İnsan nesli önceleri ağaç kovuklarında, mağaralarda yaşarlarmış. Sonralarda köyleşmeye başlamışlar ve bu köyleşme sonrasında da köy savaşları başlamış. Yani insanlar en vahim haldeyken bile hep şiddete başvurmuşlar. Daha dünyada hiçbir şey yok, insan ırkı yeni yeni şekillenmeye ve gelişmeye başlamış, yani köy halindeler, ama yine de savaşmaktan geri kalmıyorlar. Küçük çaplı da olsa - bir çocuğun bir kuşu boğazlayarak öldürmesi gibi - büyük çaplı da olsa, iki ülkenin birbirlerine savaş açması gibi, şiddet vardı, var ve var olmaya da devam edecek. Günümüzdeki şiddet olaylarına bakalım. Kapkaçlar, gasplar, adam bıçaklamalar… Şiddet olaylarından biri de terör. Bir grup, büyük ya da küçük bir grup, bir araya gelerek dünyaya dehşet saçıyorlar. Sırf zevk için bile insan öldürebiliyorlar. Bir kişi geçiyor başa, sonra kendi kurduğu grubuna olabildiğince insan toplayıp beyinlerini yıkıyor. İşte şunlar bize böyle yaptı onlar bize şöyle yaptı gibi suçlamalarla insanları şiddete ve teröre sürüklüyor.
Öfke… Gün içerisinde tonlarca şeye öfkeleniriz. Aklınızda canlandırın, siz o kadar sinemaya gitme planları yapmışsınız, buluşacağınız yer ve saat belli. Siz bekliyorsunuz bekliyorsunuz bekliyorsunuz… Gelen giden yok, kısaca ekildiniz. Eminim öfkeden, sinirden kudurursunuz. Mesela bilgisayarın başındasınız bir yazı yazıyorsunuz, uzun süre de uğraşmışsınız. Acımasız dünya değil mi, tak! Elektrikler kesiliyor. Tüm metin gitti. Öfkenizden ne yaptığınızı bilemez belki etrafınızdaki eşyalardan birkaçını parçalarsınız. Tüm bunları yaşadığınızı hayal edin. Eminim ki hayal edenler öfkelerine hakim olamayacaklardır. Tabi bunları basit örnekler olarak görenler olabilir. Bizi daha derinden etkileyen, zaman geçtikçe öfkemizi arttıran durumlar olabilir. Örneğin bir baba çocuğuyla eşini ortada bırakırsa eminim çocuk babasını ömrü boyunca affetmez. Ayrıca öfkesi gitgide büyür ve ileriki zamanlarda babasına çok kötü şeyler yapabilir.
Bunları düşünmek güzel değil, şiddet ve öfkeyi. Hoş şeyler değiller fakat hayatımızda varlar ve çıkartamayız. Ancak bir de şu var: Şiddetin yaratılmasına sebep olan olaylar, öfkelenilmesine neden olan olaylar kişiden kişiye değişebilir. Karanlık Lord Voldemort da o ya da bu nedenlerden dolayı öfkelenmiş ve bu öfkesini gerçekleştirdiği şiddet olaylarıyla gözler önüne sermiş. Hadi biz de onun çocukluğuna inelim, aynı Dumbledore gibi, ve onu inceleyelim.
Gaunt Ailesi… Slytherin’in soyundan geliyorlar. Gerçekten zengin bir soy fakat zamanla paraları çar çur edilmiş ve Gaunt Ailesi’ne pek de bir şey kalmamış. Birkaç Slytherin eşyası dışında. Sonuçta sefalet içinde yaşıyorlar. Ailenin tek kızı Merope. O da bir büyücü fakat erkek kardeşi ve babası yüzünden büyü yeteneklerini pek sergileyemiyor. Yaşadıkları yer küçük bir kulübe, az ilerisinde de Riddle Mâlikânesi yer alıyor. Riddleların yakışıklı bir de oğulları var, Tom Riddle. Bu oğlan yakışıklı mı yakışıklı. Merope de ister istemez bu oğlana tutulur; ama Tom Riddle ona bakacak tipte bir çocuk değildir. Merope’yi çirkin bulur, beğenmez. Merope ise çok seviyordur ve vazgeçemez.
Geçen zaman içerisinde Merope’nin babası ölür erkek kardeşi de Azkaban’a gönderilir. Bundan sonra Merope daha rahat yaşamaya başladığından büyü güçlerini sergiler ve sihir yoluyla Tom Riddle’ı kendine aşık eder. Tom da büyü etkisi altında Merope ile evlenir. Merope, gerektikçe aşk iksiri Amortentia’yı yeniliyordur. Bir süre böyle kendini kandırmaya devam eder. Sonunda bir çocukları olacağını öğrendiğinde, belki de çocuktan dolayı, Tom’un artık onu bırakmayacağını düşünerek büyüyü yenilemeyi keser. Tom Riddle ise büyünün etkisinden çıktığında Merope’yi terk eder, onu ortada bırakır. Merope de karnında çocuğuyla bir başına yaşamaya başlar. Artık büyü de yapmamaktadır, belki de Tom’u kendine büyüyle aşık edip kendi kendini kandırdığından büyüden nefret etmeye başlamıştır. Hâlbuki büyü yaparak çocuğunu yaşatabilirdi. Sonunda çocuğun doğum vakti geldiğinde bir Muggle yetimhanesine gider. Gittiğinde zaten çocuk doğmak üzeredir. Yetimhaneye geldikten sonra bir saat içinde çocuğu doğurur, bir saat içinde de yaşama gözlerini yumar. Ölmeden önce söyleyebildikleri ise çok azdır.
“Hatırlıyorum, ‘Umarım babasına benzer,’ demişti bana; ve ne yalan söyleyeyim, öyle ummakta haklıydı, çünkü kendisi pek de güzel değildi – sonra bana çocuğun, babasından Tom, ‘kendi’ babasından ise Marvoldo adlarını alacağını söyledi – evet, biliyorum, komik isim, değil mi? Sirkten falan mı geldi acaba dedik – ayrıca çocuğun soyadının da Riddle olacağını söyledi. Ondan kısa süre sonra da tek bir kelime daha edemeden öldü. (Yetimhane Müdürü Mrs Cole/Melez Prens – Sayfa:248)
Doğrusunu söylemek gerekirse çok da dişe dokunur bilgiler değil bunlar. Önemli olan ise babasının da adının Tom Riddle olduğunu öğrenmemiz. Eminim Voldemort’u araştırırken bu ismi bilmek Dumbledore’a büyük kolaylık sağlamıştır.
“Evet, çocuğa onun söylediği adları verdik, çünkü zavallı kız için çok önemliymiş gibi görünüyordu bu. Ama sonra ne bir Tom geldi çocuğu arayıp sormaya, ne bir Marvoldo, ne herhangi bir Riddle, ne de bir aile ferdi. Böylece yetimhanede kaldı, o zamandan beri de burada.” (Yetimhane Müdürü Mrs Cole/Melez Prens – Sayfa:248)
Nihayetinde Merope öldükten sonra Tom ister istemez yetimhanede kalmış ve orada diğer yetimlerle beraber büyümeye başlamıştır. Fakat büyüdükçe garipleşmiş, diğer çocukları korkutup garip olayların yaşanmasına sebebiyet vermiştir.
“Billy Stubbs’ın tavşanı… şey, Tom ben yapmadım ‘dedi’, doğrusu ben de nasıl yapmış olabilir hiç bilmiyorum, ama yine de herhalde hayvan kirişe kendi kendini asmış olamaz, değil mi?”
“Hayır, sanmıyorum,” dedi Dumbledore usulca.
“Ama nasıl oraya çıktı da yaptı, hiç bilmiyorum. Tek bildiğim Tom’la Billy’nin bir önceki gün tartıştıkları. Sonra –“ Mrs Cole bir yudum daha cin aldı, bu sefer birazını çenesine döktü, “yaz gezisinde – yılda bir onları dışarı çıkarıyoruz, kıra ya da deniz kenarına – şey, bu geziden sonra Amy Benson ve Dennis Bishop bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olmadılar; ağızlarından tek alabildiğimiz de Tom Riddle ile birlikte bir mağaraya girdikleri. Çocuk yemin etti sadece araştırmaya girmiştik diye, ama orada ‘bir şey’ oldu, eminim. İşte, daha birçok şey oldu, tuhaf şeyler…” (Yetimhane Müdürü Mrs Cole/Melez Prens – Sayfa:250)
Tom Riddle’ın pek de normal bir çocuk olmadığı belli oluyor. Sonuçta bir büyücü diyebilirsiniz fakat bir büyücü için bile fazla anormal. Ayrıca daha o yaşlardan şiddet eğilimi çok fazlaymış. Bir çocukla tartıştıktan sonra onun tavşanını boğup kirişe asması o yaşta bir çocuk için fazla acımasızca. Bir hayvanı da öldürmüş olsa daha o yaşlarda ilk cinayetini işlemiş. Aynı zamanda, ne yaptığını bilmesek de, iki arkadaşını mağaraya götürerek onları şoka sokmuş. Çocukların bir daha asla eskisi gibi olmadığından bahsediliyor. Kim bilir onlara orada ne yaptı da çocuklar o hale geldi. Eminim mağarada yaptığı da acımasızca ve şiddet unsuru içeren bir şeydir.
“Sihir mi?” diye sordu fısıltıyla.
“Evet,” dedi Dumbledore.
“Yani… yani sihir mi, benim yaptığım şey?”
“Neymiş yaptığın şey?”
“Bir sürü şey,” diye fısıldadı Riddle. Heyecanla boynundan yukarı, çukur yanaklarına doğru kızarmaya başladı; ateşi çıkmış gibi görünüyordu. “Eşyaları dokunmadan hareket ettirebiliyorum. Hayvanlara istediğim şeyi yaptırabiliyorum, hem de onları eğitmeden. Beni kızdıran insanların başına kötü şeyler getirtebiliyorum. İstersem canlarını yakabiliyorum.” (Tom Marvoldo Riddle Melez Prens – Sayfa: 252)
Geleceğin karanlık lordu, geleceğin Lord Voldemort’u… Daha o zamandan yetenekli olacağı belliymiş. Harry de küçükken bilinçsizce büyüler yapmıştı ancak asla onları kontrol edebildiğini görmedik. Tom artık büyülerini kontrol edebilmeye başlamış, ne yaptığını bilmese de. İstese sihrini iyi işler için de kullanabilirdi fakat o bunun yerine şiddet için kullanmayı tercih etti. O zamandan yetenekli olacağı belli olduğu gibi acımasız, şiddeti seven biri olacağı da belliymiş.
“Farklı olduğumu biliyordum,” diye fısıldadı kendi titreyen parmaklarına. “Özel olduğumu biliyordum. Her zaman biliyordum bir şey olduğunu.”
“Eh, haklıydın da,” dedi Dumbledore. Şimdi gülümsemiyor, dikkatle Riddle’ı gözlüyordu. “Sen bir büyücüsün.”(Melez Prens/Sayfa: 252) …
... “Sen orayı görebileceksin, ama etrafındaki Muggle’lar – yani sihirle uğraşmayan insanlar- göremeyecek. Barmen Tom’u sor –hatırlaması kolay, ne de olsa adı seninle aynı-“
Riddle bıkkınlık verici bir sineği kovmaya çalışıyormuş gibi, huzursuzca kıpırdandı.
“’Tom’ adını sevmiyor musun?”
“Bir sürü Tom var,” diye mırıldandı Riddle. Sonra, sanki bu soruyu bastıramıyormuş, sanki hep içinde zapt edemiyormuş gibi sordu: “Babam da büyücü müydü? Onun adı da Tom Riddle’mış, bana öyle dediler.
“Korkarım bilmiyorum,” dedi Dumbledore, yumuşak bir sesle.
“Annem sihirli olamaz, yoksa ölmezdi,” dedi Riddle, Dumbledore’dan çok kendi kendine. “O yüzden babam olmalı. Ee – gerekli her şeyi aldıktan sonra – bu Hogwarts’a ne zaman geliyorum?” (Melez Prens/Sayfa: 255-256)
“Orada onu başka insanlara bağlayan, sıradanlaştıran şeylere karşı nefretini gösterdi. O zaman bile farklı, ayrı, nam salmış olmayı istiyordu. Bildiğin gibi o konuşmadan birkaç yıl sonra adını bıraktı ve artık çok uzun süredir ardında saklandığı ‘Lord Voldemort’ maskesini yarattı. (Albus Dumbledore / Melez Prens – Sayfa: 258)
Tom Riddle farklı olmayı ve, Dumbledore’un da dediği gibi, nam salmış olmayı çok istiyormuş. “Farklı olduğumu biliyordum,” diye fısıldadı kendi titreyen parmaklarına. “Özel olduğumu biliyordum. Her zaman biliyordum bir şey olduğunu.” Zaten kendisi de farklı olduğuna inanıyormuş. Dumbledore’un ona büyücü olduğunu söylemesiyle beraber bu inancı daha da artmış. Sıradan olmaktan da nefret ediyormuş. “Bir sürü Tom var,” diye mırıldandı Riddle. Anlaşılan isminin bile tanındık olmasından hoşlanmıyor, sinir oluyormuş. Alıntının son paragrafından da anlayabileceğimiz gibi zaman içerisinde adına duyduğu öfkeyi tamamen ortaya koymuş ve ‘Lord Voldemort’ ismine bürünmüştür.
Her yetim çocuk mutlaka geçmişini merak eder. Tom Riddle da mutlaka büyüdükçe geçmişini, anne, babasını araştırmış ve öğrenmiş olmalı. Eminim onun için büyük şok olmuştur. Erkek çocukları için babaları çok değerlidir, çünkü ağabeyleri de yoksa sürekli babalarını örnek alırlar. Tom da babasını tanımasa da seviyormuş anlaşılan. Bunu, “Annem sihirli olamaz, yoksa ölmezdi,” dedi Riddle, Dumbledore’dan çok kendi kendine. “O yüzden babam olmalı.” sözlerinden bile rahatça anlamak mümkün. Dediğim gibi, mutlaka geçmişini araştırmıştır ve bu araştırma sırasında babasının Muggle olduğunu, nasıl annesini ve kendini ortada bıraktığını öğrenmiştir. Çok öfkelendiğine de eminim, kim olsa bu duruma çok sinirlenir. Tom Riddle da sinirlenmiş olmalı. Zaten küçüklüğünden beri şiddete ne kadar meraklı olduğunu biliyoruz. Anlaşılan babasına olan öfkesini onu öldürerek göstermiş ve bununla gurur duyuyor.
Hepimizin bildiği gibi Tom Riddle oldukça parlak bir öğrenciymiş. Hogwarts’taki tüm profesörler onun yetenekli oluşunu över ve parlak geleceği hakkında yorum yaparlarmış. Hatta böyle devam ederse Sihir Bakanı bile olabileceğinden bahsederlermiş, bunların hepsi kitaplarda yazıyor. Oysa Tom Riddle asla iyiliği düşünmemiş. Yukarıda alıntı yaptığım anıda da görebiliyoruz ne kadar acımasız ve kötülüksever olduğunu. Daha okuldayken dahi büyü dünyasına zarar vermek için elinden geleni yapmış. Sırları Odası’nı açmış ve bir Muggle kökenlinin (Mızmız Myrtle) ölümüne sebebiyet vermiş. Sonrasında dayısı Morfin’i öldürerek Slytherin’in Yüzüğü’nü ondan almıştı. Buna altıncı kitapta tanık olduk. Yani Tom Riddle geleceğini daha okul yıllarından planlamış. Okulu bitirdiğinde ise istediği yerde çalışmaya başlayabilirmiş ancak o Knockturn Yolu’nda yer alan ve karanlık eşyalar satıp alan Borgin&Burkes dükkanında çalışmaya başlamış. Tam herkes kendisine yazık ettiğini düşünürken bir süre sonra ortalardan kaybolmuştur. Döndüğünde ise berbat bir haldeymiş. Eski, yakışıklı Tom Riddle gitmiş yerine iğrenç, yılanımsı biri gelmiştir. Artık insan bile denemeyecek haldeymiş. Kendini Lord Voldemort ilan etmiş ve kendi topladığı karanlık grubuyla, Ölüm Yiyenler, sihir dünyasına zulmetmeye başlamıştır. Kendi zevkleri için Muggleları öldürmüş, Muggle kökenli büyücüleri katletmişlerdir. Quidditch Dünya Kupası’nı hatırlayalım. Sırf zevk için Muggle aileyi oyuncak etmişlerdi.
Voldemort grubuyla birlikte bir süre ilerlemiş ve saflarına katabildiği kadar yandaş katmaya çalışmıştır. Sadece büyücüler değil devler, Ruh Emiciler… Bu gibi yaratıklar da onun saflarına katılmıştır. Sonunda öyle bir hale gelmiştir ki Lord Voldemort, artık herkes ismini ağzına almaktan, yaptıklarını düşünmekten korkmaya başlamıştır. Gerisini ise zaten biliyoruz. Kehanet, Potterlar ve Voldemort’un kayıplara karışması…
Melez Prens kitabı ile Voldemort’a biraz da olsa acıyanlar olmuş olabilir, annesiyle beraber ortada kalmasından dolayı. Bende bu acıma duygularını engellemek için yazıyı bu şekilde yazdım. Tom Riddle’ın her zaman iki seçeneği vardı: İyi ve kötü. Ancak yukarıda da gördüğümüz gibi küçüklüğünden beri şiddet meraklısıymış. Aynı zamanda öfkesini de iğrenç, şiddet içeren olaylarla gösteriyormuş. Arkadaşıyla tartışmış ve ertesi gün onun tavşanını boğup kirişe asmış, bu çocuğa nasıl acınır ki? Sizleri bilmiyorum ama ben onun yaşındayken bir tavşanı acımasızca boğup kirişe asamazdım. Yani seçimini gerek çocukluğunda gerek okul çağında gerekse de büyüyüp bir yetişkin olduğunda hep kötüden yana kullanmış. Aynı zamanda Slytherin’in Varisi olduğunu öğrendiğinde de karanlık tarafa bir adım daha yaklaşmıştır. Zaten kendisi de Slytherin Binası’ndanmış, yani Muggle kökenlileri okulda istemeyenlerden. Ayrıca saf-kan olmaya önem veriyormuş. Aynı zamanda Tom Riddle hep hırslı bir çocukmuş, kendisinin ‘farklı’ olduğunu düşünüyormuş. Öyleyse eminim Hogwarts’a adım atar atmaz kendini ön plana çıkarmaya çalışmıştır. Düşünelim, Hortkuluk yapmak ne kadar karanlık ve zor bir büyü. Çok az kişinin hortkuluklardan haberi var fakat Tom Riddle biliyor! Kitapta karanlık büyücü olarak tabir edilen birçok sihirbaz var ama onların karanlıklığı Voldemort’unkinin yanında hiç kalır. Karanlık büyücülerden biri olarak Lucius’u ele alalım. Onun hortkuluk diye bir şeyden ‘haberi olduğundan’ dahi ciddi şüphelerim var. Tom Riddle daha 17 yaşındayken hortkuluklardan haberdarmış. Demek ki en karanlık büyüleri öğrenebilmek için büyük çaba sarfetmiş. Tamam yetenekli bir sihirbaz, öğrenmek hakkı ancak kullanmak zorunda mı? Dumbledore da tahminimce her türlü karanlık büyüyü biliyordur fakat kullanacağını pek sanmıyorum. Kısacasını söylemek gerekirse Voldemort ‘kendi isteğiyle’ boğazına kadar karanlık sanatlara batmış ve yine ‘kendi isteğiyle’ karanlık yana sapmıştı. İnanın ona acımaya değmez…
Yorumlarınızı bekliyorum...
