Ege'den Esen Tatlı RüzgarKüçüktüm... Ege'nin küçük, şirin bir ilçesinde şimdi hatırladığımda yüzümde tebessüm oluşturan hoş bir yaz gecesinin tadını çıkarıyordum. Sahilde plastik sandalye ile masalar ve akşam sefalarıyla dolu bir kafede annemin kucağında anlam veremediğim yetişkin sohbetlerinden sıkılmış, kocaman açtığım gözlerimle etrafımda beni eğlendirecek bir şeyler aramaya başlamıştım.
İndim annemin kucağından... Öylesine dalmıştı ki sohbete, farketmedi bile. Aradığım şeyi gördüm biraz ileride. Etrafında bir sürü çocukla bir baloncu yaklaşıyordu bana doğru. Elinde o hep istediğim "ışıklı yoyo"lardan vardı. Hızlı adımlarla ilerlemeye başladım baloncuya doğru. Küçük elimi şortumun cebine soktum, ama bulamadım aradığım şeyi. Çünkü o sabah dedemin "biriktir" diye verdiği para daha öğlen olmadan çikolata ve bilimum abur cubur olarak mideme girmişti. Olduğum yerde durdum. Sol tarafımda deniz, önümde baloncu duruyordu. Tatlı serinliğyle yüzümü okşayan rüzgar beni kendine çağırdı. Ben de denize doğru ilerlemeye başladım. Küçük olmanın, henüz bazı şeyleri algılayamamanın verdiği bir gözü karalılıkla çıktım dalga kıranların üzerine. en uçtaki kayaya gittim. denize eğildim. Gecenin kararttığı suyun üzerine yansıyan ay ışığı o kadar güzeldi ki... Kendimi yansımaların büyüsüne kaptırıp denizin serin sularına bıraktım. unuttuğum birşey vardı: ben yüzme bilmiyordum ki...
Bir el beni hızla suyun dışına çekti. Babamın eliydi o. Bir güzel payladı beni. Korkmuştum, kalbim deli gibi çarpıyordu. Çok sevdiğim Şebnem Ferah'ın dediği gibi "kendimi bir kez daha atmıştım dans pistine" İyi ve kötünün dans ettiği bu pistte kendime yer bulmak zorundaydım, hala öyle, ama artık bir fark var, artık ben yüzme biliyorum...
buROCK