldığını hatırladı ve resmi inceledi.
     Hayatında daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemişti. Kitabı önce ki açtığında bu resmi niye görmediğini merak etti. Yüzüğün üzerinde kırmızı bir taş vardı. Geri kalan kısmı altın rengindeydi. Griffindor’un renklerini yansıtıyordu. Harry Voldemort’un bu yüzükle ne yapacağını kestiremiyordu. Griffindor’un renkleriyle… Gerçi Voldemort’un güç için her şeyi yapacağı da bir gerçekti.
     Hepsi resmi inceledikten sonra Hermione sayfayı çevirip yazanları okumaya başladı. Harry oflayıp puflayarak kollarını önünde kavuşturdu ve arkasına yaslandı. Hermione onun bu halini görünce kitabı kapattı.
     “Tamam, sonra okurum.”
     “Sonunda bıraktın yaa.”
     “Ama daha önce tümünü okumamıştım okuduğum kısmını da hatırlayamıyorum.”
     “Boş ver sonra rahat rahat okursun zaten yarım saat sonra Dumbledore’un yanına gideceğiz.”
     “Sence Dumbledore bizi niye çağırdı.”
     “Belki yüzükle ilgili bir şeyler anlatacak. Yüzüğü ele geçirenin neler yapabileceğini filan.”
     “Belki de koridora götürecekti bizi. Bence o heykeller yüzüğün koruyucularıydı.”
     “Evet, büyük ihtimalle... Zaten gözleri parlayınca canlı gibi görünüyorlardı.”
     “Ama eğer o heykeller canlanabiliyorsa bizim oraya gitmemiz pekiyi olmaz. Onları nasıl durduracağımızı öğrenmeliyiz önce.”
     “Belki de bunu öğretecek bize. Ben o koridorun sonuna kadar gittim. Nasıl bir şey görmedim anlayamıyorum.”
     “Sen orada bir şey olduğunu düşünerek hareket etmediğin için görmemişsindir belki. Belki de başka bir yer vardır koridordan geçilen. Her şey mümkün…”
     “Kafam karıştı şimdi yaa. Acaba Voldemort gerçekten yüzüğü ele geçirmişse ne olur?”
     “Bilmiyorum ama iyi şeyler olmaz gibi geliyor.”
     “Eğer gerçekten onu almışsa muhakkak gösteri yapacaktır. Birkaç gün sonra öğreniriz.”
     “Hadi saat dörde beş var gidelim artık.”
      Bunun üzerine dördü de ayağa kalktılar. Sessizce Dumbledore’un odasına doğru yürümeye başladılar. Hepsini merak ve tedirginlik sarmalamıştı. Dumbledore’un onları neden çağırdığını merak ediyorlardı.                 
      Birkaç dakika sonra Dumbledore’un odasının önünde durdular. Harry diğer üçüne şöyle bir göz attıktan sonra tereddütle elini kaldırıp kapıya yavaşça iki kere vurdu. Bir süre bekledikten ama içeriden ses gelmedikten sonra Harry bu sefer daha hızlı bir şekilde kapıya birkaç kere daha vurdu. Hala içeriden ses gelmemişti. Harry kaşlarını çatarak tekrar diğer üçüne baktıktan sonra saatine baktı. Dördü beş geçiyordu. Ron’a dönerek “Dumbledore’un dörtte gelinde dediğine emin misiniz?” diye sordu. Ron doğru hatırlamak için kafasını biraz zorladıktan sonra Elizabeth’e döndü.
     “Dört dememiş miydi? Ben öyle hatırlıyorum.”
     “Evet, doğru hatırlıyorsun dört dediğine eminim.”
     Harry bir an tereddüt ettikten sonra kapının tokmağını çevirdi ve kapıyı açıp arkasında diğerleriyle içeri girdi. İçerisi boş gibiydi. Dördü de afallamış halde birbirlerine baktılar. Dumbledore onları buraya çağırmıştı ama burada değildi. Harry “Prof. Dumbledore.” diye birkaç kez seslendiyse de cevap gelmemişti. Dördü emin adımlarla odanın dört bir yanına gittiler.
     Birkaç dakika sonra Dumbledore’un masasının yanından Hermione’nin çığlığı duyuldu. Üçü de hızla o tarafa döndüler. O sırada Hermione yere çöktü. Harry ne olduğunu anlamandan hızla oraya doğru ilerledi.
     Masanın arkasına ulaştığında karşılaştığı manzaranın hayatında görmeyi isteyeceği son şey olduğunu düşünüyordu. Bu mümkün olamazdı. Hayır, imkânsızdı. Harry inatla akmaya çalışan yaşlara engel olamıyordu. Onun bu halini gören Elizabeth ve Ron’da yanlarına geldiler. Elizabeth bunu görünce Ron’un boynuna sarıldı ağlamaya başladı.
     Dumbledore yerde yatıyordu. Gözleri açıktı ve buz gibi bakıyordu. Aynı yaklaşık iki yıl önce öldüğü gece Cedric’in gözleri gibiydi. Buz mavisi gözlerdeki bakışlar donmuşçasına kıpırtısızdı. Ve bunun tek bir anlamı olabilirdi. Kimse inanmak istemese de o ölmüştü. Bu savaşta herkesin en çok güvendiği kişi, yoldaşlığın güvendiği kişi, Harry’nin hayatında en çok güvendiği kişi… Ölmüştü.   



yorum yorum yoruuuuuuuuuuuum
6  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 17: Koridorun Sırrı : Temmuz 17, 2008, 00:11:18
İlk fic'in olmasına rağmen gayet iyi gidiyorsun kanımca böyle devam etmen dileklerimle eline sağlık çok güzel bir bölümdü en sonunda beklediğim an geldi ama Harry'nin öpmesini bekliyordum Kahkaha

çok klasik ama o değişiklik olsun dedim Terleyen
beğenmene sevndim teşekkürler Kahkaha
7  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 17: Koridorun Sırrı : Temmuz 16, 2008, 22:44:49
Final süperdi ağlıcaktım nerdeyse Kahkaha Ağlayan Muhteşem olmuş ne diyim  Alkış

ağlama yav niye ağlıyon Göz Kırpan final için daha anlamlı cümleler yazmak istiyordum ama kafam durmuştu iyice aklıma bişi gelmedi iki cümle için de beklemek istemedim Gülümseyen beğenmene sevindim çooook teşekkürler
8  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 17: Koridorun Sırrı : Temmuz 16, 2008, 21:33:27
wawwwwwwwwwwwwwwwwwwwww süper bi bölümdü yenisi ne zman:D:D:D

teşekkürler beğenmene sevindim yenisi ne zaman sorusuna klasik cevabım: elimden gelen en kısa zaman içinde Gülümseyen
9  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 16: Umudunu Kaybetme : Temmuz 16, 2008, 19:41:14
bu bölümü pek beğenmedim ben ama yinede iyi kötü yorum yaparsanız çok sevinirim Üzgün Gülümseyen



Bölüm 17: Koridorun Sırrı 

     Harry sabah uyandığında saat sekizdi. Bir an neler olduğunu idrak edemedi. Sanki kaafası durmuştu. Sonra dün olanların yükü bir anda üzerine bindi. Sessizce yatağından kalkıp üstünü giyindi ve hastane kandına doğru yola koyuldu. Koridorlar bomboştu. Sanki Hogwarts sessizce yaralarını sarmaya çalışıyordu. En büyük kayıp onundu. Bir öğretmenini kaybetmişti.
     Harry sessizce hastane kanadının kapılarını araladı. Ortalarda bir yatakta uyuyan Hermione’den başka kimse yoktu. Harry onun yanına gidip dün gece oturduğu sandalyeye oturdu tekrar. Ve dün gece olanları düşünmeye başladı.
     Herkes biraz kendini toparladıktan sonra Dumbledore Bellatrix’i sorguya çekmenin zamanının geldiğini düşünmüştü. Snape’in getirdiği küçük bir şişenin içindeki veritaserumu zorla ona içirdiler. Dumbledore onu bir sandalyeye oturttu vev herkesin merak ettiği soruyu sordu.
     “Buraya nasıl giridiniz?”
     “Misafirlerin girmesi için koruma büyülerini kaldırdığınız sırada görünmez olarak içeri sızdık. Ormanın kenarında bekledik. Sonra Potter o bulanıkla dışarı çıktı.” Harry bu noktada ayağa fırlamıştı ama yanında oturan Ron ona engel oldu. “Tam saldırıya geçecektik ki bulanık bizi gördü. Ve Harry’yi yere yatırdı. Sonra onu sersemletmeye çalıştık. Bu seferde o kızıl saçlı çocukla yanındaki kız devreye girdiler. Biraz sonra siz geldiniz.”
     “Voldemort’un saldırıyı düzenlemesindeki tek amaç Harry’yi istemesi miydi?”
     “Hayır.”
     “Peki ne istiyordu. Hogwarts’ı ele geçirmek mi?”
     “Efendimin peşinde olduğu şey daha büyük bir şey. Onu ele geçirdiğinde zaten bütün dünya avucunun içinde demektir. Yüzüğü istiyordu. Griffindor’un yüzüğünü.”
     “Öyle bir yüzük yok.”
     “Hayır. Hepiniz yanılıyorsunuz. Efendim doğruyu bilir. Böyle bir yüzük var. Hemde Hogwarts’ta.”
     “Peki tam olarak nerede bu yüzük.”
     “Efendim bir koridordan bahsetti. İhtiyaç odasının yanında gizli bir koridor var. Hiç birinizin zekası oraya bulmaya yetmez. Ama Karanlık Lord oraya nasıl girildiğini ve içinde neler olduğunu bilir.”
     “Peki bunları sana da söyledi mi?”
     “Karanlık Lord bütün bunları en sadık hizmetkarıyla paylaşmayacakta kiminle paylaşacak? Tabiki orayı biliyorum. Nasıl girildiğini ve içinde ne olduğunu da. Ama sizin için çok geç. Yüzüğü efendim ele geçirdi. Siz onu asla alamayacaksınız.”
     “Efendin yüzüğü nasıl aldı? Ne zaman aldı? O koridor nasıl açılıyor?”
     “Dün gece biz sizinle savaşırken içimizden biri gidip yüzüğü aldı. Koridoru açmak için yüzüğü gerçekten bulmak istemelisin. Lucius koridoru açtı yüzüğü alıp aşağı geldi. Ama onu görünce biraz şaşırdım. Bunu yapabileceğini sanmıyordum çünkü. O anki şaşkınlığımdan faydalanan Potter beni sersemletti.”
     “Arkadaşların seni bırakıp gittiler. Demekki gitme sebepleri buymuş. İstediklerini elde etmişler.”
     Dumbledore Mr. Doge’a dönerek “Elphias gerisini sen halledersin umarım. Onu dana devrediyorum istediğini yapabilirsin. İstersen biraz daha sorgulayabilirsin.”
     Mr. Doge kafasını sallarken Dumbledore Harry, Ron ve Elizabeth’e döndü.
     “Şimdi siz üçünüz yatakhanelerinize gidiyorsunuz. Arkadaşlarınıza ölüm yiyenlerin buradan gittiklerinden başka bir şey söylemeyin. Harry özellikle Neville Bellatrix’in yakalandığını duymamalı. İnsan bazen intikam duygusuna yenilip feci şeyler yapabiliyor. Bırakın o da herkes gibi gazetelerden öğrensin.”
     “Efendim yüzük gerçekten var mı?”
     “Bilmiyorum Harry. Ama en kısa zaman da öğreneceğimize emin olabilirsin.”
     Daha sonra üçü başka bir şey söylemeden yatakhanelerine gitmişlerdi. Ortak salona girdiklerinde oranın aşağıda neler olduğunu öğrenmek için bekleyen öğrencilerle kaynadığını görmüşlerdi. Neville kalabalığın arasından atılarak
     “Harry neler oldu? McGonagall kalmamaıza izin vermedi. Gittiler mi? Birine bir şey olmadı değil mi? Hermione nerede?”
     “Sakin ol Neville gittiler. Hermione hastane kanadında.”
     “Ona ne oldu?”
     “Cruciatus laneti.”
     Bunun üzerine kimse bir şey söylemedi. Harry ve Ron’da bu sessizlikten yararlanarak Elizabeth’e iyi geceler dileyip yukarı çıktılar. Hoş, Harry bütün bu olanlardan sonra iyi bir gece geçirebileceklerini sanmıyordu.
     Harry düşüncelere dalmışken yanındaki yatakta uyuyan kızın kıpırdanmaya başladığını fark etti. Telaşlı gözlerini ona dikti. Biraz sonra Hermione gözlerini açıp onu izleyen bir çift zümrüt yeşili gözle karşılaştı. Harry onun gözünü açtığını görünce gülümseyerek “İyi misin?” dedi. Hermione de gülümsemesine gülümsemeyle karşılık verdi.
     “Bak yine hayatımı kurtardın. Bir de başınıza dert açıyorum diyorsun.”
     “Asıl sen benim hayatımı kurtardın. Gölün kenarında otururken.”
     “Tamam işte ödeşmişiz.”
     İkisi de gülümseyerek birbirlerine baktılar. Biraz sonra Hermione biraz ciddileşerek
     “Harry birine bir şey oldu mu?”
     Bunun üzerine Harry’nin yüzündeki gülümseme büsbütün silindi. Hermione onun bu ifadesini görünce korkarak sorusunu yineledi.
     “Harry yoksa biri…”
     “Evet, Hermione biri… Öldü.”
     “Kim?”
     “Prof. Flitwick.”
     Bunun üzerine Hermione’nin gözleri yaşlarla doldu. Harry onun ağlamasına dayanamıyordu. Hermione’nin elini avuçları arasına alarak
     “Ağlama lütfen. Dumbledore dedi ki üzülmemizi istemezmiş. Lütfen.”
     “Harry inanamıyorum. Bu nasıl olabilir? Yani her zaman kimseye bu son olsun lütfen diyorum. Bir daha biri ölmesin. Ama her seferinde bizen birini alıyorlar.”
     “Ama bu sefer biz de boş durmadık. Bellatrix yakalandı.”
     “Gerçekten mi? Nasıl oldu bu? Sorguladılar mı? Nasıl girmişler buraya?”
     Harry bunun üzerine dün gece Bellatrix’in anlattığı her şeyi anlattı ona. Harry konuşmayı bitirdiğinde Hermione şaşkınlıkla ona bakıyordu.
     “Ne yani yüzük gerçek miymiş? O yüzüğün adını onlarca kitapta gördüm ama hepsinde efsane diye bahsediyordu. Griffindor’un Yüzüğü ya da Gizemli Yüzük. Takana inanılmaz güçler verdiğine inanılan efsanevi yüzük. Yüzüğün Godric Griffindor’a ait olduğuna ve Griffindor’un onu insanlar ele geçirip kötü amaçlar için kullanmasın diye yok ettiğine inanılır. Şimdi sen yüzüğün olduğuna, hatta Hogwarts’ta olduğuna inanmamı mı söylüyorsun?”
     “Eğer bu yüzük varsa ve gerçekten Voldemort ele geçirmişse yakında güç gözterisi yapmaya başlar zaten. İnanamıyorum yaa o koridorda saatlerce kapalı kaldım ve hiçbir şey bulamadım. Ne kadar aptalım.”
     “Aptallıkla alakası yok bence. Gerçekten varlığından bile emin değiliz. İnanaım gelmiyor açıkcası. Voldemort’un öyle bir yüzüğü ele geçirdiğini düşünmek bile ürprtici.”
     Tam o sırada hastane kanadının kapılarının açılması üzerine iksinin de dikkati dağıldı ve gelenlere baktılar. Ron ve Elizabeth onlara doğru yürüyorlardı. Elizabeth yürüken Ron’a dönerek “Demiştim sana Harry buradadır diye.” dedi. Ron cevap vermeden sessizce yürümeye devam etti. Yanlarına geldiklerinde Eliabeth endişeyle Hermione’ye bakarak
     “Nasılsın?”
     “İyiyim. Şaşırmakla meşguldüm. Harry dün olanları anlattı.”
     “Gerçekten çok şaşırtıcıydı. Bir o kadar da üzücü.”
     “Evet gerçekten öyle. Bu arada buraya gelirken Dumbledore’la karşılaştık. Saat dörtte onun odasında olmamızı istedi.”
     “Dün gece koridora girmiş mi?”
     “Bilmiyoruz Harry sadece akşam odasına gitmemizi söyledi.”
     “İyi ama Hermione daha tam iyileşmedi.”
     “Harry ben iyiyim. Alt tarafı iki Cruciatus laneti. Hem burada yatmanın ne kadar sıkıcı olduğunu benden iyi sen bilirsin.”
     “İyi ama Hermione tam olarak iyiileştiğini sen bilemezsin ki. Madam Pomfrey’in kontrol etmesi lazım.”
     “Harry lütfen. Kimseye haber vermeden sırf yatmaktan sıkıldım diye kafasına göre buradan çıkmış biri için saçma tavsiyelerde bulunuyorsun.”
     “Tamam sustum ben. Ama Madam Pomfrey çıkmana izin vermezse hiçbir yere gitmek yok.”
     “Bir de bana annelik taslıyorsun diyorsunuz.”
     Harry hafifçe gülümserken Ron’la Elizabeth’in birbirlerine kaçamak bakışlar attıklarını fark etti. Soran gözlerle ikisine döndü. Bu arada Hermione de şaşkın gözlerle onlara bakıyordu. Ron diğer ikisinin onlara baktıklarını fark edince onlara döndü.
     “Şey… Sanırım size bir şey söylemeliyiz.”
     Bunun üzerine Harry ve Hermione birbirlerine bakıp gözlerini devirdiler. Ron onların bu tepkilerini görünce “Ne?” dedi. Hermione bakışlarını onlara çevirdi.
     “Yani bizi salak yerine mi koyuyorsunuz siz?”
     “Ne dedim ki?”
     “Ron ne diyeceğini ikimizde çok iyi biliyoruz. Yani anlamamak için aptal olmak gerek.”
     “Size sürpriz yapacaktık ama olmazki.”
     “İsterseniz bilmemezlikten gelelim.”
     “Üf saçmalama. Neyse darısı başınıza artık.”
     Bu lafın üzerine Harry sertçe Ron’un ayağına bastı ve ateş saçan gözlerle ona baktı. Ron’un bunu bilerek söylediğini biliyordu. Çünkü sırıtarak ona bakmıştı. Ron, Harry onun ayağına basınca yüksek sesle bağırarak ona baktı. Harry’nin bakışlarını görünce de bir şey söylemekten vaz geçti.
     Tam o sırada Madam Pomfrey içeri girdi. Harry buna çok memnun oldu çünkü konu kapanmıştı. Madam Pomfrey onları görünce hiçbir şey demedi. Uykusuzluktan gözleri çökmüştü ve çok yorgun görünüyordu. Yanlarına gelip Hermione’ye bir baktıktan sonra “İyi görünüyorsun. Eğer kendini iyi hissediyorsan çıkabilirsin.”
     Cevap beklemeden odasına gitti. Harry onun gece boyunca uyumadığını tahmin etti. Bu arada Hermione Harry ve Ron’a dönerek “Siz bizi dışarıda bekler misiniz? Hemen geliriz.”
dedi. Harry ve Ron bir şey söylemeden dışarı çıktılar. Onnlar çıkınca Hermione bir yandan yavaş yavaş üstünü değişirken bir yandan da Elizabeth’e döndü.
     “Eee nasıl oldu bu?”
     “Doğrusu ben ne olduğunu anlayamadım. Dün gece bahçede dolaşıyorduk ve benden hoşlandığını söyledi.”
     “Sadece bu kadar mı? Ne yani sadece senden hoşlandığını mı söyledi?”
     “Ayrıntılara gerek var mı? Sonuç olarak çıkıyoruz işte.”
     “İyi yaa anlatma sen.”
     “Sen bizi boş ver. Dün aranızda bir şey olmadı mı?”
     “Saçmalama Lizzy ne olabilir ki?”
     “Üff ikiniz de inanılmaz inatçısınız. Ama buna son vermek istiyorum. Aslında söylemeyeceğime söz vermiştim ama dayanamayacağım. Harry senden hoşlanıyor. Senin ondan hoşlandığın gibi.”
     “Bunu nereden çıkardın. Biz sadece arkadaşız.”
     “Hermione hadi ama. Ron söyledi bana da. Ron’un bunu durduk yerde söylemediğine emin olabilirsin.”
     “Elizabeth, sen ciddi misin?”
     Hermione yüzünde çok garip bir ifadeyle ona bakıyordu. Elizabeth onun bu halini görünce gülümsedi.
     “Hadi ama bir de bana itiraf et diyordun. Ben açıkçası sizinle ilk tanıştığımızda çıktığınızı filan sanmıştım. Ama Ron bunun doğru olmadığını söyledi. Bir şey söylemeyecek misin?”
     “Ne söyleyebilirim ki?”
     “Mesela seninde Harry’yi çok sevdiğini ve buradan çıkar çıkmaz bunu ona da söylkeyeceğini söyleyebilirsin.”
     “Ama böyle bir şey yapmayacağım. Hadi daha fazla  bekletmeyelim.”
     “Hermione sana  inanmıyorum. Nasıl bu kadar ifadesiz olabiliryorsun?”
     “Ne dememi bekliyorsun Lizzy? Bunca şeyin arasında gidip ne diyebilirim ona. Aa benden hoşlanıyormuşun galiba bende senden tesadüfe bak mı diyim?”
     “Hermione sana inanmıyorum. Bunu duyunca havalara uçacağını filan düşünmüştüm.” 
     “Hadi Lizzy acele et.”
     Hızla kapıya doğru yürüdü. Elizabeth arkasından gözlerini devirerek baktı ve daha sonra hızlı adımlarla yürüyerek ona yetişti. Dışarı çıktıklarında Harry ve Ron’un sessizce onları beklediğini gördüler. Hermione bir an Harry’ye baktı. Sonra kendine gelerek gözlerini kaçırdı. Harry buna bir anlam veremedi. Elizabeth bunun üzerine Ron’a göz kırptı ve gülümsedi. Ron da ona.
      Harry saatine bakarak saat daha on ikiydi. Dördü sessizce ortak salona gittiler. Harry şaşkınlıkla orasının boş olduğunu gördü. Buna pek aldırmadan içeri girip şöminenin önündeki koltuklara oturdular. Hermione masanın üzerinde duran kitaplardan birini alıp arkasında kayboldu. Biraz sonra Ron ve Elizabeth ayağa kalktılar. Ron “Biz biraz dışarı çıkıyoruz. Yarım saatten geliriz.” dedi. Sonra da Harry’nin kulağına eğilip fısıldadı. “Yap şu işi.”
     Harry’nin kızgın bakışlarına aldırmadan sışarı çıktılar. Çıkarken ikisi de ona göz kırptı. Harry kitap okuyan Hermione’ye baktı. Ne diyebilirdi ki? Hermione onun kendisine baktığını fark etmişti. Kafasını kitaptan kaldırarak ona baktı.
     “Harry bunu yapmak zorunda değilsin. Ron’u boş ver. Söylemeye çalıştığın şeyi zorla söylemenin hiçbir önemi yok.”
     Okuduğu kitabı kapatarak ayağa kalktı ve kızlar yatakhanesine yöneldi. Harry de hemen ayağa kalkarak arkasından seslendi.
     “Hermione.”
     Hermione olduğu yerde dururken derin bir nefes aldı. Harry ona doğru yürüyordu. Yavaşça arkasına döndü. Harry onun döndüğünü görünce
     “Gerçekten Ron’un zorladığını filan mı düşünüyorsun.”
     …
     “Biliyorum sana hissettiklerimi söyleyecek olsam şimdiye kadar söylemem gerekirdi. Ama bu gerçekten çok zor benim için. Ron sadece biraz motive etti diyelim. Yani beni hiçbir şeye zorlamadı. Bunu gerçekten içimden gelerek söylüyorum. Seni seviyorum.”
     Hermione bir şey söylemeden ona baktı. Söyleyecek bir şey bulamıyor gibiydi. Gözünden bir damla yaş kaydı yanağına doğru. Harry elini uzatarak onun gözlerindeki yaşları sildi ve ona sarıldı. Şimdi Hermione resmen ağlamaya başlamıştı. Harry şaşkınlıkla
     “Niye ağlıyorsun?”
     “Mutluluktan diyelim.”
      “Gerçekten mutluluktan mı?”
      “Seni ne kadar sevdiğimi asla fark etmeyeceğini düşünmüştüm.”
      “Ne güzel ben de aynı şeyi düşünmüştüm.”
      İkisi de birbirlerine gülümsediler. Yarım saat kadar sonra Ron ve Elizabeth ortak salona geldiklerinde Harry ve Hermione şöminenin önünde oturuyorlardı. Hermione Harry’nin omuzuna yaslanmıştı.  Ron ve Elizabeth sırıtarak birbirlerine baktılar. Ve hiçbir şey söylemeden gerisingeri dışarı çıktılar.
     Harry olanlara inanamıyordu. Dün olanlardan sonra mutlu olabildiğine inanamıyordu. Belki şimdi Voldemort gerçekten yüzüğü ele geçirmişti ve her zamankinden daha tehlikeliydi. Kim bilir gelecekte onları nasıl günler bekliyordu. Harry ilk kez bütün bunları düşünmeden sadece anı yaşıyordu. İlk kez aklında Voldemort olmadan, şimdiye kadar ölenleri ve belki de ilerde ölecek olanları ve gerçekten büyük bir savaşın içine girdiklerini düşünmeden mutluluğun tadını çıkarabiliriyordu
     Asıl umut buydu işte. Sevgiydi, sevdiğinin yanında olmaktı. Ve Harry’nin dün gece öğrendiği gibi insan umudu olmadan yaşayamazdı…
10  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 16: Umudunu Kaybetme : Temmuz 16, 2008, 13:46:55
ayrıca istersen öldürebilirsin neville'in ailesini bu fic senin ister Harry'i öldür Ginny'i umut yap sorun olmaz hikaye senin Gülümseyen
Bir an için ron öldü sandım Weasley ailesi ağlayınca anlamadığım bir şey ise flitwick öldüyse öldü bu kadar neden üzüldüler bir şeylerimi oluyordu

yani adam o yaşına kadar yoldaşlığa sadık bir şekilde hizmet etmiş, dumbledore'a bağlı kalmış, ayrıca çok iyi bir eğitimciydi tabiki üzülürler bir de tam her şey güzel giderken bir anda bu saldırı ve birinin ölmesi çok sinirlerini yıprattı ölüm yiyenlerin nasıl içeri girdiğini anlamadılar hogwartsın güvenliğinden şüphe duymaya başladılar sadece flitwick öldü diye bakma olaylara Göz Kırpan
ayrıca beğenmene sevindim teşekkürler Kahkaha
11  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 16: Umudunu Kaybetme : Temmuz 16, 2008, 01:26:28
iyi o zmn yani benim için önemli olan cafe'deysen bunu bilmen gerekiyodu neville'in ailesini ölü bilen o kadar çok dikkatsiz izleyici ya da okuyucu var ki... Üzgün biliyoduysan sorun yok

tabiki biliyorum yani beşinci kitabı en az yirmi kere okumuş biri bunu nasıl bilmezkiii Terleyen
12  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 16: Umudunu Kaybetme : Temmuz 16, 2008, 00:55:08
neville'in ailesi ölmedi ki katili demen yanlış değiştir bence

ve çok iyi olmuş daha dün bütün hikayelerin aşk üzerine olduğunu düşünüyodum. Böyle devam et lütfen sadece aşk nereye kadar ya?! Sıkıyo bir yerden sonra Alla Alla

beğenmene sevindim Sırıtan
katil dememem konusunda haklısın ama ona yakıştıracak bir deyim bulamadım yani ne denilebilir ki Ne? yani aklıma başka bişi gelmedi bende katili dedim Terleyen
13  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Hogwarts Gençliği 4.Bölüm:Hogwarts'a Bir Kala : Temmuz 16, 2008, 00:18:28
çok güzel olmuş ellerine sağlık Alkış james ve sirius'un "tamam anne" demelerine çok güldm Sırıtan şanon çok tatlı bişi yaa Gülümseyen
14  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 15: Balodan Önce : Temmuz 16, 2008, 00:05:02
Bölüm 16: Umudunu Kaybetme

     Harry bu gecenin hayatında geçirdiği en güzel gece olduğunu düşünmeye başlamıştı. Son iki saattir vaktinin tamamını sevdiği kızla geçirmişti. Ve hala da Hermione’yle oturuyorlardı. Onun konuşmasını dinlemek ya da yanında olduğunu bilmek Harry’ye büyük bir zevk veriyordu. Bu arada Hermione gülümseyerek Harry bakıyordu.
     “Biraz dışarı çıkmak ister misin? Dumbledore bahçedeki karları temizlemiş.”
     “İyi olur.”
     İkisi de hiç konuşmadan dışarı çıktılar. Gölün kenarına kadar yürüyüp, nemli ve anormal derecede yeşil olan çimenlerin üzerine oturdular. Harry burada olduğuna ve Hermione’nin yanında oturduğuna hala inanamıyordu. Sanki bir rüyadaydı ve uyandığında hayal kırıklığı sarmalayacaktı etrafını.
     “Ne düşünüyorsun?”
     “Hiç.”
     “Bir şey düşünmüyor musun?”
     “Hayır. Yani ben sadece, güzel bir akşam geçirdiğimizi düşünüyordum.”
     “Evet, gerçekten öyle.”
     “Ron ve Elizabeth’i hiç gördün mü?”
     “Son bir saattir görmedim.”
     “Elizabeth de Ron’dan hoşlanıyor değil mi?”
     “Evet. Yani itiraf etmesede çok belli.”
     Bir süre daha hiç konuşmadan oturdular. Biraz sonra Hermione kafasıyla gölün kenarında el ele dolaşan Fred ve Shannon’u göstererek
     “Çok tatlılar değil mi?”
     “Evet gerçekten öyleler. Fred’in evleneceğini bir türlü aklım almıyor.”
     “Umarım mutlu olurlar. Bunca şeyin arasında en azından birilerinin mutlu olduğunu görmek insanı ayakta tutuyor.”
     Bunu söylerken bakışları gölün derinliklerinde kaybolmuş gibiydi.  Harry bir süre onu izledikten sonra temkinli bir sesle “Hermione,” dedi. Hermione bakışlarını ona doğru çevirdiğinde bir anda gözlerinde ışıltı yerini korku ve endişeye bıraktı. Harry’yi kolundan tutup yere yatırırken fısıldadı. “Orada birileri var, bize bakıyorlar ve ellerinde asaları var.”
     Tam o sırada bulundukları yerin birkaç santim uzağına kırmızı bir ışın çarptı. Büyünün çıkardığını parıltı ve gümbürtünün ardından Fred elinde asası ve arkasında aynı onun gibi eline asasını almış Shannon’la koşarak yanlarına geldi. Hızla soluyarak Harry’nin yanına çöktü.
     “Siz iyi misiniz?”
     “Evet,” Harry doğrulup oturmaya çalışarak “Neler oluyor?”
     “Fred onu omuzlarında bastırarak “Ne yapıyorsun? Deli misin sen? Kalkma! Eğer onlar ölüm yiyenlerse bu demek oluyorki hedefleri sensin. Şimdi senden bir şey isteyeceğim. Hermione’yi de alıp mümkün olduğunca hızlı bir şekilde şatoya gidiyorsun. Shannon sen de onlarla git. Dumbledore’a haber verin. Ben onları oyalarım.”
     “Harry ve Hermione gidebilir ama ben hiçbir yere gidecek değilim. Seni asla yalnız başına bırakmam.”
     “Shannon lütfen inatçılığın sırası değil.”
     “İyi ama tek başına kalamazsın. Kaç kişi olduklarını bile bilmiyoruz. Ya sana bir şey yaparlarsa?”
     Tam o sırada başlarının üzerinde bir ışın daha uçtu. Fred Shannon’un yüzünü ellerinin arasına alarak onu alnından öptü.
     “Lütfen daha fazla oyalanmayın. Siz Dumbledore’a haber verene kadar onları oyalayabilirim. Harry itiraz etmek yok. Hemen şatoya.”
     Harry’nin zaten şu an kendini düşündüğü yoktu. Tek istediği şey Hermione’nin güvenle şatoya gittiğini görmekti. Ama Fred’in orada tekbaşına kalmasına da gönlü razı olmuyordu. Telaşla Fred’e bakarak
     “Hermione ve Shannon gidip Dumbledore’u çağırırabilirler. Ben de seninle kalıyorum. Nasılsa beni öldürmezler Voldemort beni kendi öldürmek istiyor.”
     “Harry saçmalama. Hem Voldemort’un da aralarında olmadığını ne biliyorsun? Sen anlamak istemeyebilirsin ama şu an senin güvenliğin hepimizden daha önemli.”
     “Tanrı aşkına Fred, sende mi? Lütfen bana çocuk muamelesi yapıp şu güvenlik zımbırtısından bahsedip durmayın. Ben kendimi koruyabilirim.”
     “Zorda kalırsan kendini korursun burada, bu kadar yoldaşlık üyesi ve öğretmenin arasında kendini korumak sana düşmez. Şimdi daha fazla itiraz istemiyorum. Doğru şatoya. Üçünüzde!”
     Harry hayatında ilk kez Fred’i böyle görüyordu. Kaşlarını çatmış ve hele bir itiraz et der gibi Harry’ye bakıyordu. Harry de ona sinirle bakarak Hermione’nin elini tuttu ve ayağa kalkıp koşmaya başladılar. Shannon da elinde asasıyla arkalarından geliyordu. Taş basamaklara iki metre kalmıştı ki Harry Shannon’un çığlık attığını duydu. Arkasını döndüğünde onun baygın bir şekilde yerde yattığını gördü. Az ilerde Fred üç kişiyle savaşıyordu. Geri kalanlar ise peşlerinden geliyorlardı. Hermione’ye dönerek
     “Hemen gidip Dumbledore’a haber verebilir misin? Lütfen acele et ve kendine dikkkat et ben Fred’e yardım edeceğim.”
     “Harry burada kalamazsın seni yakalarlar.”
     “Hermione lütfen. Sen sadece dediğimi yap ve dikkatli ol. Sana bir şey olmasına dayanamam.”
     Hermione yaşlı gözlerle ona baktı ve daha sonra Harry’nin “Hadi!” demesi üzerine arkasını dönüp şatoya doğru koşmaya başladı. Son hızla koşuyordu. İki dakika sonra telaşla koşarak büyük salona girmesinin üzerine bütün gözler ona çevrildi. Kesik kesik soluyarak kalabalığın içinden tam karşıda oturan  Dumbledore’a doğru haykırdı.
     “Prof. lütfen acele edin. Buradalar. Ölüm yiyenler. Harry dışarıda. Lütfen Prof. acele edin.”
     Salondaki herkes şimdi ona bakıyordu. Müzik durmuştu. Dumbledore hızla ayağa kalktı. McGonagall’a dönerek “Öğrencileri binalarına götürün. Bahçede ya da okulun herhangi bir köşesinde kimse kalmasın. Acele et.” Daha sonra hızla Hermione’nin yanına geldi. “Ron ve Elizaebth’i bul. Ve burada bekleyin. Harry’yi buraya göndereceğim. Daha sonra da saklanın.”
     Hermione kafasını sallayıp hızla oradan uzaklaştı ve etrafına bakınmaya başladı. Bu arada yoldaşlık üyeleri dışarı çıkmışlardı. Hermione Bir yandan Ron ve Elizabeth’i ararken bir yandan da Harry’ye bir şey olmaması için dua ediyordu. Sonunda o onları bulamadan onlar onu buldular. Elizaebeth telaşla Hermione’nin korkmuş gözlerine bakarak “Hermione, neler olluyor? Gerçekten ölüm yiyenler mi?”
     “Evet. Biz bahçede oturuyorduk ve bir anda orada olduklarını fark ettik. Fred ve Shannon da oradalardı ama Shannon!u bayılttılar. Dumbledore buraad Harry’yi beklememizi söyledi. Ama ben beklemek istemiyorum.”
     “Hermione sakin ol. Harry nerede?”
     “Bahçede Ron anlamıyor musun? Bana Dumbledore’a haber vermemi söyledi. Dumbledore onu buraya göndereceğini söylemişti ama gelecek olsa şimdiye gelirdi. Ölüm yiyenler buradayken kimse onu saklanmaya ikna edemez. Ben de gidiyorum.”
     Hermione asasını çekerek hızlı adımlarla kapıya doğru yürümeye başladı. Biraz sonra ellerinde asalarıyla Ron ve Elizaebth de ona yetişmişlerdi. Üçü hızla bahçeye çıktılar.
     Böyle bir manzaraya Hogwarts’ın daha önce tanık olmadığına eminlerdi. Elli kadar ölüm yiyene karşı onlar en fazla otuz kişilerdi ve kıyasıya bir mücadele vardı. Herkes ikişer ölüm yiyenle mücadele ediyordu. Hermione’nin gözerli Harry’ye aradı. Biraz sonra onu bulmayı başardı. Hızla onun yanına gitti. Harry Bellatrix Lestrange’la mücadele ediyordu. Kafasında kukuletası olamdığı için Hermione onu tanıyabilmişti. Tam o sırada yanında bir ışın kolunu sıyırıp geçti. Hermione hızla dönüp büyüyü fırlatan ölüm yiyenle kapışmaya başladı.
     Harry Hermione’yi görmüştü fakat şu an ona yardım edemeyecek kadar meşguldü. Onun başının çaresine bakabileceğine kendini ikna edip düellosuna odaklandı. Bellatrix aynı Sirius’a yaptığı gibi bir yandan arka arkaya büyüler fırlatırken bir yadnan da alay edercesine gülüyordu. Harry’nin attığı bir sersemletme lanetinden kurtulduktan sonra yüzündeki sırıtış büsbütün yayıldı.
     “Vay vay. Potter büyümüşte beni sersemletecekmiş. Hah. Hiç umutlanma Potter senin sonunda aynı vaftiz baban Sirius’un ki gibi olacak.”
     Harry Bellatrix’in gönderdiği bir silahsız bırakma büyüsünü karşılayarak sinirden sıktığı dişlerinin arasından bağırdı.
     “Onun adını bir daha ağzına alma.”
     Bir tane daha sersemletme ışını gönderir ve Bellatrix bir kez daha bunu karşılarken tekrar pis pis sırıtarak “Niye bir lanete karşı koyamayıp ölecek kadar aptal olduğu için mi?”
     Harry sinirden tüm kasları gerginleşirken bir kez daha sersemletme büyüsü yolladı. Bellatrix bunu da karşılayıp ona lanet göndermek asasını kaldırırken Harry arka taraftan duyduğu bir çığlık üzerine arkasını döndü. Onun arkasını dönmesinden rarlanan Bellatrix bir sersemletme ışını daha gönderdi ve Harry’nin bunu son anda karşılaması üzerine bayağı sinirlendi.Harry onun bu sinirli anından faydalanıp isabetli bir silahsız bırakma büyüsüyle asasını kaybetmesini sağladı ve daha sonra henüz Bellatrix ne yaptığını anlayamadan onu sersemletti.
     Başka zaman olsa onu öldürebilirdi ama az önce çığlık atanın Hermione olduğuna emindi. Onu arayarak biraz ilerledikten sonra sonun onu maskesinin bir yarısı yanmış gibi görünen Dolohov’un önünde yerde yatar halde buldu. Bunun üzerine Harry’nin nefesi kesildi. O ölmüş olamazdı. Sirius’un araksından bir de Hermione’yi kaybedemezdi. Ve sonra onun kesik kesik soluduğunu fark etti ve biraz olsun rahatladı.
     Bu arada Dolohov Harry’nin nefretle ona baktığını fark etmişti. Sırıtarak ona baktı ve bir kez daha Hermione’ye Cruciatus laneti yaptı. Hermione’nin çığlığı kulaklarını doldururken Harry ne yaptığını bilmeden asasını Dolohov’a doğrultup haykkırdı: “Sersemlet.”
     Bunun üzerine Dolohov pis gülümsemesi donmuş bir halde yere yığılırken Harry yerde yatan ve kesik kesik nefes alan Hermione’nin yanına koştu. Onun yanına eğilerek saçlarını okşadı ve “İyi misin?” diye sordu. Hermione cevap verebilecek gibi görünmüyordu. Harry bu sorunun saçma olduğunu biliyordu. Onun iyi olmadığını da biliyordu. Az ötede onlara doğru koşan Ron’a baktı.
     “Ron yardım et.”
     “Ne yapayım?”
     “Onu şatoya götüreceğim. Beni koru.”
     Ron kafasını sallarken Harry Hermione’ye kucağına alıp ayağa kalktı. O kucağında Hermione’yle şatoya doğru koşarken Ron’un arkasından gelen lanetleri engellemeye çalıştığını duyabiliyordu. Ve en sonunda kapıya ulaştı. Bir an arkasına dönüp Ron’a kafasını salladıktan sonra içeri girdi.
     Harry merdivenleri ikişer ikişer çıkıyordu. Hermione baygın gibiydi ama Harry yavaşta olsa onun nefes alıp verişini hissedebiliyordu. Hastane kanadı daha önce ona hiç bu kadar uzak gelmemişti. Oraya verdığınde ışıkların sönük olduğunu gördü. İçeri girdi ve orada kimsenin olmadığını gördü. Olduğu yerde umutsuzca haykırdı. “Kimse yok mu?”
     Biraz sonra tam karşısındaki kapı açıldı ve içerden Madam Pomfrey çıktı. Madam Pomfrey ona ve kucağındaki Hermione’ye şaşkınlıkla bakarak “Neler oluyor? Nesi var onun? Getir şuraya yatır.”
     Harry hızla Hermione’yi onun gösterdiği yere yatırırken Madam Pomfrey’e durumu anlatmaya çalıştı.
     “Ölüm yiyenler aşağıdalar. Ona Cruciatus laneti yaptılar.”
     “İyi de buraya nasıl girebilirler ki?”
     “Nerden bileyim?”
     “Neyse boş ver şimdi onu. Başka yaralılar var mı?”
     “Bilmiyorum ama muhtemelen vardır. Sayıca bizden çok üstünler.”
     “Şuraya bak sen de yara bere içinde kalmışsın. Senin savaşmana kim izin verdi? Şimdi ben aşağı inip yaralılaala ilgilenceğim. Sen hiçbir yere gitmiyorsun. Burada, onun yanında otur.”
     Hızla hastane kanadından çıktı. Harry kendini Hermione’nin yatağının yanındaki bir sandalyeye attı. Ne yapacağını şaşırmıştı. Kalbi Hermione’nin yanından ayrılmak istemiyordu. Ama burada olduğu sürece vicdanı rahat etmeyecekti. Biraz sonra kararanı vererek ayağa kalktı.
     Kapıya kadar yürüdü. Kapının önünde durup arkasında bir yatakta uyuyan kıza baktı. O kadar güzel görünüyordu ki! Harry’nin içinden gidip onun yanağına bir öpücük kondurmak geliyordu fakat şimdi buna zamanı olamadığını düşünerek hızlı adımlarla aşağı indi.
     Büyük salonun kapıları açıktı ve tüm öğretmenlerle yoldaşlık üyelerinin orada olduğunu gördü. Harry şaşkın şaşkın içeri girerken gözlerini bir noktaya odaklamıştı. Bellatrix Lestrange, onca kişinin katili, Sirius’un ve Neville’in ailesinin katili, orada, Dumbledore’un önünde baygın ve bağlı bir halde yatıyordu.
     Harry’nin şaşırdığı bir şey daha vardı. Bellatrix’in yakalanmış olmasına rağmen kimse mutlu görünmüyordu. Hatta Bellatrix’in yanında oturan Dumbledore bile Harry’nin daha önce hiç görmediği kadar üzgündü. Aklına birine bir şey olmuş olabileceği geldi. Yoksa onun yüzünden birisi daha mı ölmüştü?
     Bu düşüncenin üzerine Harry etrafa bakmaya başladı. Shannon üzerine bir battaniye almış, Fred’in yanına oturmuştu. Fred kolunu onun boynuna dolamıştı. İkisi de yüzlerindeki birkaç çizik haricinde yarasız görünüyorlardı. Ama ikisi de sarsılmış gibiydiler. Fred’in öbür tarafında oturan George boş boş yere bakıyordu. Teresa, Prof. Carlyle ve Prof. McGonagall aynı masanın başka bir tarafında oturuyorlardı. Prof. Carlyle elindeki bir bezi feci kanıyor gibi görünen sol omzuna dalgın dalgın bastırıyordu. Diğer ikisi de aynı George gibi boş bakışlarla birbirlerini süzüyorlardı.
     Mrs. Weasley Mr. Weasley’nin omzunda ağlıyordu. Harry daha önce bir kere onu böyle görmüştü. Onda da Mrs. Weasley bir böcürt yüzünden tüm ailesinin ölümünü görmüştü. Harry kendini en kötüsüne hazırlayarak bakışlarıyla etrafı taramaya devam etti. Okulun neredeyse tüm öğretmenleri bir şeyin etrafına toplanmışlardı. Harry temkinli adımlarla oraya doğru yürüdü. Hoş koşsa da kimsenin fark edeceğini sanmıyordu. Oraya vardığında karşılaştığı manzara karşısında bayılabilirdi.
     Öğretmenlerin hiç biri konuşmuyordu. Hepsi sessizlik yemini etmiş gibilerdi. Ama Harry’yi asıl şoka sokan şey etrafında toplandıklarını kişiydi. Prof. Flitwick bir masaya yatırılmıştı. Gözleri kapalıydı. Kolları karnının üzerinde birleşmişti. Harry buna inanamıyordu. O ölmüş olamazdı.
     Şokla başını ellerinin arasına alarak arkasını döndü. Bunu görmeye daha fazla dayanamazdı. Ne yaptığını bilemez halde yere çöktü. Bacakları onu taşımıyordu. Tam o sırada Ron ve Elizabeth yanına geldiler. Ron ona destek olmak için kolundan tutarak kalmaya zorladı.
     “Abi hadi kalk.”
     “Ron… O gerçekten… Ölmedi değil mi?”
     “Harry hadi lütfen ayağa kalk.”
     “Benim yüzümden oldu.”
     “Saçmalama Harry burada bile değildin.”
     “Benim için gelmişlerdi. Benim yüzümden oldu.”
     “Hayır, abi hiçbir şey senin yüzünden olmadı.”
     “Bu daha ne kadar sürecek. Kaç insan daha benim yüzümden ölecek ve ben hiçbir şey yapmadan oturmaya devam edeceğim.”
     “Abi lütfen böyle yapma. Hadi kalk lütfen.”
     “Ron beni almalarına izin vermeliydik. O benim yüzümden öldü. Sirius’ta benim yüzümden öldü. Hermione yukarda baygın yatıyor ve acı içinde kıvrandı. Sizin başınıza gelmedik kalmadı. Hepsi benim yüzümden.”
     “Harry lütfen saçmalama. Hiçbir şey senin yüzünden değil.”
     Harry duyduğu sesle irkilmişti. Bunu söyleyen, kolunu tutmuş onu kaldırmaya çalışan Ron değildi. Az önce yanlarına gelmiş olan Dumbledore’du. Yere Harry’nin yanına çökerek
     “Harry lütfen bu lafları bir daha duymak istemiyorum. Sen olmasan Voldemort’un iyilik meleği olacağını mı sanıyorsun. İnsanları öldürmeyeceğini, onlara işkence etmeyeceğini mi sanıyorsun. İşte bu saçmalık Harry insanların umuda ihtiyacı var. Ve bu umut sensin Harry… İnsanların umudu olarak lütfen umudunu kaybetme.”
     Sessizce yanlarından uzaklaştı. Harry şimdi ona hak veriyordu. Sonuçta bir savaşın içindeydiler. Ve karşı tarafın kayıpları olduğu gibi onlarında kayıpları olacaktı. Geride kalanların ise ellerinden gelen tek şey gidenlerin boşuna ölmemelerini sağlamaktı.



yorum yorum yoruuuuuuuuuuum
15  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Harry Potter Ve Sihirli Boyut " 6.Bölüm= Sihirli Boyut " Eklendi : Temmuz 13, 2008, 20:44:29
güzel bir fic olmuş ellerine sağlık yeni bölümünü en kısa zamanda bekliyorum Göz Kırpan Alkış
Sayfa: [1] 2 3 4 ... 11