Bu bölüm öyle herkesin beklediği gibi "action"lı bir bölüm olmayacak. Zaten sadece bu değil bir kaç bölüm daha sakin geçecek. Öncelikle onu belirtmek istedim.
Sonrasında evet bu bölüm biraz da fanteziymiş gibi oldu. Okuduktan sonra zaten nerden bahsettiğimi anlarsınız. Her neyse diyecek başka bir şeyim yok. İyi okumalar...6.BÖLÜM
Saklanacak Bir Yer
Sandra, Emma ve Harry uçağın kalkmasını bekliyorlardı. Üçü de çok sessizdi. Biraz sonra uçak hareketlenmeye başladı. Sandra ve Emma yan yana oturuyorlardı. Harry ile aralarında koridor vardı..Harry sessiz bir şekilde yere bakıyordu. Uçak yolculukları yaklaşık bir saat kadar sürmüştü.
*
Catherine çok yorgun kalktı yataktan. Üzerine yorgunluk çökmüştü. Eşine baktı. O uyuyordu. Catherine kendini zorlayarak tuvalete girdi. Yüzünü yıkadı ve aynaya baktı. Yaşlanıyorum artık diye düşündü. Sonra kendi kendine güldü. Bunları düşünmek için çok gençti. Mutfağa girdi. Eşine kahvaltı hazırlaması gerekiyordu. Ama biraz daha bekleyebilir diye düşünüp salona geçti. Oradaki koltuğa yattı. Tam uyuyacakken masanın üstünde duran bir kağıdı gördü. Kağıda uzanıp aldı ve okumaya başladı.
Sevgili annecim ve babacım
Kalktığınızda beni yerimde bulamayacaksınız. Evet, çünkü çok önemli işlerim var. Bunları sizlere anlatamam. Sakın beni aramaya çalışmayın. Çünkü asla bulamazsınız. Sürekli seyahatte olacağım. Sizinle sürekli irtibatta olacağım. Beni merak etmeyin. İyi olacağım. Ve sakın kendinizi suçlamayın. Bunların sizinle hiçbir ilgisi yok. Kendinize iyi bakın.
Güzel kızınız Sandra Catherine mektubu 3 defa okudu. İnanmak istemiyordu. Kızının ona şaka yaptığını düşünerek odasına gitti ama yatağı boştu. Hiç bozulmamıştı. Ayakları boşaldı. Gözleri karardı. Tam düşecekken Adam onu belinden tuttu.
“Ne oluyor?” diye sordu boğuk bir sesle, çünkü çok kadın çok perişan görünüyordu.
Catherine hiçbir şey demedi sadece mektubu uzattı. Adam hemen hızlı bir şekilde okudu ve karısının yanına oturup sarıldı ona.
“Her neyse onu başaracak,” dedi sadece.
*
Sandra, Emma ve Harry havaalanından çıktılar. Gezdikten sonra bir kafeteryaya gidip oturdular. Yol boyunca hepsi neler yapacaklarını düşündüler. Üçü de birer kahve söylediler. Çünkü uykularını alamamışlardı. Harry, Emma’dan bilgisayarı istedi ve Sandra’nın dosyasını inceleme başladı.
“Aslında ailenin bütün fertleri ölmemiş. Demek ki seni istememişler. Burada büyükannenin, teyzenin ve amcanın adresleri de var,” dedi Harry.
Sandra cevap vermedi. O aileden birilerinin yaşadığını bilmesi bile ona çok büyük acı veriyordu zaten. Hiçbirini de görmek istemiyordu.
“Ailenden sana ufak bir miras kalmış. Evlerini sana bırakmışlar ve bir miktarda para. Bak ev iyi oldu toplantı yapabileceğimiz bir yerimiz oldu.”
“Evet, iyi olur aslında böyle bir şey,” dedi Emma. Sandra yine bir şey demedi. O sırada kahveleri geldi.
Harry kahvesini yudumlayarak devam etti. “Öyle çokta kayda değer bir şey yok. Bir şey dışında,” dedi biraz tereddütle. Sandra konuşmasındaki aksaklığı fark etmişti. İkisi de merakla baktı. “Ailenin bir kumarhanesi varmış. Onlar öldükten sonra kumarhane amcana kalmış. Onlarda fazla yürütememiş ve kapatmışlar kumarhaneyi. Ve bir de harita var burada. Ama ne anlama geldiğini bilmiyorum.”
Sandra ilk kez konuşmuştu. “Bakabilir miyim?” dedi.
Harry cebinden eski görünüşlü, saman renkli, katlanmış bir kağıt çıkardı ve Sandra’ya uzattı. Sandra soran gözlerle bakınca da , “E bunu bilgisayara geçiremezdim dimi?” dedi.
Sandra bir şey demeden gözlerini kağıda indirdi ve dikkatle baktı. Onun için de pek bir şey ifade etmiyordu. Bir evin bahçesiydi. Sadece o belli oluyordu zaten. Birkaç tane de ok vardı.
“Ben de bir şey anlamadım,” dedi Sandra.
“Sizin eviniz olabilir bence,” dedi Emma. “Bu oklarda anahtarın olduğu yeri gösteriyordur.
“Evet, olabilir ve bahse girerim o domuz kadın bunun ne olduğunu anlamamıştır,” dedi Sandra.
“O zaman eve gidelim,” dedi Harry ve bilgisayarı kapattı. Kahvelerini içtiler. Hesabı ödeyip çıktılar.
Evi uzaktan gördüler. Eskiden iki katlı bir malikane olduğu kesindi ama şimdi daha çok bir ine benziyordu. Bahçedeki çiçekler adam boyuna ulaşmıştı. Ve camlarda yer yer çamurlar vardı. Giriş kapısının yan taraflarındaki camlar kırılmıştı. Sandra bunun nedenini az çok tahmin ediyordu. Evin yan taraflarında arkaya gittiği belli olan yollar vardı. Üçü de daha bahçeden içeriye doğru bir adım bile atmamışlardı. Arkalarına dönüp sokağı incelemeye başladılar.
Çok ıssız bir sokaktı. Sadece üç tane ev vardı. Sandra’nın ailesinin evi, onun karşısında eskiden ev olduğu belli olan ama artık ondan pek bir eser kalmayan bir şey ve sokağın sonunda döküntü bir ev.
“Burası nasıl bir yer böyle ya?” dedi Harry.
İkisi de cevap vermedi.
“Eve girelim mi artık?” dedi Emma.
“Tamam. Durduğumuz hata zaten,” dedi Sandra. “Harry şu haritayı bana verir misin?”
“Hemen,” dedi Harry ve hemen haritayı açıp Sandra’ya verdi.
Haritada oklar tam girişteki yoldan başlıyordu. Sandra’da oraya gitti. Diğerleri merakla ona bakıyordu. Okları takip ederek ilerledi. Evin arkasına doğru gitti. Diğerleri de onu izliyordu. Oklar bitmişti. Karşıda bir kulübe vardı. Oraya doğru ilerledi. Kapıya dokundu ve hemen açıldı kapı. İçerde birkaç tane kürek, el feneri, orak, tırmık, anahtar, zincir, pense, tornavida, çekiç ve daha bir sürü şey vardı. Ama küreğin üstünde bir not vardı. Sadece üç kelime yazıyordu.
“Ne yapacağını biliyorsun.”
“Ne yapacağını biliyorsun,” diye okudu Harry. “Ben bilmiyorum. Siz biliyor musunuz?” diye sordu Harry.
“Evet,” dedi Sandra küreği aldı. Okların bittiği yere döndü ve orayı kazmaya başladı. Üç defa kazdıktan sonra küreğin ucu bir şeye çarptı. Sandra eğildi. Bir kutu çıkmıştı yerden. Kutuyu dışarı çıkarttı. Emma ve Harry’e bir an baktı ve kutuyu açtı. İçinden bir anahtar çıktı.
“Evin anahtarı,” dedi Emma.
Sandra hiçbir şey demeden evin ön tarafına geçti ve kapıya yöneldi. Diğerleri de onu takip etti. Sandra kapıyı önce yokladı ama açılmadı. Sonra anahtarı soktu ve çevirdi. Hafif bir tık sesiyle kapı açıldı. İçeri girdiler.
Uzun bir hole girmişlerdi. Ev aynı dışarıdan göründüğü gibi çok pisti. Sessizce gezdiler. Ev pis olmasına rağmen eşyalara fazla zarar verilmemişti. Salona geçtiler. Orası çok dağınıktı. Hiçbir yerde fazla oyalanmadan yukarı çıktılar. Bir bebek odası vardı. Hiç dağıtılmamıştı ama diğer odalar gibi orası da çok pisti. Bir masanın üzerinde iki tane resim vardı. Sandra resimleri aldı. Kendisinin bebekken çekilmiş bir resmi vardı. Bir tanede ailesiyle çekilmiş resmi vardı. Onları bıraktı. Böyle bir yolculukta onun işine yarayacaklarını sanmıyordu. Oradan çıktılar ve annesi ile babasının yatak odasına girdiler. Çok lüks döşenmiş bir odaydı. Bu odada diğer odalar gibi çok pisti. Burada fazla kalmadılar. Aşağı indiler. Emma mutfağa geçti. Sandra ve Harry holde dikiliyorlardı.
“Bu evin bodrumu falan yok mu?” diye sordu Harry.
Sandra sadece “Bilmem,” dedi. Çok da umursamıyordu zaten. Buradan bir önce gidip yoluna devam etmek istiyordu.
“Mutfakta da bir şey yok ve orası da diğer odalar gibi çok pis,” dedi Emma. Sonra Harry’nin boş boş duvarlara dokunduğunu görünce “Sen ne yapıyorsun?” diye sordu.
“Belki gizli bir oda falan vardır,” dedi Harry. Ama sesi hiç de umutlu çıkmıyordu.
“Yok daha neler, saçmalama ya,” dedi Emma ama o sırada bir tık sesi geldi. Harry yana ittiği çerçeveyi hemen bıraktı. Ne oluyor dercesine kızlara baktı. Kızlarda ona baktı. Holün sonunda yer kayıyordu ve bir kapak belli oluyordu. Harry yavaşça eğildi ve kapağı açtı. Aşağıya doğru bir merdiven vardı. Sadece merdivenin ilk iki basamağı görünüyordu. Daha sonrası zifiri karanlıktı. Kızlar Harry’nin yanına sessizce geldi.
“Böyle bir şeyden haberin yoktu, değil mi?” diye sordu Emma, Sandra’ya.
Sandra cevap vermedi, onun yerine, Harry’nin yanına geldi. “Hadi devam et,” dedi.
Harry bir şey demeden içeri girdi. Diğerleri de peşinden geldi. O girer girmez odada ışıklar yandı. Çok büyük bir yere gelmişleri. Evin tamamından bile daha büyük olabilirdi bu oda. Odanın sağında farklı renklerde minderler vardı. Onların yanında ise 4 tane çalışma masası vardı. Masaların üstleri gazete parçalarıyla, küçük notlarla, onlarca kalem ve silgiyle ve daha birçok şeyle doluydu. Sol taraftaki duvarın nerdeyse yarısı büyük bir kitaplıktan oluşuyordu. İlerisi pek net görünmüyordu. Onlar ilerledikçe ışıklar açılıyordu. Masaların üstlerinde panolar ve onların üstüne iliştirilmiş notlar vardı. Kitaplığın sonunda birkaç rahat koltuk ve masa vardı. Onların karşısında ise birkaç koltuk vardı. Odanın sonunda bütün duvarı kaplayan bir dünya haritası ve haritanın üzerinde belli yerlerde notlar ve küçük resimler vardı. Üçü de buraya hayran kalmışlardı. Üstelik diğer odalar ne kadar pisse burası da oraların aksine o kadar temizdi.
“Burası da neresi böyle?” dedi Harry bu uzun sessizliği bozarak.
Kimse cevap vermedi. Sandra ve Harry haritaya bakıyordu. Ama Emma haritanın bitişiğinde bir yere bakıyordu. Sol tarafta bir kapı daha vardı. Ama duvarla aynı renkte olduğu için pek de belli olmuyordu. Emma kapıya yaklaşınca orayı nasıl gördüğünü düşündü. Ama bir an sonra bu düşünce aklından gitti. Kapının üstünde sadece ÇALIŞMA ODASI yazıyordu. Emma diğerlerine baktı. Harry öne çıktı ve kapıyı açtı. İçeri girdiklerinde önceki odanın aksine ışık hemen yanmadı. Harry yanda bir düğmeye bastı ve ışıklar yandı. Hepsi şok olmuştu.
Odanın içinde duvarlar boyunca farklı çeşitlerde silahlar kılıçlar vardı. Burası da önceki oda gibi büyüktü ama o kadar değildi. Nerdeyse yarısı kadardı. Odanın bir duvarı silahlarla, diğer duvarı ise çeşitlerce kılıçlarla doluydu.
“Ailem nasıl bir işe bulaşmış,” dedi Sandra. Diğerleri bir şey demedi. Geri dönüp çalışma odasının kapısını kapattılar ve kitaplığın sonundaki koltuklara oturdular.
“Ee şimdi ne yapıyoruz?” dedi Emma.
Sandra ne yapacağını bilmiyordu. Yola çıktıklarından beri bunu hiç düşünmemişti. Aklında sadece dilenci kadının verdiği adres ile uyuşup uyuşmayacağı bakıp ailesinin evine gitmek vardı. Ondan sonrasını hiç düşünmemişti. Sadece “Bilmiyorum,” dedi.
Harry ayağa kalktı. Panolara teker teker bakmaya başladı. Eline aldığı ilk notu yüksek sesle okudu. ’Artık bizi öldürecekler bunu biliyoruz. Ama Sandra’yı ne yapacağız. Saklanacak bir yer bulmalıyız.’ Ne anlama geliyor bu? Demek ki ailen öleceklerini zaten biliyormuş. Demek ki bilerek kaçmadılar. Kaçamayacaklarını düşündükleri için olabilir.”
İkisi de bir şey demedi. Yine konuşan Harry oldu.
“Bakın buraya geldiğimizden beri daha doğrusu bu odaya geldiğimizden beri artık burada yaşamalıyız diye düşünmeye başladım. Yani tamam yapmamız gerekenler var. Biliyorum ama hiç bir şey bilmeden yola çıkmaktansa burada bir şeyler öğrenip yola çıkalım. Burada bizim işimize yarayacak çok şey var. Ne diyorsunuz?”
“Ben bilmem, siz bilirsiniz” dedi Emma.
Sandra hemen cevap vermedi. Boş bakışlarla yere bakmaya devam etti. Kendisi de bilmiyordu ne yapması gerektiğini. Harry’e döndü. Yüzündeki hevesli ifadeyi kırmak istemiyordu.
“Bilmem ki. Aslında söylediklerin mantıklı. Hiçbir şey bilmeden yola çıkacağımıza burada birçok şey öğrenip işimize bakalım daha iyi olur,” dedi Sandra. “Evet, kalalım,” diye ekledi.
İkisinin de yüzüne bir gülümseme yayıldı. Harry hemen notlara doğru hareketlendi, Emma ise kitaplığa doğru.
“Ama önce burayı yani yukarısını yaşanır hale getirmemiz gerekiyor. Bu şekilde burada kalmayı düşünmüyorsunuz herhalde. Hiç değilse bir elden geçirelim yeter. Fazla uğraşmayalım,” dedi Sandra yüksek sesle ve gülerek.
İkisi de yarı yolda dönüp önce Sandra’ya sonrada birbirlerine mutsuz bakışlar attılar.
“Bu herhalde tamam demek oluyor. O zaman başlayalım. Yapacak çok iş var değil mi?” dedi Sandra gülerek.