Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Aralık 01, 2008, 18:55:11  
   
 
 
   
 
  Mesajları Göster
Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7 ... 11
46  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 25. Bölüm, Part I! : Kasım 02, 2008, 22:50:05
YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM

PART I

TRANSITUS





   Ve işte, sonunda Haziran da gelmişti. Yatağından ilk günkü heyecanla fırlayan Albus, her zamanki çatlak dolu penceresinden okul arazisini izlemeye koyuldu. Şimdi, okul arazisi boştu, tenhaydı. Çimler sanki daha önce ayak basılmamış gibi dimdikti, gürdü. Yasak Orman, çok olmasa da, bembeyaz bir sisin altında oldukça aydınlıktı. O sırada bahçesiyle uğraşan Hagrid, arka planda her zamanki gibi durgun Siyah Göl, gökyüzüne uçan birkaç kuş görünüyordu sadece. Sonra, Albus'a oldukça aşina gelen sarışın bir çocuk, çimlerin üzerine eğilmiş, sağ elinde koca bir biftek, gür bir meşe ağacının arkasında gözükmeyen bir hayvanı besliyordu. Gözleri bir an olsun kapanmayan Albus'un kalbi bir anda inanılmaz bir hızla atmaya başladı. Uykusuzluktan dolayı sararan yüzü şimdi daha bir renklendi. Bu oydu! Sarışın çocuk... Lenny!
   Üzerine hızlıca cüppesini geçirip kendini dışarı atmak için yataktan fırladı. Kapıya koşturdu. Arkasına, uyuyan sınıfa son bir kez daha baktı -avare birkaç sinek odada başıboş uçuşuyor, oda gürültülü horultularla inliyordu- ve kendini hızla ortak salona inen merdivenlere attı. Sınıf Başkanı Fred belli ki önceden kapının kilidini açık bırakmıştı, o yüzden Albus kapıyı açarken hiç zorlanmamıştı.
   Merdivenleri ikişer ikişer atlayarak inerken, biraz yalpalasa da, tökezlememeyi başardı. Şişman Hanım'a hızlıca, "Günaydın!" dedi. Sonra kendini haeketli merdivenlere attı. Şimdi hareketli merdivenlerden de inanılmaz bir hızla iniyordu. Etrafından geçen öğrencilere aldırmadan, niye bu kadar heyecanlandığını anlayamayarak inmeye devam etti. Ve nihayet, Giriş Salonu'nu katedip kendini Hogwarts arazisine attığında nefes nefeseydi.
   Nefesleri sıklaştığı için bu sefer yürümek zorunda kaldı. Ama daha nasıl olduğunu anlayamadan Lenny'nin yanına varmıştı bile. Ve Albus hâlâ inanılmaz mutluydu. Sahi, niye bu kadar mutlu ve heyecanlıydı ki?
   Lenny'e farkettirmeden yavaşça çocuğa yaklaştı. Asa tutan elini çocuğun omzuna koydu. Sonra çocuk yüzünü döndü. Ama yüzü olması gereken yer inanılmaz yaşlıydı. Burun olması gereken yerlerde sadece iki ince yarık vardı ve gözlerinin içinde iki kırmızı göz bebeği dikeydi. Çocuğun nefesi ölümcüldü... Yerden uzun ve kalın derili bir yılan kalktı, yaşlı yüzlü çocuğun omzuna tırmanarak. Albus'a gülümsedi.
   Çocuk yılana, "İşte kahvaltın, Lenny," dedi.
   Albus bir yerden aşağı düştüğünü hissederken inanılmaz, canhıraş bir çığlık attı.

   Kuzgun karası saçları gözünden çeken Albus, gecenin geç bir vakti uyandı. Yatakhane sadece uykulu mırıltılarla ve belirsiz birkaç horultuyla dolu gibiydi. Başını kaldırdı ve gözlerini odada gezdirdi. Az önce gördüğü rüyanın etkisinden hâlâ kurtulamamıştı. Kan şimdi müthiş bir hızla vücudunua yayılıyordu. Göz bebeklerini göremese de kocaman olduklarını biliyordu. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Ve bir yerden düşme hissini yaşamaya devam ediyor gibiydi.
   "Hey, çoccuk, yyat aşşağı da uyyu bbe!" Dördüncü sınıflardan siyahi bir çocuk kısılmış gözlerle Albus'a bakıyordu.
   Albus başını korkuyla -gördüğü kâbustan dolayı- salladı ve yutkunarak yatağına tekrar uzandı... Sonra uyku onu sarmaladı ve bir daha aynı rüyayı görmedi.


*


   Sabah olduğunda yataktan ilk kalkan kişi Albus oldu. Vücudundaki soğuk teri anlayamayan çocuk şaşkınlıkla çizikli penceresine dayadı başını. Uykuluydu hafif. Sonra okul arazisine göz gezdirdi biraz. Sisli Yasak Orman'ın üzerinden birkaç uzun kanatlı kuş göğe yükseliyordu. Çimler sanki hiç basılmamış gibi dümdüzdü ve uçları semaya bakıyordu. Hagrid, paçavra giysisiyle çiçeklerine bakıyordu.
   Gözünü pencereden ayırmayan Albus, şaşkınlıkla odaya baktı. O sırada sanki felç geçirmiş gibiydi. Çünkü kara bir sinek çifti odada bir oraya bir buraya uçuşuyordu. Gürültülü bir horultu koyan kişiye dönen gözleri, ağabeyi James'i gördü. Sonra başını tekrar inanılmaz bir hızla pencereye çeviren Albus orada sarışın bir çocuk aradı. Ama bulamadı... Ne kadar gözünü etrafta tarasa da, kimse gözüne ilişmedi. O da biraz umutsuzlukla yeniden yatağına attı kendini. Bir yarım saat daha uyusa fena olmazdı hani. Zaten Kovuk'a gideceklerdi o gün ve yorucu bir gün olacaktı bu da.

*

   "Albus!"
   Belirsiz birtakım şekiller havada uçuşuyor...
   "Albus!"
   Havaya hanımeli kokusu yayıyor...
   "Uyan!"
   Yağmur yağıyor...
   "UYANSANA BE ALBUS!"
   James Albus'u dürterek uyandırıyor.
   "Ne var?!" dedi uyanan Albus.
   "Geç kaldık, Al! Kalk hadi!" Ve kadeşini omuzlarından kavradığı gibi ayağa kaldırdı.
   Albus'un gözleri kısa bir süreliğine ortama alışmaya çalıştı. Nihayet odaklarını bulduğunda göz bebekleri, Albus kendine gelebildi.
   "Hadi, hazırla her şeyini!"
   "Hazır zaten," diye mırıldandı Albus, odada bir sağa bir sola devrilmemek için zorlukla ayakta dururken. Hâlâ gördüğü rüyanın etksindeydi. Ama ağabeyinin sesini bir kez daha duyduğunda onu çoktan unuttu.
   "Scorpius sana bir şey söyleyecekmiş."
   "Ne diyecekmiş?" dei şaşkınlıkla Albus. Gerçekten de, Scorpius'un söyleyeceklerini epey merak etmişti.
   "Sanırım senden özür dileyecekmiş."
   "Hadi ya. Annesi öldüğü içindir..."
   "Bilmiyorum...," diye lafı ağzında geveledi James.
   Daha sonra Rose'u da almak için ortak salona indiler. Önceki gecenin çöpleri her zamanki etrafa dağılmıştı. Pencere kenarlarına iliştirilmiş Quidditch oyuncularının posterleri ve tabloları eski yerlerinde gülümsüyorlar, el sallıyorlardı. Odaya giren ışık içeride sarı bir kare oluşturmuştu.
   Vakit geçmiyordu...
   "Belki, Büyük Salon'dadır," dedi James. Sağ elinde tuttuğu Tinytch kaçmak için uğraş veriyordu. Ama Albus onun oradan çıkmayacağını biliyordu.
   "Olabilir," dedi belli belirsiz Albus. Şimdi de aklı Lenny'e gitmişti. Çünkü çocuğa verilen bir ay neredeyse bitmişti. Belki iyileşmişti... kim bilir? James'in arkasından, sağ elinde okul sandığını taşıyarak oratk salonu terketti.
   Büyük Salon'a girdiklerinde ikili aynı anda kubbeye doğru baktı. Yalancı gökyüzü masmaviydi ve havada buluttan eser yoktu. Ayırca Büyük Salon nerdeyse bomboştu. Birkaç altıncı ve yedinci sınıf vardı sadece. Diğerleri derste olmalıydılar.
   "Rose da derse girmiş olmasın?" dedi James ve sol eliyle tuttuğu sandığını yere büyük bir gürültüyle çarparak bıraktı. "Of! Bugün de derse girilmezki!"
   "Gelir şimdi, James," dedi Albus, ağabeyinin sıkıntısını hafifletmek için. Başı gürültü dinleyemecek kadar ağrıyordu zaten. Bir de ağabeyini dinleyemezdi.
   Tam o sırada, Büyük Salon'un kapısında üç kişi göründü. Rose, Nena ve Jimmy seri adımlarla ikilinin yanına geliyorlardı.
47  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 24. Bölüm : Kasım 02, 2008, 17:50:34
evet, dediğin gibi imperius laneti altında gerçekleşiyor bunlar. ayrıca yorumun için de teşekkür ederim Gülümseyen yeni bölüm upuzun olacak ve yine partlara ayırmayı düşünüyorum. ya bu akşam ya da ilerki birkaç günde yayınlamayı düşünüyorum. gecikme için kusra bakmayın...
48  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 24. Bölüm : Ekim 26, 2008, 23:58:07
teşekkürler yorumun için Gülümseyen
49  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 24. Bölüm : Ekim 26, 2008, 20:09:50
biliyorum o hikayeyi. bunu yazmadan önce onu mu okusam ne? Dil Çıkaran
50  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 24. Bölüm : Ekim 26, 2008, 16:58:26
Hayır, o Lenny değil, Draco malfoy. Yani Scorpius babasını görüyor rüyasında. Ve imperius lanetinin etkisi altında olduğu da belli oluyor sanırım, değil mi? Kahkaha
51  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Uyarı - Duyuru-Bilgilendirme : Ekim 26, 2008, 10:02:18
http://www.harrypottercafe.com/forum/index.php/topic,18964.msg638735.html#msg638735

Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı 24. Bölüm...
52  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 24. Bölüm : Ekim 26, 2008, 09:59:17
YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

SADECE BİR RÜYA



   Sarışın küçük çocuk arkada, boyca ve yaşca büyük olanı ise önde, gecenin bilinmeyen bir saati belli bir yere gidiyorlardı. Öndeki adamın da saçları, aynı kendisini izlediğini farkedemediği çocuğunki gibi açık bir renkteydi. Omuzları dik ve genişti. Uzun, kömür karası bir seyahat pelerini vardı.
   Hava kopkoyu bir karanlığa bürünmüştü. İkili, bulutsuz gökyüzünün herbir yanına rastgele dağılmış olan yıldızların ve yusyuvarlak, müthiş bir ışıldama yayan dolunayın ışığıyla aydınlanan sapsarı çimler üzerinde yürümekteydiler. Etraf kimi zaman sık çalılıklarla kapanırken, bazen de, üzerinde yürüdüklerinin dışında hiçbir şeyin olmadığı açıklık alanlara rastlıyorlardı. Ama ikisi de nefes nefeseydi. Buna rağmen, arkadakinin soluk alış-verişi sessiz olmalıydı. Yoksa yakalanırdı...
   Çocuk, sadece ağzıyla çekiyordu havayı ciğerlerine, yine de o kadar yorulmuştu ki; kaburgaların altında atan kalbi, artık, yerinden fırlayacak kadar hızlı çarpıyor, akciğerler havanın yetersizliğiyle yırtınıyorlardı.
   "Az kaldı.." diye fısılıdadı, öndekinin duyamayacağı kadar kısık bir sesle. Zaten onun bunu duyabileceğini de sanmıyordu...
   Çocuk, attığı her adımda bunu yapmamış olmayı diliyordu; izlediği adamın peşinden gitmemeyi... Olacakları ve bunun sonuçlarını tahmin bile edemiyordu ve tahmin edemediği şeyler onu korkutuyordu. Hem de bunu defalarca yaşamasına rağmen...
   Tam o esnada, beyninde güçlü ve tiz bir ses yankılandı. Hazırlıksız yakalanıp, isteksizce ve ani bir şekilde irkildi. Sesin aynı şekilde diğer adamın beyninde de yankılandığını -bir şekilde- biliyordu.
   Burası!
   "Burası mı?" diye düşündü çocuk. Ama nasıl olabilirdi?
   Öndeki adam, "Peki efendimiz," diye mırıldandı ve çocuk o acıklı sesi duyduğu anda göz yaşları pınar gibi akmaya başladı. Buna dayanamıyordu. Öndeki adamın düşüncesiz sözlerine, isteği dışında hareket ettirilmesine... Bunu öndeki adama o yapmıştı... öndekinin efendi olarak çağırdığı adam... Bellatrix'in oğlu olarak bilinen adam... Buna rağmen; dizlerinin bağı hafiften çözülürken, kendini tutmaya söz verdiğini hatırladı; ne olursa olsun, önüne ne çıkarsa çıksın ona göğüs gerecekti.
   Arkadakinin apaçık sarı olan saçları, büyüyle birbirine tutturulmadığından rüzgarla savruldu. Elleriyle onları geri taşıdı. Sonra sağ eliyle göz yaşı damlalarını silerken, umutsuzca burnunu çekti... ama öndeki adam, sese ne kulak verdi ne de bunu belirten bir harekette bulundu.
   Ve tam o sırada, öndeki adamın sesi bir kez daha duyuldu. Ses gecenin içine yürek dağlayıcı bir üzüntü ve yalvarma karşımı şeklinde çıkıyordu. "Ama e-efendimiz... Bunu yapamam!"
   Hayır! Aynen benim söylediğim şekilde olmalı!
   Tiz ses çocuğun beyninde tekrar yankılandı. Öndeki adam korkuyla titredi. Çocuk, diğerinin yüzünü göremese de ne kadar ürktüğünü hissedebiliyordu.
   Bunu son birkaç gündür hep yaşıyordu çocuk. Şimdi ise öndeki adamın ihtişamlı binaya ağır ve isteksiz adımlala yaklaştığını görebiliyordu... Elini sanki su içindeymiş gibi ağır bir şekilde havaya kaldırışını... "Lès Fax!" diye mırıldanışını... Şimdi bina kül olacaktı. Alveler pencerelerden fışkıracak, camlar yangının sıcaklığıyla eriyip su olacak; hepsinden önemlisi, ikisinin de yaşadığı bu bina, hayatını geçirdiği bu yuva yerlebir olacaktı. Ama çocuk buna müsade edemezdi... Annesinin içeride olduğunu biliyordu.
   "DUR!"
   Öndeki adam yüzünü yine ağır ağır çevirdi ve şuursuz ifadesi çocuğu bir kez daha ağlatacak gibi oldu. Sarışın çocuğun gözleri yeniden ıslanırken, "Hayır," dedi kendi kendine, "Hayır, sana izin vermeyeceğim..."
   "SANA İZİN VERMEYECEĞİM, BABA!"
   Ve Malfoy Malikanesi'nden kilometreletce ötede Slytherin yatakhanesindeki sıcak yatağından doğrulan çocuk, kalbinde inanılmaz bir çarpıntıyla, tam da yatağının ayakucuna konuşlandırılmış aynasına bakarken buldu kendini. Yüz hatları belirginleşmeye başladığında, iki Scorpius da birbirlerine aynı şaşkın ifadeyle bakıyorlardı.



*



   Scorpius'un gözleri karanlığa alışmaya başlıyordu. Odanın tamamı uykulu fısıltılarla dolarken birden ne kadar çok terlediğini farketti. Sırtındaki atlet şimdi tenine yapışmış, çocuğun kendisini buz gibi üşütmesine yol açmıştı. Ama Scorpius buna önem vermiyordu, ne kadar terlediğine ya da ne kadar üşüdüğüne... Yataktan sessiz bir hareketle doğrulurken hâlâ gözünün önünden o anlar geçiyordu. Ve şimdi göz yaşları gerçekten akıyordu. Durmaksızın...
   Doğruldu ve yalın ayaklarını yatağın kenarında sallandırdı. Son birkaç gündür düşündüğü tek bir şey vardı. Çünkü okula geldiğinden beri hep aynı rüyayı görüp duruyordu, fakat ilk başlarda buna pek önem vermemişti. Sonra bu rüyalar sinirini aşırı derece bozmaya başlamıştı. Saatler önceyse... rüyası gerçek olmuştu...
   Annesinin yanmış vücudunu sadece hayal edebilyordu Scorpius ve bunu düşündüğü zamanlarda da kendisini bir köşede uyumuş kalmış buluyordu. Ne kadar da acı veriyordu bu ona. Etrafındakilerin kendisinin neler hissettiğini anlamaması... Ve ona bir pislikmiş gibi bakmaları... Albus değil miydi, o gün, Uçuş Dersi'nde ona tiksinti dolu bakışlar atan; o değil miydi, kendisine babasının izinden gittiğini söyleyen? Varsın, babasının izin gitsindi; varsın, herkese kötü davransındı... Anlayabilirler miydi onlar Scorpius'un neler hissettiğini? Her gece gördüğü rüyaları onlar anlayabilirler miydi? Tüm bu davranışlarına sebep olan şeyi onlar bilebilirler miydi? Hayır, onlara göre Scorpius tam bir pislikti. Etrafındakilere birer köle gibi davranırdı... Ama o kimseyi köle gibi kullanmamıştı ki... Steven'la Carrick istemişti onun sağ kolu olmayı. Ve Scorpius da bunu ilk başta şaka olarak algılamıştı. Hatta o gün, o berbat gün -ve aslında ilk uçuşunu yapabildiği için de şanslı gün- iki iri yapılı çocuk onu düştüğü yerden kaldırdıklarında, bunu dostça bir hareket olarak görmüştü... Fakat, sonraları işler değişmeye başlamıştı. Steven'la Carrick, Scorpius'un her isteğini anında yerine getirmeye başlamışlar, Scorpius mutsuz olduğu zamanlarda -çocuğun gördüğü rüyalardan ötürüydü- kendilerini cezalandırmaya çalışmışlardı. Ve işte o zaman anlamıştı, herkesin onu küçük Draco Malfoy olarak gördüğünü. O günden sonra da herkesin aklında öyle biri olarak kalmıştı. Hatta, kışın o sert soğuğuna rağmen; Scorpius, Albus'a babasından mektup göndermeye çalıştığında çok kötü bir lanet de yemişti, hem de haksız yere! Ama Scorpius yine de buna karşılık vermemişti. Tabii ki, Ravenclaw maçı sonrası Steven'a, Albus'un ilacına inanılmaz acı verici iksiri döktürmesi dışında... Buna rağmen, bu olaydan sonra kendini yine biraz kötü hissetmişti... Bu diğerlerinin "vicdan azabı" diye adlandırdıkları bir şeydi galiba... Bütün gün yüreğinde koca bir hava kabarcığı, ne yukarı ne de aşağı gitmişti sanki...
   Nasıl olduğunun farkına bile varmadan kendini taş kemerin önünde buldu. Arkasına şöyle bir baktıktan sonra, "Serpens!" diye fısıldadı ve nemli taş kemer yana doğru savrulmaya başladı. Tam o anda da, diğer öğrencilerden isyanlı ulumaları duyulmaya başladı. Gürültüye uyanan birkaç öğrenci Scorpius'a bağırmaya başladığı anda da Steven ve Carrick çocukların başında belirdi. Şu sağ kolları, bazen işe yaramıyor değildi, hani...
   Scorpius'un bunu neden yaptığıyla ilgili aklında hiçbir fikri yoktu. Taş kemer bir kez daha büyük bir gürültüyle kapanırken, kendini en az taş kemer kadar nemli ve rutubetli merdivenlerde buldu. Şuursuzca ve başı öne eğik, alt kata inerken, rüyası tekrar tekrar gözünde canlandı.
   Merdivenler bitip, karşısında ortak salonu bulduğunda da yine istemeden yeşil gümüşi kanepeye otururken buldu kendini. Burnunu tekrar umutsuzca çekti ve hırıltılı sesi duyduğunda kendinden bile iğrendi. Şöminenin karşısına oturduğunda ise gözleri alık alık, dalgalanan alevlere bakındı durdu...
   Neden sonra, "Evet," diye fısıldadı kendi kendine. "Bunu yapacağım. Ne pahasına olursa olsun... onlardan, Albus ve tayfasından özür dileyeceğim! Ben onların beni gördüğü kişi değilim ama, yine de onlardan yaptığımı sandıkları şeyler içim özür dileyeceğim..."
   Ve yeniden aynı rüyaya daldı... Gece birkaç kez, yine terler içinde uyandı... Aynı şeyleri düşündü sabaha kadar... ve bu olay devam etti durdu, yine de uyumaya çalıştı... Ama biliyordu ki, yarın yine derste uyuyakalacaktı...
53  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Uyarı - Duyuru-Bilgilendirme : Ekim 22, 2008, 11:21:44
Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı 23. Bölüm Gelmiştir!

http://www.harrypottercafe.com/forum/harry_potter_hikayeleri/albus_severus_potter_ve_bellatrixin_intikami_23_bolum_gelmistir-t18964.180.html
54  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 23. Bölüm Gelmiştir!! : Ekim 20, 2008, 18:27:55
Part II gelecek Göz Kırpan ama biraz bekleyeceksiniz yine  Şeytani

Edit: Ayrıca sizi çok büyük bir sürpiz bekleyebilir (şu anda düşünüyorum Dil Çıkaran)- bekliyor! Gülümseyen

edit: bölüm bitmiştir. isterseniz şimdi, isterseniz yarın (pazar) yayınlayabilirim  Gözlerini Deviren
55  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 23. Bölüm Gelmiştir!! : Ekim 20, 2008, 16:02:16
1) sonlara doğru. lenny, jack mi, değil mi, orada göreceğiz. ve hayır, okuldan atılmayacak
2) hayır, ama kayıp, nerede olduğu hiçbir şekilde bilinmiyor. evi kimin yaktıını söylersem ise pek zevki çıkmayabilir hikayenin, o yüzden söylemeyeceğim
3) bilmem Dil Çıkaran
4) bir hafta içerisinde (o haftanın sonunda da olabilir) yeni bölüm gelecektir. yeni bölümde kovuktayız Gülümseyen

çeyrek olsa... Kahkaha XD Sırıtan
teşekkür ederim... ee başka yorum yok mu? Gülümseyen
56  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 22. Bölüm Gelmiştir!! : Ekim 20, 2008, 00:51:50
YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

BEKLENMEYEN BAYKUŞ DAVETİ




   Güneş ışınları Büyük Salon'dan okul arazisini gösteren camlardan kırılarak geçerken içerisi sarılı beyazlı güneş ışınlarıyla doluydu. Oda, her türden seslerle yeniden gürültülü bir yer halini almıştı. Ravenclaw'lular, Hufflepuff'lar, Gryffindor'lar ve Slytherin'ler her zamanki gibi iştahla yemeklerini yemekteydiler. Ama, o sırada Albus'a tüm bunlar o kadar imkansız geliyordu ki... Mrs. Malfoy'un ölümü... Scorpius'un alaycı bir ifadeyle Gryffindor masasına yönelişi... ve şu anda bu ölüm haberinden sadece Albus, Rose ve James'in haberinin olması... Evet, içten içe hâlâ Scorpius'a hafif bir kin besliyordu ama... hayır... hayır, o, Albus'un en kötü düşmanı da olsa, Albus yine de metanetli davranmalıydı... Acaba, Albus'un ailesinden birine bir şey olsa Scorpius'un davranışı ne olurdu?
   "Ne var gerzek, Potur?" dedi yüzünde tiksinti dolu bir ifadeyle Scorpius. Hâlâ sırıtıyordu
   James sinirlenmedi, sadece burunlarından derin ve epey gürültülü bir nefes çekti. Soluğunu bırakırkense, sesi oldukça sakindi... "Gelecek Postası'na baktın mı?" Alacağı cevabı zaten biliyordu.
   "Hayır, gerzek!"
   "Kes sesini!" diye hiddetlendi bu sefer Rose. Albus ani bir kıvraklıkla başını kıza döndü. Rose'un kahverengi saçlarının ardındaki gözleri karanlıkta kalıyordu ama yüzü kıpkırmızı kesilmişti ve rahatça belli oluyordu. "Tek bildiğin, o gerizakalı babanın izinden gitmek! Ahmak! İnsanlarla sürekli dalga geçip duruyor, kendini sürekli aptalca durumlarda buluyorsun! Söylesene, bundan zevk mi alıyorsun?" Eliyle saçlarını ardına itti ve başını hafiften yana doğru eğdi.
   "B-ben-"
   "Şunu oku!"
   Scorpius denileni yaptı. Başını aşağı doğru eğerken yüzündeki şaşırmış ifade hafiften değişti ama daha henüz haberi okumamıştı... Sonra, gözleri giderek artan bir hızla soldan sağa hareketlenmeye başladı. Kaşlarının uçları havaya doğru bükülürken gözleri kısıldı. Nefes alış verişi durdu. Vücudundan kan çekildi, teni sapsarı bir renk aldı. Bacakları hafiften titremeye başladı. Sonra, başını kaldırdı. Kendini izleyen üçlüye baktı, ama Albus o sırada, çocuğun kendilerine bakmadığını biliyordu. Scorpius'un gözünde hafiften bir parıltı oluştu, ardından dengesini kaybedip sırtüstü yere meyillendi. Buna rağmen, James çoktan oraya varmış çocuğu sırtından kavrayarak doğrulmasını sağlamıştı. Scorpius hafiften kendine gelir gibi olduğunda ağzından, "Nasıl?" sözcüğü çıkabildi sadece. "Babam... o nerede? Biliyor olmalısınız... Yoldaşlık... Albus..."
   "Hiçbir fikrimiz yok," dedi James, elleri hâlâ çocuğun omzunda. Ama hemen sonra beklemediği bir şekilde Scorpius silkindi ve kendini çocuktan kurtardı. Kendisinden bile beklenmeyecek bir kıvraklıkla ardına dönerken havada hafif bir göz yaşı damlası uçuştu. Damla, bir an için havada asılı kaldı... Sonra yerçekiminin kuvvetiyle düştü. Scorpius inanılmaz bir tempoyla koşturmaya başladığında, artık Büyük Salon'un sesleri kesilmişti. Herkes sadece koşturan kişiyi seyrediyordu. Ve havada uçuşan damlaları...



*



   Albus kendini Biçim Değiştirme'de bulduğunda, dersi dinlemede inanılmaz isetksizdi. Artık hiçbir şeye kafa yoramıyordu. Önüne serilmiş, yarısı kıvrık, kargacık burgacık mürekkeple karalanmış parşömenine baktığında tek düşünebildiği, şu anda Lenny'nin ne yapıyor olduğuydu... Acaba çocuk iyileşmeye başlamış mıydı? Herhangi bir gelişme var mıydı? Carrey, ona bir şey yapabilir miydi?
   Hayır, Albus onun hakkında düşünmemeliydi! Sonuçta Lenny, Albus'a yalan söylemişti. Bunca zamandır onu kandırmış, ondan kimliğini saklamıştı. Albus bir yalancıyla arkadaş kalamazdı. Hem, Lenny -ya da asıl adıyla Jack- Albus'un küçüklüğünde de iyi bir arkadaş sayılmazdı ki. Her türlü belalı plan onun aklından çıkardı ve çoğu zaman da pek arkadaşı olmazdı. Çünkü yaptığı kurnaz ama bir o kadar da tehlikeli planlarının sonu hep benzer bitiyordu: plana katılanlardan en az birinin başına çok kötü bir şey geliyordu. Ama Albus, Jack'in planlarında hep onun yanında olmuştu. Jack'i pek sevmese de onda kendisini çeken bir şeyler olmuştu. Bir kere, çocuk tam bir maceraperestti. O gün, Muggle çadırında kamp yapmak, zaten onun fikri, değil miydi? Peki, çocuk nasıl olmuştu da o yıldırımdan sağ kurtulabilmişti ki? Evet, Albus o ânı tam olarak hatırlayamıyordu çünkü yıldırım düşerken gözlerini kapamış olmalıydı... Ve duyduğu bir çığlık da vardı. İnanılmaz, canhıraş bir çığlık... Ama bir hatırlayabilseydi sesin kime ait olduğunu...
    Ders bittiğinde -o günün son dersiydi-, kendini hissiz adımlarla Rose'un ardından sınıfın dışına attı. O sırada, ona garip garip bakan diğer sınıf arkadaşlarına dikkat bile etmiyordu.
   Sonra, aklında hâlâ birtakım düşüncelerle ortak salonda bir dakika bile durmadan tüm sınıf öğrencilerinin kaldığı tek erkekler yatakhanesine çıktı. Merdivenleri tırmanırken yine o çocuğu gördü karanlıkta, ama bu sefer hiç dikkat bile etmedi. Yine de, keşke artık onu görmeseydi, her gece olduğu gibi...

 
*



   Haftalar geçtikçe, Albus daha bir sinirli ve umursamaz birine dönüştü. Artık ne takılabileceği bir arkadaşı, ne de düşman olduğu Scorpius vardı. Slytherin'li küçük Malfoy, artık kimseyle uğraşmıyordu. Bazen, ortak girdikleri dersler oluyordu ve Scorpius, zaten pek iyi bir öğrenci değildi. Ama, artık ondan da öte olmaya başlıyordu. Elbetteki, Gelecek Postası'nın haberi her zaman olduğu gibi tüm okula yayılmıştı ve çoğu ağızdan çıkan şeyler hep aynıydı: Scorpius neler hissediyordu ve babası Draco Malfoy neredeydi? Ayrıca, Profesör McGonagall, Scorpius'a derslere isterse girmeyebileceğini ve okuldan izin alıp akrabalarının yanına gidebileceğini bile söylemişti bir derste, ama Scorpius hiç de alışılmadık bir ses tonu ve ifadeyle bunu kabul etmemişti. Sanki, daha olgun biri oluyordu artık. Ölüm, insanı olgunlaştırıyor muydu?
   Mrs. Malfoy'un ölümüyle ilgili birçok farklı teori de olmuyor değildi... Ama bunları takmayan Albus, onların birini bile dinlememiş, hiçbirine dikkatini vermemişti. O sırada, o kadar çok Scorpius'un yanında olmak istiyordu ki... Annesini kaybetmesi.ni düşünmek.. Albus bir an için, babasının ailesini daha bir yaşındayken kaybettiğini hatırladı ve daha da stres dolu birine dönüştü. Ve artık Lenny de olmadığından sinirini yatıştıracak biri de yoktu.
   Rose her zamanki nutkunu -derslerine çekidüzen vermesi konusunda- çekerken, Albus bir kez daha kendini Büyük Salon'da kahvaltı eder buldu. Gözleri Scorpius'a takıldığında onun yüzünü ellerinin arasına kapayıp başını masaya yatırmış, onun yemeğine bile dokunmamış olduğunu gördü. içi burkuldu.
   Ama daha bunu seyrederken odaya bir baykuş süzüldü. Gri, kabarık tüyüyle  havada oldukça ağır görünüyordu. Albus, acaba baykuş kimin masasına gidecek düye düşünürken, hayvan yönünü birden aşağı doğru verdi. Şimdi tehdit edici bir hızla Albus'un masasına yaklaşıyordu...
   Neyse ki, baykuş masaya konduğunda, Rose, Albus'u eğildiği yerden çekebilmeyi başarmıştı. Şaşkınlık nidası koyuverdiğinde, Albus baykuşun sağ pençesine sıkıştırlmış rulo parşömeni hızla çekip açmaya koyuldu ve kuşun kendi elini hınç aılrcasına gagalamasına sinirlenerek geri çekildi. Baykuş yeniden yükselişe geçip Büyük Salon'u terkettiğinde Albus kendisine gelen mektubu okuyordu.






   Albus, Rose ve James'e,

   Direkt konuya dalıyorum. Ben, Ron Weasley. Şu anda Ginny'le Harry, Kovuk'u temizlemekle uğraşıyorlar ve bu iş bana kaldı. Mektup yazma konusunda pek yetenekli sayılmam, uzun süredir birine yazmıyorum. O yüzden sözü falza uzatmayacağım çocuklar.
   Biliyorsunuz, Malfoy Malikanesi saldırıya uğradı. Birkaç ay önce de Ölüm Yiyen Bellatrix Lestrange'in gizli çocuğu haberi çıkmıştı Posta'da. "Bizce" bu iki konu biribirleriyle alakalı ve bunun o çocuğun elinden çıktığını düşünüyoruz. Ama size bu mektubu başka bir nedenle yazıyorum...
   Scorpius Malfoy'u Kovuk'a davet etmenizi isteyeceğim sizden. Biliyorum, biliyorum... bu sizin için epey zor olacak, ama şimdiden hazırlığa başladık. Bu yemeğe onu davet etmek istiyoruz çünkü bildiği bir şeyler olabilir. Ama bunu sakın ona belli etmeyim çocuklar. Onun annesinin ölümüne üzüldüğümüzü ve bu nedenle onu çağırdığımızı düşünmeli. Fikir McGonagall'dan çıktığı için bir hafta sonra Kovuk'a gelmeye izinlisiniz.
   Kolay gelsin çocuklar...

Dayınız ve Rose'un babası Ronald...
57  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 22. Bölüm Gelmiştir!! : Ekim 17, 2008, 22:39:15
off ben niye geç görüyorum şu hikayeleri. Kararsız 4. bölüme kadar okudum çok güzel gidiyo.vakit bulursam okuyacamm =)

olsun Gülümseyen sen de hikayeme hoş geldin. umarım beğenirsin Göz Kırpan

An itibariyle bölüm bitmiştir! Gülümseyen
Düzenleyip gönderiyorum...
58  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 22. Bölüm Gelmiştir!! : Ekim 16, 2008, 22:54:24
hafta sonuna kadar yetiştirmeye çalıaşacağım. Gülümseyen
59  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 22. Bölüm Gelmiştir!! : Ekim 15, 2008, 22:33:41
öğretmiyorlar, sadece meraklı(!) bir öğrenci soruyor, profesör de cevaplıyor; o kadar Dil Çıkaran
yorumun için de teşekkür ederim. "fax" latincede "meşale" anlamına geliyor. "lès" de fransızca ve ingilizce olarak "the" (sanırım) Hede Hödö Sırıtan
60  Diğer Konular / Harry Potter Hikayeleri / Ynt: Albus Severus Potter ve Bellatrix'in İntikamı; 22. Bölüm Gelmiştir!! : Ekim 14, 2008, 21:50:22
bilmem Dil Çıkaran
Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7 ... 11