Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Ekim 11, 2008, 06:01:55  
   
 
 
   
 
Sayfa: 1 ... 5 6 7 [8] 9 10 11   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 24: Zaman  (Okunma Sayısı 4552 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Pesimisticc
---Hunter---
Sıcak Çikolata
*********
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1609


Mary Winchester <3

meryembulbul94@hotmail.com
Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #105 : Temmuz 16, 2008, 22:28:47 »

Final süperdi ağlıcaktım nerdeyse Kahkaha Ağlayan Muhteşem olmuş ne diyim  Alkış
Logged

...Love...
     
Sponsor Bağlantılar
Reklam
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


View Profile
Re: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 24: Zaman
« Eklendi: Ekim 11, 2008, 06:01:55 »

Logged
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #106 : Temmuz 16, 2008, 22:44:49 »

Final süperdi ağlıcaktım nerdeyse Kahkaha Ağlayan Muhteşem olmuş ne diyim  Alkış

ağlama yav niye ağlıyon Göz Kırpan final için daha anlamlı cümleler yazmak istiyordum ama kafam durmuştu iyice aklıma bişi gelmedi iki cümle için de beklemek istemedim Gülümseyen beğenmene sevindim çooook teşekkürler
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
mahmut16
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 120


Slytherin


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #107 : Temmuz 16, 2008, 23:14:27 »

İlk fic'in olmasına rağmen gayet iyi gidiyorsun kanımca böyle devam etmen dileklerimle eline sağlık çok güzel bir bölümdü en sonunda beklediğim an geldi ama Harry'nin öpmesini bekliyordum Kahkaha
Logged

didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #108 : Temmuz 17, 2008, 00:11:18 »

İlk fic'in olmasına rağmen gayet iyi gidiyorsun kanımca böyle devam etmen dileklerimle eline sağlık çok güzel bir bölümdü en sonunda beklediğim an geldi ama Harry'nin öpmesini bekliyordum Kahkaha

çok klasik ama o değişiklik olsun dedim Terleyen
beğenmene sevndim teşekkürler Kahkaha
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
taliaejo
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 41



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #109 : Temmuz 19, 2008, 14:33:51 »

ya hani bugn koycktın bekliorz ama !!!!!!!!!!!!!
Logged
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #110 : Temmuz 19, 2008, 19:53:18 »

Bölüm 18: Mutluluk ve Hüzün

     Harry ve Hermione şöminenin başında otururlarken Harry pencereden dün gece yağan ve bahçeyi tekrar beyaza bürüyen kara baktı. Bahçede el değmemiş bir kar örtüsü vardı. Dün olanlardan sonra kimsenin dışarı çıkıp kar oynamaya hali yoktu. Ama Harry biraz hava almaya ihtiyaçları olduğunu düşünüyordu. Omzuna yazlamış oturan Hermione’ye döndü.
     “Biraz dışarı çıkmak ister misin?”
     Hermione kafasını kaldırarak önce ona sonra pencereden, kardan bembeyaz olmuş bahçeye baktı. Sonra da gözlerini devirerek Harry’ye döndü.
     “Bu havada mı?”
     “Hava son derece yumuşak sadece birazcık kar var. Hadi ama. Git yukarıdan kalın bir şeyler al üstüne de çıkalım.”
     Hermione ona aklında şüphe duyuyormuş gibi baktıktan sonra hiçbir şey söylemeden kalkıp kızlar yatakhanesine yöneldi. Harry de onun arkasında kalkıp erkekler yatakhanesine çıktı. Bomboş yatakhaneye girdiğinde epey şaşırdı. Ortak salon boştu, yatakhane boştu, tüm okul nereye gitmişti? Kafasındaki sorulara bir cevap veremeyerek sandığına doğru yürüdü.
     Sandığı açtığında kabanını bulması hiçte zor olmadı. Çünkü daha dün hep birlikte kar topu savaşı yapmışlardı. Üzerinden daha yirmi dört saat geçmemişti ama Harry birkaç ay boyunca ona yetecek kadar üzücü ve mutlu şey yaşamıştı.
     Düşüncelerden uyanarak Hermione’yi bekletmemek için hızla kabanını üzerine geçirdi. Komodininin üzerinden aldığı şapkayı ve eldivenleri de giydikten sonra kabanının kapüşonunu da beresinin zerine geçirip boynundaki iplerden sıkıştırdı.
     Ortak salona indiğinde Hermione orada onu bekler halde buldu. Kollarını iki yana açarak şakayla karışık bir ses tonuyla “Nasıl olmuşum?” diye sordu. Hermione arkasına dönüp onun halini gördüğünde kaşlarını çatıp sırıtarak “Eskimo gibi.” dedi.
     Harry gülümseyip onun yanına gitti. “Eskimolardan hoşlandığını bilmiyordum.”
     Hermione bir yandan gülüp bir yandan da Harry’nin kabanının şapkasını çekiştirerek “Hoşlanmam zaten.” dedi. Harry önündeki ipleri gevşetip şapkayı indirirken ona gülümseyerek baktı.
     “İyi aklımda bulunsun. Bir daha Eskimo kılığına girmem.”
     Gülüşerek aşağı indiler. Giriş salonundaki devasa kapıdan çıktıklarında bembeyaz bir bahçeyle karşılaştılar. Taş basamakları inerken Harry kolunu Hermione’nin beline doladı. Hermione ona dönerek “O bir kere olur korkma düşmem bir daha.”
     Tam bunu söyledikten sonra ayağı kaydı ve hafif bir tökezleme yaşadı. Harry sırıtarak “Eminim düşmesin ama ben önlemimi alayım yine de.” dedi. Harry yerden aldığı küçük kar birikintisini Harry’nin kafasına yapıştırdı.
     “Sen yine çokbilmişlik mi yapmaya başladın bana mı öyle geliyor?”
     “Yok canım. Unvanını elinden almak ne haddime?”
     Harry gülerken Hermione yerden biraz daha kar alıp ona fırlattı. Yüzünü gücenmiş gibi bir şekle soktu ama gözleri gülüyordu.
     “Sen fazla şımardın ama.”
     Harry bu sefer ki kartopunu tam başına yiyince “Tamam özür diliyorum. Sustum.” dedi ama Hermione kafasına bir kartopu daha fırlattı. Bunun üzerine Harry de yerden biraz kar alıp ona attı. Bunun üzerine ikisi de gülüşerek birbirlerini kartopu yağmuruna tutmaya başladılar.
     Biraz sonra Hermione bir kartopunu Harry’nin tam yüzünün ortasına fırlatınca Harry hafifçe inledi. Hermione elinden geldiğince hızlı bir şekilde yanına geldi ve endişeli bir ses tonuyla “İyi misin?” dedi. Harry onu tutup kara yatırırken neye uğradığını şaşırmış bir şekilde tiz bir çığlık attı. Harry onun kartopu atmasını önlemek için ellerini tutarken “Evet, hem de çok.” dedi. Sonra Hermione’nin ellerini serbest bıraktı ve kendini onun yanına kara attı.
     “Şimdi bana bulaşmaman gerektiğini öğrenmişindir umarım.”
     “Ama oyunbozancılık yaptın.”
     “Biraz hile olmadan tadı çıkmaz ki!”
     İkisi de gülüşerek birbirlerine baktılar. Bir kaç saniye sonra Hermione gözlerini kaçırarak bahçenin öbür tarafına döndü. Daha sonra doğruldu ve kulübesinden çıkan Hagrid’e doğru bakıp el salladı. Harry de onunla birlikte ayağa kalkarken ikisi Hagrid’e doğru yürüdüler. Hagrid de onlara el salladı ama o gülmüyordu.
     Harry ve Hermione onun yanına gittiklerinde onun yüzünün kıpkırmızı olduğunu gördüler. Titrek bir sesle “Merhaba çocuklar. Siz iyi misin?” dedi. Hermione yavaşça onun kocaman kolunu okşayarak “Hagrid, asıl sen iyi misin?” diye sordu. Hagrid kıpkırmızı gözlerle ona baktı.
     “Sadece, ben, yani Prof. Flitwick benimde öğretmenimdi ve ben hiç düşünmezdim onun…”
     Ama devamını getiremedi. Harry ve Hermione üzgün bakışlarla birbirlerine baktılar ikisi de bir şey söylemeyince Hagrid tekrar konuştu.
     “Ama Dumbledore bunun için çok üzülmememizi, eğer savaşacaksak kayıplar vermek zorunda olduğumuzu ve bizim elimizden gelen tek şeyin onların boşuna gitmemelerini sağlamak olduğunu söyledi. Büyük adam Dumbledore… Büyük adam…” gözlerinde biriken yaşları kurulayıp hafifçe gülümsemeye çalıştı “Siz iyisiniz ha? Hermione, senin biraz yaralandığını duydum, iyi görünüyorsun, iyi misin gerçekten?”
     “Evet, ben iyiyim. Sadece Cruciatus laneti büyük bir şey değildi.”
     “Sizin gibi cesur çocuklar olmasa ne olurdu bilmiyorum. İyi ki varsınız.”
     Gururla ikisine baktı. Harry bunun üzerine gülümseyerek
     “Asıl sen olmasan bizim halimizin ne olacağını düşünemiyoruz bile. Bu arada Grawp nasıl?”
     “O bayağı iyi. İngilizceyi sökmeye başladı. Neredeyse her söylediğimi anlıyor ama konuşmakta biraz zorlanıyor. Uslandı da bayağı. Söz dinliyor artık. Dün gece onu getirecektim ama Dumbledore izin vermedi. Getirsem belki…”
     “Hagrid lütfen iyi olmaya çalış. İnsanların morale ihtiyacı var. Seni buradaki herkes sever. Kendini koyuvermemelisin.”
     “İyi de okulda zaten kimse yok ki. Sizin haberiniz yok mu? Dumbledore sabah erkenden herkese toplanmalarını söyleyip Hogwarts Ekspresiyle evlerine gönderdi. Noel tatilini orada geçirmeleri için.”
     “Ama bizim haberimiz yoktu. Bu yüzden mi her yer bomboş.”
     “Evet. Dumbledore çocukların burada kalmalarının tehlikeli olduğunu düşündüğü için hepsini apar topar gönderdi. Belki de siz zaten gitmezsiniz diye sizi göndermemiştir.”
     “Belki.”
     “Hey! Siz üçünüz burada ne arıyorsunuz?”
     Ron ve Elizabeth şatodan çıkmış onlara doğru geliyorlardı. Hagrid onlara dönüp nasıl olduklarını sorarken Harry düşüncelere dalmıştı. Dumbledore niye herkesi göndermişti? Hâlbuki insanların kalabileceği en güvenli yer Hogwarts’tı. Yoksa artık gerçekten Voldemort eskiden daha mı tehlikeliydi? Acaba Dumbledore artık burasının da dışarıdan bir farkı olmadığını mı düşünüyordu?
     Harry Ron’un attığı bir kartopuyla düşüncelerinden uyandı. Yerden biraz kar alıp Ron’a fırlattı. Bunun üzerine dördünün arasında bir kartopu savaşı patlak verdi.
     Yarım saat kadar sonra hepsi sırılsıklam ıslanmış bir şekilde ortak salona çıktılar. Üstlerini değiştirip şöminenin etrafına oturduklarında saat daha üçtü. Ron ve Elizabeth koyu bir sohbete dalmışlardı. Hermione yine eline bir kitap almıştı. Harry bir süre sıkkınlıkla onu izledikten sonra dayanamadı.
     “İki hafta Noel tatili var. Bugün sabah çıkmaya başladık. Ve sen kitap okuyorsun.”
     Hermione sırıtarak kitabın tepesinden ona baktı.
     “Griffindor’un Yüzüğü’yle ilgili bir şeyler bulmaya çalıyorum. Daha önce bir yerde gördüğüme eminim ama hatırlayamıyorum.”
     “Ben nerede olduğunu biliyorum. Eğer söylersem okumayı bırakacak mısın?”
     “Düşünürüz.”
     “Söylemiyorum o zaman.”
     “Tamam, bulursam bırakacağım söz.”
     “Sende bir kitap vardı Diagon Yolu’ndayken göz gezdirmek için almıştım. Efsaneler ve Sırları gibi bir adı vardı.”
     “Tabi yaa ben bunu nasıl hatırlayamadım? Harry harikasın.”
     Hızla ayağa kalkıp yukarı çıktı. Bu arada Ron ve Elizabeth gerçek dünyaya dönmüş gibilerdi. Elizabeth yukarı çıkan Hermione’nin arkasından bakarak
     “Kavga filan etmediniz ya?”
     “Evet, kavga ettik. O da bana harikasın deyip yukarı gitti.”
     “Dalga geçme. Niye gitti şimdi?”
     “Bir kitap almaya. Gizemli Yüzüğü araştırıyor.”
     Tam o sırada Hermione elinde eski ve kalın bir kitapla geri döndü. Kitabı masanın üzerine bırakarak ilk sayfasını açtı ve içindekiler bölümünde parmağını gezdirmeye başladı. Harry kaşları çatarak “Hani okumayı bırakacaktın.” dedi. Hermione hala gözleri kitapta baştan savarcasına “Buna bakmadan hayatta bırakmam.” dedi.
     Harry kollarını kavuşturup dudaklarını büzerken Ron gülerek ona baktı.
     “Yok, abi uğraşma sen. Biliyorsun bunu bulmadan içi rahatlamayacak. Bari bize acı da bırak okusun.”
     “Ne alaka?”
     “Çünkü aradığını bulamamış bir Hermione’den korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmam.”
     Hermione bunu duymamış gibi yaparak aceleyle sayfaları karıştırmaya başladı. Bir yandan da kendi kendine “289, 289” diye mırıldanıyordu. Sonunda aradığı sayfayı buldu ve kitabı zaferle önlerine uzattı. Parmağıyla bir resme işaret ediyordu.
     Yüzüğün bir resmiydi bu. Harry olmadığına inanılan bir şeyin resmini nasıl çizebildiklerini merak etti. Sonra aklına yüzüğün bir zamanlar var olduğuna fakat Griffindor’un güç istemeyip onu yok etmesine inanıldığını hatırladı ve resmi inceledi.
     Hayatında daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemişti. Kitabı önce ki açtığında bu resmi niye görmediğini merak etti. Yüzüğün üzerinde kırmızı bir taş vardı. Geri kalan kısmı altın rengindeydi. Griffindor’un renklerini yansıtıyordu. Harry Voldemort’un bu yüzükle ne yapacağını kestiremiyordu. Griffindor’un renkleriyle… Gerçi Voldemort’un güç için her şeyi yapacağı da bir gerçekti.
     Hepsi resmi inceledikten sonra Hermione sayfayı çevirip yazanları okumaya başladı. Harry oflayıp puflayarak kollarını önünde kavuşturdu ve arkasına yaslandı. Hermione onun bu halini görünce kitabı kapattı.
     “Tamam, sonra okurum.”
     “Sonunda bıraktın yaa.”
     “Ama daha önce tümünü okumamıştım okuduğum kısmını da hatırlayamıyorum.”
     “Boş ver sonra rahat rahat okursun zaten yarım saat sonra Dumbledore’un yanına gideceğiz.”
     “Sence Dumbledore bizi niye çağırdı.”
     “Belki yüzükle ilgili bir şeyler anlatacak. Yüzüğü ele geçirenin neler yapabileceğini filan.”
     “Belki de koridora götürecekti bizi. Bence o heykeller yüzüğün koruyucularıydı.”
     “Evet, büyük ihtimalle... Zaten gözleri parlayınca canlı gibi görünüyorlardı.”
     “Ama eğer o heykeller canlanabiliyorsa bizim oraya gitmemiz pekiyi olmaz. Onları nasıl durduracağımızı öğrenmeliyiz önce.”
     “Belki de bunu öğretecek bize. Ben o koridorun sonuna kadar gittim. Nasıl bir şey görmedim anlayamıyorum.”
     “Sen orada bir şey olduğunu düşünerek hareket etmediğin için görmemişsindir belki. Belki de başka bir yer vardır koridordan geçilen. Her şey mümkün…”
     “Kafam karıştı şimdi yaa. Acaba Voldemort gerçekten yüzüğü ele geçirmişse ne olur?”
     “Bilmiyorum ama iyi şeyler olmaz gibi geliyor.”
     “Eğer gerçekten onu almışsa muhakkak gösteri yapacaktır. Birkaç gün sonra öğreniriz.”
     “Hadi saat dörde beş var gidelim artık.”
      Bunun üzerine dördü de ayağa kalktılar. Sessizce Dumbledore’un odasına doğru yürümeye başladılar. Hepsini merak ve tedirginlik sarmalamıştı. Dumbledore’un onları neden çağırdığını merak ediyorlardı.                 
      Birkaç dakika sonra Dumbledore’un odasının önünde durdular. Harry diğer üçüne şöyle bir göz attıktan sonra tereddütle elini kaldırıp kapıya yavaşça iki kere vurdu. Bir süre bekledikten ama içeriden ses gelmedikten sonra Harry bu sefer daha hızlı bir şekilde kapıya birkaç kere daha vurdu. Hala içeriden ses gelmemişti. Harry kaşlarını çatarak tekrar diğer üçüne baktıktan sonra saatine baktı. Dördü beş geçiyordu. Ron’a dönerek “Dumbledore’un dörtte gelinde dediğine emin misiniz?” diye sordu. Ron doğru hatırlamak için kafasını biraz zorladıktan sonra Elizabeth’e döndü.
     “Dört dememiş miydi? Ben öyle hatırlıyorum.”
     “Evet, doğru hatırlıyorsun dört dediğine eminim.”
     Harry bir an tereddüt ettikten sonra kapının tokmağını çevirdi ve kapıyı açıp arkasında diğerleriyle içeri girdi. İçerisi boş gibiydi. Dördü de afallamış halde birbirlerine baktılar. Dumbledore onları buraya çağırmıştı ama burada değildi. Harry “Prof. Dumbledore.” diye birkaç kez seslendiyse de cevap gelmemişti. Dördü emin adımlarla odanın dört bir yanına gittiler.
     Birkaç dakika sonra Dumbledore’un masasının yanından Hermione’nin çığlığı duyuldu. Üçü de hızla o tarafa döndüler. O sırada Hermione yere çöktü. Harry ne olduğunu anlamandan hızla oraya doğru ilerledi.
     Masanın arkasına ulaştığında karşılaştığı manzaranın hayatında görmeyi isteyeceği son şey olduğunu düşünüyordu. Bu mümkün olamazdı. Hayır, imkânsızdı. Harry inatla akmaya çalışan yaşlara engel olamıyordu. Onun bu halini gören Elizabeth ve Ron’da yanlarına geldiler. Elizabeth bunu görünce Ron’un boynuna sarıldı ağlamaya başladı.
     Dumbledore yerde yatıyordu. Gözleri açıktı ve buz gibi bakıyordu. Aynı yaklaşık iki yıl önce öldüğü gece Cedric’in gözleri gibiydi. Buz mavisi gözlerdeki bakışlar donmuşçasına kıpırtısızdı. Ve bunun tek bir anlamı olabilirdi. Kimse inanmak istemese de o ölmüştü. Bu savaşta herkesin en çok güvendiği kişi, yoldaşlığın güvendiği kişi, Harry’nin hayatında en çok güvendiği kişi… Ölmüştü.   



yorum yorum yoruuuuuuuuuuuum
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
eVaNNa LyNcH
BasakdemiR- -KemirgüL x))
Telve
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 544


Harry Potter Cafe


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #111 : Temmuz 19, 2008, 20:09:26 »

yok artık Kahkaha
Logged

didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #112 : Temmuz 20, 2008, 01:31:04 »

var valla Kahkaha
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
Pesimisticc
---Hunter---
Sıcak Çikolata
*********
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1609


Mary Winchester <3

meryembulbul94@hotmail.com
Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #113 : Temmuz 20, 2008, 16:19:29 »

Gayet hoş bi bölüm olmuş  Aww Ama sonuna şaşırdım Dumbledore'u kim öldürdü ki  Acayip (Belki eceliyle ölmüştür  Dil Çıkaran Hede Hödö ) Neyse yeni bölümde cevap bulacağımızı umuyorum. Eline sağlık  Gözlerini Deviren
Logged

...Love...
     
eVaNNa LyNcH
BasakdemiR- -KemirgüL x))
Telve
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 544


Harry Potter Cafe


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #114 : Temmuz 20, 2008, 16:22:55 »

bu yüzük slytherin'in yüzüü olmasın Kahkaha lucius sahte olanı çalmış olmasın Kahkaha
Logged

didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #115 : Temmuz 20, 2008, 20:14:29 »

Gayet hoş bi bölüm olmuş  Aww Ama sonuna şaşırdım Dumbledore'u kim öldürdü ki  Acayip (Belki eceliyle ölmüştür  Dil Çıkaran Hede Hödö ) Neyse yeni bölümde cevap bulacağımızı umuyorum. Eline sağlık  Gözlerini Deviren

yeni bölümde olurmu bilmem ama bir kaç bölüm içinde cevapları bulacağınıza emin olabilirsiniz Göz Kırpan ayrıca beğenmene sevndim teşekkürler Kahkaha

bu yüzük slytherin'in yüzüü olmasın Kahkaha lucius sahte olanı çalmış olmasın Kahkaha

yok yah griffindor'un slytherin'in değil Dil Çıkaran Sırıtan
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
eVaNNa LyNcH
BasakdemiR- -KemirgüL x))
Telve
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 544


Harry Potter Cafe


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #116 : Temmuz 20, 2008, 21:00:25 »

ee sonraki bölüm ne zaman çok bekletmezsin umarım
Logged

didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #117 : Temmuz 21, 2008, 01:57:33 »

elimden gelen en kısa zamanda inşallah Gülümseyen
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #118 : Temmuz 27, 2008, 13:50:14 »

Bölüm 19: Büyük Sürpriz

     Harry acıyla Hermione’nin yanına çöktü. Bu olamazdı, mümkün değildi. Akmaya çalışan yaşlara engel olmaya çalışırken bir anda Dumbledore’un kalkıp şaka yaptığını söylemesini bekliyordu. Sanki zaman durmuş gibiydi. Harry umutla yazlı adamın nabzını buldu. Ve şaşkınlıkla küçük bir çığlık attı.
     Elinin altındaki nabız yavaş yavaş atıyordu. Fazla yavaştı sanki ama atıyordu. Harry bunun mümkün olmayacağını biliyordu. Dumbledore’un açık gözlerindeki ölü ifadeye baktı. Nasıl olabilirdi ki bu. Gözlerindeki mavilik donmuştu ve gözleri açıktı. Ama yaşıyordu işte. Bir şekilde nabzı yavaşta olsa atmaya devam ediyordu.
     Bu arada Harry’nin yüz ifadesi diğerlerinin dikkatinden kaçmamıştı. Hermione umutla yaşlı gözlerini ona çevirdi. Harry yüzünde büyük bir gülümsemeyle “O yaşıyor!” dedi. Hermione afallamış bir ifadeyle ona bakarken Ron ve Elizabeth onlara doğru yaklaştılar. Ron yüzünde şaşkın bir ifadeyle Harry’ye baktı. Harry
     “Nabzı atıyor Ron! Bak istersen! Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum ama gerçekten nabzı atıyor!”
     Bir an Hermione’nin yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. Harry merakla ona baktı ama onun bir şey söylemeye niyeti yok gibiydi. Harry sabırsızlıkla “Ne?” diye sordu. Hermione kocaman bir gülümsemeyle ona döndü.
     “Anladım Harry. Bu bir büyü. Petrificus Totalus gibi değil bu. Genelde felç edilmiş bir insan ölmüş gibi görünmez. Ama bu öyle değil. Bu da bir çeşit felce sebep olur. Ama bu büyüye maruz kalan kişi ölü gibi görünür. Ama nabzı çok güçsüzde olsa atmaya devam eder. Sanırım bu büyü yapılmış ona.”
     “İyi de ne büyüsü bu? Ve Petrificus Totalus’tan ne farkı var?”
     “Ron ya ben anlatamıyorum ya da anlamak istemiyorsun. Birini felç edersen göz bebekleri hareket eder. Düşünebilir ve nabzı normal atar. Ama Pallrag büyüsü insanın ölü gibi görünmesine ve kalp atışlarının fark edilmeyecek kadar yavaşlamasına sebep olur.”
     “Yani şimdi o… Ölmedi mi?”
     “Evet. Ve büyünün etkisi on saat kadar sürer. Siz tam olarak ne zaman görmüştünüz en son Dumbledore’u?”
     Elizabeth biraz üşündükten sonra “Sanırım saat on bir gibiydi.” dedi. Hermione düşünceli bir şekilde “O zaman büyü bu beş saat içinde yapıldı. Ama kesin bir zaman söyleyemediğimiz için ne zaman kendine geleceğini bilemeyiz. Bu yüzden birini çağırmalıyız.” dedi.
     Harry hızla ayağa kalktı. Hermione de onunla birlikte doğruldu. Harry hepsine bakarak “Ron sen Madam Pomfrey’i çağır. Ben de McGonagall’a haber vereyim. Hermione, Elizabeth siz burada kalın. Ama lütfen dikkat edin. Sonuçta Dumbledore’a bunu birisi yaptı. Ve nedense bana bu yüzüğün marifetiymiş gibi geliyor.”
     İkisi de kafalarını salladıktan sonra Harry ve Ron odadan çıktılar. Harry McGonagall’ın odasına gitmek için merdivenlere yönelirken Ron’da hastane kanadına doğru yürüdü. Harry birkaç dakika sonra müdür yardımcısının kapınsın önündeydi. Kapıya yavaşça vurduktan sonra içeriden ses gelmesini bekledi. Birkaç dakika orada sabırla bekledikten sonra arkasından duyduğu ses üzerine irkildi.
     “Odamın önünde ne diye beklediğini sorabilir miyim Potter?”
     “Profesör ben sizi arıyordum.”
     “Beni arama sebebin nedir?”
     “Efendim Prof. Dumbledore’a bir şey olmuş. O iyi ama size haber vermem gerektiğini düşündüm.”
     “Doğru düşünmüşsün. Ona ne oldu? Önemli bir şey değil ya?”
     “Efendim doğrusu biz başta onun… öldüğünü düşündük. Ama sonra nabzının attığını fark ettik. Ve Hermione Pallrag diye bir büyüden bahsetti.”
     McGonagall endişeli gözlerle ona baktı ve hızlı bir şekilde Dumbledore’un odasına doğru yürümeye başladı. Bir yandan da arkasından koşarcasına yürüyen Harry’ye sorular soruyordu.
     “Odasında değil mi?”
     “Evet efendim.”
     “Peki, siz oraya ne için gitmiştiniz.”
     “Bizi Prof. Dumbledore çağırmıştı. Niye çağırdığını bilmiyoruz.”
     “Onu bulduğunuzda saat kaçtı?”
     “On beş dakika kadar önceydi efendim.”
     “Hmm… Albus’u en son gördüğümde saat üç buçuk gibiydi. Büyünün etkisi on saat kadar sürer. Bu durumda neler olduğunu öğrenmek için dokuz buçuk saat kadar beklemek zorundayız.”
     “Efendim ya başka bir şeyse.”
     “Miss. Granger’ın teşhisinden şüphem yok Harry.” Biraz durakladıktan sonra “Gözleri donuk bir şekilde mi bakıyordu.”
     “Evet.”
     “Nefes aldığı belli olmuyordu ve ölü gibi görünüyordu değil mi?”
     “Evet efendim.”
     “O zaman doğru teşhis koymuşsunuz.”
     Bu arada Dumbledore’un odasının önüne gelmişlerdi. İçeri girdiklerinde Harry Ron ve Madam Pomfrey’in orada olduklarını gördü. Madam Pomfrey Dumbledore’un yanına eğilmiş muayene ediyor, diğerleri de merakla onu izliyorlardı. Kapın açılması üzerine hepsi gelenin kim olduğuna bakmak için döndüler. Gerçi şu an okulun nüfusu düşünülecek olursa bu biraz saçmaydı.
     Madam Pomfrey McGonagall’ görünce ayağa kalktı. McGonagall ona soran gözlerle bakarak “Ne düşünüyorsun Poppy?” dedi. Madam Pomfrey kendinden emin bir şekilde “Çocuklarla aynı düşünüyorum. Hafifte olsa nabzı atıyor ve bakışları gösteriyor ki Pallrag büyüsü. Onu revire götüreceğim ve büyün etkisinin daha hızlı geçmesi için bir iksir vereceğim.” dedi.
     McGonagall kafasının sallarken o da asasını çıkararak bir sedye yaptı ve Dumbledore’u onun üzerine taşıdı. Sonra havada süzülen sedyenin arkasından yürüyerek dışarı çıktı. McGonagall sevinçli üçlüye döndü.
     “Hadi siz dördünüz ortak salona gidin. Uyanması geceyi bulur onu yarın görürsünüz.”
     Dördü kafalarını sallayıp kapıya doğru yürüdüler. Tam kapıdan çıkıyorlardı ki Harry arkasını döndü.
     “Efendim Prof. Flitwick…”
     “Onu bu sabah gömdük Harry.”
     Bunu söylerken gözlerine yaşlar gelmişti. Sesi biraz titrek çıktı. Harry bir arkadaşının ölmesinin nasıl bir şey olduğunu tahmin edebiliyordu. Sonuçta o ailesini kaybetmişti. Düşüncelerden uyanıp dün geceden beri beynini kemiren ikinci soruyu sordu.
     “Peki ya Belatrix?”
     “Ona ne yapılacağını hala tartışıyorlar. Mr. Doge Albus’un karar vermesini istiyor ama o da pek nefes almadı dünden beri.”
     Teşekkür edip ortak salona gittiler. İçleri biraz rahatlamıştı.

* * *

     Harry yine o koridordaydı. Etraf yine karanlıktı. Ama bu sefer sessiz değildi. Kulaklarını kaplayan bir uğultu vardı. Harry kulaklarını elleriyle tıkayıp yere çökmüşse de sesten kurtulamıyordu. Ölüm perisinin çığlığına benziyordu. Daha sonra önceden duyduğu ses yine konuştu fakat söylediği şeyler farklıydı bu defa.
     “Başaramadın Harry. Beni hayal kırıklığına uğrattın. Yüzüğü almasına izin verdin. Artık onu asla yenemezsin.”
     Harry’nin yara izi yanıyordu ve uğultu hala devam ediyordu. Konuşmaya çalıştı ama buna imkân yoktu. Bu arada bir şeyin onu dürttüğünü fark etti ve yatağından sıçrayarak kalktı.
     “Hey!”
     “Özür dilerim Harry Potter efendim. Dobby iyi bir ev cini efendisini rahatsız etmek istemezdi. Ama Harry Potter başka türlü uyanmıyor.”
     “Önemli değil Dobby. Sadece kabus görüyordum. Sen burada ne arıyosun?”
     “Efendi Prof. McGonagall sabah mutfağa gelip Dobby’ye Griffindor ortak salonuna dört kişilik kahvaltı getirmesini söyledi. Dobby bunu duyunca çok sevindi efendim.”
     “Kahvaltı mı? Teşekkürler Dobby. Zahmet olmazsa Ron’u da uyandırır mısın?”
     Dobby yan yatakta uyuyan Ron’u dürtüklerken Harry kalkıp üstünü değiştirdi. Bu arada Ron biraz sonra Dobby’nin delercesine dürtüklemelerine dayanıp Harry gibi yataktan fırladı. Onu kimin uyandırdığını görünce şaşkınlıkla Dobby’ye baktı.
     “Dobby burada ne işin var?”
     “Dobby efendilere kahvaltı getirdi efendim. Ama Dobby’nin anlamadığı bir şey var. Dobby burada sadece iki kişi görebiliyor. Yoksa Dobby’nin gözlerine bir şey mi oldu?”
     “Hayır Dobby gözlerin sağlam. Diğerleri Hermione ve Elizabeth kendi yatakhanelerindeler. Sanırım oraya giremiyorsun?”
     “Dobby’nin kızların uyuduğu yerlere girmeye izni yok. Ama siz isterseniz Dobby Winky’yi çağırıp onların uyandırmasını söyleyebilir.”
     Bunun üzerine Ron bir kahkaha patlattı. Harry soran gözlerle ona dönünce “Sadece Hermione’nin dürtülerek uyandırıldığında yüzünün alacağı şekli düşündüm de.” dedi. Harry gözlerini devirince de “Ne? Abi sen Hermione’yle fazla vakit geçirdin galiba. Ne bu hareketler?”
     “Saçmalama Ron.”
     “Harry lütfen kendine gel. İki tane Hermione’ye gerçekten dayanamam.”
     “Ben şimdi seni…”
     Ron son hızla ortak salona doğru koşarken Harry de peşinden fırladı. Ortak salona indiklerinde kızların da tam o sırada aşağı indiklerini gördüler. Ron hızla Elizabeth’in arkasına saklandı. Harry ona pis bir bakış attı. Parmağını tehditkâr bir biçimde ona doğru sallayarak “Görüşeceğiz seninle Ronald. Kendini kurtulmuş sayma ben bunu unutmam.”
     Ron yüzünü buruşturup Elizabeth’in arkasından çıktı ve kendini koltuklardan birine attı. Hermione bir ona bir Harry’ye baktıktan sonra “Ne oluyor sabah sabah?”
     “Her zamanki Ron işte. Seni bulamadığı zamanlar bana sataşıyor.”
     “Boş ver uğraşma. Delidir ne yapsa yeridir.”
     Ron masanın üzerinde duran dört kahvaltı tepsisinden birini önüne çekmiş ve içine gömülmüş olduğu için bunu duymadı. Elizabeth şakayla karışık sinirli bir ses tonuyla “Siz ikiniz bir olup sevgilime laf atmayın lütfen. Gerçi onun bizi duyduğu yok ya neyse ben duyuyorum.”
     Harry elinde bir telsiz varmış gibi yaparak garip bir ses tonuyla “Hogwarts’tan Ron’a. Hogwarts’tan Ron’a. Cevap bekleniyor.” dedi. Hermione bir yandan gülerken bir yandan Harry gibi yaparak “Ron şu an cevap veremeyecek kadar meşgul. Elizabeth’i bağlasak?” dedi. İkisi kendi yaptıkları esprilere gülerlerken Elizabeth yüzünde bir sırıtışla Ron’un yanına oturdu ve önüne bir kahvaltı tepsisi çekti.
     Diğer üçü de akşam yemeği yememiş olmanın verdiği açlıkla kahvaltı tepsilerine saldırdılar. Harry koltuğa otururken Dobby arkasında cikler gibi sesiyle konuştu.
     “Efendi Potter’ın ve arkadaşlarının bir istekleri varsa Dobby hemen getirebilir.”
     Harry gülerek “Ron’a bir tepsi daha.” dedi. Sonra Dobby’nin bunu ciddiye alabileceğini düşünerek “Şaka yapıyorum Dobby kahvaltılarımızı getirdiğin için çok teşekkürler bir isteğimiz yok.”
     Dobby burnunun yere değmesine sebep olan bir reveransla “Efendi Potter istediği zaman mutfağa gelip isteklerini söyleyebilir. Dobby ona hizmet etmekten mutluluk duyar. Tabi arkadaşlarına da.”
     “Cok tesakuller Dobby.”
     “Ron teşekkür etmeye çalıştı Dobby.”
     Bunun üzerine Harry ve Hermione yine katıla katıla gülmeye başlarken Dobby son bir reveransla odadan çıktı. Bu arada pencereden bir takırtı geldiğini fark ettiler. Oraya döndüklerinde pencerede bir baykuş olduğunu gördüler. Hermione kalkıp pencereyi açtı ve dışarının serin havasıyla birlikte baykuşu içeri aldı. Baykuş gagasında bir gelecek postası taşıyordu. Hermione bunu çözüp baykuşa parasını verdikten sonra kuş tekrar dışarı uçtu.
     Hermione yanlarına dönüp merakla gazeteyi açtı. Ve aynı anda ufak bir çığlık attı. Bunun üzerine Ron bile yemeği bırakıp endişeli bakışlarla ona baktı. Hermione diğerlerinin merakını gidermek için gazeteyi masanın üzerine serdi. Manşet şöyleydi: BAKANLIKTA ÖLÜM YİYEN DEHŞETİ. DOKUZ SEHERBAZ ÖLDÜ.
     Hepsi dehşetle gazeteye bakarlarken Harry gördüğü rüyayı hatırladı. Ses onu artık durduramazsın demişti. Ve iki gündür normal bir gün geçirmemişlerdi. Hermione habere biraz göz attıktan sonra dehşetle kafasını kaldırdı.
     “Yaralılar arasında Mody de var. Ama ağır yaralı yokmuş. Hayati tehlikesi yok yani.”
     “Bu da yüzüğün marifeti değil mi?”
     “Öyle görünüyor.”
     Hermione haberi okumaya devam etti. Biraz sonra dehşetle küçük bir çığlık daha attı. Harry endişeli bir şekilde
     “Ne oldu?”
     “Belatrix kaçmış.”
     Dördü de neşesiz bir şekilde arkalarına yaslandılar. Hepsinin keyfi ve iştahı kaçmıştı. Harry önündeki tepsiyi masanın üzerine bırakarak pufladı. Hermione kafasını onun omzuna yasladı. Biraz sonra Elizabeth orada daha fazla oturmaya dayanamayacakmış gibi bir ifadeyle “Hadi Prof. Dumbledore’un yanına gidelim. Uyanmış olmalı.”
     Tam o sırada portre deliğinin yanından gelen ses hepsini şaşırttı.
     “Gerek yok Elizabeth çünkü ben buradayım.”
     Hermione hızla Harry’nin omzundan kalkıp koltuğun Harry’den en uzak köşesine kaydı. Harry Dumbledore’un bu hallerini gördüğünde gülümsediğine yemin edebilirdi. O da hemen kendini toparlayarak ayağa kalktı. Dumbledore bir an için yüzünde beliren gülümseme çoktan kaybolmuş bir şekilde karşılarındaki koltuğa oturdu.
     “Otur Harry sadece sizinle konuşmak istiyorum. Bakanlığa gitmem lazım. Sanırım olanlardan haberiniz var.”
     Gözleri masanın üzerindeki gelecek postasındaydı. Daha sonra kafasını kaldırdı ve Harry’yle göz göze geldiler. Harry onun gözlerindeki hüznü ve yorgunluğu görebiliyordu ve yaşlı adamın karşısında oturduğuna inanmakta güçlük çekiyordu. Bir sürelik sessizliğin ardından Dumbledore devam etti.
     “Öncelikle nasıl bir tehlike içinde olduğumuzu size hatırlatmak istiyorum. Dün bana o büyüyü yapan ölüm yiyenlerden biriydi. Sanırım öldürmek için gelmişti ama bunu başaramadı.”
     “Efendim o buraya nasıl geldi?”
     “Yüzük sayesinde Harry… Aslında Voldemort’un kendisinin gelmesini bekliyordum ama bakanlığa saldırı hazırlıyorlardı ve beni etkisiz hale getirmesi için birini gönderdi. Yüzük Voldemort’ta olmasına rağmen gücü istediği gibi dağıtabiliyor.”
     Dumbledore’un bir anlık duraklamasının üzerine Hermione tereddütle “Efendim yine de anlamadığım bir şey var. Hogwarts arazisinde cisimlenmek ya da buharlaşmak mümkün değil. İçeri nasıl girdiler.” dedi. Dumbledore bir an bekledikten sonra cevap verdi.
     “Cisimlenerek girmedi zaten. Okulun etrafındaki koruma büyülerini kaldırmışlar. Neyse ki Harry’nin burada olduğunu bilmiyorlardı ve Lucius odama gelirken birinize rastlamamış. O zaman hiç şüphesiz sizi öldürürdü. Neyse ben okulun etrafındaki büyüleri sağlamlaştırdım. Artık yüzük bile buraya girmelerini sağlayamaz. Ama sizinle konuşmak istediğim asıl şey bu değil.
     Konu koridor. Oradaki şeyler yüzüğün gücünün temelini oluşturuyor. Yüzüğü yok etmek için bunu çözmeliyiz. Ve bunun için yardımınıza ihtiyacım var. Sizden firemunlarla savaşmanızı sağlayacak büyüleri öğrenmenizi istiyorum. Bunu ben öğretmeyi isterdim ama bu aralar bunu yapabileceğimi sanmıyorum. Kütüphanede yeterince kaynak var bu konuda. İsterseniz kısıtlı bölüme girebilirsiniz bunu sizin için ayarladım. Okulda sadece sizin olacağı koskoca iki hafta var. Bir kaçı dışında öğretmenler bile burada olduğunuzu bilmiyorlar. Ortalarda fazla dolaşmayın. Günde üç öğün Dobby buraya yemek getirecek sizin için. Büyüleri yapabildiğinizden emin olduğunuzda bana bununla haber verin.”
     Hepsine birer ayna uzattı. Bu daha önce Sirius’un Harry’ye verdiği aynanın aynısındandı. Harry’nin bunları görünce elinde olmadan gözleri yaşardı. Dumbledore onun bu tepkisini görmezden gelerek “Bana ulaşmak için adımı söylemeniz yeterli.” dedi. Hiç birinin bir şey söylemesini beklemeden ayağa kalktı. O portre deliğine doğru yürürken Harry kendine geldi ve arkasından seslendi.
     “Efendim bu büyüyü ne için öğrenmemiz lazım?”
     “Koridoru araştırırken ihtiyacınız olacak.”
     Başka bir şey söylemeden boş koridora adımını attı.



yorum yorum yoruuuuuuuuum
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
Pesimisticc
---Hunter---
Sıcak Çikolata
*********
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1609


Mary Winchester <3

meryembulbul94@hotmail.com
Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #119 : Temmuz 27, 2008, 14:46:35 »

Dumbledore'un ölmediğine gerçekten çok sevindim  Kahkaha Hikaye gittikçe karışıyor bakalım nasıl çıkacaklar işin içinden Kahkaha Ellerine Sağlık, yeni bölümü bekliyorum Göz Kırpan (daha uzun Dil Çıkaran )
Logged

...Love...
     
Sayfa: 1 ... 5 6 7 [8] 9 10 11   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: