birinci bölümün devamıyla başlıyor ve ikinci bölümle devam ediyor aralardaki müzikleri mutlaka dinleyin. ve boool bol yorum atın eğer bol yorum gelirse yeni bölümü hemen yollayacağım

ve arkadaşlar kusura bakmayın aceleden herhangi bir biçimlendirme falan yapmadım yani bozukluk varsa üzgünüm.
complicated- avril lavigne bölüm şarkımız
Harry yeni edindiği arkadaşıyla kantine inerken daha demin yaşadıklarının tamamen unutmuştu bile. Kantine indiklerinde seçtikleri yemekleri alarak oturmak için yer aranırken Ron bir gruba yöneldi. Harry’de arkasından ilerlemeyebaşladı. Ron masaya oturarak gruba Harry’i tanıttı.
-Bu Neville, kendisi biyoloji dehamızdır. Ginny kardeşim oluyor maalesef. Kızın gözleri meydan okurcasına abisine dikildi. Ancak Ron aldırmadan devam etti. Bizden bir sınıf küçük, fizik bölümünde. Herm, kahverengi saçlı kız gülümseyerek Ron’un sözünü kesti.
-Biz bugün tanışmıştık aslında.
-O zaman herkesi tanımış sayılırsın. Bugünkü ders ortak olduğu için farklı bölümler bir aradaydı, diyerek Harry’nin sorulmamış sorusunu yanıtladı. Neville ve diğer birkaç kişiyle ortak derslerde görüşebileceğiz ancak. Herm’i tüm derslerde görebilirsin tabi çoğu dersimiz ortak.
-Neden? diye kıza baktı harry. Onun yerine Ginny ve Neville seslerini incelterek cevap verdiler:
-Çünkü Ron ders çalışmayı ve bir şeyler öğrenmeyi seviyorum. Ve aynı anda tüm grup bir kahkaha patlattı.
-Sahi Herm, dedi Ron kızın elinden ders programını kaparak. Bu dönem yemek yemeyi veya uyumayı düşünüyor musun hiç? Hmmmm arkeoloji mi? Ne işin var arkeolojiyle?
-Eşyalarında hafızaları vardır Ron dedi kız vakurla. Ama anlamanı beklemiyorum boşver diyerek geçiştirdi boş bakışlar üzerine.
Harry kıza yeni bir bakış açısıyla bakarken, Neville patlamayı tam zamanında sezinlemiş direk konuyu değiştirmişti bile.
-Eee kızlar, ayrı ev olayı nasıl gidiyor? diye sordu ardından dönerek Harry’e bilgi verdi. Gin ve Herm geçen sene birlikte ayrı eve çıkmaya karar verdiler dedi. Herm’in yüzünden bir hüzün bulutu geçti. Ancak Neville fark etmeden devam ediyordu.
-Ve bugün ilk günleri.
Gin mutlulukla parıldayarak cevapladı.
-Ah, süper. Yalnız bugün Herm’in lanetli günü dedi kıs kıs gülerek. Grubun gülüşmeleri başka bir grubun daha dikkatini onlara çekti. Pansy gözleri ilerde konuştu.
-Hoş çocukmuş.
Draco;
-Kim diyerek döndü ve anında gözleri kutup soğuklarını taşıyan bir ifadeyle Herm’in yanında oturan Harry’e dikildi. Yavaşça ayağa kalkıp gruba yöneldi.
-Hey diye peşinden koştu Pansy. Biraz hızlı değil misin? Önce ben tanışsaydım bari, diyiverdi. Ancak bu bile Malfoy’u durdurmadı. Masaya ulaştığında küçük grubun üzerindeki etkisi tartışılmaz boyuttaydı. Ron ve Ginny Weasley buz gibi bakışlarla kendisini izlerken. Longbottom sinirinden ayağa fırlayacakmış gibi duruyordu. Granger’ın yüz ifadesi kendisine hep bakarken olduğu gibi anlaşılmazdı.
Hermione Draco’nun ne amaçla geldiğini anlamaya çalışırken onu izliyordu. Daha önce kimseye yöneltmediği buz gibi bakışlarlarını Harry’e çevirdi.
-Granger, Weasley yeni arkadaşınızı tanıtmayacak mısınız?
Harry yeşil gözlerinde derin bir alaycılıkla Malfoy’a dikti bakışlarını. Eğer bakışların öldürme kudreti olsaydı ikisi de çoktan parçalara ayrılmış olurdu diye düşündü Hermione. Yeni tanışmış hatta tanışmamış insanlar için fazla nefret doluydu bu yüzler. Parkinson da bu uğursuz bakışmayı farketmiş Malfoy’u çekerek kendi masalarına yöneltmişti. Neville saatine bakarak
-Derse geç kalıyorum gitmem gerek, diyerek ayağa kalktı. Hermione ona bakarak
-Bzim de dersimiz var, kalkalım diyerek çıkışa yöneldi.
Ron ve Harry önden sınıfa girmişler, Ginny ve Herm’in konuşmalarını bitirmelerini beklememişlerdi. Kızlar yavaş yavaş yürürlerken yanlarına uzun sarı saçlı, hülyalı mavi gözleri pırıl pırıl parlayan bir kız geldi. Ginny’le selamlaştıktan sonra Herm’e dönerek
-Günlük Malfoy kapışmasını bensiz yaşamışsınız, oluyor mu ama? diyiverdi gülümseyerek
-Orada olmaman şanstı Luna. Kutuplar bile daha sıcaktır inan.
-Malfoy’la Herm dışındaki hangimizin kavgası sıcak oldu ki, dedi Luna lafının esirgemeden.
Herm tam bir şey söyleyecekti ki vazgeçti. Nasılsa faydası olmuyordu. Konuşmaya devam etti.
-Bu seferki soğuk boyutunu aştı biraz. Harry’le birbirlerine bakışları bıçaklar fırlatıyordu sanki.
-Harry?? Soru dolu ifadeyle yüzlerine baktı.
-Yeni geldi, diyerek sınıfta Ron’un yanıda oturan çocuğu işaret etti.
-Hoş çocuk belki çekememiştir okulumuzun prensi. dedi luna yeniden gülümsemeye başlayarak. Herm dönerek Gin ve Lunaya bakarak devam etti.
-Öyle değil, diye mırıldandı düşünceli bir şekilde. Önceden tanışıyorlar eminim. Birbirinden bu kadar nefret eden başka iki insan daha görmemiştim diyerek sınıfına yöneldi. Geride kalan Gin ve Luna da kendi sınıflarına ilerlerken Luna konuşmaya devam etti.
-İyi, sırları severim
-Bayağı bir hareket kazanacak yaşantımız diyerek kehanette bulundu Ginny.
Günün sonunda Harry kendisine yeni bir arkadaş grubu kazanmış kafasındaki soru işaretlerinden bazılarından kurtulmuştu. Tek sorunu vardı. Her zamanki gibi Malfoy! Teyzesi ne halt ettiğini biliyor muydu acaba?
Günün sonunda Hermione lanetlendiği düşüncesini bırakıp zevkle kahvesini yudumlamaya devam etti. Dersler, arkadaşlar her zamanki gibiydi. Bir yılda oluşan bir alışkanlıkla gözleri komidinin üzerinde duran anne babasının fotoğraflarına kaydı. Sizleri hala özlüyorum diye düşündü. Gözlerinden kayan bir damla yaşı eliyle savuşturarak televizyona dikti gözlerini. Yatmadan önce son düşündüğü Malfoy’la Harry’di. Tanışıyorlardı ve aralarında bir şeyler olmuştu. Bu yıl sahiden hareketli geçecekti.
Günün sonunda Draco eve vardığından kitaplaının hızla antrede bekleyen uşağın ellerine bırakarak doğruca babasının ofisine geçti. Kimse yoktu. İçinden lanetler okuyarak odasına yöneldi. Potter, Allahın cezası Potter’ı burada da bulmuştu. Hem de Granger’ın yanı başında. Babasının sözleri kulağında uykuya daldı:
Sonsuza dek tutulmamış bir söz ve gelecek sefere...
2. BÖLÜM:
SOUNDTRACK: ARE YOU THERE-ANATHEMA
Lucius Malfoy sessiz adımlarla şirkette yol alıyor önünde yollar adeta kendiliğinden açılıyordu. Siyah ahşap oymalı bir kapının önünde bir an druaksadı, derin bir nefes alıp içeriye girmek için kapıyı çaldı. Kapıyı şişman, hafif kelleşmeye başlamış pis bir fareyi andıran bir adam açtı. Lucius’un yüzünde gördüğü bir ifadeden kaçınarak içeriye girdi. Lucius hızla konuşmak için geldiği adamın -Büyük Patron’un- önünde diz çöktü. Gizli kardeşliğin lideri olan bu adamın mavi gözleri öfkeyle kırmızı ışıklar saçarken onun sorulmamış sorusunu yanıtladı büyük Malfoy.
-Vakit geldi Lordum. Birbirlerini yeniden buldular.
-Bu sefer aptallık yapma Lucius. Vazgeçmeleri gerekiyor. Öldürülmeleri değil ve oğluna dikkat et. Bu sefer karışmasın. Bir hata istemiyorum
-Emredersiniz Lordum.
Adam eğilerek odadan çıktı. Yıllar önce bu adam kapısına geldiğinde ona inanılması imkansız bir hikaye anlatmıştı. Ve daha sonra gösterdikleri. Ah işte onlar Lucius’u adamın avucuna yeleştirmişti. Daha sonra yaptıklarıysa bu iki adamın kaderini birbirlerine bağlamıştı. Suratını kesmiş gibi gösteren bir gülümseme belirdi yüzünde. Kader mi? Onca yaşadığımdan sonra ne kuru bir sözcük...
Harry, Ron ve Hermione’de arkadaşlığın gücünü bulmuş ve tüm sırlarını paylaşır duruma gelmişlerdi. Rahat ayrıcalıklı bir arkadaşlıktı onlarınki. Harry düşüncelerine gülümseyip huysuz teyzesine döndü. Ailesinden kalan tek kişiye.
-Petunia Teyze ben ders çalışmaya arkadaşlarıma gidiyorum. Bugün dönmem.
Teyzesi homurdanarak cevap verdi. Zaten doğru düzgün konuşmazdı ki benimle diye düşündü.
-Bunu evet olarak alıyorum, diyerek çıktı.
Hermione ve Ginny evlerinde ilk kez misafir ağırlayacak oldukları için hayli heyecanla bir şeyler hazırlıyorlardı. Her ne kadar gelenler Harry ve Ron olsa da. Ginny kıkırdayarak masaya beyaz güllerden oluşan güzel buketi koydu.
-Malfoy en sevdiğin çiçekleri biliyor, diyor bir yandan da gülmesine devam ediyordu.
Herm aralarında Malfoy’un bu davranışına en çok şoke olan olarak cevap vermedi. Ginny dünden beri –çiçek geldiğinden beri- bunu söylüyordu. Herm’in Malfoy’la olan kavgaları hiçbir zaman Weasleylerinki gibi olmamış hep daha kişisel omuştu. Malfoy çoğu zaman Herm’i sinir etmek için ona asılır sonra bir anda buz gibi tavrına geri dönerdi. Şu son günler hariç. Herm de bir anlam veremeyerek omzunu silkti. Çıkar yakında kokusu diye düşündü. Tam o sırada Harry ve Ron tüm gürültüleriyle eve girdiler. Ron doğruca yemek masasına gitmiş ve bir ıslık patlatarak beğenisini dile getirmişti bile. Harry gülerek elindeki bembeyaz zambakları Herm’e uzattı.
-Beyaz gülleri sevdiğini biliyorum ancak bunlar daha anlamlı.
Hermione gülümseyerek anlamlı çiçeklerini onun için en anlamlı yere, anne babasının fotoğrafının oduğu komidinin üstüne bıraktı. Kafasını kaldırdığında aynadaki görüntüsü dikkatini çekti. Gözleri parlıyor, gülümseyerek ellerinde beyaz zambakları tutuyordu. Bir an gözünün önünde eski bir fotoğraf gibi bir şey canlandı. Bembeyaz zambaklar tutan bir kız, kendisi... Deja vu diye düşünerek arkadaşlarının yanıa gitti.
Yemek boyunca konuşmuş, gülüşmüşler, günü ders çalışma günü olarak belirlemelerine karşın rahatça oturuyorlardı ve şaşırtıcı olarak Herm’in bir itirazı yoktu. Harry’le oldukça güzel bir sohbetin içindeydi. Okuldaki gençlerden farklıydılar sanki. Ron’un dikkatini masadaki güller çekti.
-Herm gene eksik bırakmamışsın masayı derken kaşla gözle çiçekleri işaret etti. Ancak Ginnynin kıkırdama nöbeti içinde söyledikleriyle masanın neşeli havası bozuluverdi.
-Malfoy gönderdi onları.
Daha demin Herm’le gözleri gülerek konuşan genç adam bunları duyunca buz kesti adeta. Buz gibi bakışları anlamsızca Herm’in yüzüne dikildi. Onun bu bakışlarını farkeden Ron hepsinin aklında olan soruyu soruverdi.
-Ondan neden bu kadar nefret ediyorsun?
-Ondan nefret etmiyorum.
-Ediyorsun, diye üsteledi Ron. Neden? Anlatmayacak mısın?
Harry’nin bakışlarının bir an bulanır gibi olduğunu gören Herm sessizce
-Üsteleme Ron, dedi. Onun sesiyle kararını veren Harry anlatmaya başladı.
-Annem ve babam ben bir yaşındayken öldüler ve ben de teyzemlere bırakıldım. Orada uzun ve tahmin edemeyeceğiniz ölçüde kötü yılar geçirdi. 14 yaşındayken annemle babamın gizli serviste çalıştıklarını, Draco’nun babası ve onun patronunun emriyle öldürüldüklerini öğrendim.
Herkes bir an dondu sanki. Harry ortamdaki gerilime aldırmadan sözlerine devam etti.
-Draco’yla aynı okuldaydık tüm o yılarda ve o aynı üstünlük ifadesiyle devam ediyordu. Tüm olanları biliyordu. Benim 10 yıl boyunca bilmediğim her şeyi biliyordu. 14 yaşındayken babamın arkadaşlarından birinin operasyonu ihbar etmesi üzerine öldürüldüğünü öğrendim. O kişinin vaftiz babam olduğunu sandım bir süre ancak onun muhbir olmadığı kanıtlandı ve gizli serviste çalışmaya geri döndü. Bir sonraki yıl çıkan bir çatışmada Lucius tarafından öldürüldü. Bunun ardından bir sonraki hedef bendim ki hala bildiğim kadarıyla benim. Eniştem ve kuzenim geçen sene katledildi. Teyzem şu an benimle hiçbir koşulda benimle konuşmuyor. Her an takip ediliyorum ve ölümüm Draco’nun babası ve patronu tarafından anlamsızca isteniyor. Bu kadar diyiverdi birden .
Salonda kimse konuşmuyordu ancak akıllarından geçen soruyu Ginny dilendiriverdi:
-Peki neden? Yani bu kadar çok cinayet, üstelik hala serbest.
-Bir şey yapamıyorlar. Çünkü gizli bir kardeşlik ve Lucius’un doğru yerlerde tanıdıkları var. Neden soruna gelince sadece bir şey biliyorum .”Son Döngü” beni bunun için öldürmeye çalışıyorlar.
-Son ne? Diye sordu şimdiye kadar hiç konuşmamış olan ron.
-Son döngü. Ama ne olduğunu bilmiyorum. Peki siz neden Malfoydan nefret ediyorsunuz?
İki kardeş bir an bakıştılar.
-Annemle Malfoylar akraba, dedi Ginny hızla kötü haberi bir an önce vermek istercesine ve devam etti. Ancak babamların ailesi onlarca pek kabul edilebilir olmadığından ailecek nefret ederiz birbirimizden. Böyle pek kişisel bir şey değil yeni. Neyse.
Hermionenin gözü Harrynin anlattıklarından beri ailesinin fotoğrafındaydı. Nasıl? Diye düşünüyordu. Herm’in bakışlarını farkeden Ron ve Ginny susmuşlardı. Harry usulca Herm’e sordu.
-Anlatmak ister misin? Aynı acıları yaşamış biri.
-Trafik kazası. Geçen sene küçük baygınlıklar yaşıyordum. Ne olduğu bulunamıyordu. Bir akşam tekrar bayıldığımda paniğe kapılmışlar. Beni hastaneye yetiştirmeye çalışırken karşı taraftan gelen bir arabayla çarpışmışlar. Uyandığımda bu tür yolculuklardan uyandığımdaki gibi hastanedeydim. Ancak annem ve babamı sorduğumda aldığım yanıt sadece öldükleri oldu. Diğer araba hiç yakalanamadı. Beni polisler zorlukla arabadan indirmişler. Şimdiyse elimde kalan onlara ait tek şey fotoğraflar...
Herm gözyaşlarını bastırmaya çalışarak sustu. Gece başladığı gibi bitmemişti ama o gün onların hayatlarında bir şeyleri değiştirdi. O günden sonra ayrılmaz oldular. Her biri diğerinde teselliyi buldu.