Tehdit var tehdit yazara baskı var öyle mi alın bakalım kılına yarım yarım yayınlarım ben de hıh
Devamı akşama gelecektir. (en iyi ihtimalle

)
Gülce'cim yine editsiz kaldı bu ama ya olmaz ki böyle.
Eğer Gülce editler de yeni bir şey eklerse bu ilk yarıyı bu mesajdan siler ve ikinci yarının olduğu mesaja tam bölümü koyarım.Bölüm Sekiz: (Yazmıyorum adını ikinci bölümde yazacağım bekleyin yeni üyeyi işte
) Damla, kitapçıdan eve onca yolu yürüyerek gelmenin bitkinliğiyle evinin sokağına bir hayalet gibi girdi. Karşıdan karşıya geçip, kapıya kadar anahtarının şıngırtısı eşliğinde zıplayarak ilerledi, etraftaki birkaç kedicik bu sesten ürküp kaçıştılar.
“Ne korkaksınız sizde yav!” diye çıkıştı Damla kediciklere gülümseyerek ve anahtarı deliğe götürdü. Hop ıskaladı. Elleri titriyordu artık yorgunluktan.
“Yanlış anahtar mı acaba?” dedi kendi kendine. Yoo anahtar doğruydu. Bir daha denedi. Yine deliğe sokamadı bir türlü. Anahtar resmen Damla’nın kontrolünün dışında, kendi iradesiyle hareket ediyor ve o deliğe girip dönmemekte ısrar ediyordu.
“Girsene ya!” diye bağırdı bu sefer Damla, ama yok deliği bir türlü bulamıyordu anahtarcık. Damla kızmıştı, anahtarı göz hizasına getirip
“Son şansın bak ona göre.” dedi tehditkar bir şekilde. Yoldan geçen teyzenin teki Damla’ya garip garip baktı, ama Damla tamamen anahtara odaklanmıştı.
“Açacaksın! Yoksa camdan girerim içeriye ona göre. Bak geri dönüşüme yollarım seni.” Sanki anahtarı korkutmaya çalışıyormuş gibi konuşuyordu, ama sonuçta o bir anahtardı. Söz dinleyecek hali yoktu ya. Bir kez daha denedi Damla ve anahtara bir kez daha deliği bulduramadı.
“Aaa çok oldun, ama sen de! Camı...” ama sözünü tamamlayamadan kapı onun itişiyle ardına dek açıldı ve Damla aniden sendeleyerek içeriye girdi.
“Kapı açıkmış.” dedi yavaşça ve sinirli bir şekilde, ama sonra kendini bağırmaktan alıkoyamadı “Lanet kapı açıkmış işe bak! İşin garip yönü bu sefer düşemedim he he” Bu küçük zafer anının tadını çıkararak üst katın merdivenlerine doğru yöneldi, ama içinde bir sıkıntı vardı aslında. Komşuları...eee...gariptiler...biraz...sadece biraz(!), ama ve... ve şeyy kendisi de oldukça çekilmez bir komşuydu aslında. Parmaklarının ucuna basarak merdivenleri çıkmaya başladığında bir yandan da kendi kendine
“Komşulara yakalanmadan şuradan bir kurtulsam valla müziği kısık dinleyeceğim.” diye söz verdi, sözünü tutamayacağını bile bile, ama sanki onu duymuşçasına sağdaki dairenin kapısı aniden aralandı ve yaşlı bir kadın dışarıya baktı. Damla’yı fark edince de kapıyı ardına kadar açıp çığlığı bastı.
“Aaaa kızım senin bu saatte burada ne işin var? Ay yoksa iyileştin mi sen? Ay şuna bak ya kocaman oldu gel bir seveyim seni!” Damla içinden. “Hayıııır sevme! Ben odama gidip yatmak istiyorum!” diye haykırıyor olmasına rağmen yavaşça yaşlı teyzenin yanına gitti.
“Yaa iyileştim, ama tam değil yani bazı şeyleri hatırlamıyorum hala. Bunun da geçeceğini söylüyorlar ama...” dedi. Teyze tam Damla’ya sarılıp onun nefesini kesmek üzereyken karşı komşunun da kapısı açıldı ve yaşlı teyzenin kızı olan Engin Teyze bağırmaya başladı.
“Aaa Damla! Aa sen iyileştin mi? Ne güzel. Hafıza kaybı falan olacak diyorlardı ki zaten öyle bir kazanın ardından bu tip sendromların görülmesi hiç de yadır...” Damla daha fazla dikkatini toplayamıyordu. Engin teyze profesördü ve orada saatlerce geçirdiği kazadan, neticelerinden, hafızasının ne zaman gelebileceğinden, istatistiklerden, daha da kötü sonuçların olabileceğinden veya aslında şimdiye ölü olabileceğinden de bahsedebilirdi ve Damla buna katlanamazdı. Zaten geçmişini aramak yeterince zor ve yorucuydu. Zihninde boşlukların olması onu deli ediyordu, bir de oturup hastalığının Latince isminden başlayan bir konferansı dinlemek istemiyordu.
“Ne olur bırakın da odama gidip yatayım.” diye inledi içinden ve bu inlemesi dışarıdan bir homurtu olarak duyulmuş olacaktı ki yaşlı teyze araya girip,
“Engin sıkma kızı hadi Damla gel bak yeni börek yaptım.” dedi. Damla kaçmak için bunun son fırsatı olduğunu anlamıştı. Yoksa zaten zayıflığından şikayet eden apartman sakinleri el yapımı bin bir türlü şeyi ağzına tıkıştıracaklardı.
“Hayır yok şey ben aç değilim çok teşekkürler en iyisi gideyim ben. Zahmet olmasın size. Ehe şey hem anneme sofra hazırlayayım değil mi? Aç aç gelecek şimdi ben gideyim en iyisi. Gideyim ben gerçekten gideyim daha iyi olur.” dedi ve kaçmak için başvurabileceği tüm yolları tek bir kerede harcadığı için kendine kızdı.
“Ne zahmeti kızım zevk benim için. Annen de gelsin hem çok güzel yaptım, burada yersiniz. diyecek şimdi.” diye düşündü, ama şaşırtıcı bir şekilde yaşlı teyze daha ağzını bile açamadan üst katlardan bir kapı daha açıldı. Tüm apartman bir anda yoğun ve yapışkan bir parfüm kokusu ile doldu. Damla biraz öksürdü ve belki de kentrilyonuncu kez
“O kadın bu kokuyla o evde nasıl yaşıyor ya? Burnu mu yok acaba?” diye sordu kendine ama yine bir yanıt alamadı. İkinci kattan ayak sesleri duyuldu ve Aslı teyze tırabzana yaslanıp bağırdı. “Huu komşu ne olu...Aaaa Damla! Kız sen ne zaman iyileştin! Gel bakayım bir sana!” Damla kadere yenik ve yaş ortalaması atmış beş olan bu kadınların arasında kalmanın verdiği sıkıntıyla üst kata çıkmak üzere başıyla Engin teyze ve annesine selam verdi, ama yaşlı teyze onu kolundan yakalayıp.
“Dur bakalım hele börek yaptım gidemezsin.” dedi ve yukarıya bağırdı.
“Aslı’cım sen de gelsene bize börek yaptım diğer komşuları da toplayın bizde akşam çayı yapalım olur mu? Benim bey de uyuyor hazır.” Damla’nın bir an gözü kararır gibi oldu. “Tüm apartmanı toplayıp beni soru yağmuruna tutacak, arada da nefes almaya çalışırken ağzıma bir şeyler tıkacaklar...öldüm ben.” dedi kendi kendine. Aslı teyzenin yanıtı Damla’ya bir ömür gibi gelen o yarım saniyenin ardından oldukça şen şakrak bir sesle geldi.
“Ay tamam haber vereyim herkese. Kız Damla gitme bir yere merak ettik seni.”
“İyi...” diye başladı Damla, ama düşüncelerinin kelimelere döküldüğünü tam zamanında fark ederek kalanını içinden tamamladı. “halt ettin! Hımpff” Engin teyze
“Ben gelmeyeceğim anne. İşim var biraz hastanede çok yoruldum bugün sonra gelirim belki.” diyerek kaçarcasına evine girdi ve kedileri içeriye kovalayarak kapıyı kapadı. Siyah kedinin acı miyavlayışı Damla’nın içini yaktı ve o hayvanlar için gerçekten üzüldüğünü fark etti.
“Anne, kız, torun hepsi aynı yazık hayvancağızlara.” diye düşündü. O sırada da yaşlı teyze Damla’yı kendi evine doğru sürükledi.
On beş dakika içinde acilen örgütlenip, süslenip püslenen komşuların tamamı, artık gençlikten eser kalmayan yüzlerinde eğreti duran makyajları ile kapıda belirdiler. Salona girip hepsi bir yere oturduğunda Damla bir o an orada öleceğini sandı. İçerideki hava aniden değişmiş, hepsinin parfüm kokusu birbirine karışmıştı. Damla’nın da nefesi tıkanmıştı. Alerjik olmasına lanetler yağdırarak ve bir yandan da doğru düzgün nefes almaya çalışarak orada öylece durdu. Tüm teyzeler gözünün içine bakıyorlardı resmen, sonra aniden hepsi sanki biri bir düğmeye basılmış gibi konuşmaya, soru sormaya ve Damla’nın ağzına kendi getirdikleri şeyleri tıkmaya başladılar.
“Ay canım ne kadar merak ettik seni bir bilsen...” diye başladı biri, ama Damla kim olduğunu bile anlayamadı, çünkü aynı anda başka bir teyze Damla’nın eline kocaman ve ağzına kadar dolu bir tabak sıkıştırıp “Afiyet olsun.” dedi. Aslı teyze
“Eee her şey normal mi şimdi?” diye sordu. Damla yanıtlamak için ağzını açtığında da teyzelerden biri kopup gelerek,
“Ellerimle sarma yaptım yut hadi.” diyerek kocaman bir tanesini onun ağzına tıktı. Boğulma tehlikesi atlatan Damla’ya aynı anda on beş kişi
“Su iç!” diye bağırdı. Biri koşup su getirdi ve kızcağızın ağzına dayadı. Damla artık “Bunlar beni öldürecek kesin öldürecek. eessrraa yapamadı, kaza yapamadı teyzelerin elinden olacak ölümüm. Ne kadar hazin bir son!” diye söylendi kendi kendine. Birkaç kişi sigaralıklarını ortaya çıkardı ve herkese tek tek tuttular. Odadaki parfüm kokusu yerini sigara dumanına bıraktı ve Damla’nın görüşü tamamen kapandı. Gözleri yaşardı, öksürmeye başladı. Bir yandan etrafındaki teyzelere laf yetiştirirken bir yandan da eliyle dumanı yok etmeye çalıştı, ama olmadı. Ağzında sigarasıyla burnunun dibine giren bir tanesi.
“Eh geçecek yani o zaman bu unutkanlık. Ay bizim gibi oldun desene.” deyip gülmeye başladı, sigara ağzından yere düştü ve halıyı yaktı. Tüm teyzeler sigara yanığının başına üşüştüler ve Damla hazır herkesin dikkati başka bir yerdeyken yerinden usulca kalkıp kapıya yöneldi, fakat şemsiyeliğe takılıp yere düştü. Onun düşüşü ilginin yeniden kendi üzerinde kaymasına neden oldu. Teyzeler Damla’yı kaldırıp bir kez daha aynı koltuğa oturttular. Damla artık bayılmak üzereydi. Hala ağzına bir şeyler tıkıştırmaya çalışıyor ve durmadan soru soruyorlardı. Damla artık bırakın oturup onları dinlemek veya derdini açıklayıp evine gitmeye çalışmak bir yana, soruları bile algılayamıyordu. Ayrıca dumandan düzgün göremiyor ve nefesi tıkanıyordu. Bir an önce eve gitmesi lazımdı, ama nasıl? Sonra aklına bir fikir geldi. “Şey ya ben pek iyi hissetmiyorum aslında başım dönüyor.” dedi yavaş ve bitkin bir sesle. Teyzeler panikledi bir anda.
“Gel kızım gel şöyle uzan biraz.” deyip onu kanepeye yatırdılar biri başından aşağıya kolonya şişesinin neredeyse tamamını boşalttı. Damla dahiyane fikrine lanetler yağdırdı. Sonra yattığı yerden saati gördü. Hava kararmak üzereydi, teyzelerin onu bırakacağı yoktu annesi de yarım saat içinde eve gelirdi acilen çıkması ve Gülce’yi annesi gelmeden araması lazımdı. Ani bir hareketle ayağa kalktı, ama bu sefer gerçekten başı dönmüştü. Bir anda her şey karardı ve Damla salonun ortasındaki küçük masanın üzerine düştü. Teyzeler delirmişçesine çığlıklar attılar.
Damla birkaç dakika sonra ayıldığında tepesinde Engin teyze’den başka kimsecikler kalmamıştı. Doğrulmaya çalıştı, ama tansiyon aletini Damla’nın artık önünde yattığı masaya koyarken onu durdurdu kadın.
“Kalkmak yok dur biraz daha öyle.” dedi Damla’ya. Damla ne olduğunu tam anlayamamıştı. Bayılmıştı galiba ama...
“Bayıldım mı ben?” diye sordu, sanki burnuyla konuşuyormuşçasına, ama Engin teyze onu duymuştu ve
“Evet onca dumanın altında bir sürü insan havasız kalır ve bir de soru yağmuruna tutulup zorla bir şeyler yedirilirse normaldir bu. Değil mi anne? Kızı bir daha öyle zorla kendine çağırma lütfen. Bak daha tam iyileşememiş.” dedi ve böylece Damla’yı olası tüm yaşlı teyze saldırılarından sonsuza dek kurtarmış oldu. Damla içinden teşekkürlerini iletti ve ayağa kalkıp kendi evinin yolunu tuttu. Daha doğrusu uçtu.
Merdivenleri jet hızıyla çıkıp dördüncü kata ulaştı ve kapıyı açarken öyle bir yüklendi ki her zaman zorla açılan, hatta bazen açılmayıp Damla’yı içeriden “Anne ya ben yine açamadım.” demek zorunda bıraktıran kapı anında açıldı. Damla içeri hızla içeri daldı ve kapıyı arkasından şiddetle çarptı. Anahtarını her zaman yaptığı gibi aynanın önüne fırlattı, ama ıskaladı. Anahtarın aynanın önünden kayıp annesinin ayakkabısının içine düşmüş olmasına aldırmayıp, montunu yere fırlattığı gibi odasına koştu. Koridorda virajı dönerken halının katlanmasına yol açtı ve ayağının altından kayan halı yüzünden şap diye yere düşünce artık birazcık yavaşlaması gerektiğininin farkına varmış bir şekilde ayağa kalktı. “Klasik.” diye mırıldandı ve acıyan dirseğini ovarak odasına girdi. Telefonu eline alınca bir an duraklayıp “Gülce’nin ev telefonu neydi ya?” dedi şaşkınlıkla, ama sonra tuşları çevirip beklemeye koyuldu. Çevir sesi sustuğunda karşı tarafın sesini duymadan “Alo.” dedi mahçup bir şekilde. Yanlış bir yeri aradağına öyle emindi ki, zaten başına ne geliyorsa üşengeçlikten geliyordu. Numarayı kontrol etmeye bile üşenmişti...ama telefonda Gülce’nin sesini duyunca sevinçle konuşmaya başladı. Hafızası yarım da olsa hala güvenilirdi demek ki. Mahçupluğun yerini lakaytlığa bıraktığı sesiyle konuşmaya başladı anında.
“Gülce! Gülce! Gülce!”
“Hı, abi n’oold?”
“Ya öncelikle özür dilerim ya seni...ben...be...n...ne bile...bilebil...bileyi...”
“Tamam Damla ben de aynısını . Saçmaladım biliyorum ve ayrıca anlatmam gereken bir şey var.”
“Önce ben!”
“Destur ya daha ne olduğunu bile söylemedim.”
“Olsun çok önemli! Yeni bir üye buldum eve dönerken!”
“Ne sen de mi?”
“Sen de mi derken?”
“Fraktal’ın sokağında Dilşat’ı kıstırdım. Kaçtı ballı ya! Bigudili teyzenin teki kovaladı bizi. Ben de tam ne oluyor diye bak...”
“Neaa JameSirius’u mu buldun? Eee ne dedi? Heh bak resimleri bölüşmemiz bir işe yaradı değil mi ehe akıllı ben...”
“Lafınım arasına reklam gibi girip durmasan anlatacağım ama izin vermiyorsun ki. Akıllıymış. Hıh laf almışsındır umarım bulduğun kişiden. Öff aklını hep böyle şeylere çalıştırdığın için başımıza bunca şey geldi zaten.”
“Gülceee ühüüü”
“Yok ühü mühü! Meşgulüm zaten anlatayım kapayacağım.”
“Meşgul müsün? Ne yapıyorsun ki?”
“Eben hakkında derinlemesine araştırma yapıyorum internette!”
“Ahahahahahaha”
“Gülme be. Hey allahım yüzüne tükürsek...”
“Hiç de bilem öyle bir şey olmaz Sayın Stupefy’m. Sadece kızman bile komik”
“Ben hiç eğlenmiyorum ama. Neyse lafımı bölmeyeceksen artık anlatacağım.”
“Tamam. Dur, hah buldum.”
“Ne buldun?”
“Asamı veee...Susturma büyüsü neydi ha Silencio sen devam et yani ben konuşmayacağım. Konuşamayacağım ya da hihi”
“Damla çıkıp camdan bağıracağım şimdi. Dame HPC’yi yeniden kurdurtmak istiyor linç edin diye. Anlayan elbet olacaktır emin ol.”
“........”
“Hah şöyle sessizlik oh be.”
“Sıkıldım, ama anlat artık.”
“Tamam. Şimdi senle şu bozuşmamıza kafamı takmış yürüyordum resimleri falan ezberlemeye çalışıyordum sokakta.”
“Neeeeee!!!!! Sokağın ortasında resimleri mi çıkardın!!!”
“Evet. Ne va....hay aklıma tüküreyim. Ya biri görseydi.”
“DUA ET KİMSE GÖRMEMİŞ OLSUN!”
“Of sen nasıl altosun ya sese bak. Sağır oldum ya zaten minnacık ahizeden dinliyorum seni. Cırlıyor bir de tepemde!!”
“Cırlatıp cırlatmamak senin elinde”
“Olmak ya da olmamak senin elinde gibi bir şey oldu bu”
“Lafı çevirme ya merak ettim anlat hadi”
“Off tamam. Bir de baktım ki Fraktal’ın sokağındayım. Öff yine mi buradayım deyip tam döndüm ki çarptım buna.”
“Kime Fraktal’a mı yine?”
“JameSirius diyorum ya en başından beri. Öff işim var senle ha!”
“Ha tamam sonra.”
“Fraktal’ın BPM’ye devam ettiğini onun ve diğerlerinin de gizli gizli ”
“BPM ne ya?”
“BPM ne mi?...Sakinim...sakinim...nefes al...nefes al...sakinim...sakinim...nefes al...”
“Ya bilmemek değil öğrenmemekayıp bir kere.”
“Beyinsiz olmak da suç olmalı ya Damla nasıl bu kadar çabuk unutabiliyorsun.”
“..........”
“Off Damla’cım benim beyinsiz arkadaşım. Şimdi şu senin odana yığdığımız klasörler var ya aç onların hepsini ezberle. Yut onları tamam mı sınav yapacağım seni!”
“Hmpff git işine ya.”
“Ya bu ne ya 512 mb hafızan var galiba taşınabilir belleğim bile senden daha fazla bilgi taşıyor.”
“.......”
“Sustu sonunda anlatıyorum işte. Off JameSirius’u kıstırdım. Fraktal ve diğer tüm yazarlar aslında en başında serilerine devam etmişler, ama yakalanmışlar ve serilerine son vermek zorunda kalmışlar. Fraktal yakalanmayan bir kaç kişinin arasındaymış. İşte o da elden dağıtıyormuş bölümleri. Dilşat’ta yolda okurken bana çarptı ve yere saçıldı kağıtlar falan. Böyle işte tam gidip Fraktal’a onun serisini tehlikeye attığını ispiyonlayacağımı ya da bana bildiği her şeyi anlatacağımı söylemiştim ki..Teyze kovdu bizi. O da tabanları yağladı.”
“Düşer ama o zaman.”
“Ne?”
“Yağlı taban kayar, yere yapışır ya.”
“Damla defol git başımdan ya. Off işim var benim. Hadi görüşürüz. Görüşmesek de olur aslında ama...”
“Ya deme ama öyle. Gü...”
Dıt dııt dıt dıııt. Dıt dııt dıt dıııt.
Damla bir an elinde ahizeyle öylece kalakaldı. Gülce gerçekten telefonu suratına mı kapamıştı? “A...a..a..a...ama olmaz ki ama...hımpff görür o. Kapamayacaktı suratıma telefonu. Görür o gününü. Görür...Görecek!” diye söylendi kendi kendine. Gülce’yi kıl etmeyi aklının bir köşesine not edip klasörleri kucağına aldı ve yatağına uzanıp derin bir araştırmaya koyuldu.
Sekizinci bölüm ilk yarı sonu. Devamı akşama.