Teşekkürler canım

Buyrun yeni bölüüemm

Ay bu da çok kısa olmuş yaa

neyse dördüncü bölümü uzun yaparııss

__________________________________________________________________________
(3)
Virginia, sürekli koltuğun rahatsızlığından şikayet eden yaşlı bir kadının ve kendisi gibi yaşlı kocası ile torunlarının olduğu odanın yanındaki odayı almıştı. Ses yalıtımları iyi yapılmamıştı. ‘Ne yapalım?’ diye düşündü. ‘Katlanmak zorundasın Vir...’
Tony içeri girdi. Elinde iki bardak kahve tutuyordu. “Yemekler açık büfeymiş” dedi. “Ama çok az çeşit var, alabildikleri kadar çok şey almışlar ama yolculuğun sonuna kadar yetmesi için herkesin az yemesi gerekiyormuş.”
Virginia güldü. Tony hep her şeyi duyardı. “Kimden öğrendin bunları?” dedi.
“Aşçıdan.” dedi Tony ve içten bir kahkaha attı. Virginia da onun kahkahalarına eşlik etti. “Aşçıyı nerede buldun ki?” diye sordu.
“Kahveleri almak için mutfağa girdim.” dedi Tony ve yatağa oturdu. Virginia da kahvesiyle beraber onun yanına gidip oturdu. Tony döndü ve dudaklarına bir öpücük kondurdu. Küçük, keskin bir öpüştü bu ve Virginia onun ne düşündüğünü anladı. Tony de onun kadar endişeliydi, ama sevgili Vir’inin üzülmesine izin vermemek için kendi endişesini, korkusunu bastırıyordu.
Virginia kafasını, onun omzuna yasladı ve kahvesinden bir yudum aldı. “Mutlu olacağız Tony.” dedi, “Emin değilim ama sanırım mutlu olacağız.”
Tony, kafasını salladı, dönüp Virginia’nın saçlarına bir öpücük kondurdu ve kahvesinden bir yudum aldı.
__________________________________________________________________________
Sue, Amie ve Catherine, üçünün yatacağı odada oturuyorlardı. Diana, Erian, Tria ve Tex, onların yanındaki odada beraber kalacaklardı. Sue, Diana ve Erian için endişeleniyordu. Bu yolculuğa en gönülsüz çıkanlar onlardı. Ama Tria ve Tex’in, yıllardır süren dostlukları sayesinde, onları zapt edebileceklerini de biliyordu.
Catherine, çantasından elektronik kitabını çıkarmış, seçtiği yeni kitabı okuyordu. Yolculukta en az sorun çıkaracak kişinin Catherine olduğu apaçık belliydi. Amie, bir yandan onun için endişeleniyor, bir yandan da bu olayların ardından bu kadar neşeli kalabilmesinden dolayı gururlanıyordu.
Catherine, birkaç yıl önce, babasının öldürüldüğünü görmüştü. Henüz 7 yaşındayken olmuştu bu olay, yani belleğinin yeni gelişmeye başladığı zamanlarda. Bazen hala kabus görüyordu. Babasının ölümünü, sonra ‘siyah giysili adamların’ kendisini kovaladığını görüyordu. Ardından da hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Sakinleştirmek çok uzun zaman alıyordu.
Sue, sessizce oturuyordu. Amie, onun sessizliğinde bir şeyler sezinledi ve yanına gitti. “N’oldu?” dedi. “Hiç” dedi Sue hemen. “Bildiğin şeyler işte. Endişeliyim, sorun bu. Hem-” “..kendin hem de çocuklar için.” diye tamamladı onu Amie. “Biliyorum.” Ona sarıldı. “İyi olacağız, hepimiz.” dedi.
__________________________________________________________________________
“Hey!”
“Yeter!”
“Ya dursana, yeter!”
“Nihahaha! Yenildiğini kabul et!”
“Yeter!” diye bağırdı Erian ve Tex, kafasına aldığı son bir yastık darbesiyle yere yuvarlandı. Tria ve Tex kahkahalar atarak birbirlerine sarıldılar. Sonra yataklardan birinin üstüne oturdular.
Diana da, Erian da, her ne kadar onlarla beraber gülseler de, derin bir üzüntü duyuyorlardı; hem en yakın arkadaşlarının, hem de anne-babalarının mezarını bırakmışlardı; onları birbirlerine kardeşliğin yarattığı kan bağının ötesinde bağlayan üç önemli şey, dünyada kalıyordu. Yeni Dünya gezegenine, üç değerli şey eksik olarak gidiyorlardı.
Bir anda içeri, sanki avuçlarında güneş ışığı taşıyarak, Pomona girdi. Hepsi de onu gördüklerine çok şaşırdılar, çünkü onun bu gemide olması ihtimali çok küçüktü. Diana, hemen kalkıp Pomona’ya sarıldı. Üç oğlan da, sırıtarak ona bakıyorlardı.
“N’aber?” dedi Pomona göz kırparak. Erian “Nereden çıktın sen?” dedi, hala sırıtırken. Pomona bozulmuş gibi yaptı. “Çıkmasa mıydım yani?” dedi. Her zaman iyi bir oyuncu olmuştu.
“Tabii ki çıkmalıydın.” dedi Tex. Elini Pomona’ya uzattı, Pomona’ysa hep yaptığı gibi, ona sarıldı; sonra Erian’a, en son da Tria’ya.