Nefret Dolu Kusmuk
Kapı açılır dört kızın kaldığı odada. İçeri kız girer. Lavabolardan birine gidip yüzünü yıkar, sonra formasını çıkarıp dolabın kendine ayrılan kısmına asar, üzerine siyah bir tişört giyip, altına bir şort çeker. Odaya girdiğinde yatağının üstüne fırlattığı çantayı, ranzaya tırmanıp alır. İçini açar, gerekli gereksiz şeyleri çıkarır, ertesi gün için hazırlığını yapar. Bu sırada içeri oda arkadaşlarından ikisi girer...
Oda arkadaşlarından biri: Naber?
Kız: İyi. Siz de ne var ne yok?
Bir şey olmadığı kızların yüz ifadesinden anlaşılır... Onlar da sakin sakin kızın yaptıklarını yaparken, kızın telefonu çalmaya başlar.
Kız: Tanımıyorum bunu. Hangi telefon sapığı kim bilir.
Diğerleri tepki vermez, bu sırada son oda arkadaşı da içeri girer... Bir selamlaşma olur, bu arada kız telefonu açar.
Kız: (tedirgin olduğunu belli etmeden) Efendim?
Telefondaki: "..." benim kızım, "..." halan.
Kız: (şaşırır) Hala? ... nasılsın?
Halası: İyiyim kızım.
Kısa bir sessizlik olur.
Kız: Sormadın ama, ben iyiyim hala. Bir şey mi oldu? Eniştenin falan bir şeyi mi var? Olay nedir?
Halası: Yok yavrum, merak etme. İyiyiz, Allah'a çok şükür... Zaten bir şey olsaydı öyle kötü, üzülme diye aramazdık evladım. Ben anneni aramıştım da bulamadım yavrum. Biz geldik de Türkiye'ye...
Kız: (sahte bir şekilde şaşırmış gibi yapar) Aaa, öyle mi? Anneme ulaşamadınız demek. (içinden, yaa tabi yerim ben bunları pis yalancı domuz der.) Onun bugün dersleri vardı, mimarlar odasına gidip derslere giriyor ya... Bugün girecekti bir iki saat derse.... Siz de hoşgeldiniz...
Halası: Annen burada mı? (sahte bir merak etmişlikle sorar)
Kız: Burda tabi hala. (soru mu bu, gibi sorar bu soruyu.)
Halası: Hı... kaç gibi çıkar ki, bize de bir uğrasın yani, gelinimiz sonuçta... Sen gel yavrum, yetimimizsin sen bizim...
Kız: (sabırla) Annemin gelebileceğini sanmıyorum hala, derslerden çıktığında yorgun oluyor, benimle bile görüşemeden eve gidiyor doğruca... Ben de şimdi okuldayım, dediğin şey saçma değil mi? Nasıl çıkabilirim sence? Ha bir de yani, benim oraya gelmem en az bir saat.
Halası: Olsun kızım, bir dolmuşa binip gelemez misin?
Kız: (zoraki) Halacığım, nasıl geliyim ben buradan sizin eve kadar. En az bir saat yol, hem de dolmuşta. Sonra geri bir de buraya dönmesi var değil mi ama?
Halası: Neyse artık... napalım, gelip görmek istemiyorsan seni zorlayamayız.
Kız: pff...
Yine kısa bir sessizlik...
Halası: Eee yavrum, okul nasıl? Dersler falan, becerebiliyor musun? Yatılı kalmak zor değil mi? Şimdi baban da yok tabi, iki kat zor geliyordur.
Dayanamaz hale gelir. Oda arkadaşları konuşmayı dinliyorlardır, kızın sinirlenmesi pek sık rastlanan bir olay olmadığı için merakla izlerler.
Kız: Bana hiçbir şey zor gelmiyor, sen hiç boşuna kafanı kurcalama. Bırak da zor mu değil mi ben karar vereyim! (bunu oldukça sert söyler.)
Halası: (hiddetlenir) Ne biçim bir konuşma bu böyle... Annen dolduruyor seni di mi?!
Kız: (artık dayanamaz, sinirden kızarmaya başlamıştır.) Annemi ne diye karıştırıyosun sen şimdi kadın? Ne halt yemeye annemin beni sana ya da herhangi birine karşı doldurduğunu söylüyosun? Nerden buluyosun bu cesareti? Ne yani, benim beynim yok mu? Ben kukla mıyım? Annem beni sana karşı dolduracak da, ben de sana çemkiricem öyle mi? Ha tabi, gerçekte ben sanki senin yarım yamalak hayallerle kurmayı bile beceremediğin hayal dünyandaki aptal çocuğum? Öyle mi? (bunları oldukça yavaş, üstüne basa basa söyler.)
Halası: Terbiyesiz! Annen hiç terbiye verememiş sana... Babanın da vermesini engellemiş besbelli. Biz seni yeğenimiz diyip sevelim, hediyeler verelim, bayramlarda harçlığını esirgemeyelim, senin bizle konuşma tarzına bak. Şımarık! Terbiyesiz!
Kız: Oooof kes be, yeter artık! Bıktım senden kadın, bıktım. Ne bok sanıyosun sen kendini be? Babam öldüğünde ya da ölmeden önce sanki "ay yeğenimiz, canımız ciğerimiz" diyip her daim arayıp sormuşsunuz gibi, adam yerine koymuşsunuz gibi şimdi kalkmış bana "yeğenimiz, yeğenimiz" masalları okuma kadın, yemem tamam mı, yemem! Senin bu konuda tek bir söz söyleme hakkın bile yok! Babam ölmeden önce, aldığın o tüm hediyeler verdiğin tüm paralar sırf beni kendi tarafına çekmek içindi di mi? Anlamayacak kadar salak mıyım sanıyosun? Babam ölünce de, cenaze sonrası bir kere bile "nasılsın" diye sormadın, o gün hizmetinizi bile ben yaptım gerizekalı! Eve gelene gidene, o sıcakta, yok su servisiydi yok ayran ikram etmeydi, bunları yapan bendim. Sen ve "..." halam birer köşede oturdunuz, sadece kuru bir teşekkürdü yaptığımın karşılığı değil mi? O da içten bile değil. Sanki komşu çocuğuymuşum gibi, ölen benim babam değilmiş gibi davranmadınız mı hepiniz lan?
Sinirinden devam edemez. Arkadaşları şok olmuş durumda sadece izlemektedirler. Kız derin nefesler alır...
Halası: Kızım! ...
Sözünü keser halasının.
Kız: "Kızım" diyip durma bana, düzenbazın tekisin. Kendini kurnaz sanıyosun ama kurnaz olmaya yetecek kadar aklın yok senin karı.
Halası: Kız...
Kız: (yine sözünü keser.) Sus! Sus kadın, sus! Bugün dinleyici rolünde olan sensin. Bu konuşmada bu kez ben konuşucağım, sen de dinleyeceksin. Dediklerimin hepsi beynine kazınsa iyi olur kadın... Dediklerimi aklında tutsan iyi olur. Şimdi tek bir kelime daha söyleme, sus ve dinle! İnsansan dinle! Az da olsa seviyosan dinle. Sevmiyosan da kardeşinin hatırına, onun kızı olduğum için dinle! Bir kereliğine de olsa bir adam yerine koy beni!
Soluk alır, arkadaşları merak içinde beklerler... Halası gıkını çıkaramaz... Kız bir iki derin nefes alır.
Kız: Sen bana halalık yaptın mı? Yapmadın kadın... Küçükken tamam öyle hediyeler falan getiriyodun, teşekkür ederim ama artık o hediyelerle kandırabileceğin küçük kız değilim ben. Bunu kabul et önce bir. Sonra ne adiymişsin sen ya, bir de anneme diyordun "öküz öldü ortaklık bitti olmuycak kızım..." Kendi kardeşini öküze benzetebilecek kadar manda zekalı mısın? Annemin hakkını yedin sen, düşman belledin onu kendine. Yalan mı? İtiraf etsene. Ne suçu vardı onun? Kıskandın mı yoksa? Babamın son günlerinde hep, "eşimi ve çocuklarımı kaybedeceğim için üzülüyorum" demesi mi bozdu seni? "Ablamı kaybedeceğim için üzülüyorum" demediği için mi düşman oldun bize? Hadi annemi sevmek zorunda değilsin ama ben yeğeninin senin değil mi? En azından adam gibi davransaydın. Ne kadar sığ ve aciz bir insan olduğunu göstermeseydin keşke... En çok da neye kızgınım biliyor musun? Ben o gün farketmedim, çünkü meşguldüm, ona servis yap buna servis yap, arada git anneyi teselli et... Dik dur, baban gurur duysun... Sen benim yüzüme bile bakmadın o gün. Nasılsın demeyi geçtim, yüzüme bile bakmadın. Hani ben senin yeğenindim... "Ay ah kardeşim öldü kardeşim öldü..." her şey senin etrafında mı dönüyor? Bu mudur yani? Lan dangalak karı, o senin kardeşinse benim de babam. Ben ondan oldum, benim dünyaya gelmeme neden olan o! Babam lan, gerzek, babam!
Gözleri dolar.
Kız: (nefes alır bir süre, kendini toparlar.) Annemle ne alıp veremediğin var senin? Söylesene bir?
Bekler bir süre, cevap gelmez.
Kız: Cevap vermeye yüzün yok değil mi? Kendini çok akıllı sanıyodun, senin oyunlarını yutuyoduk sanki biz di mi?
Yine cevap gelmez.
Kız: Babam sizin yüzünüzden öldü, çocukken hakkını yediniz onun. On üç - on dört yaşında bir çocuğun başka bir şehirde işçi diye ne işi var? Söylesene bana? Ona iyi bakamadınız çocukken, iyi davranmadınız hiç. Ama o her zaman size evini açtı, yedirdi içirdi gezdirdi... Bana ve abime karşı bir kere bile kötülemedi sizi. Ama siz onun hakkını yediniz. Sizin yüzünüzden başladı küçük yaşta sigaraya içkiye. Siz sebep oldunuz. Öyle genç yaşta başlamasa belki kanser olmazdı, ölmezdi belki. Sizin yüzünüzden azarladım belki de onu hep... O hep bahsettiği "tek bir sigara"ya siz sebep oldunuz... Bana dedi; "Tek bir sigara başıma neler açtı" ben de dedim; "senin suçun. Başlamasaydın, kabul etmeseydin." ağlayacak gibiydi, "ama ben çok küçüktüm" dedi. Küçükken ona iyi davranmadınız, iyi bakamadınız... Sizin yüzünüzden kabul etti o tek sigarayı... Sizin yüzünüzden evde olan son konuşmamızda onu böyle azarladım!
Ağlamaya başlar.
Kız: Son yirmi gününde baktınız noldu, telafi mi ettiniz yaptığınız bilmem kaç yıllık hatayı? Etmeye yetmedi ama di mi? Öldü yine de. Öldü!
Sessizlik olur... Arkadaşlarından biri kalkar ve odadan çıkar hemen. Ayak seslerinden koştuğu anlaşılır. Halası cevap veremez. Ağlamayı keser.
Kız: Annemle ne alıp veremediğin var söyle, yüzün varsa? Annem ona ne kötülük yaptı da düşman seçtin onu kendine söyle? Beni o doğurdu diye beni de düşman bildin, doğru mu onu da söyle... Annemin sana hâlâ borcu var diye mi böyle yapıyosun, amcamlar annemden taraf oldu diye mi düşmanın oldu? Annem senin yardımına muhtaç kalmadı kendi kendini toparlamayı becerdi diye mi böyle yapıyosun? Planlarına uymadı diye mi? Cevabını biliyorum, hepsi evet, evet, evet. Sen bizi aptal yerine koymasaydın, şimdi on beş yaşında bir kızdan bu lafları yemezdin aptal kadın. Saygısız olduğumu düşünüyosun biliyorum. "Hakkımı sana helal etmeyeceğim!" de diyeceksin. Biliyor musun, artık hiç s*kimde değilsiniz. Alayınız gelin, hepinize verecek bi cevabım var nasıl olsa. Alayınız gelin. Alın cevabınızı oturun.
Siniri bozulur, gülmeye başlar...
Kız: Artık senin yeğenin değilim. Bundan sonra seninle benim bir ilişkimiz olamaz. Beni adam yerine koyacaktın, koymadın kadın. Kendi hatan. Kaybettin artık. ve bundan sonra bir kez bile olsa, tek bir kez, iyi ya da kötü umrumda değil benim hakkımda kim olursa olsun tek bir kelime dahi söylemeyeceksin. Söylediğin an geber! Eğer sandığım kadar temiz biriysem bu bedduam tutar kadın, kork benden! Tek bir kelime dahi söylemeyeceksin, kimseye, benim hakkımda, benim ailem hakkında konuşamazsın sen, hakkın yok. Kaybettin haklarını, yükümsüzdür elinde olduğunu sandığın haklar. Bitti artık, bitti. ... Aaaa dur sen şimdi annemin sana olan borcunu istersin, paranı bankadan zamanı geldiğinde yollarız, altınlarını da ben kendi ellerimle sana teslim ederim, kafanı yorma sen. Şimdi kapatıyorum, bir daha beni sakın arama, annemi de bir şekilde rahatsız ettiğini duymak istemiyorum. Hoşça kalma, hoşça kalmayı haketmiyosun.
Halamla aramda böyle bir konuşma geçmedi, ama gerçekleşmesini istediğim bir konuşma.
İlk fırsatımda, beni dellendirirse burada yazdıklarımı aynen yüzüne dahi olsa söylerim.
Daha güzel bir isim bulamadım, yani bu bana pek güzel gelmedi. Ama "Halaya Kin"den daha iyidir.
Yarın 1 Eylül, bir sene doluyor. Ama hala dünmüş gibi. Belki bir şeyler gelir yarın, yazabilirsem yazarım. Önemli bir gün yarın, 1 Eylül, Ramazanın ilk günü ... garip bir gün olacak sanırım, güzel mi olur bilemiyorum. Hiçbir şey hissedemiyorum, sadece içimden biraz ağlamak geliyor o kadar.