Konu: Yedi arkadaş bir buluşma düzenler.Ancak içlerinden biri buluşmaya gelmez.Sebebini öğrenmeye çalışırlarken korkunç bir haber alırlar.Ve bu olaydan aldıkları korkunç haber dahil,gittikçe tuhaflaşan hayatlarını düzeltmek için zaman ve kaderle oynamaya başlayacaklardır.Ancak işler gittikçe çığrından çıkmaya başlar,artık hayatlarıyla ilgili cevaplandırmaları gereken birçok soru ve düzeltmeleri gereken birçok talihsizlik vardır.
Resim:
Hikayedeki karakterler cafenin yedi üyesinden oluşmaktadır.Hikaye bir Erenüx-Arminas çalışmasıdır...(resim pesimist_RG & Erenüx çalışmasıdır

)
KRONOMETRE Bölüm 1:Tuhaf Şeyler. Havaya güneşli ve bayıcı bir sıcaklık hakim olan cumartesi günü İstanbul sokakları her zamanki hareketliliğini koruyordu. Herkes kendi halinde, kimisi işe geç kaldığı koşturuyor, seyyar satıcılar avaz avaz bağırıyor, birkaç kişi ise köpeğini gezdiriyordu. Sokağa inanılmaz bir kaos hakimdi. Korna seslerinden insanlar kendi sesini duyamayacak hale gelmişti.
Sokağın başında içerisi kırmızıya boyanmış ve aynı renkle –yol üstündeki masaların üstünü kapatmak amacıyla yapılan- tentesi olan kalabalık bir pastane de, Kubilay tek başına oturmuş, birkaç saniye de bir sabırsızca saatine bakıyordu. Yoldan geçen arabaları izliyor, insanlara bakıyordu. Biraz sonra ileride genç bir kız gördü. Birbirlerine gülümsediler. Şevval hızlı adımlarla Kubi’nin masasına doğru ilerledi. Sandalye çekip oturdu ve konuşmaya başladılar.
“Kimse gelmedi mi daha yahu? Ben de geciktim diye hızlı hızlı geldim,” dedi Şevval.
"Hayır" dedi Kubilay gülümseyerek. "Geciktiler, az önce Sevgi’yi aradım, yolda olduğunu söyledi." Hala gülümsüyordu.
“Sen neye gülüyorsun be?” dedi Şevval.
Ama tam o anda arkasından "Merhaba" diye bir ses geldiğinde yerinden zıpladı. Arkasına döndüğün de gözlerini yuvarlayarak, “Sana da merhaba Eren,” dedi.
Eren sırıtarak Kubilay’a dönerek “N’aber kardeşim,” dedi.
“Bildiğin gibi,” demekle yetindi Kubilay.
"Nerede kaldılar? Şimdiye kadar gelmiş olmalılardı,".
“Gelmemişler işte,” dedi Şevval. Biraz sonra Büşra ve Tuğçe geldi. Ve hemen ardından Meryem. Sadece Sevgi kalmıştı.
"Bir daha arayayım mı Sevgi’yi?"diye sordu Kubi. Evet anlamında başlarını salladılar. Kubilay arayıp telefonu kulağına götürdü bir süre bekledi ama telefonun diğer ucundan cevap gelmeyince kapatmak için hareketlendi. Tam o anda telefondan bir ses duydu ve tekrar kulağına götürdü.
"Alo? Sevgi? Abi, nerdesin ya?" diye sordu Kubi. Ama cevap veren Sevgi’nin sesi değil bir adamın sesiydi.
"Bakın, çok üzgünüm ama bir trafik kazası oldu. Yakını mısınız?".
Kubilay şok olmuştu. Olmamıştı. Olmuş olamazdı.
“Evet,” dedi. “Arkadaşıyım ben.”
Diğerleri bir terslik olduğunu anlamıştı ki Eren’in esprilerine gülmeyi bırakıp hepsi Kubilay’a dönmüşlerdi. Kubilay’ın yüzü bembeyazdı.
“Kubilay? Ne oluyor?” dedi Tuğçe.
Kubilay ona sadece baktı. Cevap veremedi.
“Neredesiniz siz?” dedi Kubilay.
“Cerrahpaşa,” dedi adam sadece.
“Tamam,” dedi Kubilay ve telefonu kapattı. Herkes ona bakıyordu.
İlk konuşan Büşra oldu. “Neler olduğunu söyleyecek misin yoksa biz mi zorlayalım seni?”
“Sevgi… Sevgi... Trafik kazası geçirmiş. Bir adam cevap verdi.” Konuşurken ayağa kalkmıştı ve yola dönmüştü. “Gelin bir taksi çevirelim. Konuşuruz.
Hepsi birden kalktılar ve Kubilay’ın peşinden ilerlediler. Kubilay az önce müşterisini indiren bir taksinin yanına koştu ve öne oturdu. Diğerleri de arkaya sıkıştı.
“Cerrahpaşa,” dedi Kubilay sadece ve telefonda duyduklarını arkadaşlarına anlatmaya başladı. Bitirdikten sonraya kimse bir daha bir şey sormadı. Kimse konuşmadı…
Hastane görünmüştü. Araba durmadan önce Kubilay şoföre yirmi lira bıraktı ve taksiden inip hastaneye doğru koşmaya başladılar. Bir görevliden hangi odada olduğunu öğrendiler ve koşuşturarak asansöre doluştular. Asansörün yükselirken Kubilay hiçbir işe yaramayacağını bildiği halde az önce bastığı düğmeye basıyordu sürekli olarak. O sırada Şevval bir an sarsıldı, gözleri karardı, düşmemek için Meryem’e tutunurken bir ses duydu.
"Bundan sonra yürümesi imkansız...”
Ama Şevval bir an sonra kendisine geldi, başını hafifçe iki yana sallayıp Eren’e baktı, "Sen mi söledin şunu?"
Eren kafasını iki yana sallarken cevap verdi,"Neyi?".
"Bir ses duymadın mı?" diye sordu.
"Hayır,"dedi Eren. Şevval kendine gelmek için kafasını iki yana salladı. “Hiç biriniz bir ses duymadınız mı?” dedi asansörde herkese hitap ederek. Hepsi ona korkak bakışlarla bakıyordu ama tam o anda asansör durduğu için o konu unutuldu. Bembeyaz duvarları olan koridora çıktıklarında bir an afalladılar. Ama hemen sonra kendilerine gelip sağa döndüler ve koşmaya başladılar. Sevgi’nin odasını gördüklerin de odadan bir doktor çıkıyordu.
Tuğçe herkesten önce davranıp. “Sevgi nasıl?” diye sordu.
Doktor soran gözlerle önce Tuğçe’ye sonra da diğerlerine baktı. Hepsi de sanki kendisine bir an daha fazla bakmış gibi düşündü.
“Arkadaşlarıyız biz,” dedi Büşra.
Derin bir nefes aldı doktor anladığını belirtircesine ve “Şimdilik iyi sayılır. Hayati tehlikeyi atlattı. Ama yine de burada kalması lazım. Şimdilik daha fazla şey söyleyemem,” dedi ve sırtını dönüp gitti. Hepsi duvarlara dayanmıştı doktor gittikten sonra. Kubilay yere oturmuş, Şevval ve Meryem birbirine sarılmış sandalye de oturuyorlardı. Tuğçe ve Büşra ise karşılıklı sandalyelerde oturmuş başlarını ellerinin arasına almış yeri izliyorlardı. Eren omzunu duvara yaslamış doktorun arkasından bakıyordu. Doktor tam köşeyi dönerken elinden bir şey düştüğünü fark etti Eren. Ama bunu doktor fark etmemişti. Eren hemen oraya doğru hareketlendi. Onun bu hareketini sadece Kubilay fark etmişti o da onun arkasından boş boş bakmaktan başka bir şey yapamadı.
Eren oraya gittiğinde doktorun düşürdüğü şeyin bir röntgen filmi olduğunu gördü. Tam köşede kalmıştı şimdi. Köşeyi dönerken doktorun bir adamla konuştuğunu gördü. Dinlemek için sessizce bekledi. Bir yandan da diğer adamı inceliyordu.
Bu adamın üstünde simsiyah bir takım elbise, simsiyah ayakkabılar vardı. Gözlüklerinden gözleri belli olmuyordu. Böylece nereye baktığını anlamak imkansızdı. Eren sanki ona bakıyormuş gibi hissetti ve bir ürperti geçti. O sırada adam konuştu.
"Durumu nasıl?"
"Bundan sonra yürümesi imkansız."
Eren bir şok daha geçirdi. “Yürümesi imkansız mı?” diye inleyerek tekrar etti. Olduğu yerde çökerek elindeki filme baktı ve bir şaşkınlık daha yaşadı. Film bir röntgen filmiydi ancak üzerinde yazılar vardı. Her kim yazdıysa çok kötü bir yazısı vardı ancak Eren zorlukla da olsa üzerinde ne yazdığını okuyabildi, ""Kitap oku,yok etsin otobüsü,düşürüp kır,görünmeli onun yüzü.."Eren ürkerek röntgen filmini yere bıraktı
"Bu da ne demek şimdi" diye geçirdi içinden. Doktor bir an arkasını dönüp onu gördü. Eren’de ona baktı. Diğer adam gitmişti. Doktor yavaş adımlarla yanına geldi ve röntgeni yerden aldı. Eren endişeyle doktora bakarken doktor konuştu;
"Sevginin saatini kullanman yeterli".
"Ne?" dedi Eren geri çekilerek. Tam o sırada koridorun diğer ucunda Kubi’yle göz göze geldiler. Bir süre birbirlerine baktılar ve Kubi aniden arkasını dönüp merdivenlerden inerek yok oldu. Doktor da arkasını döndü ve uzaklaştı. Eren neler olduğunu anlamamıştı,şaşkınlık ve korku içerisinde orda öylece kalakaldı.Yavaş adımlarla neler olduğunu anlamaya çalışarak arkadaşlarının yanına döndü ve Kubi’nin orda, hala bıraktığı şekilde, oturmakta olduğunu gördü. Korkuyla yutkundu. Tuhaf şeyler oluyordu. Hem de çok tuhaf şeyler...