sonunda bütün cesaretimi topladım ve ekledim çok zor oldu ama bnim için bunu eklemek...
yorum gelirse ve beğenilirse(!) devamı gelecek
1.BÖLÜM:
Yetimhanedeki Son Günler
Seattle’ın kuytu, sakin bir sokağındaki bir yetimhanede büyümüş küçük bir kız vardı. Ona ailesinin o daha bebekken trafik kazasında öldüğü söylenmişti ama gerçek bu değildi. Asıl olan Sandra’nın ailesinin o küçükken öldürülmesiydi. Oda yetim kaldığı için yetimhanede büyümüştü ve orda gerçekten çok ezilmişti küçükken. Ama aklında sürekli aynı düşünce vardı ve o düşünce onun yetimhanedeki zorluklara karşı ayakta durmasını sağlıyordu. Ailesini öldürenleri bulup bunu yaptıklarına pişman etmek, sonrada mutlu bir hayat sürdürmek. Ama bütün bunlar için önce büyüyüp yetimhaneden çıkacak yaşa gelmesi ya da bir aile tarafından yetimhaneden alınması gerekiyordu. Her hafta cumartesi günleri aileler yetimhaneye gelir ve bir çocuk seçerlerdi. Yetimhaneden kaçmak da çok zor olduğu için ve daha reşit olmasına da çok zaman olduğu için bir aile tarafından seçilmesi gerekiyordu.
Bir sabah Sandra ve onun en yakın arkadaşı Cameron kahvaltıya beraber indiler. Yetimhanenin mutfağında herkes ilk seferlik ne kadar yemek veriliyorsa o kadar yiyebiliyorlardı. Olur, da daha fazla istersen ya da başka birisinin yemeğinden alırsan hemen yetimhanenin müdürünün keyfine nasıl geliyorsa ona göre bir ceza verilirdi. O sabah Sandra ve Cameron bir yandan sohbet edip bir yandan da yemeklerini yediler. Sandra tabağındakilerin hepsini yemiş ama Cameron biraz hasta olduğunu söylemişti Sandra’ya ve kendi yemeğini yemesini istedi.
“Olmaz” dedi Sandra. “Eğer Mrs. Smith görürse ikimizde ceza alırız.
“Bir şey olmaz ya amma da korkaksın. Al çaktırmadan. Anlamazlar.
“E iyi bakalım” dedi Sandra ama daha arkadaşının tabağına elini yeni uzatmışken “Sandra!” diye kulakları çınlatan bir ses yankılandı salonda. Mrs. Smith onu görmüştü. Onlara doğru o kadar hızlı yaklaşmıştı ki Sandra daha ne olduğunu ya da nasıl yalan söyleyeceğini düşünememişti.
Kulağına doğru eğilerek “Neler oluyor burada?” diye sordu Mrs.Smith.
“Hiçbir şey.” diye basitçe yalan söyledi Sandra. Başı aşağıdaydı. Mrs.Smith’in nefesini ensesinde hissediyordu.
Mrs.Smith hiç bir şey demeden ikisini enselerinden yakaladığı gibi odasına götürdü. Onları odaya doğru itti ve kapıyı çarpıp gitti. İki dakika sonra elinde halatlarla geldi. Kızlar gerçekten çok korkmuş görünüyordu. İkisi de büyük bir endişeyle halatlara bakıyordu. Mrs. Smith halatları kızlara uzattı ve soğuk bir edayla “Alın” dedi. Kızlar bu sefer gerçekten ürkmüştü çünkü bunu daha önceden de görmüşlerdi.
“Üstünüzü çıkartın.” dedi Mrs. Smith.
Kızlar odaya girdiklerinden beri hiç ses çıkarmamışlar ve Mrs. Smith’ede bir kez bile karşı çıkmamışlardı. Şimdide öyle yaptılar. Üstlerini çıkardılar ve kıyafetlerini kenara attılar.
“Ne yapacağınızı biliyorsunuz değil mi kızlar?” Kızlar başlarını salladı. “Peki, öyleyse.” dedi Mrs. Smith sırıtarak “Başlayın.”
Sandra ilk kez konuşmuştu. “Kaç kere.”
“Yeterli olduğundan emin olana kadar.”
Önce Cameron sırtını döndü. Sandra en yakın arkadaşına böyle bir şey yaptığı için kendisinden tiksinerek halatı kaldırdı ve arkadaşının sırtına indirdi. Cameron’dan acı dolu bir çığlık yükseldi. Sırtında derin bir iz çıkmıştı. Sandra’ya döndüğünde gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Sıra Sandra’daydı. Sandra sırtını arkadaşına döndü Cameron’da aynı şeyleri hissederek halatı arkadaşının sırtına indirdi. Mrs. Smith ise kenarda oturmuş bütün bunları sanki müthiş derecede komik bir film izlercesine izliyordu. Sıra yine Cameron’daydı. Sandra’nın gözleri yine arkadaşının sırtındaydı. Bir an için Mrs. Smith ile göz göze geldi. Hala sırıtıyordu. Tekrar arkadaşına döndü. Ama bu sefer sanki Cameron’a değil de Mrs. Smith’e vururcasına indirdi halatı arkadaşının sırtına. Bu öyle gitti. Belki ikisi de 30’ar defa vurmuşlardı birbirlerine ve ikisinin de gözlerinde ağlamaktan yaş kalmamıştı. En sonunda Mrs. Smith durdurdu onları.
“Tamam. Bugünlük bu kadar yeter. Yarın akşamüstü yine geliyorsunuz.”
“Ama efendim, yarın seçim vardı.” dedi Cameron umutsuzca. Ama cevabını zaten biliyordu.
“Bugün yaptığınızdan sonra sizi bide seçime sokmamı mı bekliyorsunuz. Defolun.” diye bağırdı. “Gözüm görmesin sizi. Dediğim gibi yarın akşamüstü yine geliyorsunuz. Halatları bırakın.”
Kızlar halatları bıraktılar ve perişan bir halde odadan çıktılar.
*
Bu olay tam 5 gün boyunca böyle ilerledi. Bu arada geçen ki seçimde de bir hareket yoktu. Sakin geçmişti. Kimse de seçilmemişti. Kızlarsa ölsek daha iyi olurdu diye düşünüyorlardı. Çünkü ölümden beter hale gelmişlerdi. Ama bitmişti sonunda. Bütün hafta yine pekte önemli bir şey olmamıştı yetimhanede. Cumartesi günkü seçimin heyecanı dolaşıyordu yine ortalıkta. Cuma günkü kahvaltıdaysa kızlar hiçbir ters hareket yapmamaya çalışıyorlardı. Mrs. Smith’in gözleri yine üzerlerindeydi.
“Yarın mutlaka buradan gitmem lazım.” dedi Sandra. Çok sessizdi. Cameron bile çok zor duymuştu onu. “Artık hem buradan hem de bu kadından bıktım. Bence sende buradan ayrılmaya çalış artık.”
“Yok ya ben rahatım burada. Sen git ben ayrılmayı düşünmüyorum. Zamanı geldiğinde bakarız bir çaresine.” dedi Cameron
“Ya bak iyi düşün rahat bir hayat bu şeytan gibi kadından belki de kilometrelerce uzakta, cennet gibi bir hayat.”
“Yok, kardeşim ben iyiyim burada. Sen git.”
“İyi sen bilirsin ama yinede bir düşün.”
O gün bütün gün ikisi de sessiz kalmıştı. Sandra yarın ki seçimi, Cameron’sa gidip gitmemeyi düşünüyordu.
Sonraki gün yine kahvaltılardı. Her cumartesi olduğu gibi salon yine çok sessizdi. Hiç kimsenin boğazından bir şey geçmiyordu. Sandra ve Cameron yine alçak sesle Cameron’ın katılıp katılmamasını tartışıyorlardı ama Cameron kesin kararlıydı yetimhanede kalmaya.
Kahvaltıdan hemen sonra aileler gelmeye başladı. Sandra büyük salonda yerini almıştı. Gayet hareketli bir seçimdi. Daha şimdiden 2 kişi eşyalarını toplamıştı. Sandra’nın yanına daha kimse gelmemişti. Ama seçimin sonlarına doğru bir çift yaklaşıyordu Sandra’nın yanına. Kadın gayet şık bir mavi bir tuvalet giymişti ve etrafa küçümser bakışlar atıyordu. Adamsa eşinin aksine spor giyinmişti. Bir kot pantolon ve bir t-shirt. Kadın geldi önce Sandra’nın yanına.
“Merhaba,” dedi. “Ben Catherine, yanına oturabilir miyim?”
“Tamam,” dedi Sandra.
“Adın ne senin?” diye sordu Catherine
“Sandra”
“Kaç yaşındasın Sandra?”
“9”
“Oo çok büyükmüşsün,” dedi Catherine gülerek. Sandra beceriksizce sırıttı. “Bizimle yaşamak ister misin?” diye devam etti Catherine. “Kızımız olmak ister misin?”
Sandra’nın cevabı zaten hazırdı. Hiç düşünmeden “Evet,” dedi ve Catherine’ne sarıldı. O da sarıldı ve bir süre öyle kaldılar.
“Artık çantanı hazırlayalım mı?” diye sordu Catherine
“Tamam” diye karşılık verdi Sandra ve birlikte yukarı çıktılar.
Birlikte yukarı çıktılar sürekli soru soruyorlardı birbirlerine. Çok çabuk ısınmışlardı. Çantayı topladılar aşağı indiler. Tam kapının önünde Cameron ile karşılaştılar.
“Bana bir dakika izin verir misin?” dedi Sandra yeni annesine. “Tamam,” diye karşılık gelince hemen arkadaşının yanına gitti Sandra.
“Kardeşim seni hep bekleyeceğim, sen bana burada çok yardım ettin bütün bunların telafisini sana asla veremem ama bunu deneyeceğim. Buradan kurtul nasıl olsa karşılaşırız. Burası küçük yer.” dedi Sandra.
Cameron’sa sadece güldü. “Her şeyin bir zamanı var canım,” dedi ve sarıldı arkadaşına ağlayarak.
“Ağlama,” dedi Sandra. “Beni de üzüyorsun.”
“Tamam. Sen git yoksa seni de ağlatacağım” dedi Cameron gülerek.
Gülerek karşılık verdi Sandra. Bir kez daha sarıldılar ve sonra ayrıldılar. Annesinin yanına döndü Sandra.
“Kim di o?” diye sordu annesi.”
“Kardeşim o benim.” dedi Sandra.
Yetimhanenin dış kapısının önünde Mrs. Smith diğer ailelerle evlat edindikleri çocuklar hakkında konuşuyordu. Catherine ve eşi Adam’da onun yanına gitti. Kısa bir konuşma yaptılar ve ayrıldılar. Bu konuşma süresince Sandra bir kez bile gözünü ayırmamıştı Mrs. Smith’den. Dik dik bakıyordu kadına. Konuşmaları bitince vedalaştılar ve kapıdan tam dışarı çıktılarında Sandra yine izin istedi annesinden ve yetimhane müdürünün yanına gitti.
“Ee Mrs. Smith bakar mısınız?” dedi Sandra. Kadın gözlerini kıza dikti. Ama normalde bu bakışlardan her zaman çok tırsan kız hiçbir şey olmamış gibi eğilmesini istedi. Kadın iyice meraklanmıştı.
“Bana burada kaldığım günlerde yaptıklarının hepsinin hesabını bir gün vereceksin. Buna emin olabilirsin. Hepsini ödeteceğim sana,” dedi Sandra ve kadının yanağına kısa bir öpücük kondurdu. Kadın donup kalmıştı biraz da tırsmış gibi bakıyordu kızın ardından. “Kendinize iyi bakın,” dedi Sandra, “Görüşmek üzere.”
Uzaktan bütün bunları izleyen Cameron arkadaşının yanına geldi ve “Ne oluyor?” diye sordu. Sandra ‘ysa ona ilerde göreceğini söyledi. Bir kez daha sarıldı arkadaşına göz kırptı ve ailesinin yanına döndü.
“Ne konuştunuz?” diye sordu annesi kızına.
Kızıysa önce güldü ama cevabını verdi. “Sadece veda etmek istedim.” dedi. Arkadaşına yine dönüp ona göz kırptı ve arabaya bindiler.