Hayırlı uğurlu olsun herkese
Dokuzuncu Bölüm: Birkaç Küçük İpucuDamla, sabah uyandığından beri bir telaş içerisindeydi. Önceki gün missmurder’la olan konuşmasını ne Hazal’a ne de Gülce’ye anlatacak vakti olmamıştı. Sınıfta, “Hala umut var.” diye kendi kendine mırıldanıp dururken, sınıf ahalisinin, öğretmen eşliğinde, içeri girmesi üzerine anında arazi olmuş ve Hazal’la Gülce’yi Serdar Hoca’nın gazabına bırakarak, eve gelip yatmıştı, ama artık sabah olduğuna göre onlarla yüzleşmesi ve olanları anlatması lazımdı. Bu da kesin olay çıkacağı anlamına geliyordu, ama en azından düne göre sinirlerinin biraz daha yatışmış olması lazımdı ve bu da Damla’nın gönlünü birazcık da olsa rahatlatan tek şeydi. Ayrıca, on beş dakika içerisinde buluşma yerinde olması gerekiyordu ve bu da ne olursa olsun kaçışı olmadığını gösteriyordu. Ha, bir de hazır olmadığı ve geç kalacağı gerçeğini göz önüne alırsa...daha pek çok şeyden kaçışı yoktu.
“Ay çok özür dilerim.” diyerek içeri daldı Damla. Gülce ve Hazal onun bu sözüne gayet iğneleyici bakışlar atarak ve somurtarak karşılık verdiler, ama seslerini çıkarmadılar. Boş bir kafede en sessiz ve en köşedeki masaya oturmuş, kendilerini çevredeki her şeyden soyutlamışlardı. Zaten, etrafta birkaç müşteri ve barmen dışında kimsecikler yoktu. Arka planda hafif bir müzik çalmaktaydı. Barmen, Damla’ya “Gölge etme başka ihsan istemem. Ayrıca paldır küldür içeriye dalarak sessizliğin içine ettin.” derçesine baktı ve Damla, koşarak geldiğinden dolayı, hala kıpkırmızı olan yüzü ve darmadağın saçıyla, en yakındaki sandalyeyi kendine doğru çekip, Gülce ve Hazal’ın, kim bilir ne kadar önce, gelip oturduğu masanın kenarına ilişti.
“Geç kaldım, pardon, ama harika haberlerim var!” dedi gülümseyerek. Gülce başını, biraz önce eline alıp arkasında kaybolduğu menüden kaldırıp,
“Öt bakalım.” diye karşılık verdi. Damla tekrar gülümsedi ve Hazal’a baktı.
“İyi, anlat bakalım küçük amele Dame.” dedi Hazal yavaşça ve Damla hemen konuya girdi.
“Dün missmurder’la çok kısa da olsa konuşma şansım oldu ve süper bir şey söyledi bana...” Bir an durakladı, Gülce ile Hazal’ın ne tepki vereceğini çok merak ediyordu aslında, ama ikisi de menülerin arkasında kaybolmuşlardı.
“Eee sonra?” dedi Hazal bir anda Damla’nın düşüncelerinden sıyrılmasına yol açarak. Bunun üzerine kız heyecanlı bir sesle konuşmasına devam etti.
“...ve öğrendim ki...HPC’den bizi destekleyenler de var! Yanımızda olan ve siteyi tekrar kurmamıza yardım edecek kişiler var, ama çok daha dikkatli ve temkinli olmalıyız. En ufak bir hatamızda o destekçilerimiz de saniyesinde kaybolur, kaçarlarmış. Çünkü artık hiçbiri dostlarını kaybetmek istemiyormuş. Ayrıca gizli gizli konuşuyorlarmış, sürekli iletişim halinde olmaya çalışıyorlarmış. Ha bir de şey...Fraktal bizi fişlemiş, yaptığımız her şeyden herkesin haberi va...” ama sözünü bitiremedi, çünkü Gülce ağzındaki tüm suyu Fraktal sözcüğünü duyduğu saniyede Damla’nın suratına doğru püskürtmüş, ama Damla son anda masanın altına kaçarak kurtulmuş ve Gülce’de masayı ıslattığıyla kalmıştı.
“Yuh be her tarafı sırılsıklam ettin hayvan! Çöşşş!” diye bağırdı Hazal, elindeki sırılsıklam olmuş menüyü pat diye masanın ortasına atarak. Hazal’ın bağırışı üzerine yerinden sıçrayan barmen, bezi kaptığı gibi yanlarında bitmişti. Damla masanın altından çıktıktan ve barmen siparişleri de alıp masayı tekrar kuru ve onları tekrar yalnız bırakınca Gülce etrafı kaçamak bakışlarla kolaçan edip, hemen söze başladı.
“Fişlemiş mi? Bu çok kötü.” dedi yavaşça. Damla gülümseyerek,
“Evet, ama şimdilik bunun bir önemi yok. Hatta işimize bile yaradı denebilir. missmurder’la tekrar konuşacağız ayrıca. Nasıl bilmiyorum, ama öyle dedi. Dün olanlar bu kadar işte,” dedi ve gülümseyerek sevinçten uçan bir ses tonuyla ekledi. “Hala umut var. Umut var!” diye bitirdi sözlerini. Hazal sırıtarak,
“Eh sayın pesimist, bundan tek bir anlam çıkıyor sanırım ha? Vazgeçmek yok!” dedi. Gülce tebessüm etti ve
“Evet. Sonuna kadar!” diye yanıtladı. Damla ellerini çırptı ve sonra ayağa kalkıp Hazal’la Gülce’ye sarıldı.
“Uyh Jülje’m Samira’m, iyi ki varsınız!” dedi, ama bu sevgi topağı halleri siparişleri getiren barmen tarafından bozuldu. Damla da yeniden yerine geçti. Otururken kendi kendine
“Ya bu kafe mi fazla küçük, yoksa barmen mi garip? Neden her işimize o koşuyor yav?” diye sordu, ama umursamadı. Barmene gelene kadar düşünecek bin tane derdi vardı.
Gülce önündeki yemeğe somurtarak bakıyordu.
“Ne oldu Gülce? Buruşuk Boynuzlu Hır-Gür mü gördün tabağında?” diye sordu Hazal, muzipçe gülümseyerek.
Gülce ile Damla aynı anda, “NE?” diye bağırdılar. Hazal bu defa şeytani bir kahkaha koyverip, “Boş verin.” dedi. Damla takmadı ve yemeğine döndü, ama Hazal’ın bu hareketi Gülce’nin sinirini bozmuştu. Başını yana çevirdi ve onları izleyerek elindeki bardağı parlatan barmenle göz göze geldi. İçinden “Tövbe tövbe, çattık şu barmene de ya! İşi gücü yok bizi kesiyor.” dedi ve dönüp
“Damla, barmen tip tip buraya bakıyor. Kesin seni kesiyor var ya.” dedi. Damla iç çekerek,
“Saçmalama Gülce! Hep aynı şeyi yapıyorsun!” dedi. Gülce Hazal’ı dürtüp,
“Haksız mıyım ama?” diye sordu. Damla Hazal’ın ağzını açmasına izin vermeden, “Aaa yemekler geldi!” diyerek konuyu değiştirdi ve yanlarına gelen meraklı barmene içinden söverek, dışından “Afiyet olsun.” dedi. Tam yemeye başlamışlardı ki Gülce çatalının ucuna tabağındaki patateslerden birini takıp göz ucuna getirerek,
“Niye böyle ayı yavrusu gibi kesiyorlar şunları ya? Hale bak!” diye söylendi Gülce. “Ağzımın bir kapasitesi var sonuçta!” Damla ağzındakini zorlukla yutarak boğulmadan kıkırdadı, ama Hazal duymamıştı ve oldukça tiz bir sesle,
“Hı?” dedi. Damla başından savarcasına,
“Eben Hazal! Ebenden bahsediyoruz.” dedi ve Hazal hafiften bozularak,
“Ebem üçümüzün sayesinde dünya çapında ünlü oldu zaten!” dedi ve Gülce bir an durakladıktan sonra,
“Damla, adama ‘ayı yavrusu’ da dedin ya helal olsun.” Ve bir anda üçü birden tıkandı. Damla bir kez daha lokmasını zorlukla yutarak, kahkahayı bastı, Gülce’de gözlerinden yaşlar gelerek gülmeye başlamıştı, ama Hazalonlar kadar şanslı değildi. Ağzına attığı lokmayı yutmayı hiçbir şekilde başaramamış ve gülmesine de engel olamamıştı. Bu yüzden peçetelikten kaptığı peçeteyi, ağzına bastırıp sessiz kahkahalarla sarsılırken boğulmamaya çalışıyordu. Bir süre sonra ağzındakilerle verdiği savaşı kazanarak, peçeteyi ağzından çekip o da kahkahayı basmıştı.
Kahkaha krizinden ilk çıkan Damla oldu.
“Var ya bizim peşimizde yirmi dört saat kameralar dolaşsa, en popüler konular; HP\HPC ve okul olurdu herhalde. Ahahah reality şov olurduk.” dedi. Gülce, Damla sözünü bitiriri bitirmez,
“Yalnız okul en sonda geliyor, ilk sırada ‘HP/HPC’ var dikkatinizi çekerim.” dedi gülerek ve kaşığını eline aldı. Hazal,
“Hah! Bir de kaşığını sumak yemek için kullanan sen ünlü olurdun.” dedi ve Gülce az önce tepeleme sumakla doldurup ağzına soktuğu kaşıkla öylece kalakaldı. Yuttuktan sonra,
“Bu halimden memnunum ben bir kere. Hem etrafta kırmızı balyajlı ve ve yeşil lensli bir şekilde dolaşan sensin, senin foyan ortaya çıkar bir kere.” diye karşılık verdi. Hazal tam Gülce’ye lafını iade etmek üzere ağzını açmıştı ki Damla ortaya atlayıp,
“Saça başa sataşmayın ya! İşiniz gücünüz yok taktığınız şeylere bakın.” dedi. Hazal,
“Tabi sen sayın, sarı saçlı yeşil gözlü şahsiyet öyle bir sorunun yok.” diye iğneleyici bir ses tonuyla başladı ve “Boyun da dana gibi zaten benim iki katım!” diye bitirdi. Damla,
“Abartma ya.” diye karşılık verdi. Gülce,
“Yalan mı? Benim peşimden kimse koşmuyor ayrıca!” dedi ve Damla ağzı açık ve kocaman kocaman olmuş gözlerle başından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi hissederek Gülce’ye bakakaldı ve sonunda,
“Neeeaaa? Kim? Hadi be, beni kekliyor. Git işine Gülce!” demeyi başardı. Gülce hıhladı ve tabağına geri döndü. Masaya kısa bir sessizlik çöktü, o sırada yan masadakilerin sözleri zaten neredeyse boş olan kafede bariz bir şekilde duyuluyordu.
“Ya şey, eskiden Harry Potter....” Gülce sihirli kelimeyi duyduğu anda arkasına öyle bir döndü ki, yan masadakiler bön bön baktı. Damla ağızlarından çıkacak bir sonraki kelimeyi av peşindeki bir aslan edasıyla bekleyen Gülce’yi dürtüp önüne döndürdü ve,
“Bakıyorum hepimizden ataksın.” dedi. Gülce sırıttı ve,
“Kalkalım birazdan. Gece’yi parka götürmem lazım.” diyerek konuyu değişti.
Birkaç dakika sonra hesabı ödemiş ve kendilerini yakıcı güneşin altına atmışlardı.
“Off çok sıcak!” diye söylendi Hazal. Gülce,
“Sen ne yapacaksın harbi ya bu sıcakta? Eve git en iyisi.” dedi. Hazal,
“Ben de aynen öyle düşünüyordum. Hadi görüşürüz, minik mülüler.” dedi ve hemen ortalıktan kayboldu. Damla,
“Yuh yani satış diye buna derler.” diye söylenerek Gülce’nin yanında yürümeye devam etti. Gülce’nin evine kadar pek de konuşmadan yürüdüler. Sıcak ikisinde de konuşacak hal bırakmamıştı. Apartmanın kapısına geldiklerinde Damla her seferinde olduğu gibi
“Gülce, Gece yine üzerime atlayacak değil mi?” diye sordu. Gülce,
“Ehe evet tabi ki,” dedi ve ekledi. “Bunu sormaktan bıkmayacaksın sanırım.”
Damla gülümsedi ve “Üzerime atlaması o kadar da hoş değil yani, sen alışıksın, ama yani...” dedi. Gülce,
“Tamam ya, ben tutarım.” dedi, ama Gece yine de kapı açıldığı anda Damla’nın üzerine tırmanmayı ihmal etmedi. Gülce onu tutamadı ve köpek, Damla’yı da bırakıp merdivenlerden aşağıya koşmaya başladı. Gülce,
“Gece dur!” diye bağırdı evin kapısını elinde Gece’nin tasmasını ve kemiğini tutarak hızla çarptı ve çoktan Gece’nin peşinden aşağıya koşturmuş olan Damla’nın peşinden aşağıya indi.
“Gece otur!” Damla’nın yılgın çığlığı köpeğin üzerinde bir nebze bile etkili olmadı, yaramaz köpek aynı hızla yola doğru koşmaya devam etti.
“Gece!” bu sefer bağıran Gülce’ydi ve köpek arkasını döndü. Gülce’yi görünce de son hız kızın üzerine doğru koşmaya başladı. Kızın tam önünde zıplayıp hoplamaya başladı. Gülce de, Gece üzerine tırmandığı sırada, el çabukluğuyla tasmayı köpeğin boynuna geçiriverdi ve
“Hadi Jeje parka.” diyerek onu karşıdan karşıya geçirdi. Kulaklıklarını takmakla meşgul olan Damla da onların ardından karşıya geçti.
“Gece hayır! Uzak dur ” dedi Damla, Gülce’ye yetiştiği sırada, çünkü Gece Damla’nın yanında zıplamaya başlamış ve kızın elini yalamıştı. “Öff yalama da ne yaparsan yap yani!” dedi Damla elini pantolonuna silerek.
“Yalayacak tabi. Aferin oğluma.” dedi Gülce ve Gece’nin başını okşadı. Gece Gülce’nin elini ağzına aldı. Damla “Bak, oh yalasın tabi ne güzel. Yenisi çıkar elinin zaten, yesin hatta.” dedi yüzünde tiksinti dolu bir ifadeyle. Gülce elini köpeğin ağzından kurtararak,
“Benim Jeje’m öyle bir şey yapmaz bir kere. Çok usludur o aslında. Tüm kılı sana anlayamadın mı?” dedi. Damla gülümsedi ve,
“Tamam bir şey demedim Jeje’ne.” deyip Gülce’yle konuşurken onu duymak için çıkardığı kulaklığını tekrar taktı. Parkın karşısına geldiklerinde Gülce aradaki boşluktan yararlanarak hızla karşıya geçti ve
“Damla ezilmeden karşıya geç istersen!” diye bağırdı, karşıdan karşıya şarkıyı değiştirmeye çabalayarak geçen Damla’ya.
“Hı? Ne dedin?” diye sordu Damla Gülce’nin yanına geldiğinde. Tam o sırada arabanın biri hızla yanlarından geçti ve ikisinin de saçlarını uçuşturdu.
“Bunu diyordum. Önüne baksana ya!” dedi Gülce son hızla virajı dönen arabayı göstererek. Damla,
“Bir şey olmaz, yani çoğunlukla olmuyor. Ben hep böyleyim. Takma.” diye karşılık verdi Gülce’ye ve Gülce bir süre onun yüzüne ağzı açık bir şekilde boş boş baktı, ama bir kez daha üzerlerine zıplayan Gece sayesinde konu oracıkta kapandı. Gülce onu ileriye doğru itti.
“Tamam neyse, dikkat et yine de. Bir gün öyle bir şey olur ki o araba duramaz. Sonra içime oturur valla.” dedi Damla’ya, ama Damla onu yine duymadı. Engin bir müzik denizinde parka doğru bakarak düşüncelere dalmıştı.
“Damla, ya şu missmurder nasıl bulacak bizi tekrar? Ya bulamazsa? Biz bir şekilde onu bulsak tekrar da, şu işi bir de yanında ben varken enine boyuna konuşsak? İçime sinmiyor valla.” Dedi Gülce parka vardıklarında. Damla’nın hala çevrimdışı olmadığını umarak, ama öyleydi. Kızı dirsekleyerek
“Sana diyorum çıkar şunu kulağından!” dedi Gülce. Damla kulaklığın tekini çıkarıp eline alarak,
“Ne var ya? Tam dalıyorum, ya sen dürtüyorsun ya da Gece.” dedi. Gülce,
“Koyun can derdinde kasap et derdinde, hale bak ya! Yok bir şey, tamam, sen müziğine dön.” dedi sinirli bir şekilde. Damla omuz silkti ve kulaklığını tekrar taktı. Gece’nin tasmasını çıkarıp parktaki herkesi köpeğin insafına bıraktıktan sonra yokuştan yukarı doğru yürümeye başladı iki kız.
“Damla ben herhalde Lost izliyor olsaydım şu an Josh’un resimlerinde eriyor olurdum. Şimdi böyleysem izlediğim halimi düşünemiyorum. Ha ne dersin?” diye sordu, ama Damla’nın başıyla tempo tutarak ve onu dinlemeyerek yürüdüğünün farkında değildi. Bunu fark edince de Damla’yı hafifçe dürttü, Damla önündeki önce ne olduğunu anlayamayarak sıçradı sonra da önündeki taşlara takılarak parkın döne döne etrafından yukarı çıktığı yokuş, uçurum arası yükseltinin kenarına doğru tökezledi. Gülce onu tutmak üzere öne atıldı ve kızı bluzünden yakaladı. Damla kulaklığını çıkarmadan ve yüksek sesle konuştuğunun bile farkında olmadan,
“Sağol Jülje! Düşüyordum valla. Ahahaha tüm kış esprisini yaptıktan sonra şimdi düşsem çok komik olurdu.” dedi ve Damla’nın kolunu yakalamış onu yokuşun kenarından geri çekmeye çalışan Gülce de Damla da bir an donakaldılar. Bu kış mı? Bu kışı mı kastetmişti? Nasıl yani yoksa hafızası geri mi geliyordu?
“Bu kışı mı kastettin?” diye sordu Gülce zorlukla ve sonra yutkunup sesine tekrar kavuşarak, “Yoksa hatırladın mı?” diye sordu.
Damla kulaklığın birini eline alıp, “Sa-sanırım.” dedi ama Gülce’nin ifadesine kocaman bir gülücük eklenemeden sözüne devam etti, “Ama ne hatırladığımın farkında değilim. Sadece kışın seninle Gece’yi buraya getirdiğimizi ve benim ”Ahaha düşerim ben buradan ya!” şeklinde dalga geçtiğimi, sonra kayıp yine düşmenin eşiğine geldiğimi hatırladım ve-ve sanki bunları hiç unutmamışım gibi...öylesine çıkıverdi sözcükler ağzımdan.”
Gülce kaşlarını çatmıştı Damla’yı çekip onu yol kenarındaki bir banka oturttu.
“Nasıl yani bu ne halt ettiğimizi bir anda hatırlayacağımız anlamına mı geliyor?” diye mırıldandı. Damla,
“Bilmiyorum...” diye karşılık verdi Gülce’ye, ama Gülce,
“Sana sormamıştım zaten.” diyerek tersledi onu “Sesli düşünüyorum bölme.” Damla, Gülce’nin bu haline alışıktı. Kulaklığını taktı ve tekrar
-Ya bana laf sokmasan olmayacak! –Gülce laf falan sokmuyorum ki sana!
–Külâhıma anlat. –Ona da anlatırım tamam, ama şuna cevap ver sen önce. Telefonda konuşurken “Öff bi’ sus ya!” diyen sen değil misin? –
Bi’ sus ya! –

uzaklara daldı. Bir süre sonra Gülce ayağa kalktı ve Damla da onu takip etti. Gece, arkadaşlarını bulmuş parkın içerisinde koşuşturup duruyor, yanlarından geçtikleri insanlar çığlık atıyorlardı. Gülce bu manzara karşısında sadece gülümsedi. Damla ise köpeğin önünden koşturanlara endişeli ve biraz da acıyarak bakıyordu. Gece tarafından kovalanmak... Kabus gibiydi.
-Jeje’me laf yok! – Tamam Gece’ye bir şey demedim zaten.
– Diyemezsin de
Damla sen köpeklerden korkuyorsun. –Hayır bir kere. Ben sadece üstüme doğru son sürat gelen ve neredeyse benim kadar olan köpeklerden korkuyorum.
– Bunu bir itiraf sayabilirim galiba. – Nasıl istersen öyle yap, ama ben köpeklerden korkmuyorum. Yine de küçük olanları tercihimdir. Hani yavru kedi kadar oluyorlar ya böyle, yere yakın falan. Hah tam benlik.
– Biz onlara köpek demiyoruz, ama hadi neyse. Kabul edeyim bari. –Tamam tamam bir şey demedim, bu konuşma olmadı. Uygun mudur?
–Senin balığın adı neydi? – Gülce konuyu çarpıtma!
– Ya hayır kocaman akvaryumda tek başına yüzen bir şey olarak hatırlıyorum da ben onu. -

Bettalar başka balıklarla yaşayamazlar. Adı Chili. Konuya dönsek.
– Hay hay, ödlek Damla! –Gülce sana tek kaşımı korkutucu bir şekilde kaldırıyorum, ama göremiyorsun! Yeter bu kadar reklam bir daha gıkını çıkarırsan vallla bırakırım bu bölümü burada!
–Gık!Edit dönüşü Gülce, Damla’nın tek kelime daha yazmadığını görür...Ama arkada olanlar çok farklıdır.
Dame:Daha sonra koyacağım bölümü Gülce editte yorum yazıp duruyor. Arkadaşın motoru soğusun devam edeceğim.
X: Damla o bölümü hemen forumda istiyorum.
Dame:Tamam, ama X olmuyor böyle yazara ve ilhama karışmak oluyor bu.
X: Hemen gidip bölümü yaz geleceğim ben.
Dame:Nereye ya...ama...ama...

X şu anda çevrim dışı.
Not: Bölümün sayfa sayısını az tutmak için yapılmıştır. Bölüm hazır, kalanını yarım saate koyarım
