Ana Sayfa
Yardım
Takvim
Üyeler
Giriş Yap
Kayıt
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Ağustos 21, 2008, 16:37:59
Duyurular
:
Harry Potter Cafe ~ Last.fm
grubuna gitmek için tıklayın.
Harry Potter Cafe | Forum
/
Diğer Konular
/
Üye İlişkileri
/
Kulüpler
(Moderatör:
Marissa
) / Konu:
Bilim Kulübü
Sayfa:
1
...
30
31
32
[
33
]
34
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Yazdır
Gönderen
Konu: Bilim Kulübü (Okunma Sayısı 11519 defa)
lost_relic
ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
+cloe and rub+
Sıcak Çikolata
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 1890
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #480 :
Mayıs 10, 2008, 23:18:04 »
bişi değil
biraz biyoloji
VÜCUDUMUZDAKİ PETROL RAFİNERİSİ...
Bulunduğunuz yerden kalkıp yürümeniz, ayakta durmanız, nefes almanız, gözlerinizi açıp kapamanız kısacası hayatta olmanız için gereken enerji, hücrelerinizdeki mitokondri denilen santrallerde yapılır. Buradaki santral benzetmesinin abartılı olmadığı mitokondride gerçekleşen işlemler incelendiğinde açıkça görülecektir.
Hücrede enerji üretilmesinde başrolü oksijen oynar. Oksijenin pek çok yardımcısı vardır. Enerji üretiminin hemen her basamağında birçok farklı enzim devreye girer. Bir basamakta görevini tamamlayan enzimler son derece bilinçli bir hareketle, bir sonraki basamakta yerlerini başkalarına devrederler. Böylece, onlarca ara işlem, bu işlemlerde devreye giren yüzlerce farklı enzim ve sayısız kimyasal reaksiyon sayesinde besinlerde depolanan enerji hücrenin işine yarayacak hale getirilir. Bu enzim değişiklikleri sırasında hiç karışıklık çıkmaz, sıralamada hiçbir şaşma olmaz; tüm elemanlar çok disiplinli bir ekip şeklinde çalışmalarını sürdürürler.
Bu haliyle, milimetrenin 100'de biri kadar olan hücrelerimizin içindeki "enerji santrali"nin, bir petrol rafinerisinden ya da bir hidroelektrik santralinden daha kompleks olduğunu söyleyebiliriz. Bir petrol rafinerisi, petrolün ne olduğunu bilen, ham petrolü laboratuvar şartlarında analiz etmiş ve bu teknik bilgiler ışığında hareket eden mühendisler tarafından inşa edilir ve işletilir.Petrolün ne olduğunu bilmeyen insanların bir petrol rafinerisi inşa edebileceklerini düşünmek ise imkansızdır. Hücrenin içinde proteinlerden oluşan mitokondri, aynı bir elektrik santrali gibi çalışır ve hücrenin ihtiyacı olan enerjiyi üretir. Petrol üretiminden çok daha kompleks olan canlı hücresindeki enerji üretimi de aynı şekilde bilgi gerektirir. Ama bir hücrenin öğrenme kabiliyetinin olduğunu öne sürmek elbette ki gülünçtür. O halde böyle bir üretimi hücre nasıl gerçekleştirmektedir? İşin doğrusu, hiçbir hücre biyolojik bir işlevi, sözcüğün gerçek anlamında "öğrenme" fırsatına sahip değildir. Eğer hücre ilk ortaya çıktığı anda böyle bir işlevi yerine getiremiyorsa daha sonra bunun üstesinden gelebilecek beceriyi elde etmek gibi bir şansı yoktur. Çünkü enerji üretiminde başrol oynayan "oksijen"in hücre üzerinde tahrip edici etkisi vardır. Hücre bu özelliklerle birlikte ortaya çıkmak zorundadır.
*alıntıdır...
Logged
“Happiness can be found, even in the darkest of times, if one only remembers to turn on the light.”
-Albus Dumbledore
Sponsor Bağlantılar
Reklam
Offline
Mesaj Sayısı: 7
Re: Bilim Kulübü
«
Eklendi:
Ağustos 21, 2008, 16:37:59 »
Logged
darkkphonix
Tasarım Stüdyosu Üyesi
Kakao
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 324
<3 Hayattan Bir Kaç Kelime <3
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #481 :
Mayıs 11, 2008, 13:27:18 »
Başlık çok hoş bizede 3 seneler önce Enerji Bakanı olarak öğretmişlerdi
Logged
Hayattan Bir Kaç Kelime..
3nokta (
.
.
.
) darkkphonix..
MisSGuaRD
zemnüröG ~
Sert Espresso
Offline
Mesaj Sayısı: 1233
яǝʎmɐs ツ
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #482 :
Mayıs 29, 2008, 20:45:20 »
saol cloe...
İlk Kez 1 Kadının Genetik Dizilimi Tamamlandı
Hollandalı bilim adamları, ilk kez bir kadının DNA diziliminin tamamlandığını iddia etti.
Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi araştırmacıları, kendi ekiplerinden genetik uzmanı Marjolein Kriek�in gen haritasını çıkardıklarını öne sürerek, dizilimi gözden geçirdikten sonra yayımlayacaklarını belirtti.
İnsanın DNA diziliminin ilk olarak 2007�de tamamlandığı açıklanmıştı. Daha önceki gen haritası çalışmaları, aralarında Francis Crick ile birlikte DNA�nın ikili sarmal yapısını keşfeden bilim adamı James Watson�un da bulunduğu 4 erkekle yapılmıştı.
_____
Soyu Tükenen Tazmanya Kaplanı Geri Geliyor
Avustralyalı ve Amerikalı bilim adamları ilk kez soyu tükenmiş bir tür olan Tazmanya kaplanının (thylacine) DNA'sını, yaşayan bir organizma olan fare embriyosunda kullandı.
Melbourne Üniversitesi ve Texas Üniversitesinden bilim adamları, Tazmanya kaplanının DNA'sının canlı bir organizmada harekete geçmesi için yapılan çalışmada, bir müzede etanol içinde saklanan 100 yaşındaki Tazmanya kaplanından alınan Col2A1 geninin bir kıkırdağın içinde üretilen fare embriyosuna enjekte edildiğini belirtti.
Uluslararası bilim dergisi PLoS ONE'da yayımlanan araştırmaya katılan Melbourne Üniversitesinden Andrew Pask, Col2A1 geninin büyüyen kıkırdakta ve faredeki kemik gelişiminde benzer bir işlev gördüğünü belirterek, genin kıkırdak dokusunda ürediği, bunun, DNA parçasının Tazmanya kaplanının iskeletinin oluşmasında gerçekten önemli olduğunu gösterdiğini söyledi.
Pask, nesli tükenen bir türden alınan DNA'nın kullanımının, yeni biyo-ilaçların geliştirilmesi ümidini artırdığını, bazı genlerin kıkırdak yenilenmesine yardımcı olabileceğini ifade ederek, soy tükenme oranlarının alarm seviyesinde olduğu bir zamanda yaptıkları bu keşfin önemli olduğunu kaydetti.
Tazmanya kaplanının sonuncusu, 1936 yılında Hobart hayvanat bahçesinde ölmüştü.
«
Son Düzenleme: Haziran 25, 2008, 16:40:40 Gönderen: MisSGuaRD
»
Logged
E=mc² Fan Club
Katılmak için..
Tık!..
MisSGuaRD
zemnüröG ~
Sert Espresso
Offline
Mesaj Sayısı: 1233
яǝʎmɐs ツ
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #483 :
Haziran 25, 2008, 16:42:32 »
2008, NASA için altın yıl oldu
Amerikan Uzay Ajansı, son haftalarda önemli bilimsel başarılara imza attı...
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) için 2008, kuruluşundan bu yana geçen 50 yıllık tarihinin en önemli senelerinden birisi oldu.
Uzayı keşif alanında özellikle son birkaç hafta içinde önemli görevleri yerine getiren NASA�nın en etkileyici marifetlerinden birisi uzay aracı Phoenix�i (Zümrüdü Anka Kuşu) Mars�ın kuzey kutup bölgesine başarıyla indirmek oldu. Bu 30 yıldır Kızıl Gezegen�e yapılan ilk yumuşak inişti.
Mars�ın kuzey kutbunda koca bir buz bloğu bulmayı bekleyen NASA bilim adamları ilk anda umduklarına ulaşamasalar da Phoenix�in minyatür toprak numunesi ısıtma fırını (Thermal and Evolved-Gas Analyzer-TEGA-Termal ve Gelişkin Gaz Analizcisi) sonunda aldığı Mars toprağı örneklerinde buz halindeki suyun izini tespit etmeyi başardı.
Phoenix uzay aracının Mars�taki araştırmaları basın tarafından takip edilirken, NASA, fazla gürültü çıkarmayan, ancak evrene yeni bir pencere açacağı gözüyle bakılan bir başka bilimsel görevi yerine getirmek üzere yörüngeye bir roket fırlattı.
Evreni sürekli aydınlatan devasa gama patlamalarını Dünya�nın yörüngesinden inceleyecek GLAST adlı (Gamma-Tay Large Area Space Telescope) yeni teleskobun göndereceği verilerin, galaksilerin etkin çekirdekleri, pulsarlar ve süpernova kalıntıları üzerindeki gizem perdesini aralayabileceği tahmin ediliyor.
29 Haziran�da 50. kuruluş yılını kutlayacak NASA, geçen ay sonunda yaptığı mekik uçuşuyla Uluslararası Uzay İstasyonu�na (UUİ) bir başka önemli modülü ekledi. Japon astronot Akihiko Hoshide ve Amerikalı astronot Karen Nyberg, yolcu otobüsü büyüklüğündeki 15 tonluk �Kibo�yu UUİ�nin robot kolunun yardımıyla mekikten alarak, istasyona monte ettiler.
11,2 metre uzunluk, 4,4 metre genişliğindeki �Kibo�, Japonca �umut� anlamına geliyor. UUİ�ye takılan Amerikan, Rus ve Avrupa laboratuvarlarından çok daha büyük olan �Kibo�nun montajıyla yörüngedeki UUİ�nin temel inşası da tamamlanmış oldu. Böylelikle Japonya da ABD, Rusya ve Avrupa ile birlikte UUİ�de söz sahibi konumuna ulaştı.
NASA ayrıca, bu yıl bitmeden, uzayın derinliklerini keşifte kilit öneme sahip Hubble teleskobunun onarımı için Ekim�de bir uzay seyahati planlıyor. Uzaya yeni uydular gönderecek Amerikan uzay ajansı ayrıca, UUİ�ye Kasım ve Aralık aylarında iki inşa uçuşu daha yapmayı öngörüyor.
____
peter ÖSS bitti...gelicekmisin??
«
Son Düzenleme: Haziran 25, 2008, 16:43:09 Gönderen: MisSGuaRD
»
Logged
E=mc² Fan Club
Katılmak için..
Tık!..
MisSGuaRD
zemnüröG ~
Sert Espresso
Offline
Mesaj Sayısı: 1233
яǝʎmɐs ツ
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #484 :
Temmuz 26, 2008, 16:05:18 »
Biyoteknoloji ve Gerçekler
İnsanoğlunun yeryüzündeki macerası bize, bilimsel alanda meydana gelen yeni açılımların, insanlığın pozitif anlamda ilerlemesine sağlayacağı katkı nispetinde riski de bünyesinde barındırdığını göstermiştir. Yâni nötr olarak tanımlanacak bilime, ona yön veren zihniyetin dünya algılaması içerik kazandırmaktadır. Kaldı ki bu artık, bilim adamlarının değer yargılarına ve etik kaygılarına da birebir bağlı değildir. İnsanlığın kaderini etkilemek kudretine haiz her bilimsel gelişmenin ciddî mâlî kaynaklara ihtiyaç duyduğu göz önünde bulundurulursa, bilimsel çalışmalara yön veren saik, devletlerin ya da şirketlerin güç mücadelesinde rakiplerine karşı kazanacakları mevziler olarak kendini göstermektedir.
Tanrıyla Pazarlık Yapmak 21. yüzyıla damgasını vuracak bilimsel gelişmelerden birisi de genetik konusudur. ABD Başkanı Bill Clinton Beyaz Saray da düzenlediği basın toplantısında, tarihin en önemli buluşlarından biri olarak tanımladığı insanın gen haritasının çözüldüğü haberini açıklıyordu. Uydu aracılığı ile bu önemli açıklamaya İngiltere Başbakanı Tony Blair de katılmıştı. Bilim adamlarının uzun yıllar süren çalışmaları neticesinde insanın genetik haritasını çıkartmış olması şüphesiz önemli bir gelişmeydi. Zira, şekerden kansere, Parkinson dan Alzheimer e varıncaya kadar bir dizi hastalığın tedavisi genetik alanında yapılacak çalışmalarla mümkün olabilecekti. Gelecek nesillerin, bugün birçok insanın ölümüne sebep olan hastalıkların pençesinden ve doğuştan gelecek arazlardan arınmış olacağı iddiası, yapılan çalışmalara bağlanan umudu biraz daha perçinlemişti. İnsanoğlunu dünyaya biraz daha sıkı bağlayan yarının çok daha güzel olacağı na ilişkin beslediği umut iken, dünyanın iki önemli devletinin başkanı tarafından açıklanan bu gelişmeye kimsenin bîgâne kalması mümkün değildi. Fakat genom ve biyoteknoloji konusunda yapılan çalışmalar konuya ilişkin gelişmeler ve muhtemel neticeleri ortaya çıktıkça herkes tarafından biraz daha şüpheyle karşılanır hâle geldi.
Aslında Clinton un basın toplantısında kullandığı; Tanrı'nın yaşamı yarattığı dili bugün öğreniyoruz ifâdesi, yaşanacak gelişmelerin ve muhtemel tartışmaların da ilk işaretlerin vermesi açısından önemliydi. İnsanoğlu yeryüzü egemenliği peşinde koşarken hedefi sâdece türdeşlerini zapturapt altına almak olmamıştır. İnsanoğlunun temel hedefini, iradesi dışında gelişen olayları -başta tabiat olmak üzere- kontrol etmek şeklinde özetleyebiliriz. Bu hedef, yerkürede kendi dışında bir hâkimin varlığını reddetmek ya da Tanrısallık iddiası olarak da formüle edilebilir. İnsanoğlu tabiatla olan savaşını geliştirdiği teknoloji marifetiyle kazanmış; azgın akan nehirleri dizginleme, geçit vermez dağları geçme, aşılmaz denizleri aşma kudretine sahip olmuştu. Fakat yine de bu insanoğluna kadiri mutlak bir yeryüzü iktidarı sunmamıştı.
Dahası tabiatın tahrip edilmesiyle, savaşı uzun vadede insanlığın kaybettiği, ortaya çıkan felâketlerle bir kez daha anlaşılmıştı. İnsanoğlu, güneş ışığını alıp fotosentez yapan bir bitkinin ya da bitkiyi yiyip onu insan için besleyici ürünler hâline dönüştüren bir hayvanın kapasitesine, bütün teknolojik gelişmesine rağmen, ulaşamamıştı. Yâni insanoğlu, yeryüzünden kadiri mutlak bir iktidar bunca teknolojik gelişmeye rağmen ihdas edememiş, sâdece türdeşleri üzerinde niteliği değişmekle birlikte güce dayalı bir iktidar tesis etmekle iktifa etmek zorunda kalmıştı. Genetik alanında yapılan çalışmalar insana yaratıcı kudretin dilini çözme dolayısıyla onunla pazarlık yapma imkânı tanımıştı.
Artık en azından Tanrıyla eşit şartlara sahipti ve insanoğlu yeryüzünün mutlak anlamda egemeni olan yaratıcı güç ile pazarlık yapabilecekti En azından onun iktidarına yaratmak sûretiyle ortak olmasına imkân tanıyan lisanı artık bilmekteydi; genetik Cesur Yeni Dünya ya Hoş Geldiniz Genetik alanındaki yaşanan gelişmeler, Aldous Huxley in ütopik romanında geleceği bihakkın ve abartısız tarif ettiği endişesini yaratmaktadır. Huxley in dünyasında anne ve baba yoktur, hatta artık ırklar da söz konusu değildir. Onun Cesur Yeni Dünyası nda; yüksek hedefler için mücadele eden, kendini geliştirmek, dünyayı anlamak, ontolojik mânâdaki sorulara cevaplar bulmak için didinen; bir yönüyle zayıflıkla, hastalıkla malûl ama öbür taraftan duyguları, öfkeleri, hasletleri, erdemleri olan ve tanımını da bu karmaşık hâline borçlu olan insan yoktu. Huxley in romanında Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi nde kastlara ayrılmış biçimde üretilen Alfalar, Betalar, Epsilonlar ve Gamalar vardı. Onlar kuluçka makinesinde denetçiler tarafından ihtiyaca göre üretilmiş, başka bir değişle programlanmış insan sûretinde robotlar; köle olduklarını dahi fark etmeyen bunu sorgulayacak yeteneklerden ve bilgiden mahrum, mutlu kölelerdi . Biyoteknoloji alanında yapılan çalışmalar pekâlâ Huxley in iç karartan ütopik dünyasının gelecekte bir gün kurulabileceğini işaret etmektedir. Dahası devletlerin egemenlik sahasını daraltmak; dolayısıyla insanların seçimler, parlamento, sivil toplum kuruluşları vs gibi enstrümanlar marifetiyle ortak olmaya çalıştığı iktidarı kendi uhdesine almak isteyen çok uluslu şirketlerin ulaştıkları maddî güç, söz konusu endişeyi biraz daha artırmaktadır. Çünkü biyoteknoloji alanındaki dev yatırımların ekseriyeti bu şirketler tarafından gerçekleştirilmekte ve otomatik olarak kâr/zarar hesabı önem kazanmaktadır.
Genç çift hekime gider ve biz çocuğumuzun liderlik kabiliyetleri gelişmiş, doğuştan dünyayı yönetebilecek bir erkek olmasını istiyoruz der. Çiften alınan yumurta ve sperm laboratuar ortamında birleştirilir. Daha dördüncü hücre bölünme aşamasına gelmeden (yâni döllenmiş yumurta nitelik ayrışmasına henüz uğramadığı sekiz hücrelik aşamadayken) pre-implantasyon teşhisi yapacak olan uzman hekim, embriyonun gen yapısını inceler. Embriyonunu erkek olup olmadığını teşhis eder ve liderlik yeteneği ni belirleyen genetik malzemenin ne kadar etkin olduğuna bakar. embriyo erkek ise ve liderlikle ilgili genlerin etkinlik derecesi yüksekse, hücre bölünmesinin devam etmesine izin verir. Döllenmiş yumurta ana rahmine yerleştirilir. Bu işlemin üzerinden 40 hafta geçtikten sonra genç çiftin nur topu gibi bir oğlu dünyaya gelir. Oğulları büyür, yetişkin bir erkek olur ve bir ömür boyu peşinden koştuğu idealini gerçekleştirir. Artık o, dünyanın süper gücü olan bir ülkenin başkanıdır. 1 Bu ütopik senaryo, artık bugünün dünyasında gerçek hâle gelebilir. Tabiî yeterince maddî gücünüz varsa...
Şüphesiz bugünkü insanlığın taşıdığı etik kaygıların böyle bir uygulamanın genelleşmesine imkân tanımayacağını ya da bu genelleşirse binlerce ortak vâsıflara sahip bireyin olacağını ve tabiî olarak aralarında bir güç mücadelesinin, tıpkı bugün olduğu gibi, yaşanacağını ve en iyi olanını gerek siyasette gerek sanatta gerek sporda kazanacağını söyleyebilirsiniz. Fakat burada bireyin tercihinin anne ve babası tarafından yönlendirildiği gerçeği önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bugün bile kişisel tercihlerin maniple edildiği ve bireyin varlığını tehdit eder bir hâle doğru hızla ilerlediği tartışılırken, doğuştan bir yönlendirmenin olması; hiçbir zaman kendi olmayan bireylerin dünyasını işaret etmektedir. Bu ise otomatik olarak kast sisteminin doğmasına ve gücü elinde bulunduranların egemen olduğu bir dünyaya yol açacaktır. Örneğin gelecekteki Amerikan yönetici eliti olan WASP ın içinden seçilen özel ailelerin çocukları olacak şekilde plânlanması ya da küresel bir şirketin 30 sene sonraki yöneticilerini belirlemek için şimdiden faaliyette geçtiğini düşünmek, genom projesinin tehditkâr yüzünü oluşturmaktadır. Bu, diğer milletlerin genetik havuzuna yapılacak müdâhalelerle yetenekli bireylerin doğmasına müsaade etmemek şeklinde gerçekleşebilir. Şüphesiz sıradan insanlar biyoteknolojinin, uzun yıllar sonra da olsa, hastalıklara tedavi bulan yüzüyle tanışma imkânı bulacaklardır, ama bunun yatırım maliyetleri karşılandıktan ve asgarî kâr elde edildikten sonra tabana yayılacağından kimsenin şüphesi olmasın.
Unutmamak gerekir ki, dünyaya hâkim olan elit hiç de âdil değil. Irak ta yakın zamanda yaşananlar bunun en açık göstergesi. Küresel hâkimiyet peşinde olan güçlerin birbirleriyle olan mücadelesinde on binlerce mâsum insan hayatlarını, milyonlarca insanın itiraz eden haykırışları arasında kaybetmektedir. Ayrıca gerek küresel sistemde söz sahibi olan şirketlerin, gerekse de devletlerin aynı teknolojiyi askerî anlamda kullanmayacağını da kimse garanti edemez. Hitler in
Hayali Gerçek Oluyor: Öjenik Uygarlık Çağı Bugün Batı dünyasının unutmak istediği; Hitler in çarpık zihninin bir ürünü olarak sunduğu ve lanetlediği üstün ırk teorisi; aslında Batı nın düşünce atlasında izi sürülmeye en müsait konudur. Başka bir değişle öjenik (ırk bilim) Batı nın insanlığa sunduğu zehirli içkilerden sâdece birisidir. Bugün dahi, bu nazariyenin Batı nın uygulamalarındaki tesirini müşahede edebiliriz. Amerika da yasal ırk ayrımcılığı ancak 1965 yılında ortadan kaldırılabilmiş, ama hâlen zencilere ve 11 Eylül den sonra da Müslümanlara karşı ayrımcılık yapılmaya devam etmektedir. Yine Avrupa nın birçok ülkesinde Müslümanlara karşı son dönemde gelişen tavır öjenik yaklaşımın tarihe gömülmediğinin en büyük göstergeleri olsa gerek. Avrupa da dalga dalga yayılan Hitler in üstün ırk teorisi bile çok uzak olmayan bir geçmişi mimlemektedir. Adolf Hitler e göre, Uygarlık, üstün ırkların ürünüdür. Uygarlığın sonucu olarak önümüzde duran güzel sanatlar, ilimler ve teknik ürünlerin tamamı sâdece üstün ırkların yaratıcı çalışmalarının sonucudur. Bu gerçek onlara insanlığın tek temsilcisi oldukları notunu vermemize olanak hazırlar.
Bu yüzden insan adı ile andığımız tipi temsil etme hakkı onlarındır. 2 Uygarlığa bakış açısı böyle olunca üstün ırkların korunması gereği de doğal olarak ortaya çıkar. Yüksek ırklar korunmalıdır. Üstün bir ırk kendi kanını daha aşağı bir toplumun kanıyla karıştırdığında ortaya çıkan melezlik milletin felâketiyle sonuçlanır. 3 Genetik bilimindeki gelişmeler bugün Hitler in düşlerinin gerçek olmasına imkân tanımaktadır. İyi doğmuş eugenes kelimesinden gelen öjenik kavramı, genetik alanında yaşanan gelişmelerle birlikte çok daha farklı bir içerik kazanmaktadır. Hitler in devamcısı niteliğindeki zihinler artık iyi doğmuş olanları ayırmakla iktifa etmeyecekler; iyi doğma yı gerçekleştirebilecekler...
Öjenik Uygarlığı özetle, yeryüzünde kendiliğinden sürmekte olan organik yaşamı doğal seyrinden kopararak, önceden belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden oluşturma çabası olarak anlayabiliriz. Bir başka deyişle, bireysel ya da toplumsal davranışları istenilen doğrultuda biçimlendirmek üzere geçmişte başvurduğumuz sosyal, siyasal, ekonomik ve eğitsel düzenlemeler bir işe yaramadı; böylesine pahalı ve dolambaçlı yöntemler yerine şimdi de genetik gibi daha dolaysız bir yöntemi deneyelim! Canlılar arasındaki tür sınırı, istediğimiz melezleri yaratmamızı mı engelliyor, o zaman tür kaygısından vazgeçip bu sınırları kaldıralım!
Doğanın rastlantısallığı şemamızı kabul etmiyor mu, öyleyse laboratuar yöntemleriyle kendimiz bir doğa yaratalım! Gelecek bilinmez potansiyeller mi içeriyor, o zaman geleceği milim milim, saniye saniye isteklerimiz doğrultusunda plânlayalım! Gerçekten de Öjenik Uygarlık tasarımında rastlantısallığa, kendiliğindenliğe ve bilinmeyene hiçbir şekilde yer yoktur. Doğal olana antipatiyle yaklaşan Öjenik Uygarlık, biyoteknolojinin insana ve diğer tüm canlı organizmalara yoğun olarak uygulanmasını savunmaktadır. 4 Öjenik Uygarlığı Fukuyama ise şöyle tarif ediyor: Modern genetik teknolojinin elde edeceği en büyük ödül tasarım harikası bebekler olacak! diğer bir değişle genetikçiler zekâ, boy, saç rengi, göz rengi, saldırganlık ve öz saygı gibi bir özelliği taşıyan bir geni saptadıktan sonra doğacak çocuğun daha iyi bir sürümünü yaratmak amacıyla bu bilgileri kullanacaklar.
Söz konusu genin insandan gelmesi bile gerekmez! 5 Öjenik Uygarlık projesine sâdece üstün ırk yaratma anlamında da değerlendirmemek gerekmektedir: Savaşçı kabiliyetleri doğmadan önce artırılmış, günlerce zor tabiat şartlarına rağmen hayatta kalan, öldürmeye programlı insan ile hayvan arasında mutand ırkların yaratılması da pekâlâ mümkündür. İlaçlar marifetiyle acıya ve öldürmeye programlanmaya çalışılan, ama gerekli verim alınamayan Mançurya kobayları yetiştirmek öjenik uygarlıkta mümkün olacaktır.
Dahası bunların birer ailesi olmayacağı için ölümleri iktidarları zora sokacak sosyal rahatsızlıklara sebep vermeyecektir. Bir başka nokta ise elinde yeterli miktarda parası olan herkes kendisine mutlak itaat eden ordular kurabilecek, çok daha üstün özelliklere sahip versiyonlarını üretmek için çalışan onlarca şirket, küresel baronlara hizmet etmek için var gücüyle uğraşacaktır. Sonuç Yerine Biyoteknoloji alanındaki gelişmeler insanlığın hayrına olduğu kadar, insanlığı yok edecek bir potansiyel de barındırmaktadır. Şüphesiz insanlığın bugün gelmiş olduğu seviye göz önüne alındığında iyimser olunabilir, dahası biyoteknolojideki gelişmelere paralel olarak yaşanan etik tartışmaları bu yönde umudun artmasına da elvermektedir. Ama, tehlikenin büyüklüğü karşısında uluslararası kamuoyunda sağduyulu yaklaşımların cılız kaldığı söylenebilir.
Küresel hâkimiyet peşinde koşan güçlerin ülkeleri ve milletleri etnik ve dinî parçalara bölmek üzere projeler devreye koyduğu, ulus devletlerin dayandığı temelleri sarsmaya yönelik çalışmalarda bulunduğu günümüzde; biyoteknoloji alanındaki gelişmeler, küresel baronların önüne çok daha iyi fırsatlar sunmaktadır. Bu tehlikeli gidişin binlerce yıldır bir arada yaşayan ve ortak kültürel mirasa sahip milletlerin ırkçı bir yaklaşımla parçalamaya yönelik bir versiyonunu şimdiden başlamış olması, geleceğe ilişkin umudu giderek azaltmaktadır. Yapılmayan bir genetik araştırmanın olmayan neticesinden yola çıkarak dahi Türkiye de Türk olmadığı nın iddia edilmesi muarızların ne kadar pervasız olabileceğini göstermesi açısından önemlidir. AB ve ABD marifetiyle gerçekleşen ayrıştırma sürecine bir de bilimsel olduğu iddia edilen yöntemlerle hız kandırılmaya çalışılması, dikkatle takip edilmesi gereken bir konudur.
Bu alanda yapılan ve manipülasyon olduğu aşikâr çalışmaların hedefini Oktay Sinanoğlu şöyle açıklıyor; Gâye, böyle ülkelerde ulusal kimliği ve kültürü sarsıp bölünmeye, birbirine düşmeye zemin hazırlamak, sonra da o ülkeyi ele geçirmek, yerli ahalisini yok etmek. Batılının hep yaptığı iş. Hedef ülkenin kuvvetli, bağımsız bağışıklık (muafiyet) dizgesi (sistemi) millî kuruluşları olmalı ki, böyle işlere yeltenenleri denetlesin, kimin nereden, ne amaçla gönderildiğine baksın, melânetleri faaliyet daha başlamadan usturuplu tarzda engellesin. Yetkililere sorsan, Allah bilir, Ne var işte canım, bilimsel araştırma yapıyorlar derler. Kimse böyle lâfları yutmasın. Bu işin bilimselliği falan hikâye. Biyoteknoloji alanında yapılan çalışmalar insanları bir çok rahatsızlıktan kurtaracak bir potansiyele sahipken; ülkelerin klasik savunma mekanizmalarını bertaraf edecek yeni imkânlar da sunmaktadır. Ayrıca ülkelerin genetik haritalarının çıkartılması, o ülkeleri asimetrik savaşın bir kurbanı kılma ya da emperyalist devletlerin tesirine açık hâle getirmek için geliştirilecek biyolojik silâhlara zemin hazırlayacaktır.
Kısaca biyoteknoloji ve genom konusunda yapılan çalışmalar, insanlığın geleceğinin Cesur Yeni Dünya da tasvir edilen şekilde şekillendirecek tehlikeli bir potansiyel taşımaktadır. Bunun önüne geçmek için yapılması gereken ise, genetik çalışmaların etik çerçevesinin belirlenmesi, çok uluslu şirketlerin bu alandaki çalışmalarının sınırlandırılması ve çalışmaların bütün devletlerce ortaklaşa finanse edecek bir bilim adamları kurulu tarafından yürütülmesidir. Ancak, bu şekilde elde edilecek olumlu neticelerden bütün insanlık faydalanma imkânına kavuşabilir.
(baya bi uzun ama
nese
-----
peter gelene kadar ben ve yeni alacağım bi kaç üye ile idare edeceksiniz malesef
Logged
E=mc² Fan Club
Katılmak için..
Tık!..
MisSGuaRD
zemnüröG ~
Sert Espresso
Offline
Mesaj Sayısı: 1233
яǝʎmɐs ツ
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #485 :
Ağustos 17, 2008, 11:27:30 »
ÜYELER
Peter.Pettigrew (Mazeretini bildirmişti)
MisSGuaRD
Apus
Melawen
Sürgün Melek
+cloe and rup+
Lost_relic
Patronus
Pinktasticc
Rebel Girl
derhavril
kallox_yasvidak
6 gün içerisinde paylaşım yapmayan ve bana ö.m ile neden giremediklerini bildirmeyenler kulübten atılacaktır..
(Şimdilik eski üyeler için geçerlidir...)
Edit:
Ve üye olmayanalar bana ö.m atıp üye olmak istemediğinizi bildirmediğiniz sürece kulübe sürekli msj atmazsanız sevinirim..(Kimse atmıyor ama ben şimdediden söyleyeyim dedim..)
~Adınızın Bilim Kulübü Yıldızları'nda görmek istiyorsanız;
1) Daha çok paylaşım yapın..
2) Peter.pettigrew'e ulaşmaya çalışın..
«
Son Düzenleme:
Dün
11:17:51 Gönderen: MisSGuaRD
»
Logged
E=mc² Fan Club
Katılmak için..
Tık!..
lost_relic
luna&stewie&sylar& buruşuk boynuzlu hırgüre inanan bir kız, psikopat bir çocuk, beyin yemekten hoşlanan bir adam...
Şeker
Online
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 145
Tülün hemen ardında, sadece gözden uzaklar.
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #486 :
Ağustos 17, 2008, 18:50:23 »
Biyolojik beyinli robot
Fareden alınan sinir hücrelerinden meydana getirilen beyne sahip robot yapıldı.
İngiltere’deki Reading Üniversitesi’ndan Kevin Warwick başkanlığındaki ekip, “Gordon” adı verilen robotun beyninin fareden alınan sinir hücrelerinden meydana getirildiğini, önce solüsyona koyulan sinir hücrelerinin, daha sonra 60 kadar elektrottan oluşan bir “düzeneğe” yerleştirildiğini belirtti.
24 saat sonra bağlantıların meydana geldiğini ve normal beyin gibi bir “ağın” oluştuğunu belirten araştırmacılar, bunun sonucunda beynin robotu denetleyebildiğini söylediler.
Amaçlarının “bilgisayar beynine” göre biyolojik beyinde anıların nasıl arşivlendiğini anlamak olduğunu belirten ekibin başındaki Warwick, tekrarlatarak robota bazı şeylerin öğretilebildiğini, şimdi amaçlarının robota bazı davranışları öğretmek olduğunu ifade etti.
Uzayın derinliklerinde yuva arayan genç bir robotun öyküsünün anlatıldığı Wall.E filminin başkahramanı Wall.E’ye benzeyen “Gordon”ın, duvara çarptığında beyninin bir uyarı aldığı ve robotun edindiği alışkanlıkla “engeli aşabildiği” kaydedildi.
Çalışmaları Alzheimer, Parkinson gibi sinir hastalıklarının tedavisine, anıların nasıl depolandığına ve bu anıların nasıl güçlendirilebileceğine de ışık tutan ekibin başındaki Warwick, “Gordon’un beyni, insan beyninde ne olup bittiğinin basitleştirilmiş hali. Ancak Gordon’un beynine bakabiliyor, onu denetleyebiliyoruz” dedi.
Warwick, ayrıca şu an Gordon’un beyninde 50 bin ile 100 bin sinir hücresinin aktif olduğunu tahmin ettiklerini, farede bu sayının yaklaşık bir milyon, insandaysa yaklaşık 100 milyar olduğunu ifade etti.
Dünyada bu gibi biyolojik beyinler üzerinde çalışan 4-5 ekibin olduğunu söyleyen Warwick, ancak daha önce deneyim ve alışkanlıkla öğrenme konusunda çalışan bir gruba rastlamadığını da vurguladı.
“Gordon” için insan sinir hücrelerinin kullanılması konusundaysa Warwick, “engellerin bulunduğunu, bunun teknikten çok etik bir sorun olduğunu söyledi.
Logged
tıklayın büyüsünler
MisSGuaRD
zemnüröG ~
Sert Espresso
Offline
Mesaj Sayısı: 1233
яǝʎmɐs ツ
Ynt: Bilim Kulübü |¨Bu bilgisayar gerçekten süper!
«
Yanıtla #487 :
Ağustos 18, 2008, 14:12:09 »
Hmm.. Robotları severim..
Teşekkürler Relic
Bu bilgisayar gerçekten süper!
Kanada'nın Toronto Üniversitesi'ne, dünyadaki en hızlı ve kapasitesi en yüksek bilgisayarlardan birisi kuruluyor.
IBM Kanada ve Toronto Üniversitesinin birlikte oluşturdukları konsorsiyumla kurulacak süper bilgisayar, online olarak 500 milyon DVD kapasiteli ve saniyede 360 trilyon işlem yapabilecek.
IBM Kanada Sözcüsü Chris Pratt, kurulacak özelliklere sahip süper bilgisayardan dünyada sadece 20 tane bulunduğunu belirterek, �Sistemin tamamı 50 milyon Kanada Doları�na mal olacak. Sistem, halen Kanada Meteoroloji İşleri'nin kullandığı ve ülkedeki en hızlı ve büyük bilgisayardan 30 kat daha hızlı ve kapasiteli olacak. Sistem, önümüzdeki yıl yazında tam olarak devreye girecek� dedi.
Süper bilgisayar, araştırma projelerini yürütenlerine bilgi sağlamada, iklim değişikliklerini izleme ve ihtimal hesaplamalarında, uzay çalışmalarında, sağlık, astrofizik, kimyasal fizik, toprak ve tapu kayıtları ile uluslararası alanda yürütülen bilimsel çalışmaların veri ihtiyaçlarını karşılamada kullanılacak. Yeni bilgisayar, IBM İData Plex sistemi kullanacak ve kendisine 4 bin server bağlı olacak.
Süper bilgisayarın kuruluşu için gerekli olan 50 milyon Kanada Doları da, Kanada Yeni buluşlar Ulusal Platformu Vakfı, Ontario Eyalet Hükümeti ve Toronto Üniversitesi tarafından ortaklaşa karşılanacak.
Logged
E=mc² Fan Club
Katılmak için..
Tık!..
kallox_yasvidak
Şeker
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 148
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #488 :
Ağustos 19, 2008, 12:04:47 »
ya bende üye olabilirmiyim?
Logged
derhavril
Allen Iverson,Diana Taurasi, Cappie Pondexter,Rafael Nadal, Asafa Powell,Venüs Williams,Elvan Abeylegesse,Michael Phelps,Felipe Massa:Ferrari
UU Seherbazları
Sıcak Çikolata
Online
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 1664
Lonca Editörü
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #489 :
Ağustos 19, 2008, 12:11:20 »
Alıntı sahibi: kallox_yasvidak üzerinde Ağustos 19, 2008, 12:04:47
ya bende üye olabilirmiyim?
MisSGuaRD'a öm atman gerekiyor,
burayı o yönetiyor
Logged
Karanlık tarafı, insanın kendine en yakın tarafıdır. Bu yüzden metal müzik, insana en yakın müziktir."
Fernando Riberio
MisSGuaRD
zemnüröG ~
Sert Espresso
Offline
Mesaj Sayısı: 1233
яǝʎmɐs ツ
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #490 :
Ağustos 19, 2008, 19:58:25 »
Alıntı sahibi: derhavril üzerinde Ağustos 19, 2008, 12:11:20
Alıntı sahibi: kallox_yasvidak üzerinde Ağustos 19, 2008, 12:04:47
ya bende üye olabilirmiyim?
MisSGuaRD'a öm atman gerekiyor,
burayı o yönetiyor
Söylediğin için teşekkürler..
evet ö.m atarsan neden olmasın ki?
Logged
E=mc² Fan Club
Katılmak için..
Tık!..
Pinktasticc
Tasarım Stüdyosu Üyesi
Şeker
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 158
.\ıı/ RoCK ジ
Ynt: Bilim Kulübü (Ağır Metallerin Sağlık Üzerine Etkileri)
«
Yanıtla #491 :
Dün
20:05:33 »
Selamlar ben geldim..
Ağır Metallerin Sağlık Üzerine Etkileri
(göstermek/gizlemek için tıkla)
Havada bulunan partiküllerin % 0.01-3'ünü sağlık yönünden çok toksik etkiler gösteren eser elementler meydana getirir. Bunların sağlık yönünden önemi insan dokularında birikime uğramalarından ve muhtemel sinerjik etkilerinden kaynaklanmaktadır. Havadan solunum yolu ile alınan partiküllere ek olarak, yenilen yiyecekler, içilen su aracılığı ile de önemli miktarda metalik partiküler maddeler vücuda alınmaktadır. Atmosfer kirliliğinin bir bölümünü oluşturan metaller; fosil yakıtların yanması, endüstriyel işlemler, metal içerikli ürünlerin insineratörlerde yakılması sonucunda ortama yayılırlar.
İnsan sağlığını geniş çapta olumsuz yönde etkileyen metaller arasında atmosferde yaygın olarak bulunan; Kurşun, Kadmiyum, Nikel, Civa metalleri ve asbest önem taşımaktadır. Diğer metallerin bir kısmı insan yaşamında temel yönden önem taşır, diğer bir kısmının konsantrasyonu ise insan sağlığını tehdit edecek boyutta olmadığından önem göstermez. Belirli limitlerin dışında bulunabilecek her türlü metal, insan sağlığı üzerinde toksik etki gösterir.
Kurşun : Mavimsi veya gümüş grisi renginde yumuşak bir metaldir. Kurşunun tetraetil veya tetrametil gibi organik komponentlerinin yakıt katkı maddesi olarak kullanılmaları nedeniyle kirletici parametre olarak önem gösterirler. Tetraetil kurşun ve tetrametil kurşunun her ikisi de renksiz sıvı olup, kaynama noktaları sırası ile 110°C ve 200°C dir. Uçuculuklarının diğer petrol komponentlerinden daha fazla olması nedeni ile ilave edildiği yakıtın da uçuculuğunu artırırlar.
Kurşunun farklı enzim sistemleri ile etkileşim göstermesi nedeniyle bir çok organ veya sistem, kurşun birikimi için odak noktalarını oluştururlar.
Kandaki kurşun konsantrasyonunun 0.2 μg/ml limitini aşması durumunda olumsuz sağlık etkileri gözlenir. Kan kurşun konsantrasyonu; 0.2 μg/ml limitini aşması ile kan sentezinin inhibasyonu, 0.3-0.8 μg/ml limitlerinde duyu ve motor sinir iletişim hızında azalma, 1.2 μg/ml limitinin aşılmasından sonra ise yetişkinlerde geri dönüşü mümkün olmayan beyin hasarları meydana geldiği belirlenmiştir.
Havadaki kurşun konsantrasyonu ile kandaki kurşun konsantrasyonu arasında doğrusal bir ilişki vardır. Kurşunun havadaki 1 μg /m3 konsantrasyorıunun kanda 0.01-0.02 μg/ml lik konsantrasyonu oluşturduğu tesbit edilmiştir.
İnsanlarda temel (background) kan kurşun konsantrasyonunun 0.04-0.06 μg/ml, kentsel alanlarda yaşayanlarda ise 0.1 μg/ml olduğu belirlenmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü, sağlık üzerine olumsuz etkilerin gözlenmediği 0.1 μg/ml kan kurşun konsantrasyon limitinin aşılmaması amacı ile; kent havasındaki kurşun konsantrasyonunun 0.5-1 μg/m3 olarak hedeflenmesini önermektedir.
Kadmiyum : Kadmiyum (Cd) gümüş beyazı renginde bir metaldir. Havada hızla kadmiyum oksite dönüşür. Kadmiyum sülfat, kadmiyum nitrat, kadmiyum klorür gibi inorganik tuzları suda çözünür.
Havadaki kadmiyum fume konsantrasyonu 1 mg/m3 limitini aşması durumunda, solunumdaki akut etkileri gözlemek mümkündür. Kadmiyumun vücuttan atılımının az olması ve birikim yapması nedeni ile sağlık üzerine olumsuz etkileri zaman doğrultusunda gözlenir.
Uzun süreli maruziyetten en fazla etkilenecek organ böbreklerdir. Yapılan araştırmalarda; böbrekte biriken kadmiyum konsantrasyonunun (yaş ağırlık üzerinden) 200 mg/kg'a ulaşması durumunda, böbrek fonksiyonlarında bozulma olduğu tesbit edilmiştir. Böbrekte oluşan hasarın tekrar geriye dönüşü mümkün değildir. Akciğer ve prostat kanserlerinin oluşumunda kadmiyumun etkisi kesin olarak belirlenmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü insan sağlığının korunması için havadaki kadmiyum konsantrasyonunun; kırsal alanlarda 1-5 ng/m3, zirai faaliyetlerin bulunmadığı kentsel ve endüstriyel bölgelerde 10-20 ng/m3.ü aşılmamasını tavsiye etmektedir.
Nikel : Nikel gümüşümsü beyaz renkli sert bir metaldir. Nikel bileşikleri pratik olarak suda çözünmez. Suda çözünebilir tuzları; klorür, sülfat ve nitrattır. Nikel biyolojik sistemlerde adenosin, trifosfat, aminoasit, peptit, protein ve deoksiribonükleik asitle kompleks oluştururlar.
Havadaki nikel bileşiklerinin solunması sonucunda, solunum savunma sistemi ile ilgili olarak; solunum borusu irritasyonu, tahribatı, immunolojik değişim, alveoler makrofaj hücre sayısında artış, silia aktivitesi ve immünite baskısında azalma gibi anormal fonksiyonlar meydana gelir.
Deri absorbsiyonu sonucunda allerjik deri hastalıkları ortaya çıkar. Havada bulunan nikele uzun süreli maruziyetin insan sağlığına etkileri hakkında güvenilir kanıtlar tesbit edilememişsede; nikel işinde çalışanlarda astım gibi olumsuz sağlık etkilerinin yanı sıra, burun ve gırtlak kanserlerine neden olduğu kanıtlanmıştır. Kanserojen etkisi nedeni ile güvenilirlik limitinin belirtilmesi mümkün değildir.
ALINABİLECEK ÖNLEMLER
(göstermek/gizlemek için tıkla)
- Hava kirliliğinin yoğun olduğu büyük illerimizde kaliteli ve temiz linyitin yakılması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
- Kentsel ısınmada doğal gazın kullanımının artırılması ve yoğun hava kirliliği yaşanan illerimize doğal gazın götürülmesi gerekmektedir.
- Yakıtların tekniğe uygun olarak yakılabilmesi için kazanın, yakıtın yanma özelliğine göre standartlarına uygun olarak üretilmesi ve uygun yanma şartlarının sağlanması gerekmektedir.
- Kazan yakıcıların periyodik zamanlarda eğitilerek, uygun yakma kurallarını öğrenmeleri sağlanmalıdır.
- Büyük ısıtma sistemlerine filtre takma zorunluluğu getirilmelidir.
- Sadece uçucu kül için elektrofiltre bulunan termik santrallere desülfürizasyon tesislerinin de zorunlu olarak kurdurulması sağlanmalıdır.
- Bina projelerinde, baca ve kazanın konacağı yer standartlara uygun olmalı ve ısı yalıtımına önem verilmelidir.
- Motorlu taşıtlar için; karbüratör ayarı şartı getirilmeli portatif CO ve HC için kurşuna dayanıklı katalizörler veya oksidasyon katalizörleri kullanılmalı, sekonder hava NOX için egzoz gazı resürkülasyonu uygulanmalıdır. Almanya’ da olduğu gibi benzindeki kurşun miktarı 0.15 gr/lt seviyesine indirilmeli ve kademeli olarak kurşunsuz benzine geçilmelidir.
SONUÇ
(göstermek/gizlemek için tıkla)
Atmosferdeki kükürt ve azot oksit emisyonlarının azaltılması uzun vadede gerçekleştirilecek bir işlem olduğundan çevrede yarattıkları olumsuz etkileri nedeniyle emisyonlarının azaltılması için gereken önlemlerin vakit kaybetmeden alınmasının zorunluluğu açıkça görülmektedir. Bunun yanında acil önlem olarak bir bölgede hava kirliliği, teknolojik önlemler tespit edilerek dikkatle gözden geçirilmeli ve uygulanmalıdır. Asit depolanması sorununa bilimsel yönden çözüm yolları ararken, zarar tespitleri yapılmalı ve ekosistem detaylı bir şekilde incelenmelidir. Ayrıca problem politik ve bilimsel olarak benimsenmelidir.
«
Son Düzenleme:
Dün
20:08:16 Gönderen: Pinktasticc
»
Logged
ben değilsem
K
İ
M
?
* ~
şimdi değilse
NE
ZA
MAN
?
¨
kallox_yasvidak
Şeker
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 148
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #492 :
Bugün
10:56:57 »
(göstermek/gizlemek için tıkla)
KİMYANIN TARİHÇESİ
İslâm Dünyası'ndaki kimya çalışmaları, daha önce Hellenistik Çağ'da İskenderiye'de yapılmış olan simya çalışmalarından yoğun bir biçimde etkilenmiştir. Bu çalışmalar sırasında yavaş yavaş belirginleşmeye başlayan Yapısal Dönüşüm Kuramı'na göre, doğadaki bütün metaller, aslında bir kükürt-civa bileşimidir; ancak bunların iç ve dış niteliklerinde farklılıklar bulunduğu için, kükürt ve civa kullanmak suretiyle istenilen metali elde etmek mümkündür.
Bilindiği gibi, simyagerler, tarih boyunca, bu kurama dayanarak, kurşun ve bakır gibi nisbeten daha az kıymetli metalleri, altın ve gümüş gibi metallere dönüştürmek istemişlerdir. İslâm Dünyası'ndaki kimya çalışmaları da genellikle bu doğrultuda sürdürülmüştür.
Yine Müslüman simyagerlerin maksatlarından birisi de bu dönüşümü gerçekleştirecek el-İksir'i, yani mükemmel maddeyi bulmaktır. Mükemmele en yakın metal, altın olduğu için, genellikle bu çalışmalarda altının kullanıldığı görülmektedir. İksir, aynı zamanda sonsuz yaşamın kapısını aralayacak bir anahtar olarak da düşünülmüştür.
Simyagerler, Yeryüzü'ndeki metallerle Gökyüzü'ndeki gezegenler arasında da ilişki kurmuşlardır. Örneğin altın Güneş'le ve gümüş ise Ay'la eşleştirilmiş ve bu metalleri göstermek için Güneş ve Ay'a benzeyen simgeler kullanılmıştır. Bu simgeler, 18. yüzyıla kadar pek fazla değişmeden gelmiştir; günümüzdeki simgeler ise 18. yüzyıldan itibaren şekillenmeye başlamıştır.
Ortaçağ İslâm Dünyası'nda, simyayı benimseyenlerle benimsemeyenler arasında süregelen tartışmaların, kimyanın gelişimi üzerinde çok olumlu etkiler yaptığı görülmektedir. Çünkü bu tartışmalar sırasında, taraflar, görüşlerinin doğruluğunu kanıtlamak için, çok sayıda deney yapmış ve bu yolla deneysel bilginin artmasında önemli bir rol oynamışlardır.
Yeniçağ
Bu dönemde kimya alanında maddenin yapısına ilişkin deneysel çalışmalar başlamış ve özellikle Boyle, Mayow ve Hook gibi bilim adamları sayesinde yeni bir atom kuramı geliştirilmiştir.
Yakınçağ
Bu dönemde kimya, sanayinin belkemiği haline gelmiştir; ancak kimya çalışmaları sadece sanayide değil, tıp başta olmak üzere değişik bilim dallarında da önemli rol oynamıştır. Atom konusundaki çalışmalar, genetik ile ilgili çalışmaları ve canlıların temel maddesi konusunda yapılan araştırmaları büyük ölçüde etkilemiştir.
Bu dönemde çağdaş kimya, yanma olgusunu açıklayan Lavoisier tarafından kurulmuştur. Bu sayede Lavoisier, Filojiston Kuramı'nı yıkmış ve oksijeni bulmuştur
MATEMATİĞİN TARİHÇESİ
İslâm Dünyası'nda başta aritmetik olmak üzere, matematiğin geometri, cebir ve trigonometri gibi dallarına önemli katkılarda bulunan matematikçiler yetişmiştir. Ancak bu dönemde gerçekleşen gelişmelerden en önemlisi, geleneksel Ebced Rakamları'nın yerine Hintlilerden öğrenilen Hint Rakamları'nın kullanılmaya başlanmasıdır.
Konumsal Hint rakamları, 8. yüzyılda İslâm Dünyası'na girmiş ve hesaplama işlemini kolaylaştırdığı için matematik alanında büyük bir atılımın gerçekleştirilmesine neden olmuştur.
Daha önce Arap alfabesinin harflerinden oluşan harf rakam sistemi kullanılıyordu ve bu sistemde sayılar, sabit değerler alan harflerle gösteriliyordu. Örneğin için a harfi, 10 için y harfi ve 100 içinse k harfi kullanılıyordu ve dolayısıyla sistem konumsal değildi. Böyle bir rakam sistemi ile işlem yapmak son derece güçtü.
Erken tarihlerden itibaren ticaretle uğraşanların ve aritmetikçilerin kullanmaya başladıkları Hint Rakamları'nın üstünlüğü derhal farkedilmiş ve yaygın biçimde kabul görmüştü. Bu rakamlar daha sonra Batı'ya geçerek Roma Rakamları'nın yerini alacaktır.
Cebir bilimi İslâm Dünyası matematikçilerinin elinde bağımsız bir disiplin kimliği kazanmış ve özellikle Hârizmî, Ebu Kâmil, Kerecî ve Ömer el-Hayyâm gibi matematikçilerin yazmış oldukları yapıtlar, Batı'yı büyük ölçüde etkilemiştir.
İslâm Dünyası'nda büyük ilgi gören ve geliştirilen bilimlerden birisi olan astronomi alanındaki araştırmalara yardımcı olmak üzere trigonometri alanında da seçkin çalışmalar yapılmıştır. Bu konudaki en önemli katkı, açı hesaplarında kirişler yerine sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjant gibi trigonometrik fonksiyonların kullanılmış olmasıdır.
Yeniçağ
Bu dönem diğer alanlarda olduğu gibi matematik alanında da yeniden bir uyanışın gerçekleştiği ve özellikle trigonometri ve cebir alanlarında önemli çalışmaların yapıldığı bir dönemdir.
Trigonometri, Regiomontanus, daha sonra da Rhaeticus ve Bartholomaeus Pitiscus`un çabalarıyla ve cebir ise Scipione del Ferro, Nicola Tartaglia, Geronimo Cardano ve Lodovice Ferrari tarafından yeniden hayata döndürülmüştür.
Yapılan çalışmalar sonucunda geliştirilen işlem simgeleri, şu anda bizim kullandıklarımıza benzer denkalemlerin ortaya çıkmasına olanak vermiş ve böylelikle, denklem kuramı biçimlenmeye başlamıştır.
Rönesans matematiği özellikle Raffaello Bombelli, François Viète ve Simon Stevin ile doruk noktasına ulaşmıştır. 1585 yılında, Stevin, aşağı yukarı Takîyüddîn ile aynı anda ondalık kesirleri kullanmıştır.
Bu dönemde çağdaş matematiğin temelleri atılmış ve Pierre de Fermat sayılar kuramını, Pascal olasılık kuramını, Leibniz ve Newton ise diferansiyel ve integral hesabı kurmuşlardır.
Yakınçağ
Bu dönemde Euler ve Lagrange, integral ve diferansiyel hesabına ilişkin 17. yüzyılda başlayan çalışmaları sürdürmüş ve bu çalışmaların gök mekaniğine uygulanması sonucunda fizik ve astronomi alanlarında büyük bir atılım gerçekleştirilmiştir. Mesela Lagrange, Üç Cisim Problemi'nin ilk özel çözümlerini vermiştir.
Bu dönemde matematiğe daha sağlam bir temel oluşturmaya yönelik felsefi ağırlıklı çalışmalar genişleyerek devam etmiştir. Russell, Poincaré, Hilbert ve Brouwer gibi matematikçiler, bu konudaki görüşleriyle katkıda bulunmuşlardır.
Russell, matematik ile mantığın özdeş olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Matematiğin, sayı gibi kavramlarını, toplama ve çıkarma gibi işlemlerini, küme, değilleme, veya, ise gibi mantık terimleriyle ve matematiği ise "p ise q" biçimindeki önermeler kümesiyle tanımlamıştır.
Hilbert'e göre ise, matematik soyut nesneleri konu alan simgesel bir sistemdir; mantığa indirgenerek değil, simgesel aksiyomatik bir yapıya dönüştürülerek temellendirilmelidir.
Sezgici olan Brouwer de matematiğin temeline, kavramlara somut içerik sağlayan sezgiyi koyar; çünkü matematik bir teori olmaktan çok zihinsel bir faaliyettir. Poincaré'ye göre de matematiğin temelinde sezgi vardır ve matematik kavramlarının tanımlanmaya elverişli olması gerekir.
Yine bu dönemin en orijinal matematikçileri olarak Dedekind ve Cantor sayılabilir. Dedekind, erken tarihlerden itibaren irrasyonel sayılarla ilgilenmeye başlamış, rasyonel sayılar alanının sürekli reel sayılar biçimine genişletilebileceğini görmüştür. Cantor ise, bugünkü kümeler kuramının kurucusudur.
«
Son Düzenleme:
Bugün
11:07:40 Gönderen: kallox_yasvidak
»
Logged
oviedo
Çabuk Gel Locce Özledim seni
Kakao
Offline
Mesaj Sayısı: 239
nerden benim tavuum oluyomuş ya
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #493 :
Bugün
11:03:08 »
silindi.
«
Son Düzenleme:
Bugün
11:30:16 Gönderen: oviedo
»
Logged
ÇABUK GEL LOCCEEEEEEEEEEEEEE BEKLİYORUZ SENİ.............
MisSGuaRD
zemnüröG ~
Sert Espresso
Offline
Mesaj Sayısı: 1233
яǝʎmɐs ツ
Ynt: Bilim Kulübü
«
Yanıtla #494 :
Bugün
11:28:47 »
Merhabalar.. Güzel paylaşımlar.. Matematiğin tarihçesini biliyordum ki unutmuştum.. Kimyayı severim.. Ağır metaller hah?
ovido paylaşım için teşekkürler ancak üye olmak istiyorsan msj at yada buraya sürekli msj atma (ben şimdiden uyarıyım dedim neyse)
Ve arkadaşlar paylaşımlarınızı düzenli bir biçimde koyarsanız sevinirim
Örn:
1) Başlık biraz daha büyük ve renkli olsun (isteğe göre kalın)
2) Başlığı spoiler içine almayınız..
3) Ayrı konualrı ayrı spoiler içine alınız..
4) ve isteği göre ortalayabilirsini..
Birşey daha.. Aklınızda bulunan yarışma gibi yada görevlendirme gibi birşeyler varsa ö.m ile benimle paylaşabilirsiniz..Uygun bir iş ise yapabiliriz..
Logged
E=mc² Fan Club
Katılmak için..
Tık!..
Sayfa:
1
...
30
31
32
[
33
]
34
Yukarı git
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: