İnternetsiz kaldığım, HPC HPC diye herkesi delirttiğim ve artık dayanamaz bir duruma geldiğim anlardan birinde kendimi böyle bir hikaye yazarken buldum. Umarım beğenirsiniz.
UYARI: Bazı gerçekleri çarpıtıyorum yoksa çok uzayacak ve sonunu asla bağlayamayacağım. Örneğin sekiz yaşımdan beri HP okuruyum ama burada sekizinci sınıfın yazında okumuş gibi yazdım. Neyse herkese iyi okumalar, iyi eğlenceler.Ulaşım Kolaylığı 
İkinci Bölüm: Define Avı
Üçüncü Bölüm: Geçmişten Gelen Sırlar
Dördüncü Bölüm: Hadi be!
Beşinci Bölüm: Fraktal'da (Asklepios) İşler Değişir
Altıncı Bölüm: Teker teker gelin be!
Yedinci Bölüm: Neden bu kadar karışık?
Sekizinci Bölüm: Hala Umut Var! Tık! & Tıkır!
Dokuzuncu Bölüm: Birkaç Küçük İpucu Pıt! & Çıt!“Her şey kafem için!!!”
Bölüm Bir: Bunlar ne anlama geliyor ki?Uzun bir çığlık, doğrudan üzerlerine gelen bir araba. “Stupefy!” Damla yine sıçrayarak uyandı. Aynı kabus, yine aynı kabus. “Kahretsin” dedi ve titreyerek doğruldu. Saat sabahın beşiydi. Ter içinde kalmıştı, yüzü ve kıyafetleri sırılsıklamdı, ama elleri buz gibiydi. “ Galiba yine yumruklarımı sıkmışım uyurken.” Avuçlarına baktı. Evet yine tırnak izleri vardı. Yataktan çıktı ve annesinin uyanık olup olmadığı anlamak için durup sessizce dinledi. Anlaşılan hala uyuyordu annesi. “Tabi uyusun, her gece yarım yamalak uyumasına neden olan kabuslar görmüyor ki o.” Cama yaklaştı. Gün ağarmaya başlamıştı. Yine o yazı gözüne çarptı.

“Ne anlama geliyor şimdi bu?” diye düşündü. “Her yerde ne demek. Ben HPC ile ilgili hiçbir şey göremiyorum etrafta. Daha da önemlisi HPC ne?” Üstüne hırkasını giydi ve bağdaş kurup yine her zamanki gibi bilgisayarın karşısına oturdu. Bilgisayarı annesinden gizli açıyordu, hatırlayamadığı nedenlerden dolayı kullanması yasaktı, ama uzak kalamıyordu işte. İnterneti olmasa bile bilgisayarda her zaman yapacak bir şeyler buluyordu. Bu sefer sık kullanılanlar listesini açtı. Bir ipucu bulmak amacıyla site adlarına bakmaya başladı. Hiçbirine bir anlam veremese de sanki geçmişini arıyordu o adlarda.
“Ya neden bu kadar çok Harry Potter’la ilgili site var ki burada? Ne bunlar ya?” dedi kendi kendine. Kendi kendine konuşmak onun için normal bir şeydi. Dışarıdayken sessizce içinden yaptığı bu eylemi yalnız olduğunda daha özgür ve yüksek sesle yapabiliyordu. Fakat bu sefer cevabı tek başına asla bulamayacağını ve kimsenin de ona gerçeği söylemeyeceğini biliyordu. İç çekerek “Üff. Harry Potter da kimse bir zamanlar baya hayranıymışım galiba.” dedi. “Ne acaba bu ya? Kim bu adam? Müzisyen mi? Oyuncu mu? Kahretsin hatırlamıyorum işte. Of, off, offff!”
Sorularına yanıt bulamamaktan bıkmıştı artık. Her şey ona boş görünüyordu. Arkadaşları ona geçmiş olsun demek için ziyarete gelmişti, ama o hiçbirini çıkaramamıştı. Emir, Barış, Hazal, Ilgın, ve daha pek çoğu ona hiçbir şey ifade etmiyordu. Hepsinin yüzüne boş boş bakmıştı, çünkü bir ay önce geçirdiği trafik kazasından beri çoğu şeyi hatırlamıyordu. Hayatına bu şekilde devam etmek onun çok zoruna gidiyordu, kazadan önceki hayatı hakkında en son hatırladığı şey sekizinci sınıfın yaz tatilinin başlarıydı, ama bu çok uzak bir zamandı, o artık dokuzuncu sınıf öğrencisiydi ve ikinci döneme girmişlerdi. Ah bu belirsizlik ve bilinmezlik onu deli ediyordu. Ailesi de ona bir şey anlatmıyordu. Hatta neredeyse geçmişiyle ilgili hiçbir şey öğrenemesin diye ellerinden geleni ardlarına koymuyorlardı. O hastaneden çıkmadan bilgisayarındaki tüm özel dosyaları silinmiş, internet bağlantısı kesilmiş, günlükleri ortadan kaybolmuştu. Yani günlük tutup tutmadığını tam hatırlamasa da geçen sene tuttuğuna emindi...Yoksa değil miydi? “Off” dedi tekrar. Düşünceler yığılmıştı yine zihnine, ardı ardına, onları aklından uzaklaştırıp Harry Potter’a yoğunlaştı.
Ailesine Harry Potter’ın ne olduğunu sormayı denese büyük ihtimalle önce ona nerede gördüğünü soracaklardı, sonra da oradan yok edeceklerdi. Nedense özellikle annesi onun geçmişle ilgili pek çok şeyi hatırlamamasını istiyordu. Damla da bulduğu şeyleri ona göstermekten ve hatırlayamadıklarını sormaktan bir süre önce vazgeçmişti. Ama bulduklarının ne olduğunu anlayamamak onu deli ediyordu çünkü her gün birbirinden garip şeyler açığa çıkıyordu. Önce odasının her yanında parşömen benzeri kağıtlar bulmuştu, üzerlerindekileri okuyamamış ve hepsini çöpe atmıştı. Ardından camındaki bu yazıyı fark etmişti ve artık görünmeyen, ama bir zamanlar aynı şekilde gazlı kalemle yazılmış birkaç cümle daha olduğunu varsayıyordu, çünkü izleri kalmıştı, ama ne yazık ki okunamıyorlardı. Zaten işlerin içinden çıkamadığı için her gün biraz daha delirirken ve yazıların sırrını çözmeye çalışırken önceki gün yatağının altında plastik bir çubuk bulmuştu. Bunun üzerine dayanamamış her şeyi zamana bırakmaya karar vermiş ve hepsini kaldırmıştı. Daha doğrusu sonra tekrar bakabilsin ve annesi fark etmesin diye saklamıştı onları.
“Off nefret ediyorum bundan, keşke hatırlasam. Nasıl oldu, neden oldu ki bu kaza? En azından hala yaşıyorum ve doktor yakında hatırlayacağımı söylüyor, ama ne kadar yakında?” Bu dedikleri içini hiç de rahatlatmamıştı. Gidip şu Harry Potter denen şeyin ne olduğunu öğrenmek istiyordu, ama ne soracak kimsesi vardı ne de araştırma yapabileceği bir kaynak. Odasında yontma taş devrinden kalma Ana Britannica’lar ve Meydan Larousse’ler dışında bilgi edinebileceği hiçbir şey yoktu. Kütüphanesindeki tüm romanlar yok olmuştu. İnternet kafeye gitmek istiyordu aslında, ama ailesi tek başına hiçbir yere gitmesine izin vermiyordu. Markete bile gitmesi yasaktı. Aslında istese her yere giderdi ama korkuyordu, daha doğrusu korkutulmuştu, çünkü dışarı çıkmaması için bahane olarak sağlığını gösteriyorlardı. O da buna inanmıştı, hatırladıklarını da unutmak istemiyordu, ama Damla yine de kendini mahkum hayatı yaşıyor gibi hissediyordu. Sabah akşam durduğu bu odadan bunalmıştı artık. Dışarı çıkmak istiyordu bir şekilde evden kurtulmak, ailesinden uzak kalmak ve mümkünse arkadaşlarının arasına geri dönmek istiyordu, en azından hala hatırladıklarının yanına, ama bunların hiçbiri hafızası yerine gelmeden mümkün değildi.
“Başımı bir yere vursam hatırlar mıyım acaba?” dedi. “Hani Türk Filmi misali. Ya da bir şok falan. Off saçmalamaya başladım yine. Şu aleti kapayıp yatayım tekrar en iyisi.” Fakat sonra içine bir kurt düştü. “Kütüphanem boş.” Dedi sırıtarak. “Ama onca kitabı atmış olamazlar değil mi? Annem hayatta kıyamaz onlara, hep dediği gibi onca para saçtı değil mi?” Aniden şeytani bir gülümseme yüzünü kapladı. “O zaman tek yapmam gereken gidip onları bulmak.” Damla tekrar yatağına girdi. Perdesi açık kalmıştı ve yazıyı yattığı yerden rahatlıkla görebiliyordu. “HPC” dedi kısık bir sesle. “Bu sırrı çözmediğim sürece bana rahat yok. Er ya da geç gerçekleri ortaya çıkaracağım. Ne her şeyi örtbas etmek isteyen annem ne de bir başkası bana engel olamayacak. Yarından itibaren işe koyuluyorum. HPC’nin hayatımı nasıl etkilediğini öğrenmem lazım, hatırlayamadığım süre boyunca çok büyük bir anlam taşımış olmalı benim için...” bir an durakladı ama sonra sırıtarak ekledi. “Öyle ki asetat kalemiyle camıma yazmışım ve çıkaramamışlar. Diğer yazıları gazlı kalemle yazmış olmalıyım.” Sonra içinden ekledi. “Detaylara takılmak kötü bir şey değil anneciğim, hatta belki de senin en büyük zaaflarından biri ve iyi ki de öyle.” Sırıtarak yorganı başına çekti ve gözlerini kapadı.