Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Ekim 14, 2008, 13:05:04  
   
 
 
   
 
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: The Doors  (Okunma Sayısı 300 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Paul McCartney
Bedshaped
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2837



Üyelik Bilgileri
« : Eylül 03, 2006, 13:49:15 »

konu açıldımı bilmiyorum aradım ama bulmdım..o yüzden ben açıyorum .işte sizlere doors hakkında bi kaç bilgi...
 
1965`de başlayan ve 1971`de Jim Morrison`ın ölümüyle sona eren asıl süreçte etkileyici ve şiirsel şarkı sözleri, iyi düzenlenmiş müziğiyle öne çıkmış, bir kuşağın en önemli gruplarından biri olarak kabul edilir. Vokalist ve aynı zamanda şarkı sözlerinin de yazarı Jim Morrison`ın seksi görünümü, cazibesi ve sahne performansı da akla gelen ilk konulardan biridir.

"Break on Through (to the Other Side),", "L.A. Woman," "The End," "The Crystal Ship", "Light My Fire" genelde en iyi bilinen ve birer klasik haline gelmiş parçalarıdır. Özellikle yaklaşık 12 dakikalık "The End" grubun en sarsıcı parçalarından biri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca "Light My Fire" için grubun güzel fakat üstüne en yapışmış parçasıdır demek de yanlış olmaz.


"Bir sabah kalktım/ Kendime bir bira açtım./ Gelecek belirsiz /ve son herzamankinden yakın..." Roadhouse Blues'da geçen bu dizeler aslında The Doors'un, veya Jim Morrison nihilizminin kısa bir özeti...1965 Ağustosu'nda Venice'de bir plajda kurulan The Doors yola kurucuları olan Jim Morrison ve Ray Manzarek'ten başka Ray'in iki kardeşi, Rick ve Jim Manzarek'le çıktı, ama asıl kadrosu bir süre sonra Ray'in kardeşlerinin gruptan ayrılmalarıyla gruba katılan John Densmore(Davul) ve Robby Krieger(Gitar)'le oluştu. Bu ikisini de Ray getirmişti, grup kurma fikrinin de ondan çıktığı düşünülürse The Doors'un ortaya çıkışı öncelikle Ray Manzarek'e dayanır demek yanlış olmaz sanırım. Ancak bugün de bilinen birşey var ki bir zaman sonra öne çıkan isim Ray değil Jim Morrison oldu.Sözlerin çoğu onundu, tamam; ama grubun geri kalanından ayrı tutulmasının sebebi daha başka birşeydi; Jim Morrison The Doors'un "ruhu"'ydu, herşey bir zaman sonra onun çevresinde dönmeye başladı. Ama tüm bunlar başlamadan önce, henüz kimse grubu tanımazken The Doors ilk kayıtlarını 1965 yazında yapmaya başlamış ve Moonlight Drive bu stüdyo döneminde kaydedilen ilk Doors parçası olmuştu.İlk albümleri de 1967 kışının başlarında Elektra'dan çıkan ve grupla aynı ismi taşıyan "The Doors"'tu. Bu albümden önce "Break On Through" sonra da "Light My Fire" 45'likleri çıktı, işte onları daha ilk albümlerinden çıkardıkları bir 45'lkle listelerin başına yerleştiren de bu parça olmuştu.

The Doors ismi William Blake'in bir sözünde geçer ve aynı zamandaJim Morrison bu ismi seçerken Aldous Huxley'in "Doors Of Perception" (Algının Kapıları) kitabından esinlenmiştir. William Blake bu sözünde "Bilinen ve bilinmeyenler arasında kapılar vardır, ancak algının kapıları temizlendiğinde herşey gerçekte olduğu gibi görünür" der.

1967 yazı "Light My Fire"'la The Doors'un yükselişine tanıklık etti, parça tam 14 hafta listelerde kaldı, bu zamanın bir bölümünde de 1 numaradaydı üstelik. "The Doors" albümünden çıkan ikinci 45'lik olan "Light My Fire",bir yıl sonra çıkardıkları 3. albümlerinde yer alan "Hello, I Love You" dışında satış listelerinde ilk sırayı alabilen tek şarkılarıydı, sanılanın aksine Doors bu iki zaman dilimi dışında asla ticari anlamda(!) bir numara olamadı. Onlar asıl ünlerini, en azından bugünkü şekliyle(?) solistleri Jim Morrison'un 1971'deki ölümünün ardından kazandılar. Tabii ki onlar hala bir grup oldukları o dönemde zaten bir yer edinmişlerdi, çok da büyük bir izleyici kitlesine sahiptiler ve kesinlikle mükemmeldiler(Gülümseyen), ama 80'lere gelindiğinde artık "The Doors Greatest Hits" in 2.000.000 satıyor olması ve diğer albümlerinin satış rakamlarının da 750.000'lere ulaşması, Jim'in hayatta olduğu zaman dilimindeki satışların çok üzerine çıktıklarını gösteriyor. Zaten bu yeniden yükseliş döneminde Rolling Stones dergisinde çıkan bir makalenin başlığı ilginç olduğu kadar anlamlı da: "He's hot, he's sexy and HE'S DEAD..."


Grubun en öne çıkan elemanı hiç kuşkusuz Jim Morrison... Tam adıyla James Douglas Morrison 8 Aralık 1943 Melbourne-Florida doğumlu, çocukluğuyla ilgili çok fazla şey bilinmiyor, yalnızca o hikaye: Jimmy henüz 4 yaşındayken ailesiyle çıktığı bir yolculukta otoyolda bir kazaya tanık olur, asfalta saçılmış Pueblo yerlilerinin cesetleri küçük çocuğu sonraları onlardan birinin ruhunun kendi içine girdiğine inanacak kadar etkilemiştir. Şiir-şarkılarında ölüm temasına sıklıkla rastlayabilirsiniz. Oedipal eğilimler, cinayet, mistizm çokça karşımıza çıkan diğer bazı konular; eh, lisede James Joyce ve Artaud okuyan birinin daha sıradan şiirler yazmasını beklemek anlamsız olurdu.

. "The Doors" albümden, belki de tüm bir Doors tarihinden bahsederken atlayamayacağımız bir parça da "The End"... "Bu son, sevgili dostum, bu son...Kahkahanın ve yumuşak yalanların sonu, ölmeye çalıştığımız gecelerin sonu..Bu son sevgili dostum, bu son.." diye biten şarkı Doors'un ve Jim Morrison'un en iyi performanslarından biri, belki de en iyisiydi. Jim şöyle diyoru şarkının o bölümünde: "Baba...Seni öldürmek istiyorum...Anne..seni...", sanırım gerisini biliyorsunuz, bu Oedipal eğilimlerin dile getirilmesinin ilk sonuçları hemen o gece ortaya çıktı,henüz yalnızca barlarda çaldıkları ve stüdyoya girmedikleri o dönemde sahne aldıkları "Whiskey&Go-Go adlı ünlü bardan bu kısım yüzünden yaka paça kovuldular, ama bu olayın iyi yanlarından biri o gece barda bulunan Jack Holzman'ın da olaya tanık olmasıydı, onun sayesinde Elektra'yla anlaştılar.

Moonlight Drive'ın The Doors'un ilk şarkısı olması dışında başka bir özelliği daha var. Grubun kuruluşuyla ilgili bu hikaye şöyle: Ray Manzarek 65 Ağustosu'nda Venice'de plajda Jim Morrison'a rastlar, Jim'e tatilde evine, ailesinin yanına gidip gitmediğini sorar, Jim gitmediğini söyler, neler yaptığıyla ilgili soruya da "Şiir yazıyorum" diye cevap verir, Ray ondan bu şiirlerden birini okumasını ister, Jim'in Ray'a okuduğu bu şiir Moonlight Drive'dır. Ray bunu dinledikten sonra Jim'e bir grup kurmayı düşünüp düşünmediğini sorar...İşte The Doors'un olası kuruluş hikayesi...

Doors'un ikinci albümü 1967 Ekimi'nde yani ilk albümün üzerinden henüz 9 ay geçmişken "Strange Days" adıyla piyasaya çıktı. Albümde özellikle "When The Music's Over" ve "People Are Strange" parçaları dikkati çekiyordu, When The Music's Over'da Jimmy "Dünyayı istiyoruz...Hemen şimdi istiyoruz" diyordu ve bu slogan uzun yıllar kullanıldı.(Biryerlerden tanıdık gelmiyor mu?Gülümseyen). People Are Strange yabancılık duygusunun kısa bir tarifiydi ve son derece sade, melodik özelliklere sahipti. Grubun ilk şarkısı olan "Moonlight Drive"a ancak bu albümde yer vermişlerdi.

Robby Krieger Ray Manzarek'in meditasyon arkadaşlarından biriydi ve onu gruba Ray getirmişti. Robby bir Jazz gitaristiydi, gitarının dışında Doors'un prodüktörü ve dostu olan Paul Rotchild tarafından "Jim'den daha Morrison gibi şarkılar yazıyor" diye tanımlanabilecek kadar dikkat çekiciydi, nitekim ilk Doors hiti olan Light My Fire'ın ve Yes The River Knows'un da sözleri onundu.

Ve üçüncü albüm: Waiting For The Sun... The Doors'un ikinci ve son kez satış listelerinin zirvesinde yer alışı bu albümdeki "Hello, I Love You" ile oldu.Albüm 1968'in Temmuz'unda çıktı. Bazı insanlar Doors'un bu albümden sonra sabit fakat çok da huzlı olmayan bir düşüşe geçtiğine inanıyor, yine de bu göreceli, bu satırların yazarı olarak ben kendi açımdan Doors'u her dönemiyle sevdiğimi, hatta 5. albümleri olan (dolayısıyla da bu "düşüş(?)"ten sonra çıkan) Morrison Hotel albümünün The Doors'tan sonra en iyi albümü olduğununu düşündüğümü söylemeliyim.

Doors'un ikinci ve üçüncü albümleri arasında kalan zaman diliminde belki de grubun gidişini ve sıradan insanların onlara bakışını değiştiren, basının onlara sırt çevirmesine neden olan iki ayrı olay meydana geldi. İlki Aralık 67'de New Heaven'de bir konser sırasında Jim Morrison'un sahneden gözaltına alınmasıydı. Konser öncesi sahne arkasında bir kızla konuşan Jim'i tanımazlıktan gelen bir polis ondan hemen girmesinin yasak olduğu bu bölümü terketmesini istedi, Jim kendisini tersleyince polis Jim'e gözyaşartıcı sprey sıktı, bir süre için kör olan Morrison bu olayı sahnede müzik devam ederken birdenbire durup seyircilere anlatmaya başladı, ışıklar aniden söndü ve Jim eşine pek sık rastlanmayacak bir şekilde sahneden polis eşliğinde indirildi. İzlemişseniz hatırlayacaksınız, Oliver Stone'un The Doors adlı filminde Jim'i sahne arkasında tuvalette Patricia Keanelly ile birlikte olurken gösteren sahne... Bu arada Patricia Keanelly şimdi Lizard Queen adlı bir web sitesi sahibi ve Jim Morrison'un sırtından para kazanıyor, herhalde bu "Lizard"la başlayan ismin birşeylere benzerliği dikkatinizi çekmiştir. Bu siteyi buradan ziyaret edebilirsiniz. FAQ kısmına bakmanızı öneririm. (İsmi artık Patricia Keanelly Morrison olarak geçiyor:)).....İkinci olaysa Jim Morrison'un Miami'de aşırı alkollü çıktığı bir konserde seyirciye cinsel organını göstermesiyle patlak verdi, Morrison yine tutuklandı, tepkiler de büyüdü, tüm bu olayların ardından bir süre sonra yapılan Woodstock'a The Doors çağırılmadı, basın artık Jim'den eskisi kadar fazla bahsetmiyordu. Belki de düşüşten kastedilen şey buydu...


Jim Morrison The Doors'un ilk yıllarında Dionyssos benzetmesine uyacak biçimde mistik bir delilikle konserlerinde bir şaman, bir çılgın veya bir "Kertenkele kral" olarak karşımıza çıkarken sonra birdenbire değişiyor ve daha ağırbaşlı, uzamış sakalı ve artık belirginleşen göbeğiyle yaşlı bir ölümlü olarak sahnedeki yerini alıyordu, uyuşturucular yahut başka birşey, ancak artık karşımızda "müziğinin olgunluğundan" bahseden, sakin bir "bilge" olma iddiasında olan bir adam olduğu gerçeği duruyordu, bu değişim 4. albümleri olan "The Soft Parade" sürecinde başlamıştı.

The Soft Parade The Doors'un dördüncü ve ihtimalle en hızlı değişimi geçirdikleri albüm olarak hayranlarının karşısına çıktı. Fazladan enstrümanların kullanılması, müziğin biraz daha blues'a kayması, müzik anlayışında ve Jim'in sesinde bile farkedilen değişiklikler... Belki de en az dikkat çeken albümleriydi, içindeki kaliteli ve bugün birer Doors klasiği haline gelen parçalara rağmen ilk albümlerindeki başarıyı yakalayamamışlardı. Evet, çok satmıştı ama ticari anlamıyla yine de "yetersiz"di.

Beşinci albüm Morrison Hotel/ Hard Rock Cafe oldu, yazının girişinde iki dizesi geçen muhteşem "Roadhouse Blues", "Waiting For The Sun", "You Make Me Real", "Peace Frog" bu albümde yer alıyordu. Müzik yapısı olarak blues etkileri iyice belirginleşmeye başlamıştı, 70 yılı James Douglas Morrison'un izlerini son kez bıraktığı dönemlere rastgeliyordu, ölümünün ardından bir kasette Jim'in sesinin üzerine kalan elemanların müzik yapacakları "An American Prayer" adlı bir dizi şiir Jim tarafından masrafları yine kendi cebinden karşılanmak üzere bir kitap olarak basıldı. Ayrıca grup son Jim Morrison'lu konserini New Orleans'ta verdi.

Jim Morrison'lu son albüm L.A. Woman Nisan 1971'de piyasaya sürüldü, son bir kez bir Doors klasiği, lirik "Riders On The Storm" bu albümde yer alıyordu. Ve de tabii ki L.A. Woman... Jimmy çatallaşmış sesi ve göbeğiyle son kaydını yapmıştı, albümün çıkışına yakın sevgilisi Pamela'yla Paris'e bir yolculuğa çıktı.


Pamela Jim Morrison'un belki tek değil ama daimi sevgilisi ve daha sonra da eşiydi. Jim'in aynı zamanda Patricia Keanelly ile de bir ilişkisi olduğu ve hatta resmi olmayan bir şekilde evlendiği de iddia ediliyor, belki doğrudur, yine de Pam'in Morrison'un hayatında önemli bir yeri olduğu açık. Waiting For The Sun albümündeki "Yes The River Knows"'un Robby Krieger tarafından Jim ve Pam için yazılan üç şarkıdan biri olduğu söyleniyor.

...Ve ölüm... Paris'e gittikten bir süre sonra 2 Ağustos 1971 akşamı Jim ve Pam bir akşam gezintisine çıktılar, gece eve döndükten bir süre sonra Jim fenalaştı, fakat ciddi birşey olduğunu düşünmediklerinden doktor çağırmadılar. Gece Jim uyandı, rahatlamak için küvete uzandı, Pam kalktığında banyo kapısı içeriden kilitlenmişti, uzun süre içerideki Jim'e seslendi, onun kendisine kötü birşey yapmış olabileceğinden kuşkulanıyordu, polis çağırmadı çünkü Jim'in başı zaten alkol ve uyuşturucular yüzünden polisle dertteydi ve Miami davası hala devam ediyordu, Jim o davada beraat etmemiş yalnızca kefaletle salıverilmişti. Pam yakın arkadaşlarını aradı, onlar gelince de sessizliğin devam edişi arkadaşlarının da paniğe kapılmasına yol açtı ve kapıyı kırıp içeri girdiler, Jim Morrison küvette cansız bir halde yatıyordu, ancak ondan sonra polise ve hastaneye telefon edildi, olay mümkün olduğunca sessiz halledilmeye çalışıldı, otopsi raporunda ölüm nedeni olarak kalp krizi gösterildi, Morrison'un ajansı ölümün doğal yollarla olduğunu açıkladıysa da ölüm raporunda imzası olan doktorun ismine hiçbir yerde rastlanmadı, muhtemelen böyle biri hiç olmadı...

James Douglas Morrison'un cesedi hala devam eden Miami davası ve kamuoyundaki tepkiler bahane edilerek Amerika Birleşik Devletleri tarafından kabul edilmedi, bunun üzerine Paris'teki Pere-Lachaise mezarlığına gömüldü, burası uzunca bir süre hayranları tarafından sıkça ziyaret edilen bir yer olarak kaldı, bugün bile az da olsa hala ziyaretçisi var, şimdi Fransız hükümetinin mezarı ülke dışına çıkarmayı düşündüğüne dair bir söylenti var, tahminen bu 2001 yılında gerçekleştirilecek, tabii eğer bu yalnızca bir söylenti değilse.

80'li yıllarda The Doors yeniden yükselişe geçti, işin garip yanı bu yükseliş olurken Doors dağılalı yıllar olmuştu. Bu "hatırlanış"ın birçok sebebi var, ilk başta ticari kaygılarla bu myth'in üzerine gidilip Morrison hayranı yeni bir 15 yaş kitlesi oluşturulmaya çalışıldı, ama zaten sözkonusu kitlenin çoğu iki yahut üç Doors şarkısından daha öteye geçmedi, Doors'u keşfetmeye çalışanlarsa tüm bu ticari kaygıya dayalı Jim Morrison efsanesinin ötesinde Morrison ve aynı döneme ait birçok grup ve sanatçıda daha farklı daha özel birşeyleri yakalayabildiler. 1979'da Francis For Copolla'nın "Apocalypse Now" adlı filminde The End'i fon müziği olarak kullanması, Danny Sugarman'in Doors biyografisi "No One Here Gets Out Alive"ın çıkması, The Doors Greatest Hits'in piyasaya çıkarak 2.000.000'dan fazla satması bu hatırlanışın önemli ayrıntıları...Ve tabii ki 1991'de Oliver Stone'un çektiği ve Val Kilmer'la Meg Ryan'ın oynadıkları "The Doors" filmi...Bu filmden bir not : Başlangıçta Ray Manzarek de Patricia Keanelly de filmin danışmanlarındandı, ancak daha sonra Ray gerçeklerin saptırıldığına inandığı için, Patricia Keanelly de kendisine filmde yeterince sahne ayrılmadığı bahane ederek görevlerinden ayrıldılar...

Son olarak, hakkında anlatılacak o kadar çok şey varken zaman sorunu ve sıkılacağınız(belki de sıkılmış olduğunuz ve şu an burayı okumadığınız- Gülümseyen niye konuşuyorum ki) için burada kesiyorum, Jim Morrison'un ve The Doors efsanesinin kısa kesilmeye çalışılmış bu özeti eğer henüz hiç The Doors dinlemediyseniz umarım sizde birkez olsun bir Doors albümü alıp yalnız başınıza, tercihen walkman'inizle ve bir miktar alkol eşliğinde (Gülümseyen) Doors dinleyip sessizce bir süre için "diğer tarafa geçme"* isteği uyandırmıştır.(*=Break On Through To The Other Side) Eğer hala bunu hissetmiyorsanız boşverin, bunları unutun ve gündelik sıkıcı hayatınıza, sıkıcı rutinlerinize geri dönün, bunları hiç okumadınız...Gülümseyen)
 




kaynak:wikipedia ve doors fan clubları...
« Son Düzenleme: Mart 10, 2007, 00:03:30 Gönderen: Sanguine » Logged



27 July 2008
Ali Sami Yen Stadium
Sponsor Bağlantılar
Reklam
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


View Profile
Re: The Doors
« Eklendi: Ekim 14, 2008, 13:05:04 »

Logged
Paul McCartney
Bedshaped
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2837



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Eylül 08, 2006, 10:53:53 »

bence çok iyi grup.. yorumlarınızı bekliyorum..
Logged



27 July 2008
Ali Sami Yen Stadium
Black_Bahar
Süt
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #2 : Eylül 08, 2006, 13:14:59 »

çk severim the doors ya valla saol bilgiler içn bu kadar ayrıntılı bilmiodm çk tşkkürler
Logged



jhonny JhOnNy JHONNY  ve sadece J_H_O_N_N_Y!!!!!!!!!!!!!
Paul McCartney
Bedshaped
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2837



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Eylül 08, 2006, 19:44:09 »

çk severim the doors ya valla saol bilgiler içn bu kadar ayrıntılı bilmiodm çk tşkkürler
önemli değil... benim için önemli olan olan sizin memnun olmanız...
Logged



27 July 2008
Ali Sami Yen Stadium
Apus
ah ahh 80'ler gibisi yok...
Sert Espresso
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1136



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #4 : Temmuz 24, 2007, 22:31:36 »

The Doors mükemmeldir.Şarkılarında kafadan uydurulan sözler insanı kendinden geçirir.Müziği insanı içine çeker.
Roadhouse Blues zaten klasiktir =) Bende Jim Morrison'un hatalarını iyliklerini gösteren objektif bir film var.Ordan da çok şey öğrenmiştim.
Çok güzel konu =)
« Son Düzenleme: Temmuz 24, 2007, 22:33:18 Gönderen: Apus » Logged

The grass was greener
The light was brighter
The taste was sweeter
The nights of wonder
With friends surrounded
The dawn mist glowing
The water flowing
The endless river

Forever and ever!!
Paul McCartney
Bedshaped
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2837



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Temmuz 25, 2007, 19:14:56 »

tlf.na ilk kaydettiğim istisnasız Light My Fire'dır. "kamon beybi layt may... faaaaayııırrr aw! (birde org solo girer, avey avey Dil Çıkaran)
Logged



27 July 2008
Ali Sami Yen Stadium
Earwen
jules.
Has Türk Kahvesi
**********
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2076



Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« Yanıtla #6 : Temmuz 25, 2007, 20:16:49 »

eople are strange when you re a stranger faces look ugly when you're alone
dımdırıdırımdıdım dın dın  Dil Çıkaran
Logged

Hello?
Is there anybody in there?
Just nod if you can hear me.
Is there anyone at home?
Come on, now,
I hear you're feeling down.
Well I can ease your pain
Get you on your feet again.
Relax.
I'll need some information first.
Just the basic facts.
Can you show me where it hurts?

There is no pain you are receding
A distant ship, smoke on the horizon.
You are only coming through in waves.
Your lips move but I can't hear what you're saying.
When I was a child I had a fever
My hands felt just like two balloons.
Now I've got that feeling once again
I can't explain you would not understand
This is not how I am.
I have become comfortably numb.
Weesel
Pink Floyd
Sert Espresso
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1089


Childhoods End. So this song will end.


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #7 : Temmuz 08, 2008, 21:56:58 »

Öyle gerilerde kalmış ki bulamadım. Zor oldu.
Hayatımı değiştirenlerden diyebilirim. Kesinlikle dinlerken Rock'n Roll ruhu yakalanılan grupların başında gelir. Jim Morrison... Yaşamış en çekici ve en büyülü sesli adam bence. Yani ben deri pantolon giyen tiplerden nefret eden bir hatun olmama rağmen onun hiç çıkarmadığı o deri pantolonunun onu daha bir hoş kıldığına inanır bile oldum. IQ'sunun 147 olması durumuysa aşırı karı, kız, aşırı alkol ve aşırı acid hayatını engelleyemedi ne yazık ki. Yine de her santimetrekaresine taparım, ölürüm o ayrıdır. 68 kuşağı hipisi olup da onun sahnede kızılderili-vari danslarını yapışını, polislere penisini gösterişini, The End'i söylerken kendini kaybedişini ve "ay vant tuu... fak yuuu mamaa!" diye bağırışını, ulusal televizyonda sansürlü sözcükleri büyük bir yavşaklık içerisinde söyleyişini göremedim. Aşık mıyım neyim?

Doors'a gelince, bu popüleritesini kesinlikle sadece Jim'im cazibesine ve sözlerine borçlu değildir, tamam bu büyük bir bölümü belki de ama Ray'in gruptaki yerini atlamak ayıptır yani. Parmakları sihirli adamlardan. John'a kıl oluyorum -bir nedeni yok- ama o da iyi toparlamıştır grubu. Robby'nin Light My Fire'daki solosunu çok severim. Toptan harika bir gruptur. The End, Love Street ( Gülümseyen), The Crystal Ship, Ghost Song, Riders On The Storm, Touch Me, En Of The Night, Light My Fire falan gibi oha eden şarkıları mevcuttur. Tabi ki bana kalırsa hepsini dinleyin, ufkunuzu açın, Jim'in sözcüklerinde kaybolun. Uuups kendimi kattım gene olaya. Seviyorum sizi.

Jim'im karı kız olayına da iki kelam etmeden geçemiciim. Çok üzmüştür Pamela'yı ama çok da sevmiştir. Pamela gerçek aşkıdır ama adam seviyor karıları ne yapsın? Hergün başka biriyle ama sonunda hep Pam'e dönüş yapan bi tip yani. Pam de gerçekten sever Jim'i ne var ki o fitneci haset karı Patricia aralarında hep durur. Jim, Pam'in yanında yine son nefesini verir. Pam Jim öldükten sonra uzunca bir zaman konuşmaz üç yılın ardından intihar ederek kavuşur Jim'e. O öldükten sonra adına "Morrison" soyadı eklenir. Oysa evli değillerdir. Patricia ise Jim'in ardından hep Jim'in adıyla varolmaya çabalar. 1991 yılında güç bela mahkema adliye dolanıp "Morrison" soyadını kazanır nedensizce. Halen de yaşamaktadır. Jim keşke bu kadar karı kız düşkünü olmasaydı derim ama adam hızlı yaşadı genç öldü. Onun cazibesi de burada belki. Ya da bilemiyorum ben de erkek olsam, dünya kadın nüfusunun yarısı dönemimde bana tapsa ve benimle olabilmek için evlerinden falan kaçsa ben de böyle karı kız düşkünü olurdum, kim bilir.
Logged


“Yanılmamışsın, Albus.” kısa bir gülümsemeyi andıran ses “Lauren’ın ateşi, onun kararlılığı, zekası, cesareti... Ah, zihni keşfedilmeye kapalı bir kutu gibi, ulaşılamayacak bir deniz... Dipsiz ve boşluksuz. Büyüyeceksin, çocuğum. Çok büyüyeceksin. Sen bir Gryffindor’sun.”

Yeni Bir Yaşam | Geçmiş'in Gizleri
Hezarfen
Süt
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 57



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #8 : Temmuz 09, 2008, 00:49:47 »

raydır on dı sıtorm" tapppılır ona! Jim Morrison, tappılır tappılır tappılır!  Blues tabanlı şarkılarada tappılır, her şeyiyle ilahtır o !

(isteyen üyeyle büyük the doors arşivimi paylaşabilirm, şu media playerdan açılan, akabinde tıkladığın şarkı çalarken yanında sözleri felan geçen)
Logged
Frank McCourt
Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (Oscar Wilde)
Role Playing
Telve
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 604

y@rock.com
Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #9 : Temmuz 15, 2008, 00:56:43 »

Hello, I love you
Won't you tell me your name?
Hello, I love you
Let me jump in your game

 Bu şarkının müthiş bir hikayesi de vardır. Her neyse, ben hiçbir insana tapınmam ama hayranlık duyarım. Jim Morrison da hayranlık duyduğum müthiş bir insandır.

 Riders On The Storm dinlediğim ilk şarkılarıydı. Sonra People Are Strange'i dinlemiştim. Sonra Strange Days, Light My Fire diye gitti ve hayatımızın olmazsa olmazlarından biri oldu.
« Son Düzenleme: Temmuz 15, 2008, 01:03:27 Gönderen: Frank_McCourt » Logged

“Müzik, izledikten bir saat sonra unutup hayatınıza aynen devam ettiğiniz o salak fimler gibi değildir. O sizi bir şeyler yapmak için ateşlendirmelidir. Sanatın, insanların bok içinde yüzmekten memnun olduğu şu dönemde herşeyi değiştirebileceğini düşünmek belki safça olabilir, ama Jack Nicholson’un One Flew Over the Cuckoo’s Nest'de dediği gibi: En azından denedim, kahretsin... En azından bunu da yapmış oldum...” (Darren White)
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: