Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Ağustos 30, 2008, 10:12:11  
   
 
 
   
 
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: 6. Bölüm: Karanlık Bir Yoldaki Ayak Sesleri  (Okunma Sayısı 1289 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Fantasticc
Lost ulan Loooosst!
Yönetici
Has Türk Kahvesi
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 6523


200877359 fantasticc@gmail.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« Yanıtla #15 : Mart 17, 2007, 21:34:41 »

Bu sorun şu anda siteye iki server üzerinden de ulaşılabilmesinden kaynaklanıyor. Ayrıntılı ilgi için duyuru panosuna bakın.

Biz siteye gerekli dosyaları yükledik ama siteye iki farklı serverdan ulaşılabildiği için ve dosyanın bir sunucuda olup bir sunucuda olmadığı için böyle bir sorun oluyor. dns ayarlarınızı yenileyin, bilgisayarınızı kapatıp açın, kafasınıza göre takılın Dil Çıkaran
Logged

<a href="http://www.harrypottercafe.com/melezprensgerisayim.swf" target="_blank">http://www.harrypottercafe.com/melezprensgerisayim.swf</a>

Tatildeyim. Mesajlarınıza cevap veremeyebilirim.
Sponsor Bağlantılar
Reklam
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


View Profile
Re: 6. Bölüm: Karanlık Bir Yoldaki Ayak Sesleri
« Eklendi: Ağustos 30, 2008, 10:12:11 »

Logged
Luthien
UU Seherbazları
Has Türk Kahvesi
*******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2738



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : Mart 17, 2007, 21:38:54 »

Altıncı Bölüm: Karanlık Bir Yoldaki Ayak Sesleri

Hogwarts'ta gömülmek istemişti.

Bunun başka bir örneği yoktu ama hiç kimse tartışmadı. Daha önce hiç kimse Hogwarts topraklarına gömülmemişti - sadece bazı efsaneler Godric Gryffindor'un büyük gölün atında yattığını söylüyordu. Ama bu sadece bir efsaneydi ve Albus Dumbledore'un ölümüne kadar bu gelenek sürdürülüyordu. Her şeyden önce Hogwarts bir büyüme, öğrenme yeriydi, ölüm yeri değil. Buna rağmen Albus Dumbledore farklıydı ve kimse onun son isteğine karşı çıkmaya cüret edemezdi. Okulun denetim kurulu bile hatta buna hafifçe itiraz ettikten sonra kararı şimdiki okul müdürüne bırakan Lucius Malfoy dahi... Belki onun bu konuda tartışmasını bekliyorlardı ama Remus tereddüt etmedi.

Sık sık bunun Dumbledore'un istediği tek doğru istek olup olmadığını düşünürdü. Eski Hogwarts müdürü ve Sihir Bakanı hayatını diğerleri için, rüyalarını gerçekleştirmeleri için harcamıştı - hiç kendi rüyaların için zamanın oldu mu, yaşlı adam? diye merak etti Remus sessizce. Yoksa bunun için, bizimle fazla mı meşguldün? Yüzünü gün ışığına çevirirken gözlerini kapattı ve kendine gözyaşlarının nedeninin rüzgâr olduğunu söyledi. Ya da söylemedi. Remus herhangi birinin onu ağlarken görmesinden rahatsız olmazdı; hatta genelde pek ağlamasa da Dumbledore onun için bir müdürden daha fazlaydı. Ünlü büyücü ona bir arkadaştan da daha fazlaydı: o bir usta, yol göstericiydi ve Remus'a eğitimden daha fazla şans vermişti. Albus Dumbledore neredeyse tek başına Remus'un hayatını olağan yapmıştı.

Eğer o olmasaydı, şu anda ya bir kafeste tıkalı duruyor ya da ancak Merlin'in bileceği bir yerde bozkırlarda geziyor olacaktım. Hogwarts'a gelemeyecektim. En iyi arkadaşlarımla tanışamayacaktım. Bir işim ve yaşamaya değer bir hayatım olmayacaktı. Tek güzel şey bu savaşın bir parçası da olmayacak olmam, diye düşündü Remus. Ama sonra kendine hafifçe gülümsedi. Savaş bile, onun uzun kanlı yılları bile buna değerdi. Her şekilde dışarıdaki bir "masum" olacağına savaşın bir parçası olmayı tercih ederdi.

Tabi bu savaş bitene kadar dışarıda bir masum kalırsa...

Yanında Sirius, Remus'un sol dirseğine dokundu. Seherbazın sesi yumuşaktı. "Buradalar."

Remus, altı figür, küçük tepeye doğru yavaş ve resmice çıkarken izledi. Beyninin bir köşesi bu altı çocuğu gördüğü en sakin an olduğunu söyledi - ama bunun yanlış olduğunu biliyordu. Anlıyorlardı. Diğer birçoklarının aksine bu altı çocuk anlıyordu.

Dumbledore sessiz bir cenaze istemişti. Bunun büyük ve önemli bir şey olmasını istememişti - "Mendiller ve el sallamalar yok," dedi kardeşi ağır bir sesle. O, Aberforth Dumbledore'du ve Remus'un onu sadece bir kez görmüş olmasına rağmen ve daha ölüm haberini iletemeden ortaya çıkmıştı. Aberforth çoğu işi Remus'a bırakmıştı ama yeri geldiğinde ağırlığını koymasını bilmişti. Tam da birçok kişi onun hak ettiği şekilde bir cenaze yapılmasını söylerken, o bunu onun eğleneceği şekilde yaptı. Bunu anlayarak Remus, genç Dumbledore'un yanında durdu ve sonra Dumbledore'un bıraktığı mektuptaki komutları takip ettiler.

Dumbledore basit bir şey istemişti; basit bir şey olmuştu. Remus'un beklediğinden daha kalabalık olsa da cenaze, fazlasıyla sadeydi. Az kişi konuşuyordu. Daha da azı anlıyordu ama Remus, anlıyordu. Dumbledore daha fazla sürpriz olan bir istekte daha bulunmuştu ve Remus bunu da yerine getirmişti. Harry Potter, Fred Weasley, George Weasley, Ron Weasley, Hermione Granger ve Lee Jordan'ın tabutunu taşımasını istemişti. Kaçaklardan istemişti. Karıştıran Ama Çaktırmayan Arkadaşlar Kulübü'nden. Hepsi nerede bir kural kırılması varsa ya da muziplik, ilk bakılacak kişilerdi.

Ve Remus, Dumbledore'un onların okul müdürü olmayı çok sevdiğini biliyordu. Altı çocuğun da hafifçe aklı karışmıştı ama zevkle kabul etmişlerdi. Hepsi elbette ki Dumbledore'la tanışmıştı ama hiçbiri çok yakın olmamıştı - hatta ailesi uzun yıllar boyunca Yoldaşlık içinde olan Harry bile. Ama Remus onlara az da olsa açıklamıştı ve Dumbledore'un onlara bıraktığı mektupları (hiç okumadığı ve asla okumayacağı) göstermişti ve Kaçaklar kabul etti. Lee'nin annesi Mrs. Jordan'ı bu cenaze konusunda ikna etmek çok zor olsa da Remus sonunda başarmıştı. Lee diğer Gryffindorlu arkadaşlarının arasında bir eli aralarında süzülen Dumbledore'un tabutuna doğrultulmuşken taş gibi bir yüzle ilerliyordu.

Keder dolu bir nota gökyüzünü doldurdu.

Fawkes gelmişti. Kırmızı-altın sarısı anka gökten süzülerek gelirken acı ve yasın yüklü olduğu, kalp burkan bir şarkı söylüyor. Remus onu iki gece önceden beri görmemişti ama nedenini anlıyordu. Fawkes çok uzun yıllar boyunca Dumbledore'la birlikteydi ve onun bile yas tutmaya ihtiyacı vardı. Bazıları bir ankanın yas tutacağına inanmazdı ama Fawkes'ın yüzündeki gümüş gözyaşları buna şüphe bırakmıyordu.

Fawkes nazikçe tahtadan tabuta kondu. Dumbledore'un cesedi Ölüm Yiyenler ve yıkılan bakanlık tarafından çok hasar görmüştü ve Aberforth'un isteğiyle tabut kapatılmıştı. Büyü ile eski görünüşüne kavuşturabilirlerdi ama hepsi bunun en iyisi olduğu konusunda hemfikirdi. Dumbledore hiç yaralarını göstermekten utanmamıştı - bir keresinde, sonunda yararlı olabileceklerini bile söylemişti - böylece hiçbir şeyi değiştirmediler.

Remus derin bir nefes alarak belki de tabutu açık bırakmaları gerektiğini düşündü. Aberforth cenazede çocukların olacağını söyleyerek onları korkutmanın anlamı olmadığını belirtmişti - ama Remus diğer binlerce yüzün kendisine baktığını hayal ediyordu ve bu insanlar cenazeye sadece Dumbledore'u sevdikleri ve saygı duydukları için hayatlarını tehlikeye atarak gelmişlerdi. Çoğu kişi, Bakanın yaralarını ve onların temsil ettiklerini anlayamıyordu - belki de mesajın yerine ulaşması için tabutun açık kalması konusunda baskı yapmalıydı. O savaştı, diye bağırmak istedi Remus yüzlerine. Siz de öyle yapmalısınız.

Ama bu sadece onun üzüntü anında düşündüğü şeylerdi ve yok sayması gerektiğini biliyordu. Remus gözlerini bir kez daha kapatarak karanlık düşüncelerin gitmesini sağlamaya çalıştı. Dumbledore'u onun istediği gibi hatırlamalıyım. Acıyla değil... Gözlerini tekrar açtı. Kaçaklar cenaze alanına ulaşmışlardı. Zamanı gelmişti.

Sağından, tekerlekli sandalyeli birisi ilerledi. Muggle aletini geliştirecek pek zamanları olmasa da tekerlekler dokununca hiç güç gerektirmeden dönüyordu. Aslında tarihte pek de belden aşağısı felç olmuş büyücüler de yoktu; basitçe büyünün iyileştiremediği ya da eksik beden parçalarını oluşturamadığı pek görülmemişti. Buna rağmen James Potter, St. Mungo'dakiler için hala bir muammaydı ve tüm dünyadan uzmanları çağırmış olsalar da Dumbledore'un ardılını iyileştirmeyi başaramamışlardı. James'e göre bu durum onun normal davranmasını pek de etkilemiyordu hatta cenazeden hemen sonra tekrar bazı testler için hastaneye dönmek zorunda olsa bile.

"Bayanlar ve baylar, geldiğiniz için hepinize teşekkürler," diye başladı James yavaşça. Sesi ağırdı; rüzgâr esmeye başlamıştı ve güneş, bulutların arasına çekildi. Ne yazık, diye düşündü Remus gözleri hala arkadaşının üzerindeyken. Dumbledore güneşi tercih ederdi. James devam ediyordu ve Remus, arkadaşının sesindeki yasın gerçek olduğunu biliyordu. Remus bilinçsizce, James gittikten sonra sağına geçen Lily'e sarıldı. Duygularını açığa vuran biri genelde olmasa da Lily onun arkadaşıydı ve onu anlıyordu.

"Bugün buraya ortak bir amaç için geldik. Nedenini söylemeye gerek duymuyorum." James ifadesizce konuşuyordu; bunun anlamı bunu gerçekten kalpten söylediğiydi. "Ama bugün yas tutmak yerine kutlamalıyız - ve Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore'u tanıyacak kadar şanslı olduğumuz için sevinmeliyiz. Onu hep olduğu gibi hatırlamamızı istiyorum - diğerlerinin hatırlamamızı istediği şekilde değil.

"Güçlü bir adamdı ve en büyüklerdendi. Bizim için çok şeyler feda etti ama bunu kahraman olmak istediğinden yapmadı. Albus Dumbledore her şeyden önce insandı. Ve o insanların istediği yolu özgürce, sonunda ne olacaklarsa olsunlar seçmeleri gerektiğine inanırdı. Ve bu inanç için savaştı. Bu yüzden buraya sadece yas tutmak için değil, onun fedakârlığını onurlandırmak için geldik."

"Albus P.W.B. Dumbledore, diğerleri yaşayabilsin diye öldü. Bundan daha onurlu bir şey olamaz.

"Eğer burada olsaydı bize her şeyin kaybedilmediğini hatırlatırdı. Önümüzde karanlık günler var ama cesaret, karanlıkla nasıl başa çıktığımızla ölçülür - ve ben Albus Dumbledore'un istediği şekilde yapacağım: açıkça ve başım yukarıda olacak. Kaybedilecek çok şey var ama kazanılacak da çok şey var. Ve ben, çok uzun süre savaşmış ve çok az şey istemiş olan adamı unutmayacağım." James birden derin bir nefes aldı ve Remus onun gözyaşlarıyla savaştığını fark etti.

"Hatırlayacağım."

Sessizliği bir cadının burnunu çekmesi böldü ve Remus, Auriga Sinistra'yı görmek için hafifçe döndü. Genelde sessiz olan Astronomi Profesörü ağlıyordu ve küçük kardeşine sarılmak için dönmüştü. Remus'un yanında Lily hafifçe sallandı ve ileri çıktı.

Meşeden yapılmış tabuta gelene kadar yavaşça ve taş gibi yürüdü. Kaçaklar o geçebilsin diye çekilince Lily elini tabuta koydu. Sesi kısık olsa da herkes tarafından duyuldu ve gözlerini tabuttan ayırmadan konuştu.

"Bedenini her zaman evim olarak nitelendirdiği Hogwarts'a getirdik. Onu burada sevgimizle bırakalım ki nesiller boyunca Hogwarts'a öğrencilerin geldiğini görebilsin." Sesi çatladı ve Remus, devam etmeden önce gözlerini kapattığını gördü.

"Hoşça kal, Albus Dumbledore. Umarım hep huzur içinde yatarsın."

Kalabalık kadının fısıltısını tekrarladı. "Huzur içinde yat."

Yavaşça tabut Lily'den uzaklaştırılıp açık mezara kondu.

Büyüler hazırdı. Tabut konulur konulmaz etrafındaki toprak ve çimen hareket etti. Yas tutanların gözleri önünde mezar kendi kendini doldurdu. Kimse konuşmadı; bu Büyücü cenazesinin eski bir geleneğiydi. Dakikalar sonra mezar sanki hiç açılmamış gibi kapanırken başında yazılar yazılı bir mermer bıraktı.

Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore

84'üncü Okul Müdürü

25 Haziran 1841 - 19 Haziran 1992


Böyle yazılmasını o istemişti. Dumbledore yaptıklarının listesinin ya da madalyalarının arşivinin koyulmasını istememişti. Hatta Sihir Bakanı olduğunun yazılmasını bile istememişti - bu noktadaki talimatları çok açıktı. Dumbledore sadece Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nun müdürü olduğunun hatırlanmasını istemişti - yaptığı en önemli şey.

Diğer insanlar ileri çıkmaya ve mezara çiçekler bırakmaya başlamışlardı. Bazıları kendi yollarıyla ona veda ederek hafifçe mırıldıyorlardı ama Remus onları izlerken öfke duymaktan kendini alamadı. Dumbledore'un yanında başka bir mezar daha olmalıydı.

Ama Arabella Figg cenaze töreni olmadan gömülmüştü ve ailesinin geri kalanı katılmıştı. Kardeşi ve ailesi çoktan savaştan uzağa Amerika'ya gitmişlerdi. Bittiler, demişti Theodore Figg, James'e kızgınca. Figg'ler bu savaşta hiçbir rol oynamayacaktı; artık değil. Kazanılamayacak bir savaşa daha fazla aile üyeleri kaybetmeyeceklerdi. Böyle Arabella Figg'in uğruna canını verdiği savaşı bırakıp gittiler. Remus, tabutunun nerede olduğunu bile bilmiyordu.

Kızgın düşünceleri aklından çıkartarak ileri gitti. Remus, Dumbledore'a çoktan lveda etmişti ama birden bunu tekrar yapma gereği hissetti. Yaşlı adamı çok özleyecekti ve Lily'nin umutsuzca James'in elini tuttuğu yere doğru ilerledi. Bu ona herkesten daha zor geliyordu çünkü yaşlı adamın 'sekreteri' olduğu zamanlarda çok yakın olmuşlardı. Lily o zamandan beri Dumbledore'u ustası ve yönlendiricisi olarak görmüştü ve ölümünden derinden etkilenmişti - ve bu ölümü durduramamasından... Birden soğuk bir rüzgâr ensesinden vurdu.

Kafası dönmeye başladı ama Remus'un kurtadam refleksleri bile çok yavaştı. Gözünün bir köşesiyle siyah figürler gördü ama sonra endişeli bir el koluna dokundu. "Ruh Emiciler," diye soludu Sirius.

Sirius hareket ediyordu ve Remus topuklarındaydı. Onlar kalabalığı yararken diğerlerinin de fark ettiğini gördü. İnsanlar çığlık atarak kaçıyorlardı ve hepsinin Voldemort'un son atağında olanlar konusunda hafızaları tazeydi. Ruh Emiciler tepenin altındaydılar ve o sırada Sirius kalabalığı yarmayı başarmıştı sadece elli metre vardı. Peter, Remus'un yanında asasını kaldırmıştı.

Peter burada ne yapıyor?

"Ne yapacağım?" diye sordu kısa büyücü.

"Dua et," diye yanıtladı dördüncü ses.

Bu, tekerlekli sandalyesi ona karşı koymadan hızlıca yanlarına gelmiş James'ti. Ayrıca Sirius bir Muggle eşyasıyla oynarsa mutlaka birazcık uçardı - ama şimdi bu düşüncelere zaman yoktu. James de asasını çekmiş duruyordu ve Remus ne zaman yaptığını hatırlamasa da serin tahtayı elinde hissediyordu. James'in yüzü neşesizdi ve rüzgâr hızlanmaya başlamıştı.

"James!" Lily'nin sesi neredeyse rüzgârda kaybolacaktı ve Remus ona bakmak için döndüğünde kalabalığın onu uzaklaştırdığını fark etti.

Ruh Emiciler yaklaşmaya başlamıştı.

Herkes çığlık atıyordu. Kalabalık, kaçacak bir yer bulmak için koşuyordu ama Ruh Emiciler giderek arayı kapatıyordu. Kötü tarafı, cenazeye katılanların etrafında bir çember oluşturuyor ve böylece kaçacak yer bırakmıyor olmalarıydı. Yollarında sadece dört adam duruyordu, bir tanesi ayağa bile kalkamasa da birlikte duruyorlardı. Diğer savaşmak isteyeler kalabalık tarafından sürüklenmişti ve yüzlerce Ruh Emici'ye karşı sadece dört adam duruyordu. Bu elbette imkânsızdı ama bir şekilde kader, bu dört adamı en ön sıraya koymuştu.

Remus titredi ve birden Ruh Emicilerin ne kadar büyük bir hızla yaklaştıklarını fark etti. Çok hızlıca etraf soğuyordu - ve birden nefes almanın, düşünmenin çok zorlaştığını fark etti. Mutlu bir anıya tutunmaya çalıştı ama birden beyni boşalmış gibiydi - ta ki James uzanıp dirseğine dokunana kadar.

"Hazır mısınız?" diye sordu tekerlekli sandalyedeki büyücü. Sesi kısık ama ciddiydi. Remus cevap vermek için kendine güvenemedi. Onaylamaya çalıştı ama elleri titriyordu. Sağındaki Peter ondan daha iyi durumda değildi.

Ruh Emiciler hızlıca yaklaşıyorlardı.

"Şimdi!" diye bağırdı Sirius. Sesi kızgın ve gergin çıkmıştı. Ama Remus onu suçlayamazdı. Sirius her zaman korkmaktan nefret etmişti.

Remus aklını, kendi korkularından uzaklaştırdı. Mutlu bir düşünce, dedi kendine umutsuzca. Mutlu bir şeyler düşün. Ruh Emiciler yaklaşmaya devam ederken Remus'un beyni tamamen boş gibiydi. Sonsuzluk gibi gelen bir süreden sonra çözüm Remus'un aklına geldi ve eskinden - Hogwarts'da nasıl bunu anlayamadığına hayret etti. Okulu. Öğrencileri. Evi. Asasını kaldırıp bağırdı: "Expecto Patronum!"

"Expecto Patronum!" diye geldi hemen James'in sesi ondan sonra ve Sirius da neredeyse aynı saniyede söyledi.

"Expecto Patronum!"

Peter'ınki bir dakika gecikti ama sesi hala güçlüydü. "Expecto Patronum!"

Gümüş rengi ışıklar çıktı ve dört Patronus, Ruh Emicilerle savaşmak için ilerledi. Hepsinin üstünde uçan, Sirius'un kartalıydı ve Remus, onun hemen yanındaki eskiden kurt olan kendi patronusunu görünce şok oldu. Eskiden Patronusunun hep istediği gibi güzel, huzurlu ve özgür bir kurt olduğunu görmüştü - ama artık bir kurt değildi. Büyük bir Anka, Sirius'un kartalının yanında uçuyordu ve bunun kendi Patronusu olduğundan emindi. Garip bir şekilde Anka, Fawkes'a benziyordu. Yoldaşlık yüzünden, dedi Remus kendi kendine. Yoldaşlığın bir bölümü kendi parçası olmuştu.

Peter'ın geyiği, James'in aslanının yanında koşuyordu ve ikisinin de sembolü açıktı. James, Remus'a ilk seferinde Peter'ın Patronusunun şeklini anlatmıştı ve Remus değişmediğine şaşırmadı. Çok nadir değişirlerdi. James'inki tabi ki de basitti; Patronusu hep Gryffindor aslanı olmuştu. Bir arada, Remus'un gördüğü en güzel şeylerden biriydiler; güçlü, yok edilemez ve ışık. Dakikalar içinde Patronuslar daha geniş alanda Ruh Emicilerle savaşmak için ayrıldılar.

Ve sonra duraksadılar.

Korku içinde Remus, Ruh Emicilerin Patronuslarıyla karşılaşmak için ilerlediğini ve onları yok ettiğini gördü. Kendi ankasının zorlukla, Ruh Emcilere doğru uçtuğunu fark etti. Kısa bir süre için Patronusunun onları dağıtabileceğini düşündü ama sonra gümüş ışığın titreştiğini gördü. Bir Ruh Emici'nin ilerlediğini ve diğerlerinin ona katıldığını fark etti - ve birden ankası karanlığa karıştı. Korkuyla etrafına arkadaşlarının Patronuslarına bakarken onların kendininkinden daha başarılı olduğunu umut etti.

Peter'ın geyiği en uzun dayanandı ama Remus daha başını çevirirken o da karanlığa karışmıştı. Kaybetmişlerdi.

Ruh Emiciler sanki başarılarını hissetmiş gibi hızlandılar. Güvenle, Çapulculara yaklaştılar ve Remus çok fazla soğuk hissetti. O kadar yakındılar ki Remus onların nefeslerini ve havayı koklamalarını duyuyordu - dört adamla kader arasında sadece elli fit vardı. Remus'un tüm içgüdüleri kaçmasını söylüyordu ama omzunun arkasından hızlıca baktığında hala cenazeye katılanların kaçmaya çalıştığını fark etti. Soğuk.

"Kaçmak zorundayız!" diye bağırdı Peter hala esen rüzgâra karşı. Remus neredeyse muson rüzgârına yakalandıklarını düşünecekti

"Kaçamayız," diye cevapladı bağırarak. Sesinin korkuyla yükseldiğini fark etti ama geride savaşamayacak masumlar vardı. Ve zaman yoktu.

Sirius, Peter'ın kolunu tuttu. "Birlikte!" diye bağırdı Seherbaz; gürleyen rüzgârdan zar zor duyuluyordu. "Bunu birlikte yapmalıyız!"

Sonuna kadar birlikte... Remus'un omurgasından aşağıya bir ürperti indi ve birden sakin hissetti. Birlikte. Bu onların tek şansıydı.

"EXPECTO PATRONUM!"

Dört ses. Dört büyücü. Bir ruh.

Tereddüt yoktu. Birlikte her zaman güçlü olmuşlardı. Dünya onları bir kereden fazla ayırmaya çalışmış olsa da dört adam hiç kırılmamıştı. Zorluklara ve zamana rağmen her zaman birlikte olmuşlardı ve birlikte olduklarında korkuları kaybolurdu. Başlangıçta bile arkadaşlıkları diğerlerinin tahmin ettiğinden çok daha büyüktü. Diğerlerinin anlayabileceğinden hep daha yakın olmuşlardı. Her zaman kardeşiz ve hep öyle kalacağız...

Parlak ışık tepeyi doldurdu ve Remus, bu kadar parlak ışıktan geçici olarak kör oldu. Asası elinde hafifçe titredi ve aslında hiçbirinin bedeni bir patronus yaratamadığını hayretle fark etti - bunun yerine dört gümüş çizgi asalarından çıkıyordu. Ama bu çizgiler sis gibi değildi; katıydı ve Remus inanamazca dört çizginin birleştiğini ve Ruh Emicilere doğru gittiğini gördü. Birdenbire beyaz ışık gökyüzünde parladı.

Remus gördüklerine inanamayarak gözlerini kırptı. Ama gördüğünü biliyordu - bunda hata yoktu - ama hala bu imkânsızdı. Tekrar gözlerini kırparak dört çizginin oluşturduğu şekle baktı. Yan yana Ruh Emicilere doğru saldırıyorlardı.

Aylak.

Kılkuyruk.

Patiayak.

Çatalak.

Birbirlerine bağlanmışlardı. Ve Remus'un anlayamadığı beyaz bir ışık etraflarını sarmıştı. Derin bir nefes alamadan önce birleşmiş Patronusları Ruh Emicilere saldırdı. Bir kez daha Ruh Emiciler patronuslara yaklaştı ama neredeyse dünyayı sarsacak bir patlama gerçekleşti. Ve tepe kesinlikle sallanmıştı - ama bu deprem değildi. Mutlak güç, Hogwarts'ın o gün sallanmasına neden olmuştu. Gücün yanında çoğu bunu fark etmese de dünya yepyeni bir şeyle karşılaşmıştı. Beklenmedik bir şeydi çünkü sadece güç, yüzlerce Ruh Emici'nin kaçmasını sağlayamazdı. Bunun için güçten çok daha büyük bir şey gerekliydi.

Bu da Ruh Emicilerin asla tahammül edemeyeceği sevgiydi.
Logged
Luthien
UU Seherbazları
Has Türk Kahvesi
*******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2738



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : Mart 17, 2007, 21:40:12 »

Admininiz Fant herhalde içti bugün Hede Hödö Ben ilgili mod olarak foruma kopyaladım Sırıtan O da size kafanıza göre takılın dedi Hede Hödö Beni sevip, onu sevmezsiniz artık Sırıtan nihohohihahahahaha
Logged
öykü
Süt
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 51



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : Mart 17, 2007, 22:04:04 »

eh öyle yaparız artık Kahkaha Kahkaha süpper ötesi bi çeviri olmuş....klavyen hiç bozulmaz inşallah Kahkaha Kahkaha
Logged





Birgün ölüp gideceğim...
Ve sonsuzluğun sonundaki tünelde...
Kendimi bile unuttuğum o karanlıkta...
Hatırladığım tek şey sen olacaksın...
Çünkü sen...
Herşeyin ölümlü olduğu bu dünyada...
Sonsuza dek...
Kalbimde yaşayacak....
Tek şeysin...

Evanescence...
elcin
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 763


(¯`v´¯)ElçiNSiriuS


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #19 : Mart 17, 2007, 22:58:20 »

efkarlanmiştir ellemeyin koskoca siteyi yönetiyo Kahkaha Dil Çıkaran süper çeviri olmus luth ellerine saglik Kahkaha vay vay vay çapulcularin arkadasligina bak hele biraz daha kassalar dünyayi yerinden oynatacaklar Kahkaha
Logged
x_profer
Süt
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 98


sonsuza ulaşmak kolaydeği olsun denemeden gitmem

x_profer512@hotmail.com
Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #20 : Mart 17, 2007, 23:13:29 »

harika bi çeviri olmuş klavyene sağlık

kasacakları kadar kasmışlardır heralde artık hogwarts bile yerinden oynadıysa
Logged

sonsuz ölümse ben varım yaşamsa yokum düşünsene sonsuza ulaştığında elinde koca bir boşluk olcak güzel olan ulaşmmayı düşlemek

      ...DENİZDE BOĞULAN TEK SEN DEĞİLSİN
            O ZAMAN NİYE BOĞULMAYASIN   
 
                  NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !!  (Türkiye FaN KlÜp)                          ÇaPuLcUlAr FaN cluP
DarkPrince
...
Has Türk Kahvesi
**********
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3502



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #21 : Mart 17, 2007, 23:56:13 »

saol Luthien abla buraya aktardığın için çeviriyi, fant abi bu günleride atlatıcaz merak etme Gülümseyen
Logged
berat
Sweet Beatrice
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 891


Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : Mart 19, 2007, 08:05:54 »

Admininiz Fant herhalde içti bugün Hede Hödö Ben ilgili mod olarak foruma kopyaladım Sırıtan O da size kafanıza göre takılın dedi Hede Hödö Beni sevip, onu sevmezsiniz artık Sırıtan nihohohihahahahaha
bence de içmiş gibi görünüyor.. hem de neyzen tevfik'e rakip olacak kadar! Hede Hödö
sağol luth seni seviyorum Sarılan Alkış Öpücük
Logged

Amoris vulnus idem sanat qui facit. Âşık


Twilight Âşık




aktas
Kakao
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 304


MİLLİ TAKIM DEMEK 70 MİLYON DEMEK!!


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #23 : Mart 19, 2007, 19:08:23 »

harika bi çeviri ellerinize sağlık süper bölüm çapulcular mükemmel
Logged
Marissa
Son Yok Edilecek Düşman,Ölümdür.
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6004


''Est Solarus oth Mithas''


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : Mart 19, 2007, 19:18:27 »

Dört ses. Dört büyücü. Bir ruh.
 
süper ötesi bir bölümdü yine.luthien eline saglık canım. Alkış
« Son Düzenleme: Mart 19, 2007, 20:48:16 Gönderen: Marissa » Logged


MaRaUdEr
Unbroken Universe!
Sert Espresso
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1150



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : Mart 19, 2007, 20:44:42 »

"EXPECTO PATRONUM!"

Dört ses. Dört büyücü. Bir ruh.


Yürüyün beeee kim tutar sizi!!!!
ellerine sağlık luth. abla Alkış
Logged


denizes
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : Mart 20, 2007, 10:54:28 »

son bölümü merakla bekledim ama şimdi açamıyorum okumayı dört gözle beklemiştim bir çare lütfen Üzgün Üzgün Üzgün Üzgün
Logged
Marissa
Son Yok Edilecek Düşman,Ölümdür.
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6004


''Est Solarus oth Mithas''


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #27 : Mart 20, 2007, 10:57:28 »

son bölümü merakla bekledim ama şimdi açamıyorum okumayı dört gözle beklemiştim bir çare lütfen Üzgün Üzgün Üzgün Üzgün

yukarıda var ya son bölüm.luth yazmış.http://www.harrypottercafe.com/forum/index.php?topic=11102.msg309037#msg309037
Logged


fawkes13
UU Seherbazları
Süt
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 62


Does Tomorrow Comes, If It's Enough Late?

fawkes@hortkulukavcisi.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« Yanıtla #28 : Mart 20, 2007, 22:10:20 »

ben beğendim hos olmus ama sanki kısa olmus daha bir action olsaymıs neyse yine de güzel yeni bolumu bekliyoruz
Logged
tukrok
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 51


Because we share life..


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #29 : Mart 21, 2007, 12:00:15 »

Arkadaşlar bu bölümler biryerde ingilizce olarak yayınlanıyor mu? Kaynağı görebilir miyim acaba..
Logged

Avatar güzel olabilir, keşke yaparken ruh halimi bilseydiniz..
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: