Bölüm 7: Tek Kişilik Seçme
Sabah Harry uyandığında daha hiç kimse uyanmamıştı. Harry kalkıp üstünü giyindi ve sandığına her şeyi koyup koymadığını kontrol etti. Daha sonra aşağı indi. Handa kimse yoktu. O da arka tarafa, sadece konaklayanların oturduğu tarafa, dolaştı. Orda sohbet eden Hermione ve Elizabeth’i gördü “Günaydın.” dedi. Hermione “Sana da günaydın sen de mi erken uyandın. Henüz han açılmamış bile. Gel otur istersen.” dedi. Harry oturdu ve “Siz konuşmanıza devam edin,” masanın üstündeki kitaba uzanarak “buna bakmamın bir sakıncası yoktur herhalde.” dedi. Hermione “Tabi ki yok.” dedi ve Elizabeth’e döndü. Harry ne konuştuklarını anlamamıştı ama Elizabeth’i ilk kez böyle konuşurken görüyordu. Elindeki kitaba baktı. Adı “Efsaneler ve Sırları”ydı. İçini açıp karıştırmaya başladı. Kitap çeşitli efsanelerden bahsediyordu. Biraz baktıktan sonra ilgisini çeken birini okumaya başladı.
Gizemli Yüzük efsanesi çok eski zamanlardan beri anlatılan bir efsanedir. Dünyada böyle bir yüzüğün varlığını destekleyecek hiçbir kaynak yoktur. Söz konusu nesnenin takana inanılmaz güçler kazandıran bir yüzük olduğuna inanılır. Eski Karanlık Lort Grindellwald bu yüzüğü bulmak için çeşitli arayışlara girmiştir fakat yüzüğü bulduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Yüzüğü her kim takarsa- “Harry hadi bizi çağırıyorlar.” Harry aniden duyduğu sesle irkildi. Hermione ona sesleniyordu. Harry ayağa kalkıp kitabı ona geri verdi ve arkasından hana doğru gitti. Han şimdi kahvaltı eden müşterilerle dolmuştu. Weasleyler, Mr. Doge ve Mrs. Doge bir masaya oturmuşlardı. Harry’de Ron’un yanına oturdu. Hızlıca yapılan bir kahvaltının ardından istasyona gitmek için hazırlıklara başladılar. Dün akşamdan hazırladıkları valizleri aşağı indirirken bayağı karmaşa yaşandı. Harry ve Ron merdivenden inerken az daha sandıkların altında kalıyorlardı. O sırada yeni gelen Tonks yardımlarına koştu.
İkisi de yorgun bir halde onun arkasından aşağı indiler. Harry aşağıda bekleyen Mody’ye döndü “Oraya nasıl gideceğiz?” diye sordu. Alacağı cevabı tahmin edebiliyordu bu yüzden Mody cevap verince şaşırmadı “Bakanlık beş araba gönderdi. Daha doğrusu Elphias getirdi.” dedi. Harry önce afalladı sonra aklına Mr. Doge’un da kızını geçirmek için geleceği geldi. Herkes hazırlanıp aşağı indikten ve valizler arabalara koyulduktan sonra dışarı çıktılar. Resmi görünüşlü beş bakanlık arabası hazır halde onları bekliyordu. Ron arabaları görünce Harry’ye dönerek “Geçen sene için özür dilemeye çalışıyorlar galiba.” dedi sırıtarak. Harry “Saçmalama Ron bu arabalar benim için değil. Mr. Doge’un bakan olduğunu unutma.” dedi. Ron ikna olmamış gibiydi ama Mody onları ortadaki arabaya bindirince susmak zorunda kaldı. Harry, Hermione, Ron ve Elizabeth arabaya rahatça yerleştikten sonra kapılar kapandı. Ön koltuğa da Kingsley ve Tonks oturduktan sonra araba hareket etti.
Harry’nin tahminine göre henüz on dakika olmuştu ki istasyona vardılar. Hepsi arabadan indikten sonra arabaların ikisi kenara park ederken diğerleri gitmişti. Dört seherbaz Harry’nin dört yanını sardılar. Harry “Kendim yürüyemez miyim?” dedi. Harry’nin solundaki seherbaz “Korkarım bu mümkün değil Mr. Potter. Bize verilen emir böyle.” dedi. Harry sıkkınlıkla yürümeye devam etti. Duvara geldiklerinde iki seherbaz ona durmasını işaret edip önden gittiler. Sonra Mr. Doge’a bakarak kafasını salladı. Harry bunun ortalık temiz işareti olduğunu düşündü. Bunun üzerine Mr. Doge’un işaretiyle seherbazlardan biri Harry’nin kolunu tutup onu duvara doğru yürütmeye başladı. Harry kolunu çekip kurtarırken ateş saçan gözlerle arkasındakilere bakarak “Ben çocuk değilim korumalara ihtiyacım yok. Duvardan geçerken Voldemort saldıracak değil ya!” dedi. Mr. Weasley “Onu tanımıyorsun Harry her an tetikte olmalısın.”
“Tamam, ama bari duvardan kendim geçeyim.” dedi bıkkınlık ve çaresizlikle. Mr. Doge Harry’nin yanındaki seherbaza bakarak “Tamam Fox bırak onu kendi gitsin.” dedi. Harry duvara doğru koştu ve öbür tarafa geçti. Orada önceden geçen seherbaz onu bekliyordu. Harry onun yanında beklemeye başladı. Arkadaşlarının hepsi gelince geri kalanlarla vedalaştılar. Bu arada trenin kalkmasına on dakika vardı. Harry herkesle teker teker vedalaştı. Mrs. Weasley ağlamaya başlamıştı. Harry’ye dördüncü kez sarılınca Mr. Weasley “Yeter Moly gitmeleri gerekiyor.” dedi. Mrs. Weasley Harry’ye “Harry beladan uzak dur kendine dikkat et tamam mı?” dedi. Harry kafasını salladı. Beladan uzak duramayacağını biliyordu ama şimdi bunu Mrs. Weasley’e söylemek pekiyi olmazdı.
Trene bindiler ve kendilerine boş bir kompartıman bulabilmek için trenin arka taraflarına doğru yürümeye başladılar. Harry geçerken insanlar ya başlarıyla selam veriyorlardı ya da onu parmaklarıyla gösterip fısıldamaya başlıyorlardı. Harry bunlara aldırmamaya çalıştı. Kompartımanın birinin önünden geçerken Crewey kardeşler dışarı fırlayıp aynı anda “Selam Harry bizimle oturmak ster misin?” dediler. Harry bu teklifi kibarca reddettikten sonra ilerlemeye devam ettiler ve sonunda boş bir kompartıman bulmayı başardılar. Eşyalarını bagaj rafına yerleştirdikten sonra oturdular. Sessiz geçen birkaç dakikadan sonra Ginny arkadaşlarının yanına gitti ve Harry ve Ron da büyücü satrancı oynamaya başladılar. Hermione ve Elizabeth ise onları izliyorlardı. Biraz sonra kompartıman kapısı açıldı ve Malfoy içeri girdi. Suratında yine o pis sırıtışı vardı ve iki yanında da yardakçıları. Hepsine teker teker bakarak “Bakın kim varmış burada. Seçilmiş kişi, bulanık, kanı bozuk ve bakan kızı. İyi ekip doğrusu... Bunlardan iyisini bulamadın mı Doge. Bunlarla takılmak için insanın kafayı yemesi lazım.” dedi. Elizabeth “Kim olduğunu bilmiyorum ama bana bulaşmaya kalkarsan karşılığı kötü olur.” dedi. Harry onun cevap vermesine şaşırmıştı. Malfoy ona dönerek “Demek babaya güveniyoruz. Ama baban ve sevgili seherbazları seni burada koruyamazlar.”
“Her olayda babamın arkasına saklanmayı sevmem. Sadece beş yıl Durmstrang’da okudum ve orada öğretilen karanlık sanatlar hiçbir yerde öğretilmez.”
“Sen ne hakla beni tehdit edersin. Kendini ne sanıyorsun.”
“Ben sihir bakanının kızıyım ve sen de berbat bir ölüm yiyenin oğlusun. Seni tanımasam da babanı çok iyi tanırım. Çünkü o ve dostları yüzünden kardeşimi kaybettim.” dedi. Bunun üzerine hepsi şaşkınlıkla ona döndü. Ama Malfoy’un ne yapacağı belli olmayacağında durumu kontrol altında tutmak için geri Malfoy’a döndüler. Malfoy anlık bir afallamanın ardından “Sen ne cüretle böyle bir şey söylersin.” dedi ve asasına davrandı. Ama her zamanki gibi Harry daha hızlıydı. Asasını Malfoy’a doğru sallayıp “Expelliarmus” diye haykırdı. Malfoy’un asası elinden fırladı ve kendi de geriye doğru uçtu. Harry, asasını onun önüne atarak “Madam Malkin’de bir şey yapmamam, yapmayacağım anlamına gelmez. Sende de laftan başka bir şey yok.” dedi gülerek. Sonra da içeri girip kompartımanın kapısını kaptı. Ron ona gururla baktı. Elizabeth sessizce teşekkür etti. Harry tam Elizabeth’e kardeşini soracaktı ki Hermione’nin susturan bakışlarıyla karşılaşınca vazgeçti. Yolculuğun geri kalanı olaysız geçti. Tren Hogwarts’a yaklaşınca cüppelerini giydiler. Tren yavaşlarken herkes koridora dolmuştu. Harry, Ron, Hermione ve Elizabeth trenden inip Terstrallerin çektiği arabalara doğru ilerlediler. Harry Elizabeth’in ürkek bir şekilde atlara baktığını fark etti.
“Sen kimin ölümünü gördün?” diye sordu yanına giderek. Elizabeth ürkekçe bakışlarını ona çevirdi. Cevap vermek istemiyor gibi görünüyordu. Tam bu sırada Ron “Acele edin açlıktan ölüyorum.” diye seslendi. Elizabeth hızla Ron’un yanına gitti ve arabaya bindi. O sırada Harry’nin yanına gelen Hermione “Elizabeth’le konuşmanızı duydum.”
“Buna konuşma denirse tabi.”
“Harry anlamadın mı? Ben de nasıl olduğunu ve ne zaman olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var o da şu: Elizabeth ölüm yiyenler yüzünden kardeşini kaybetmiş. Ama bunu bize anlatması için yeterince güvenmesi lazım. Ona biraz zaman tanı.” dedi. Harry henüz bir şey söyleyemeden Ron seslendi “Hadi ama bir tek biz kaldık.” Harry ve Hermione acilen arabaya binip kapıyı arkalarından kapattıklarında araba hareket etti.
Okula vardıklarında Harry arabadan indi ve diğerlerinin inmesi için kapıyı açık tuttu. Elizabeth ağzı bir karış açık okula bakıyordu. Ron sırıtarak “Bu daha bir şey değil. Sen bir de yemeklerini görsen.” dedi. Elizabeth gülümseyerek ona baktı ve dördü birlikte okula yürüdüler.
Büyük Salon’a vardıklarında Elizabeth daha da etkilenmiş gibi görünüyordu. Onlar Griffindor masasına doğru yürürlerken yanlarına McGonagall geldi. Elizabeth’e dönerek “Miss. Doge biliyorsunuz ki henüz binanız belirlenmedi. Lütfen beni izleyin.” dedi. Elizabeth onlara bir bakış atıp McGonagall’ın peşinden yürümeye başladı. Harry, Ron ve Hermione de peşlerine takıldılar. McGonagall onları kendi odasına götürdü. Oturmalarını işaret ederek “Seçme töreni bitince Prof. Filtwick Seçmen Şapkayı getirecek. Lütfen o zamana kadar burada bekleyin.” dedi ve odadan çıktı. Elizabeth onlara dönerek “Siz hangi binadasınız?” dedi. Ron
“Griffindor tabi ki. En iyi bina orasıdır. Slytherin berbattır. Tüm ölüm yiyen çocukları oradadır. Ama eminim sen de Griffindor’a seçilirsin.” dedi. Elizabeth gülümseyerek
“Bunu bir iltifat olarak mı almam gerek? dedi. Ron’un kulakları yine kızarmaya başlamıştı. Hermione “Öyle alsan iyi olur.” dedi sırıtarak. On dakika kadar sonra Prof. Filtwick elinde seçmen şapkayla içeri girdi. Elizabeth çok heyecanlanmış gibi görünüyordu. Harry onu anlayabiliyordu. Kendisinin seçilirken nasıl hissettiği aklına geldi. Bu arada Prof. Filtwick şapkayı Elizabeth’e uzattı. Elizabeth şapkayı aldı, ürkekçe başına geçirdi ve hep birlikte beklemeye başladılar. Heyecanla geçen bir dakikadan sonra şapka hepsinin beklediği şeyi söyledi: Griffindor.
Hermione koşarak gitti ve şapkayı başından çıkarmakta olan Elizabeth’e sarıldı. Ron Harry’ye “Kendi seçildiğinde bu kadar mutlu olmuş muydu?” dedi fısıldayarak. Hermione ona dönerek “Seninle aynı binaya seçilip de nasıl mutlu olabilirim. Trende beni terslemiştin.” Ron tam cevap vermek için ağzını açacakken Elizabeth “Siz niye bu kadar çok kavga ediyorsunuz?” diye sordu. Harry “Boş ver ben beş yıldır çekiyorum.” dedi bıkkınlıkla. Hermione ona sitemle bakarak “Hiç konuşma Harry o başlattı.” dedi. Harry Filtwick’in orada olduğunu unutmuştu. Filtwick “Hadi çocuklar şölene inelim.” diyene kadar.
Dört arkadaş ufak tefek Prof. Filtwick’in ardından şölene indiler. Onlar Griffindor masasına doğru yürürken herkes onlara bakıyordu. Dördü birlikte Griffindor masasına oturdular. Ron yemeklere saldırırken Seamus neşeyle Elizabeth’e bakarak “Vay demek Griffindor’dasın. Emin ol Hogwarts’ı çok seveceksin. Ama Shylitherinlere bulaşma. İnsanın sinirini bozuyorlar. Bu kadar olaydan sonra onları niye hala okulda tuttuklarını anlamıyorum.” dedi. Elizabeth “Bir kaçıyla tanışma fırsatım oldu.” dedi nefretle Malfoy ve yardakçılarına bakarak. Ginny’nin yanında oturan Dean onlara dönerek “Zaten Harry ile takılıyorsan bunları çok görürsün. Bence Harry’yi kıskandıkları için böyle yapıyorlar.” dedi. Hepsi Harry’ye döndüler. Bu sırada öğretmenler masasına göz gezdiren Harry onu duymamış gibi yaparak “Dumbledore’un yanında oturan adam kim?” dedi. Seamus sırıtarak “Yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenimiz. Bir tane daha... Adı Robert Carlyle.” dedi.
Harry cevap vermeden tekrar adama döndü. Koyu sarı saçları ve açık yeşil gözleri vardı. En fazla otuz beş yaşında gibi görünüyordu. Adam Dumbledore’la çok yakın bir arkadaşıymış gibi konuşuyordu. Harry bu adamı daha önce bir yerde görmüş olduğunu düşündü. İfadesi hiç yabancı görünmüyordu. Ama Harry nu nerde gördüğünü hatırlayamadı. O sırada Hermione’nin de düşünceli bir şekilde adama baktığını fark etti. Kız Harry’nin ona baktığını fark edince “Onu tanıdın mı?” dedi. Harry daha da meraklanarak “Biraz yardımcı olsan.”
“Mr. Doge’u tebrik etmek için Dumbledore’la gelmişti.” dedi. Harry o an hatırladı. Ama o sırada bir Quidditch maçının yarısında olduklarından onlarla konuşamamışlardı. Zaten Mr. Weasley yoldaşlıkla ilgili bir şey konuşacaklarını söylemişti. Bu durumda adam yoldaşlıkta olmalıydı. Harry bunu düşünürken Ron “Bu adam bana tanıdık geliyor size de öyle geliyor mu?” dedi. Hermione ona dönerek “Sssh! Sessiz ol biraz. Sonra konuşuruz.” dedi. Ron anlamamış gibi görünüyordu ama Harry’yi çok şaşırtarak sustu. Harry Hermione’nin niye böyle davrandığını tahmin edebiliyordu. Seamus, Dean ve Neville’in yanında yoldaşlıktan bahsetmek istemiyordu.
Herkes yemeklerini bitirince ve Dumbledore onlara iyi geceler dileyince Harry, Hermione, Ron ve Elizabeth neşeyle yukarı çıktılar. Yukarı çıkarlarken Ron Elizabeth’e yolları, geçitleri ve gizli kapıları anlatıyordu. Elizabeth de neşeyle onu dinliyor ve bazen de gülüyordu. Harry onları dinlediği sırada Ron “Hele mutfağa açılan tabloyu görmelisin. Hayatımda o kadar şirin bir şey görmedim. Hele arkası daha da şirin.” diyordu. Elizabeth gülerken Hermione Harry’ye “Ron onu sevdi.” Dedi muzipçe gülümseyerek. Harry de gülümseyerek “Evet çok iyi anlaştılar.” dedi. Şişman Hanım’ın portresine vardıklarında Hermione en öndeki Ron’a “Parola ‘Ay ışığı’ ” diye seslendi. Ron Şişmen Hanım’a parolayı söyledi. Portre açılınca da Elizabeth’in geçmesi için kenara çekildi. Onun arkasından da kendi geçince Hermione gülmeye başladı. Harry buna bir anlam veremeyerek ona baktı. Hermione “Ondan hoşlanıyor.” dedi yine gülerek. Harry de sırıtırken şöminenin yanındaki koltuklara oturmuş Ron ve Elizabeth’in yanına oturdular. Hermione gülerek Elizabeth’e “Eee nasıl buldun yeni evini?” dedi. Elizabeth
“Muhteşem.” dedi. Ron “Bu soru için henüz çok erken. Daha mutfağı bile görmedi.” dedi. Harry “Daha yeni yemekten geldik abi.” dedi sırıtarak. Ron bozulmuş gibiydi ama belli etmemeye çalışarak gülmekte olan Hermione ve Elizabeth’e katıldı. Harry’ye de bir “seninle sonra görüşürüz” bakışı attı. Harry kendisinin gülebilmesine şaşırıyordu. Olanlardan sonra çok daha içine kapanmıştı fakat şimdi arkadaşlarının yanındayken gülmek çok güzeldi. Gece yarısına kadar orada oturup gülüştüler. Saat on ikiye geldiklerinde Hermione yarın kalkamayacaklarından yakınmaya başladı. Ve bunun üzerine hepsi ayağa kalktılar. Harry kendini çok yorgun hissediyordu ama yatmadan önce Ron’u sorguya çekmeyi kafaya koymuştu. Kızlar giderlerken Harry biraz daha kalacağını söyledi. Ron da ona eşlik etmeye karar verdi. Uzun bir süre Elizabeth ve Hermione’nin arkasından baktıktan sonra kendisine bakarak sırıtan Harry’ye döndü.
“Niye gülüyorsun sen öyle?”
“Doğrusu tam Hermione’den hoşlanmaya başladığını düşünüyordum.”
“Bu yüzden korktun mu?” dedi sırıtarak. Harry “Saçmalama,” dedi hafif kızararak “Hermione’yle aramda bir şey olmadığını biliyorsun. Ben Elizabeth ve senden bahsediyorum.” dedi. Şimdi kızarma sırası Ron’daydı. Harry onun bu tepkisini görmezden gelerek “Hadi ama saklamaya çalışma. Senden başka herkes anladı.”
“Asıl sen saçmalama yok öyle bir şey. Hermione soktu demi senin aklına bunu.”
“Tamam tamam ben yanlış anlamışım o zaman. Ama Ron sen de fazla yakın davranıyorsun kıza. Yanlış anlamamamız normal.”
“Ben, kendini yabancı hissetmesin diye öyle yapıyorum. Yazık kıza hiç tanımadığı insanların arasında yalnız mı bırakayım?”
“Eminim öyledir.” dedi Harry. Ron Harry’nin hala muzipçe gülerek ona baktığını görünce koltuktan aldığı bir yastığı ona fırlattı. Harry sırıtarak yastığı Ron’a geri fırlattı. Ve tekrar suratına yastık yememek için ayağa kalkarak “Hadi yatalım artık. Hermione’nin dediği olacak gerçekten.” dedi ve birlikte yatakhaneye çıktılar.
Bu ara kendi yatakhanelerinde ki Hermione ve Elizabeth pijamalarını giymiş ve yataklarına yatmışlardı. Hermione Elizabeth’e doğru dönerek başını koluna dayadı ve ona “Eee nasıl buldun Hogwarts’ı?” dedi. Elizabeth de ona dönerek “Güzel. Fena değil.”
“Ron’da çok yardımcı oldu değil mi?”
“Evet, sağ olsun – sen ne gülüyorsun öyle?” dedi Elizabeth Hermione’nin parıldayan gözlerine bakarak “Hermione lütfen saçmalama.”
“Hadi ama yapma anladım ben zaten.”
“Saçmalama anlaşılacak bir şey yok ki ortada. Daha onu doğru düzgün tanımıyorum bile.”
“İyi öyle diyorsan öyledir.”
“Hermione hadi ama yapma.”
“Tamam, yaa eminim öyledir.”
“Hermione!”
“Niye bu kadar direniyorsun bir şey yoksa tamam inandım diyorum.”
“Ama inanmış gibi görünmüyorsun.”
“İnanıp inanmadığımı zaman gösterecek. Ama sen ne dersen de iki gün sonra çıkmaya başlarsanız kimse şaşırmayacak.”
“Saçmalama lütfen.” arkasını dönerek “Hem sen önce kendine bak.”
“Ne demek kendine bak?” Elizabeth tekrar ona dönerek “Bak işte bana o kadar laf söylüyorsun ama siz çıkmaya başlarsanız da kimse şaşırmaz.”
“Sen kimden bahsediyorsun?”
“Sence?”
“Biz beş yıldır arkadaşız.”
“Bu bir engel mi?”
“Elizabeth lütfen saçmalama!”
“Sen saçmalarsan ben de saçmalarım.”
“Böyle bir şey düşündüğün için söylemedin değil mi? Sadece beni uyuz etmek için söyledin.”
“Başarılı da oldum galiba.”
“Tama yeter bu kadar uyu artık sabah zor kalkacağız.”
“İyi geceler o zaman.”
“İyi geceler.”
yorum istiyoruuuum
