uzun çok uzun bi aradan sora 4. bölümle karşınızdayım bu biraz daa kısa oldu dierlerine göre iki noktayı kesinleştirmem gerekiodu...
şu ana kadar yorum yapan herkese çok çok teşekkür ederim...
iyi okumalar...
4.BÖLÜM
Zor Açıklamalar
Sandra sabah irkilerek uyanmıştı. Nedenini bilmiyordu. Aklına hemen Ray gelmişti. Bugün gidecekti. İlk aşkı bugün gidiyordu ve o hiçbir şey yapamıyordu. Ne yapması gerektiğini de bilmiyordu zaten. Kalktı ayağa üstünü değiştirdi, bir şeyler atıştırdı, ve çıktı. İşe geldiğinde patron daha gelmemişti. Onunla da artık konuşması gerekiyordu. 17 yaşına gelmişti ve yapması gerekenler vardı. Buradan ayrılması gerekiyordu artık.
Dükkâna girdi. Biraz temizlik yaptı o sırada patron geldi. Gelir gelmez ağzında bir şeyler geveleyerek çıktı. Sandra bu durumdan da bıkmıştı artık. Patron sadece gelip gidiyordu ve Sandra’da hak ettiği parayı alamıyordu. Zaten gelen gidende yoktu. Birkaç saat sonra Emma geldi dükkâna.
“Hadi gidiyoruz. Kapat dükkânı. Ray gidiyor,” dedi telaşla.
Sandra hiç düşünmeden “Tamam,” dedi. Hemen çıktılar. Parkın önünden yola çıkıyordu. Oraya biraz erken gitmişlerdi. Harry ile Ray daha gelmemişti. Biraz beklediler. O arada Sandra ağlamaya başladı. Emma arkadaşının yanına geldi ve sarıldı. Bir şey demedi ama Sandra onu az çok anlıyordu. Uzaklarda bir araba gördüler.
Emma sessizce “Geliyorlar,” dedi. Sandra gözlerini sildi.
Ray indi arabadan önce arkasından Harry indi. Ray önce Emma’ya sarıldı sonra Sandra'ya. “Görüşmek üzere,” dedi ikisine de ve arabaya bindi o sırada Sandra’yla bir an göz göze geldi. Harry “Akşama görüşürüz,” dedi ve o da arabaya bindi. Ray bir kez daha el salladı ve gittiler.
Sandra sessizce ağlamaya başladı. Emma sarıldı arkadaşına. “Üzülme, gitti,” dedi. Sandra işe döndü. Patron gelmemişti daha. Sandra bütün gün ağladı. Ama artık durması gerekiyordu. Akşama yine buluşacaklardı. Artık her şeyi arkadaşlarına anlatması ve yola çıkması gerekiyordu. Ama daha nereden başlayacağını bilemiyordu. Eğer annesine söylerse onu bırakmayacağını biliyordu. O yüzden onların haberi olmadan çıkması gerekiyordu.
Kapattı dükkânı. Daha erkendi ama gelen giden de yoktu. Emma’nın yanına gitti. Emma patrondan izin isteyip çıktı. O ikisi de Harry’nin yanına gitti. Harry hemen izin alamadı. Biraz beklediler ama geldi sonra.
Hep beraber parka gittiler. Her zamanki ağaçlarının altına oturdular. Sandra başlayacaktı önce konuşmaya ama Harry daha çabuk davrandı.
“Ray yakın zamanda yine gelecek ve buraya yerleşecekmiş. Oraya yeni gitmiş. Yolda da düşünmüş. Çok beğenmiş burayı. Buraya yerleşmek istiyormuş.
“Aaa ne güzel. Gelsin işte,” dedi Emma. Sandra’yada yan yan bakıyordu.
Sandra bir an baktı ona, Emma’da tamam anlamında başını salladı. Bu arada Sandra’da içten içe seviniyordu. Çığlık atmamak için zor tutuyordu kendini. Vazgeçti anlatmayı yarın anlatırdı ne acelesi vardı ki.
“Sen bir şey demedin Sandra. Hoşlanmadın mı Ray’den?” diye sordu Harry şüpheyle.
“Yok ya. İyi çocuk. Niye hoşlanmayayım? Sıcakkanlı, ortama iyi uyum sağlıyor. İyi çocuk yani.”
“E iyi bakalım,” dedi Harry.
O akşamı yine çok güzel geçirdiler. Sandra’nın canı yine sıkkındı biraz. Yine konuşamamıştı arkadaşlarıyla. Ama artık kesinlikle konuşacaktı. Konuşması gerekiyordu. Çünkü artık yola çıkması gerekiyordu.
Eve gitti ailesiyle de konuşması gerekiyordu. Lanet olsun diye düşündü Sandra. Ne berbat bir gün.
Annesi yemek hazırlıyordu. Babası da onun peşinden gelmişti. Yemek sırasında konuşacaktı. Annesi yine döktürmüştü. Tavuk ve patates kızartmış, yanına da biraz salata yapmıştı. Her şey yine çok güzel görünüyordu. Sandra biraz tavuk ve patates alarak başladı. Daha sonra da konuşmaya başladı.
“Anne, baba ben işi bırakıyorum,” dedi kız.
“Ohh bee bak işte dediğime geldin dimi kızım?” dedi Catherine gülerek.
“Ya anne sıkma canımı şimdi,” diyerek karşılık verdi oda.
“Aslında annen haklı kızım. Biz bakıyoruz sana.” dedi babası.
“Tamam baba,” dedi kız baştan savarcasına.
Yemekten sonra biraz oturdular. Televizyon seyredip sohbet ettiler. Daha sonra Sandra yatmaya gitti. Yarın ki ilk işi işten ayrılmak olacaktı.
Sabahleyin patronu biraz daha kızdırmak için işe öğlen vakti gidecekti. Uzun zamandır ağız tadıyla bir kahvaltı yapmamıştı. Ailesiyle birlikte çok güzel bir kahvaltı yaptı. Annesi ona özel olarak onun en sevdiği şeylerle doldurmuştu yine masayı. Krep, fıstık ezmeleri ve reçel ezmeleri, kızarmış ekmekler ve biraz pastırma yapmıştı.
Sandra masayı görünce annesine hemen bir öpücük kondurdu. “Her şey çok güzel görünüyor anneciğim, ellerine sağlık,” dedi ve masaya oturdu.
Babası da geldi ve eşinin dudağın bir öpücük verdi. Masaya oturdu ve kızına döndü. “Kesin kararlısın değil mi kızım? Ayrılıyorsun işten,” dedi.
“Evet, artık yeter. Hem bütün gün ben duruyorum dükkânda. Hem düzgün para gelmiyor elime. Gideceğim bugün ve söyleyeceğim istifa ediyorum diye.”
Kahvaltıdan sonra Sandra işe gitti. Patron yine köpürmüştü. Çok geç gitmişti. Ama artık pek umurunda değil di.
“Neredesin kızım sen?” diye bağırdı patron. “Saat kaç oldu hala yoks-“
“İşten ayrılıyorum,” diye sözünü kesti Sandra.
“Ne, neden? Ne güzel çalışıyorduk burada.” Hareketlerinde hemen yumuşama olmuştu.
“Hayır. Sadece ben çalışıyordum. Sen gelip bir bakıyordun. Sonra da gidiyordun. Bütün gün ben duruyorum dükkânda. Yeter artık. Sen bekle kendi dükkânını. İSTİFA EDİYORUM.”
Bu sözler adamın suratına tokat gibi çarpmıştı. Sustu kaldı hiçbir şey diyemedi. Sandra’da hemen çıktı dükkândan. Emma’nın yanına gitti. Daha çok erkendi. Emma’nın bu saatte oradan çıkması mümkün değildi. O yüzden yarı yolda vazgeçip deniz kenarına yöneldi. Orada oturup neler yapacağını düşündü. Aklına hiçbir şey gelmiyordu. Şu aralar kafasında sadece eski evine gitmek vardı. Orada belki neler olduğunu öğrenebileceği birilerini bulurdu. Kendi evine yerleşmeyi isterdi ama nasıl olacaktı bu? Yetimhaneye gidip bir not ya da başka bir şey bırakıldı mı diye bakması gerekiyordu.
O sırada vakit yavaştan akşama yaklaşıyordu. Emma’ya çıkmadan yetişmesi gerekiyordu çünkü onu hala eski işyerinde arayabilirdi. Oradan ayrıldığını söylememişti daha ona. Yanına doğru yola çıktı.
Onunla yolda karşılaştı. “Nereye?” diye sordu Sandra.
“Seni almaya geliyordum,” dedi Emma.
“Hım tamam,” dedi sadece Sandra. İkisine beraber söylemek istiyordu. Beraber Harry’i almaya gittiler. Daha sonra her zamanki yerlerine gittiler. Hava bayağı kararmıştı ve yavaştan yağmur yağıyordu. Hepsi her zamanki yerlerine oturdular. Sohbete Sandra başladı.
“Size iki haberim var ama ikisine de ters tepki vermek ya da itiraz etmek yok. Tamam mı?” diye sordu Sandra.
“Tamam,” dedi ikisi de bir ağızdan.
“İlk haberim: İşten ayrıldım.”
“Nasıl olur? Niye ayrıldın?” dediler yine bir ağızdan.
“Şimdi nedenine geliyorum. Ama ne olursa olsun asla sözümü kesmiyorsunuz tamam mı?” diye sordu yine Sandra.
“Tamam.” Bu sefer sadece Harry söylemişti. Çünkü Emma hala dik dik Sandra’ya bakıyordu.
“Bakma bana öyle,” dedi Sandra. “Ayrılmak istiyordum. Ayrıldım. Tamam mı? Boşver.”
Emma sadece baş salladı.
“Şimdi ikinci haberime geliyorum. Yine söylüyorum sözümü kesmeyin.”
İkisi de başlarını salladılar.
“Benim gerçek ailemin şimdiki ailem olmadığını ve beni yetimhaneden aldıklarını zaten biliyordunuz. Ama size bir konuda yalan söyledim. Ailem, yani gerçek ailem beni fakirlikten falan yetimhanenin önüne bırakmadı. Ailem ben küçük yaştayken öldü. Daha doğrusu öldürüldü.” İkisi de o arada bir şey söyleyecek gibi oldu ama Sandra izin vermedi. “Beni dinleyin,” diyerek durdurdu onları ve devam etti. “Ailemi kimin öldürdüğünü veya ilk evimin nerde olduğu hakkında pek bir fikrim yoktu. Ama hepsini geçenlerde dükkana gelen bir teyzeden öğrendim. Yani sadece evimin nerde olabileceği hakkında bir teori kazandım. Önce onları öldürenin kim olduğunu bulacağım. Daha sonra da onları buna pişman edeceğim. Bu yaptıklarından kesinlikle pişman olacaklar. Eğer ev yanlışsa yani dükkana gelen teyzeden aldığım adres yanlışsa yetimhaneden bir şekilde öğreneceğim. Ve bütün bunlara da iki veya üç gün sonra başlayacağım.”
“Bitti mi?” diye sordu Harry.
“Evet,” dedi Sandra.
“Heh tamam. Şimdi şu adresi bir ver bakim bana.”
“O nedenmiş?”
“Bir bakayım. Belki gitmişimdir veya duymuşumdur orayı.”
“İyide sen ne yapacaksın ki?”
“Hey, seni oralara tek başına göndereceğimizi mi düşünüyorsun.” Bu sefer konuşan Emma’ydı.
“Olmaz siz gelemezsiniz. Bakın bu çok tehlikeli hayatımdaki tek gerçek dostlarım sizsiniz ve sizi kaybetmeyi asla göze alamam. Tamam mı?”
“Hayır geliyoruz. İtiraz istemiyorum,” dedi Emma.
“İyi tamam gelin. Siz bilirsiniz. Ama bu çok tehlikeli. Biliyorsunuz değil mi? Kanlar akacak insanlar ölecek. Önce eyalet dışına çıkmamız lazım New York ‘a veya başka büyük bir şehre. Tekrar soruyorum emin misiniz?”
“Eminiz,” dediler bir ağızdan karalı bir ses tonuyla.
“İyi siz bilirsiniz. Ama yine de bir düşünün. Gelmek zorunda değilsiniz. Sizi tehlikeye atmayı istemiyorum,” dedi Sandra.
“Bak sen her zaman ne olursa olsun beraberiz dememiş miydin? Tamam, işte seni asla bırakmayız. Hele böyle bir şeye, tek başına asla. Hem bir yere gireceksin dışardan haber gerekiyor. Yardım alman gerekiyor. Böyle bir şeye tek başına gidemezsin. Seninleyiz,” diye noktayı koydu Emma.
“Ee ne zaman yola çıkıyoruz?” diye sordu Harry muzip bir tavırla.
Kızlar güldü. Sandra şimdi gerçekten emin olmuştu arkadaşlarından. Onlar arkadaş değil kardeş gibiydi onun için. Onlarla büyümese bile onlarla birçok şeyi öğrenmişti. Özellikle dostluğu ve sevgiyi. Cameron’la tatmıştı bu duyguyu ama bu başkaydı. Bu çok değişikti. Sözlerle anlatılmaz bir duygu. Sevgi olduğunu, gerçek sevginin bu olduğunu biliyordu ama zaten sorun da ordaydı. Sevgiyi kendisine anlatamıyordu.