bu bölümü pek beğenmedim ben ama yinede iyi kötü yorum yaparsanız çok sevinirim

Bölüm 17: Koridorun Sırrı
Harry sabah uyandığında saat sekizdi. Bir an neler olduğunu idrak edemedi. Sanki kaafası durmuştu. Sonra dün olanların yükü bir anda üzerine bindi. Sessizce yatağından kalkıp üstünü giyindi ve hastane kandına doğru yola koyuldu. Koridorlar bomboştu. Sanki Hogwarts sessizce yaralarını sarmaya çalışıyordu. En büyük kayıp onundu. Bir öğretmenini kaybetmişti.
Harry sessizce hastane kanadının kapılarını araladı. Ortalarda bir yatakta uyuyan Hermione’den başka kimse yoktu. Harry onun yanına gidip dün gece oturduğu sandalyeye oturdu tekrar. Ve dün gece olanları düşünmeye başladı.
Herkes biraz kendini toparladıktan sonra Dumbledore Bellatrix’i sorguya çekmenin zamanının geldiğini düşünmüştü. Snape’in getirdiği küçük bir şişenin içindeki veritaserumu zorla ona içirdiler. Dumbledore onu bir sandalyeye oturttu vev herkesin merak ettiği soruyu sordu.
“Buraya nasıl giridiniz?”
“Misafirlerin girmesi için koruma büyülerini kaldırdığınız sırada görünmez olarak içeri sızdık. Ormanın kenarında bekledik. Sonra Potter o bulanıkla dışarı çıktı.” Harry bu noktada ayağa fırlamıştı ama yanında oturan Ron ona engel oldu. “Tam saldırıya geçecektik ki bulanık bizi gördü. Ve Harry’yi yere yatırdı. Sonra onu sersemletmeye çalıştık. Bu seferde o kızıl saçlı çocukla yanındaki kız devreye girdiler. Biraz sonra siz geldiniz.”
“Voldemort’un saldırıyı düzenlemesindeki tek amaç Harry’yi istemesi miydi?”
“Hayır.”
“Peki ne istiyordu. Hogwarts’ı ele geçirmek mi?”
“Efendimin peşinde olduğu şey daha büyük bir şey. Onu ele geçirdiğinde zaten bütün dünya avucunun içinde demektir. Yüzüğü istiyordu. Griffindor’un yüzüğünü.”
“Öyle bir yüzük yok.”
“Hayır. Hepiniz yanılıyorsunuz. Efendim doğruyu bilir. Böyle bir yüzük var. Hemde Hogwarts’ta.”
“Peki tam olarak nerede bu yüzük.”
“Efendim bir koridordan bahsetti. İhtiyaç odasının yanında gizli bir koridor var. Hiç birinizin zekası oraya bulmaya yetmez. Ama Karanlık Lord oraya nasıl girildiğini ve içinde neler olduğunu bilir.”
“Peki bunları sana da söyledi mi?”
“Karanlık Lord bütün bunları en sadık hizmetkarıyla paylaşmayacakta kiminle paylaşacak? Tabiki orayı biliyorum. Nasıl girildiğini ve içinde ne olduğunu da. Ama sizin için çok geç. Yüzüğü efendim ele geçirdi. Siz onu asla alamayacaksınız.”
“Efendin yüzüğü nasıl aldı? Ne zaman aldı? O koridor nasıl açılıyor?”
“Dün gece biz sizinle savaşırken içimizden biri gidip yüzüğü aldı. Koridoru açmak için yüzüğü gerçekten bulmak istemelisin. Lucius koridoru açtı yüzüğü alıp aşağı geldi. Ama onu görünce biraz şaşırdım. Bunu yapabileceğini sanmıyordum çünkü. O anki şaşkınlığımdan faydalanan Potter beni sersemletti.”
“Arkadaşların seni bırakıp gittiler. Demekki gitme sebepleri buymuş. İstediklerini elde etmişler.”
Dumbledore Mr. Doge’a dönerek “Elphias gerisini sen halledersin umarım. Onu dana devrediyorum istediğini yapabilirsin. İstersen biraz daha sorgulayabilirsin.”
Mr. Doge kafasını sallarken Dumbledore Harry, Ron ve Elizabeth’e döndü.
“Şimdi siz üçünüz yatakhanelerinize gidiyorsunuz. Arkadaşlarınıza ölüm yiyenlerin buradan gittiklerinden başka bir şey söylemeyin. Harry özellikle Neville Bellatrix’in yakalandığını duymamalı. İnsan bazen intikam duygusuna yenilip feci şeyler yapabiliyor. Bırakın o da herkes gibi gazetelerden öğrensin.”
“Efendim yüzük gerçekten var mı?”
“Bilmiyorum Harry. Ama en kısa zaman da öğreneceğimize emin olabilirsin.”
Daha sonra üçü başka bir şey söylemeden yatakhanelerine gitmişlerdi. Ortak salona girdiklerinde oranın aşağıda neler olduğunu öğrenmek için bekleyen öğrencilerle kaynadığını görmüşlerdi. Neville kalabalığın arasından atılarak
“Harry neler oldu? McGonagall kalmamaıza izin vermedi. Gittiler mi? Birine bir şey olmadı değil mi? Hermione nerede?”
“Sakin ol Neville gittiler. Hermione hastane kanadında.”
“Ona ne oldu?”
“Cruciatus laneti.”
Bunun üzerine kimse bir şey söylemedi. Harry ve Ron’da bu sessizlikten yararlanarak Elizabeth’e iyi geceler dileyip yukarı çıktılar. Hoş, Harry bütün bu olanlardan sonra iyi bir gece geçirebileceklerini sanmıyordu.
Harry düşüncelere dalmışken yanındaki yatakta uyuyan kızın kıpırdanmaya başladığını fark etti. Telaşlı gözlerini ona dikti. Biraz sonra Hermione gözlerini açıp onu izleyen bir çift zümrüt yeşili gözle karşılaştı. Harry onun gözünü açtığını görünce gülümseyerek “İyi misin?” dedi. Hermione de gülümsemesine gülümsemeyle karşılık verdi.
“Bak yine hayatımı kurtardın. Bir de başınıza dert açıyorum diyorsun.”
“Asıl sen benim hayatımı kurtardın. Gölün kenarında otururken.”
“Tamam işte ödeşmişiz.”
İkisi de gülümseyerek birbirlerine baktılar. Biraz sonra Hermione biraz ciddileşerek
“Harry birine bir şey oldu mu?”
Bunun üzerine Harry’nin yüzündeki gülümseme büsbütün silindi. Hermione onun bu ifadesini görünce korkarak sorusunu yineledi.
“Harry yoksa biri…”
“Evet, Hermione biri… Öldü.”
“Kim?”
“Prof. Flitwick.”
Bunun üzerine Hermione’nin gözleri yaşlarla doldu. Harry onun ağlamasına dayanamıyordu. Hermione’nin elini avuçları arasına alarak
“Ağlama lütfen. Dumbledore dedi ki üzülmemizi istemezmiş. Lütfen.”
“Harry inanamıyorum. Bu nasıl olabilir? Yani her zaman kimseye bu son olsun lütfen diyorum. Bir daha biri ölmesin. Ama her seferinde bizen birini alıyorlar.”
“Ama bu sefer biz de boş durmadık. Bellatrix yakalandı.”
“Gerçekten mi? Nasıl oldu bu? Sorguladılar mı? Nasıl girmişler buraya?”
Harry bunun üzerine dün gece Bellatrix’in anlattığı her şeyi anlattı ona. Harry konuşmayı bitirdiğinde Hermione şaşkınlıkla ona bakıyordu.
“Ne yani yüzük gerçek miymiş? O yüzüğün adını onlarca kitapta gördüm ama hepsinde efsane diye bahsediyordu. Griffindor’un Yüzüğü ya da Gizemli Yüzük. Takana inanılmaz güçler verdiğine inanılan efsanevi yüzük. Yüzüğün Godric Griffindor’a ait olduğuna ve Griffindor’un onu insanlar ele geçirip kötü amaçlar için kullanmasın diye yok ettiğine inanılır. Şimdi sen yüzüğün olduğuna, hatta Hogwarts’ta olduğuna inanmamı mı söylüyorsun?”
“Eğer bu yüzük varsa ve gerçekten Voldemort ele geçirmişse yakında güç gözterisi yapmaya başlar zaten. İnanamıyorum yaa o koridorda saatlerce kapalı kaldım ve hiçbir şey bulamadım. Ne kadar aptalım.”
“Aptallıkla alakası yok bence. Gerçekten varlığından bile emin değiliz. İnanaım gelmiyor açıkcası. Voldemort’un öyle bir yüzüğü ele geçirdiğini düşünmek bile ürprtici.”
Tam o sırada hastane kanadının kapılarının açılması üzerine iksinin de dikkati dağıldı ve gelenlere baktılar. Ron ve Elizabeth onlara doğru yürüyorlardı. Elizabeth yürüken Ron’a dönerek “Demiştim sana Harry buradadır diye.” dedi. Ron cevap vermeden sessizce yürümeye devam etti. Yanlarına geldiklerinde Eliabeth endişeyle Hermione’ye bakarak
“Nasılsın?”
“İyiyim. Şaşırmakla meşguldüm. Harry dün olanları anlattı.”
“Gerçekten çok şaşırtıcıydı. Bir o kadar da üzücü.”
“Evet gerçekten öyle. Bu arada buraya gelirken Dumbledore’la karşılaştık. Saat dörtte onun odasında olmamızı istedi.”
“Dün gece koridora girmiş mi?”
“Bilmiyoruz Harry sadece akşam odasına gitmemizi söyledi.”
“İyi ama Hermione daha tam iyileşmedi.”
“Harry ben iyiyim. Alt tarafı iki Cruciatus laneti. Hem burada yatmanın ne kadar sıkıcı olduğunu benden iyi sen bilirsin.”
“İyi ama Hermione tam olarak iyiileştiğini sen bilemezsin ki. Madam Pomfrey’in kontrol etmesi lazım.”
“Harry lütfen. Kimseye haber vermeden sırf yatmaktan sıkıldım diye kafasına göre buradan çıkmış biri için saçma tavsiyelerde bulunuyorsun.”
“Tamam sustum ben. Ama Madam Pomfrey çıkmana izin vermezse hiçbir yere gitmek yok.”
“Bir de bana annelik taslıyorsun diyorsunuz.”
Harry hafifçe gülümserken Ron’la Elizabeth’in birbirlerine kaçamak bakışlar attıklarını fark etti. Soran gözlerle ikisine döndü. Bu arada Hermione de şaşkın gözlerle onlara bakıyordu. Ron diğer ikisinin onlara baktıklarını fark edince onlara döndü.
“Şey… Sanırım size bir şey söylemeliyiz.”
Bunun üzerine Harry ve Hermione birbirlerine bakıp gözlerini devirdiler. Ron onların bu tepkilerini görünce “Ne?” dedi. Hermione bakışlarını onlara çevirdi.
“Yani bizi salak yerine mi koyuyorsunuz siz?”
“Ne dedim ki?”
“Ron ne diyeceğini ikimizde çok iyi biliyoruz. Yani anlamamak için aptal olmak gerek.”
“Size sürpriz yapacaktık ama olmazki.”
“İsterseniz bilmemezlikten gelelim.”
“Üf saçmalama. Neyse darısı başınıza artık.”
Bu lafın üzerine Harry sertçe Ron’un ayağına bastı ve ateş saçan gözlerle ona baktı. Ron’un bunu bilerek söylediğini biliyordu. Çünkü sırıtarak ona bakmıştı. Ron, Harry onun ayağına basınca yüksek sesle bağırarak ona baktı. Harry’nin bakışlarını görünce de bir şey söylemekten vaz geçti.
Tam o sırada Madam Pomfrey içeri girdi. Harry buna çok memnun oldu çünkü konu kapanmıştı. Madam Pomfrey onları görünce hiçbir şey demedi. Uykusuzluktan gözleri çökmüştü ve çok yorgun görünüyordu. Yanlarına gelip Hermione’ye bir baktıktan sonra “İyi görünüyorsun. Eğer kendini iyi hissediyorsan çıkabilirsin.”
Cevap beklemeden odasına gitti. Harry onun gece boyunca uyumadığını tahmin etti. Bu arada Hermione Harry ve Ron’a dönerek “Siz bizi dışarıda bekler misiniz? Hemen geliriz.”
dedi. Harry ve Ron bir şey söylemeden dışarı çıktılar. Onnlar çıkınca Hermione bir yandan yavaş yavaş üstünü değişirken bir yandan da Elizabeth’e döndü.
“Eee nasıl oldu bu?”
“Doğrusu ben ne olduğunu anlayamadım. Dün gece bahçede dolaşıyorduk ve benden hoşlandığını söyledi.”
“Sadece bu kadar mı? Ne yani sadece senden hoşlandığını mı söyledi?”
“Ayrıntılara gerek var mı? Sonuç olarak çıkıyoruz işte.”
“İyi yaa anlatma sen.”
“Sen bizi boş ver. Dün aranızda bir şey olmadı mı?”
“Saçmalama Lizzy ne olabilir ki?”
“Üff ikiniz de inanılmaz inatçısınız. Ama buna son vermek istiyorum. Aslında söylemeyeceğime söz vermiştim ama dayanamayacağım. Harry senden hoşlanıyor. Senin ondan hoşlandığın gibi.”
“Bunu nereden çıkardın. Biz sadece arkadaşız.”
“Hermione hadi ama. Ron söyledi bana da. Ron’un bunu durduk yerde söylemediğine emin olabilirsin.”
“Elizabeth, sen ciddi misin?”
Hermione yüzünde çok garip bir ifadeyle ona bakıyordu. Elizabeth onun bu halini görünce gülümsedi.
“Hadi ama bir de bana itiraf et diyordun. Ben açıkçası sizinle ilk tanıştığımızda çıktığınızı filan sanmıştım. Ama Ron bunun doğru olmadığını söyledi. Bir şey söylemeyecek misin?”
“Ne söyleyebilirim ki?”
“Mesela seninde Harry’yi çok sevdiğini ve buradan çıkar çıkmaz bunu ona da söylkeyeceğini söyleyebilirsin.”
“Ama böyle bir şey yapmayacağım. Hadi daha fazla bekletmeyelim.”
“Hermione sana inanmıyorum. Nasıl bu kadar ifadesiz olabiliryorsun?”
“Ne dememi bekliyorsun Lizzy? Bunca şeyin arasında gidip ne diyebilirim ona. Aa benden hoşlanıyormuşun galiba bende senden tesadüfe bak mı diyim?”
“Hermione sana inanmıyorum. Bunu duyunca havalara uçacağını filan düşünmüştüm.”
“Hadi Lizzy acele et.”
Hızla kapıya doğru yürüdü. Elizabeth arkasından gözlerini devirerek baktı ve daha sonra hızlı adımlarla yürüyerek ona yetişti. Dışarı çıktıklarında Harry ve Ron’un sessizce onları beklediğini gördüler. Hermione bir an Harry’ye baktı. Sonra kendine gelerek gözlerini kaçırdı. Harry buna bir anlam veremedi. Elizabeth bunun üzerine Ron’a göz kırptı ve gülümsedi. Ron da ona.
Harry saatine bakarak saat daha on ikiydi. Dördü sessizce ortak salona gittiler. Harry şaşkınlıkla orasının boş olduğunu gördü. Buna pek aldırmadan içeri girip şöminenin önündeki koltuklara oturdular. Hermione masanın üzerinde duran kitaplardan birini alıp arkasında kayboldu. Biraz sonra Ron ve Elizabeth ayağa kalktılar. Ron “Biz biraz dışarı çıkıyoruz. Yarım saatten geliriz.” dedi. Sonra da Harry’nin kulağına eğilip fısıldadı. “Yap şu işi.”
Harry’nin kızgın bakışlarına aldırmadan sışarı çıktılar. Çıkarken ikisi de ona göz kırptı. Harry kitap okuyan Hermione’ye baktı. Ne diyebilirdi ki? Hermione onun kendisine baktığını fark etmişti. Kafasını kitaptan kaldırarak ona baktı.
“Harry bunu yapmak zorunda değilsin. Ron’u boş ver. Söylemeye çalıştığın şeyi zorla söylemenin hiçbir önemi yok.”
Okuduğu kitabı kapatarak ayağa kalktı ve kızlar yatakhanesine yöneldi. Harry de hemen ayağa kalkarak arkasından seslendi.
“Hermione.”
Hermione olduğu yerde dururken derin bir nefes aldı. Harry ona doğru yürüyordu. Yavaşça arkasına döndü. Harry onun döndüğünü görünce
“Gerçekten Ron’un zorladığını filan mı düşünüyorsun.”
…
“Biliyorum sana hissettiklerimi söyleyecek olsam şimdiye kadar söylemem gerekirdi. Ama bu gerçekten çok zor benim için. Ron sadece biraz motive etti diyelim. Yani beni hiçbir şeye zorlamadı. Bunu gerçekten içimden gelerek söylüyorum. Seni seviyorum.”
Hermione bir şey söylemeden ona baktı. Söyleyecek bir şey bulamıyor gibiydi. Gözünden bir damla yaş kaydı yanağına doğru. Harry elini uzatarak onun gözlerindeki yaşları sildi ve ona sarıldı. Şimdi Hermione resmen ağlamaya başlamıştı. Harry şaşkınlıkla
“Niye ağlıyorsun?”
“Mutluluktan diyelim.”
“Gerçekten mutluluktan mı?”
“Seni ne kadar sevdiğimi asla fark etmeyeceğini düşünmüştüm.”
“Ne güzel ben de aynı şeyi düşünmüştüm.”
İkisi de birbirlerine gülümsediler. Yarım saat kadar sonra Ron ve Elizabeth ortak salona geldiklerinde Harry ve Hermione şöminenin önünde oturuyorlardı. Hermione Harry’nin omuzuna yaslanmıştı. Ron ve Elizabeth sırıtarak birbirlerine baktılar. Ve hiçbir şey söylemeden gerisingeri dışarı çıktılar.
Harry olanlara inanamıyordu. Dün olanlardan sonra mutlu olabildiğine inanamıyordu. Belki şimdi Voldemort gerçekten yüzüğü ele geçirmişti ve her zamankinden daha tehlikeliydi. Kim bilir gelecekte onları nasıl günler bekliyordu. Harry ilk kez bütün bunları düşünmeden sadece anı yaşıyordu. İlk kez aklında Voldemort olmadan, şimdiye kadar ölenleri ve belki de ilerde ölecek olanları ve gerçekten büyük bir savaşın içine girdiklerini düşünmeden mutluluğun tadını çıkarabiliriyordu
Asıl umut buydu işte. Sevgiydi, sevdiğinin yanında olmaktı. Ve Harry’nin dün gece öğrendiği gibi insan umudu olmadan yaşayamazdı…