Şu hikayeyle başlamak istiyorum:
İran tarihçilerinden Firdevsiinin Şeyhnamesiinde anlattığına göre, İran Şahı Hüsrev' in Hint yöne ticileriyle birbirlerine gönderdikleri armağanlar arasında satranca ait resimler de vardır. Bazı belgeler, satrancı bir Brahman'ın bulduğunu ve Şah'a armağan ettiğini göstermektedir. Şah, buna karşılık Brahman'a "Ne istediğin varsa kabul edeceğim." der. Brahman da, Şah'tan 64 kareli satranç tahtasının ilk karesine bir, ikinci karesine iki, üçüncü karesine dört, yani her kareye bir öncekinin iki katı buğday koyarak doldurmasını ister. Şah, Brahman'ın alçak gönüllülüğüne hay ran kalarak isteğinin yerine getirilmesini emreder. Brahman'ın isteği yerine getirilmeye başlanırken ülkedeki buğdayların yetmeyeceği anlaşılır. O zaman yapılan hesaplar sonunda, Brahman'ın Şah' tan 18.446.744.373.709.551.615 tane buğday istediği ortaya çıkar. Bu kadar buğdayı yetiştirmek için, dünyanın 64 misli büyüklüğünde bir kara parçasına ggereksinim olduğunu görülünce, Şah Brahman'ı tebrik eder ve karşısında ne denli güçsüz olduğunu anlar.
Ünlü Alman Filozofu Goethe'nin zeka ölçüsü, büyük felsefeci Leibnitz'in bilim dalı olarak gördüğü satranç,dikkat isteyen, buluş yeteneği, hayal kurma gücü veren, acele etmeden beklemeyi öğreten, ölçülü ve soğukkanlı davranmayı gerektiren, düşünme olanağı sağlayan asırlar boyu milyonlarca kişi tarafından oynanan bir oyundur.
Satranç kelimesi Hintçe "Sandregn" den gelir. Satranca, İngilizcede "Chess check patterns", Fransızca da "Echecs" denir.
Eski yazıtlar arasında satranca rastlanmaktadır. MÖ.3000 yıllarında satranç gibi bir oyunun Mısır ve Hindistan' da oynanıldığı sanılmaktadır. 1913 yılında Murret' in yazdığı satranç tarihinde, bu o yunun 570 yıllarında Hindistan' da oynandığını belirtmektedir. Yapılan araştırmalara ve ele geçen yazıtlara göre, satranç 600 yıllarında Hindistan' dan İran'a geçmiştir . Yine bu belgelere göre , Araplar satrancı VII. yüzyılda öğrenmişlerdir.
Bazı söylentilere göre de satranç "Sat-Ran-Çu" adıyla Çin'de bulunmuştur. Bazı belgeler bu söylentiyi doğrulamaktadır.
Yukarda belirtildiği gibi, satrancın adı Hintçeden gelir. Anlamı, 4 cins figürün, 4 ayrı silahla sunulmasıdır. Bu 4 figür konusunda çok değişik yorumlar vardır. Bazılarına göre, 4 figür "Hava, ateş, toprak ve su"yu, bir kısmına göre de, "Yaz, kış, ilkbahar ve sonbahar" ı yansıtır. Burada, en kuvvetli taş olan vezir ateşi ve bilginleri, kale toprağı, fil havayı, şah evreni temsil eder. Bu benzetmeler 4 taşın geometrik şekillerinden esinlenerek söylenmektedir.
Satranç Batı' ya Arapların aracılığıyla IX. yüzyılda geçmiştir. Bunu belgeleyen en güzel örnek de, Harun-ür-Reşit'in Charlemange'a hediye ettiği satranç takımıdır.
