Smusagi
Şeker

Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 104
Dan dudaklarını japon yapıştırıcısı ile.. anlarsın
|
 |
« Yanıtla #26 : Temmuz 27, 2006, 21:49:22 » |
|
Hiç kilise düğününe gitmediğim için bu bölümde ki düğünü tamamen bağımsız yazmak zorunda kaldım sadece gittiğim kiliseler ve kapodokyada gördüğüm fresklerlere büyülü bir dünya ekleyerek enteresan şeyler yapmaya çalıştım umarım beyenirsiniz.
*******************************************************************************
BEKLENMEDİK HEDİYE:
Tony sabah erkenden kalkmış ve aşağıya inmişti alt katta ki oda da iksir hazırlamış, odasına çıkarak yeşil bir cüppe ve sütlü kahverengi tokalı çizmelerini giyinmişti, kahvaltı masasına inmiş diğerlerini beklemeden kahvaltısını yapmış ve tekrar aşağıya inmişti.
Hermione kalkmış önce Ron ‘u sonrada Harry ‘ yi kaldırmıştı.
-Tony galiba yok acaba odasına girsek mi?
-Nerde olduğunu bilmiyorum ki odasının.
-Doby ‘ye sorsak iyi olur.
Hermione titrek bir sesle birkaç defa Doby ‘ye seslendi. Doby önünde ortaya çıktı ve yerlere kadar reverans yapıp Hermione ‘ye bakmaya başladı.
-Doby senden bir şey isteyebilir miyiz?
-Tabiî ki küçük hanım emrinizdeyim.
Hermione iyice kızardı ve kendisinin “E.R.İ.T yönetim kurulu başkanı” olduğunu bir cine hiçbir zaman emir vermeyeceğini söyledi. Ron ve Harry ’nin bakışını görünce susup asıl soruyu sordu.
-Doby acaba Tony ’nin odası nerde bize söyler misin?
-Tabi küçük hanım yemek odasından çıkın ve koridorun sonundaki duvara sizi içeri alması için yalvarın, sonra kapı açıldığında koridorun başına gelin ve ilk kapıdan içeriye girin, bir yere sapmadan uzun koridoru yürüyün sonunda kısa altın bir merdiven sizi bekliyor olacak ona binin ve doğruca sizi efendiye götürmesini bekleyin, efendinin odasına geldiğinizde parolayı söyleyin ve içeriye girin.
-Sağ ol Doby, acaba parola nedir?
-Parola küçük hanım “FRANBOĞAZLI PASTA”
Doby bir inilti kopardı sonrada başını koltuğun kenarına vurmaya başladı “Kötü Doby ,Kötü Doby” diye bağırıyordu.Harry onu tam zamanında yakaladı ve sıkıca tuttu.
-Doby, efendi Harry Potter ‘a teşekkür ediyor ama Doby alışkındır böyle şeylere. Doby bu gün efendisinin en sevdiği pastayı yapacaktı ama Doby bunu unuttu, Doby, küçük hanıma teşekkür ediyor o parolayı sormasaydı Doby bunu hatırlamayacaktı, acaba küçük hanım Doby ‘nin eşlik etmesini isterler mi yoksa kendisi bulabilir mi odayı?
Çok üzgün görünen Hermione kendisinin gidebileceğini söyledi ve Doby ‘nin çok yorulmamasını tembihleyerek, Doby ‘nin göz açıp kapayana kadar gitmesini izlediler.
-Bizde en iyisi gidip bakalım, Tony nerelerde nikaha geç kalacağız bu gidişle.
Üç arkadaş yemek odasının yolunu tuttular duvarın dibine gelince Hermione hafif kekeledi ve yalvarmaya başladı.
-Şey –biz—yani Harry-Erm Ron ve ben Tony, Tony ‘yi görmek istiyoruz.
“Acaba” dedi Hermione, biraz da siz deneseniz, burada durup bir duvarla konuşmak çok tuhaf.
Harry öne çıktı ve duvara emir verircesine tane tane konuştu.”Ben Tony ‘nin kuzeniyim, Hermione Ron ve ben acilen Tony ile odasında görüşmemiz gerekiyor lütfen açılır mısın?” Önce bir şey olmamıştı, Harry, duvarın boş bakışları ardından konuşmayı Ron ‘a devretmek üzereydi ki duvarda birden kocaman, yayvan bir ağız ve hemen arkasında elips gözler belirmişti. Duvar onları sanki tartıyordu, belli bir süre hiçbir şey olmamıştı Harry duvara patlamak üzereyken “İçeri Girin” tıslamasıyla koridordaki duvar boydan boya geriye doğru açılmaya başlamıştı ve bir sürü koridor ortaya çıkmıştı, Hermione hemen Doby ‘nin dediği gibi yemek odasına yürüdü ve koridora daldı diğerlerine koridora girince “Hoşça kalın” sesi ile duvar arkalarından tekrardan kapandı.
-Hiç bir yere sapmayın direk gideceğiz, Doby öyle söyledi.
Üç arkadaş da onlara bitmeyecekmiş gibi gelen bir koridorun sonuna geldiler, Tony anlaşılan odasındaydı çünkü Doby ‘ nin bahsettiği altın merdivenler havada duran bir kapının önündeydi, Hermione merdivenleri nasıl çağıracağız diye sorduğunda küçük bir tıngırtı ile merdivenler onu anlamışçasına önlerinde pat diye durdu.
-Bu merdiven hepimizi götürür mü çok kısa tek kişilik bu.
-Hepimiz aynı basamağa atlayacağız o zaman Ron.
-Ama Harry, sığmamıza olanak yok.
Hermione basamağa atladı hemen arkasından da Harry basamağa atlayınca merdiven birden uzamaya başladı ve bir basamak daha çıktı.Harry diğer basamağa adım atınca içi rahatlayan Ron, Hermione ‘nin durduğu basamağa atladı ancak hemen arkalarından bir basamak daha ortaya çıktı,Ron bir adım geriye adım attı ve beklemeye başladılar.
-Bence bunlara komut vermeliyiz, Harry en önde sen varsın hadi söyle.
-Bizi Tony ‘nin yanına götür.
Bu tepkiyi üçü de beklemiyordu merdivenler birden tehditkar bir şekilde sallanmaya ve yukarıya çıkmaya başladı.Çok yüksek bir boşlukta ilerliyorlardı, merdivenler hava da süzülen kapının önünde tıngırtı ile durdu.Harry,Hermione ve Ron içeri girdiler, karşılarında kocaman bir Anka kuşu heykeli keskin gözlerini kırpıştırarak onlara bakıyordu.
-“FRANBOĞAZLI PASTA” dedi Harry, kendinden emin ve tek düze bir sesle.
Anka kuşu heykeli birden alevler içerisinde kaldı, Harry geriledi en arkada olan Ron az daha aşağıya düşüyordu ki alevler söndü Anka kuşu heykeli yok olmuştu. Önlerinde neredeyse yavaş yavaş durmak üzere olan dönen merdivenler duruyordu. Harry bir anda Tony ‘de ki bazı şeylerin profesör Dumbledore ‘a bezediğini düşündü belki de kendisine profesör Dumbledore ‘yi model almıştı, ama bunun yanı sıra, kendisi Voldemort ‘un yanında yetişmiş olsa bile profesör Dumbledore gibi insanları değerlendiriyor ve onun gibi insanın içerisine güvenlik veriyordu. Onun gibi davranıyor, onun gibi olmak istiyordu.
Benzer bir özelliği ise asasını çok hızlı ama büyük bir kibarlık ve iyilikle oynatıyordu, Harry, Tony ‘nin canı zorda kalsa bile hiçbir zaman öldüren ya da yasaklanmış bir lanet yapmayacağını ve bu zamana kadar da yapmadığını düşündü. Böylece altın merdiveni ve düşüncelerini geride bırakarak üç arkadaş da artık dönmeyen merdivenleri çıkmak zorunda kaldılar, merdivenlere adım atınca kapının önünde tekrardan ateşler çıktı ve az önce yok olan Anka kuşu heykeli tekrardan kocaman kanatlarını açmış ve odayı korumak için kapının önünde kendini siper etmişti.
Üçü yukarıya çıktı ve çok uzun olan, tahta kapıyı birkaç defa çaldılar içeriden sesler geliyordu ancak Tony ‘nin sesi hiç duyulmuyordu birden “GRYFFİNDOR!” diye bir ses çınladı ve Harry hiç tereddüt etmeden ağır kapıyı itti.Kapı kendisinden hiç beklenmeyecek bir hafiflikle arkaya doğru sıçradı ve Tony ‘nin odası göründü. Her yer kitaplıklarla kaplıydı, odanın ortasında, kocaman bir güneş sistemi modeli vardı gezegenler hızla güneş etrafında dönüyordu, odanın bir köşesinde uzun sarkaçlı bir saat vardı, saatin en üstündeki kapaklar açılıyor minik bir kanarya büyüyor büyüyor, sonra tekrar küçülüp kapakların içerisine girerek gözden kayboluyordu. Bu olay onlara, bundan iki yıl önce Sihir Bakanalığı ‘nın Esrar Dairesi ’ni hatırlattı. Ancak ölüm yiyenler yüzünden zaman odasında ki bütün zaman döndürücü stokları parçalanmış ve zaman döndürme sistemi perişan olmuştu.
Harry bir an için izlendiğini fark etti ve hızla soluna döndü gözlerine inanamıyordu. Dumbledore öldükten birkaç dakika sonra Anka kuşu ağıtlarlar yakarak Hogwarts Şatosu ‘ndan ayrılmıştı, şimdi ise burada durmuş ve Harry ‘nin sebebini bilmediği şıp şıp akan yaşlı gözleriyle Harry ‘yi izliyordu. Altın tüneğinden birden havalandı ve Harry ‘nin omzuna kondu, başını boynuna dayadı ve ağlamaya devam etti, üçü de bu davranışa çok şaşırmıştı ancak Tony ‘nin “OLMUYOR” bağırtısına hepsi yerinden sıçradı. Tony ‘nin elinde uzun bacaklı kafası yuvarlak gümüş bir alet vardı ve bir şey izliyordu. Harry, profesör Dumbledore’ nin sesini duydu “Tom Marvoldo Riddle” dedi.Bu sırada Tony hızla kalktı ve elini ”Şık” yapması ile hızla cisimlenir gibi döndü, hepsi bir anda kendilerini büyük salonda buldular cismani olarak bir anıda duruyorlardı.Tony, şapka daha başına geçmemiş olan küçük Tom ‘un bu günün Voldemort ’unun yanına gitti, gözlerini ona dikti ve mırıldanmaya başladı,elini çocuğun alnına dayadı sonrada “Belliydi” gibilerinden bir şey mırıldandı şapka kendinden emin duran çocuğun başına takıldı ve konuşmaya başladı.
“Çok tuhaf, çok tehlikeli, büyüye karşı çok doğal bir yeteneği var, çok cesur ve çok zeki ama başka şeylere kabiliyeti çok yüksek, çok kurnaz ve hin, çok güçlü olan beynini görebiliyorum. Peki, buldum! Seni bütün özelliklerini taşıdığın ve soyundan geldiğin bölüme yolluyorum.”SLYTHERİN!” Tony düşünceli ama hayli sinirli bir şekilde elini şaklatarak hızla döndü ve yok oldu ancak Harry, Hermione ve Ron anıda kaldılar.
-Buradan nasıl çıkacağız Harry ?
-Bilmiyorum Hermione hiçbir fikrim yok.
-Geçen yıl profesör Dumbledore ile anılara girdiniz, nasıl çıktın peki?
-Beni hep o çıkardı koluna tutunurdum ve--
-Ben anladım nasıl olacağını, cisimlenme gibi olacak şimdi Tony ‘nin odasına gitmeyi düşünün.
-Ama Hermione, orada cisimlenme yok hem cisimlenmenin kapalı—
-Ron, Tanrı aşkına bana akıl vermeyi bırak! Bu bir anı ve anıdan gerçeğe dönüyoruz çabuk olun ben gidiyorum.
-Hermione gözlerini kıstı ve açtı elini “ŞIK” yapması ile kendi ekseni etrafında döndü, ancak hiçbir şey olmadı.
-“Ben sana söylemiştim Hermione.” dedi Ron, ancak Hermione taş kesilmiş gibiydi sonra birden öyle hızla dönmeye başladı ki, bir anda yok oldu.
-Başka şansımız yok Ron gidelim.
-Harry elini “ŞIK” yapması ile etrafında döndü. Birden içi üşüdü ve bir şey gümledi sanki taş bırakmışlardı ancak hemen sonra öyle hızla döndüğünü hissetti ki neredeyse hızdan uçacak sandı ve “GÜMMMM” burnunun üstüne yere düşmüştü başını kaldırınca Tony ‘nin ona içtenlikle gülümsediği gördü asasını hemen Harry ‘nin burnuna doğrultarak “EPİSKEY” diye mırıldandı. Harry ‘nin burnu eskisinden de farksız bir hal aldı. Hemen arkasından bir gümleme ile sırt üstü yere düşmüş olan, Ron geldi.
-İlk denememde başarılı ama ayakta duramadım.
-İyi ki o anıda kalmadınız, gerçi bir şekilde bulurdum sizi, burada ne arıyorsunuz, bakıyorum odamın yerini bulmuşsunuz bile.
-Gerçekten harika bir oda profesör Dumbledore ‘nin odası gibi.
-Değerlendirmen için teşekkürler Ron, bende çok seviyorum odamı. Bu sabah çok erken kalktım ve farklı bir karışım hazırladım. Fleur ile Bill’in evlilik hediyesi. Yanılmıyorsam, ailen bizi bekliyor Ron, gidelim mi?
Harry kapıyı açtı ve “Önden buyurun” dedi. Hermione ile Ron kapıdan çıkarak dönen merdivenden aşağıya inmeye başladılar bu sırada kuzeni ile baş başa kalan Harry, ona ne yaptığını sordu.
-Profesör Dumbledore göndermişti, sebebini bilmiyorum ama “üstünde düşün her şeyi anlarsın” demişti. Doğal olarak bende her detayı inceleyip bakıyorum.
Harry ve Tony , Ron ile Hermione ‘yi merdivenlerin dibinde yakalamışlardı. Anka kuşunun heykeli yanmaya başladı, heykelin yerinde yine hiçbir şey yoktu. Sayısı dört basamağa yükselmiş olan merdiven tangırdayarak tekrardan aşağıya inmeye başladı. Merdivenler durmuştu, uzun koridoru geçtikten sonra Tony birden durdu.”Acaba kim söyledi odamın burada olduğunu?”
-Doby söyledi hatta parolanı söyledikten sonra başını koltuğun kenarına vurdu?
-Neden acaba? Ben ona parolamı evdekilere söyleyebilirsin demiştim.
-Sana Franboğazlı Pasta yapmayı unutmuş, deliye döndü.
-Fazlaca yaşlandı ona dinlenmesini söylüyorum ama çok ça—
-Tony , odandaki Fawkes —
-Evet Anka kuşu profesör Dumbledore öldükten sonra bana geldi, haberi duyduğumda kötü oldum burada, hemen aşağıya indim portresi hemen aşağıdaydı gördüğümde çılgına döndüm galiba birkaç gün boyunca orada öylece oturup ağladım, neyse tatsız konuları açmayalım ama senin açılman lazım duvar.
Duvar, Tony ‘nin emrine uyarak yana sıçradı ve açılmaya başladı yemek odasına girdiler ve etrafı iyice kontrol ettiler. Tony asasını duvara salladı ve yukarıdan aşağıya asası ile kırmızı bir çizgi çekti, sonra odalarına girdiler, Tony ise Doby ‘ yi pasta yapma konusunda engelledi ve Hogwarts ‘a geri dönmesini söyledi. Hepsi sandıklarını sihirle aşağıya indirdiler ve Tony ’yi beklemeye başladılar, Tony de üç tane sandığı hepsinin şaşkın bakışları altında aşağıya indirdi ve elinde bir şeyi çok sıkıca tutuyordu.”Şimdi hazırsanız eğlenceli bir yolculuk bizi bekliyor ” dedi Tony muzip bir şekilde.
Tony, salonun ucuna gitti ve asasını yere salladı, bir çift kırk beş numaralık potinleri giyindi ve hepsinin şaşkın bakışları altında bale yapmaya başladı Ron kendini şaşkınlıktan alamaz bir şekilde bakarken, Harry kuzeninin gerçekten kafayı yediğini düşünüyordu, Hermione ise tam tersine bir şeyleri ölçüp biçiyordu, neden sonra Hermione ‘de ayakkabılarını çıkararak ayağına potin giydi ve Tony ‘nin yanında dans etmeye başladı, ikisi birlikte dönüyorlardı ki altlarındaki tahtalar korkunç bir çıtırdama ile yok oldu aşağıya düştüler, Ron ve Harry panikle ilerledi ancak tahtalar “TAK” sesi ile tekrardan pürüzsüz eski halini aldı. Harry ‘de ayakkabılarını boynuna bağladı ve bir çift potini ayağına takarak dans etmeye başladı, hayatında bir defa dans eden ve dans etmeyi beceremeyen Harry şaşırtıcı bir şekilde çok hoş hareketler yapıyor arada bir kuğu gibi süzülüyordu.
Ron ise daha çok rüzgâr da sallanan bir balonu andırıyordu, tombul yüzü gittikçe yorgunluktan daha da kızarıyordu ancak bir çıtırdama ile aşağıya yavaş, yavaş düştüler ve nasıl olduğunu anlamadılar ama potinler gitmiş yerini ayakkabılarına bırakmıştı.
-Size eğlenceli olacağını söylemiştim değil mi?
Hermione Tony ‘nin lafı üzerine gülmeyi bastı, Ron ise daha çok kalçasına tekme ile vurulmuş bir yer cücesini andırıyordu. Karşılarında pirinçten çok uzun bir kapı duruyordu, duvarda minicik bir meşale yanıyordu ve kapı enlemesine çok kalın demir parçaları ile sıkı sıkıya kapalı duruyordu.
-“Şimdi elinizi kapıya sıkıca bastırın, kendinizi dışarıya çıkmak için konsantre edin ve gördüğünüz manzara karşısında sakın bir korkuya kapılmayın.”
Hermione hemen denileni yaptı ve elini kapıya koyarak gözlerini bir noktaya sabitledi, Ron ve Harry küçük bir tereddüde kapıldılar ancak hemen arkasından denileni yaptılar. Tony ‘de elini kapıya bastırdı ve dışarıya çıkmak istediğini düşündü. Elleri birden buz tutmaya başladı, Harry ve Ron ellerini çekmek istediler ancak olmadı etraf bulanıklaşmaya, dalgalanmaya başladı sonra vücutları bir hayaletin vücudu oldu, inci gibi parıldıyorlardı ki Hermione küçük bir çığlık attı, Harry ve Ron düşmemek için sıkı sıkıya tutunuyorlardı, Tony ise halinden gayet memnun bir şekilde bir bulutun üstünde ilerliyordu.
-Size söylemiştim gökyüzün de yaşadığımızı, dikkatli olun, “Godric’s Hallow” işte kuş bakışı bakıyorsunuz. Ancak karşısı ile ilgilenin, aşağısı ile değil ve gözünüzü dört açın, görünmezlik pelerinin burada mı Harry?
-Evet yanımda.
Aferin size söylediğimde itiraz etmeden onu giyineceksiniz ve her ne olursa olsun geri dönmek için sihirli cümleleri söyleyeceksiniz. Birbirinize “İKİNİZEDE HİÇ BİR İŞE YARAMADIĞIMA YEMİN EDERİM” diyeceksiniz. Kaç kişi olduğumuza bağlı tabiî ki neyse şimdi karşıya bakın. Bu kadar yolu nasıl gittiklerine mi şaşırsınlar, yoksa sadece bir aydır bu evde oldukları halde, aylardan Ağustos olması ve kızgın güneşin tepelerinde olmasına rağmen karşılarında bulutlardan dolayı sadece bir yarısı gözüken karlı dağa mı şaşırsınlar bilemiyorlardı.
“İşte geldik” dedi Tony ‘nin sesi ve dağa yaklaştılar Tony birkaç basamaklı tahta merdivene çıktı ve dağın üstüne oturdu ancak tuhaf olan dağın koca ağzından ayaklarını içeriye soktu.”Beni takip edin” dedi ve kendini dağın içerisinden aşağıya bıraktı. Tony hızla altın sarısı kaydıraktan aşağıya kaymaya başladı, hızla iniyordu, kaydırak kimi zaman keskin dönüşler yapıyordu, kimi zaman ise dümdüz ilerliyordu.Tony, kuzeni ve arkadaşlarının bağırtısını duyunca arkasında olduklarını anladı, kaydırak keskin bir şekilde yukarıya kalktı ve hızla aşağıya düşmeye başladı,Tony hemen altında ki brandaya düştü ve ayaklandı biraz sonra Harry,Hermione, Ron ’da bir yere gelmişlerdi.
Küçük bir odaydı burası Hogwarts ‘da ki birinci sınıfların beklediği bir oda gibiydi, duvarda meşaleler vardı ancak cam olmadığı halde güneş ışığı tüm gayreti ile odayı aydınlatıyordu.”Evet” dedi Tony. Burası gökyüzündeki evimiz ile yer yüzü arasında ki bir geçit ancak bir kaç kişinin bildiği bir geçit sizler, ben ve Profesör Dumbledore. Hazırsanız şimdi çıkalım.
Tony asası ile büyük bir aynaya dokundu, ayna yavaş yavaş duvarın içine gömüldü ve içeriye geçtiler. Tony asasını sallaması ile önlerinde ki dev kapı açıldı, kocaman bir tünele geldiler, Tony sağa döndü biraz ilerledi sonrada yukarıya doğru çıkan merdivenleri tırmanmaya başladı, nasıl olduysa birden yok oldu diğerleri de aynısını yaparak merdivenden çıkmaya başladılar ve kendilerini sıcak bir dalganın içerisinde hissettiler.
Az sonra bir mezarlıkta olduklarını fark ettiler, Harry mezar taşının üstünde ki yazılara baktı
“JAMES & LİLY POTTER” yazıları işlenmişti. Tony arkadaşlarını aldı ve yüksek tepeden aşağıya inmeye başladı, Harry ise mezarın başında yalnız kalmıştı, göğsü hızlı hızlı çarpıyordu. Harry, mezarın kenarına oturdu, mezar taşına işlenmiş olan kabartmalı “LİLY & JAMES POTTER” harflerini parmakları ile okşadı. Bu sırada rüzgar iyice kuvvetlenmişti, Harry artık göz yaşlarını tutmuyor, onların rüzgarla birlikte gitmesine izin veriyordu.
“Her şey için teşekkürler” dedi, sonrada kendini mezarın üstüne attı. İçerisinde pervasızca bir ağlama isteği vardı, hıçkırıklara boğularak, elini toprağa vura vura ağladı. Başını kaldırdığında kendini biraz daha iyi hissediyordu, elini annesinin ve babasının toprağı üstünde gezdirdi sonrada bu zaman kadar kendine bile itiraf etmekten çekindiği şeyleri söylemeye başladı.
- Neden ben? Niye böyle olmak zorundaydı? Anne, baba keşke yanımda olsaydınız, bütün sevdiklerim tek tek yok oluyor, gözümün önünde eriyip gidiyorlar. Tek korkum Hermione ve Ron ‘a bir şey olması. Tony ise çok güçlü bir çocuk, elinden geldiğince bana yardımcı olmaya çalışıyor, onunla yan yana geldiğimde gözlerinde ki iyiliği ve temizliği gördükçe kendime bile itiraf edemediğim korkularım başlıyor, ona ya bir şey olursa? Kanımdan, canımdan olan tek parçada yok olup giderse ben ne yaparım ? Bir büyü olsa, Hermione, Ron ve Tony ‘yi sonsuza kadar saklayabileceğim bir büyü. Dünya da ne için varım bilmiyorum, artık “Neden ben” demiyorum çünkü bu soruyu sorarak bir şeyleri değiştiremem ama “Neden böyle” diyebiliyorum, yinede cevap aynı anne, “Neden ben” oluyor sorularımın cevabı. Bende yaşıtlarım gibi sana sarılmak, “Seni seviyorum” demeni duymak istiyorum, babamla bir şeyler paylaşmak, onu çok sevdiğimi söylemek istiyorum ancak bunu duyamıyorsunuz. Beni sevenler, koruyanlar olsa da yalnızım, zorda kaldığım da koşacağım, fikirler edineceğim bir anne ya da baba yok. Siz toprağın altındasınız ben ise üstündeyim, istesem de size tutamam, Profesör Dumbledore gibi bakamıyorum olaylara, ölümde canımızı yakan nedir bilemiyorum.
-“Ölümün en acı yanı, kaybettiklerimizi özlemektir Harry.” Tony mezarlığın yanındaydı, Harry ağlamaktan onu görememişti, hemen yaşlarını silmeye kalktı, Tony kendisinden beklenmeyecek bir atiklik ile Harry ‘nin önüne diz çöktü, ellerini Harry ‘nin yüzüne bastırdı, yanaklarından süzülen yaşları başparmakları ile silerek ona gülümsedi.
-Harry, kat ettiğin yola bak. Bir gün sende anlayacaksın ölümün kafanda ki gibi korkunç ve üzücü olmadığını. Profesör Dumbledore bir seferinde bana Ölümden korkmamızın tek sebebinin “bilinmezlik” olduğunu söylemişti. O zaman, bilmediğim bir şeyden neden korkuyorum diye uzun uzun düşünmüştüm ve yanıtı bulmuştum “korkmamak.” Şu anda bunu kabullenmek istemesen bile, sevdiklerin sen istediğin sürece hep kalbinde yaşarlar, bir defa yürekten inan, o zaman sende doğru söylediğimi göreceksin.
- Tony, bazen düşünüyorum da keşke profesör Dumbledore ‘nin yanında yetişseymişsin, çünkü senin gibi birsi onun yanında yetişmeye layık.
-Teşekkürler Harry, ancak her zaman asanı güzel müzikler dinlemek için yada sevdiğine bir buket çiçek uzatmak için kullanmamalısın, kendini savunmak için de kullanmalısın öyle değil mi?
-Tony, bilmiyorum bunu yeterince iyi ifade edebiliyor muyum ama seni çok seviyorum.
Harry kuzenine sarılmıştı, Tony ‘de ona sımsıkı sarıldı ve sırtına vurdu.
- Gazla kuzen, bu gidişle akşam ki eğlenceyi kaçıracağız emin ol ki, annen ve baban, Tanrı‘ nın cennetinde en iyi yere sahiptirler, Yüce İsa bütün sevdiklerimizin yanında olsun ve onları korusun.
İki kuzende dua ettikten sonra tepeden aşağıya inmeye başladılar, Hermione ve Ron onları gülerek karşıladı, sonra da cisimlenerek Kovuk‘ un yolunu tuttular.
*******
Kovuk ‘ a geldiklerinde yer yerinden oynuyordu, Mrs. Weasley onlara sadece “Merhaba” diyebildi ve tekrardan işlerine koyuldu. Mr. Weasley ise bakanlıktan, eşine yardımcı olmak için izin almış, ancak engelden çok başka bir işe yaramıyor gibiydi. Ginny ise odasına kapanmış bağıra çağıra giyeceği giysileri hazırlıyordu. Harry, Ron, Hermione ve Tony, Mrs. Weasley’ in ricası üzerine yemek hazırlamaya başladılar. Bir ara uzun, sivri şapkalı bir cadı geldi, nikâhta giyinmeleri için Mr ve Mrs. Weasley ‘ye giysilerini getirmişti. Saat yedi sularında herkes yemek yemek için aşağıda toplandı, yemeğe Kingsley, Tonks, Lupin ve Profesör Mc. Gonagall katılmıştı.
Yemeğin odak konusu düğün olması gerekirken, Tony ‘nin evinde olanlar, onlara öğrettiği şeyler ve Tony ‘nin yaşadıkları konuşuldu. Mrs. Weasley devamlı Harry ‘nin tabağını dolduruyor, yemek yemesi için ısrar ediyordu, ama kendisinin daha çok yemek yemeğe ihtiyacı olduğunu fark etmiyordu. Lupin ise çok daha çökmüş ve yüzünde ki çizikler gözle görülür bir biçimde artmıştı hala daha Greyback ‘in yanında casusluk yapıyordu. Fred ve George işleri epey ilerletmişlerdi, bir şube daha açmayı düşünüyorlardı. Charlie ise saçlarını kestirmişti, daha doğrusu zorunlu olarak kestirmişti. Geçen gün İtalya ‘dan getirdikleri ejderha, Charlie ‘nin saçlarını yakmıştı ve Charlie yanmış saçlarını zorunlu olarak kestirmişti.Profesör Mc.Gonagall, yemek biter bitmez kalkanlardandı. Acilen Hogwarts ‘a dönmeliydi, giderken de Tony ‘ye küçük bir zarf bıraktı.
Gece olduğunda Ginny başını Harry ‘nin dizlerine koydu, bir yandan kaymak biralarını içiyorlardı, bir yandan da sohbet ediyorlardı.”Bu yıl Hogwarts ‘a döneceğine çok sevindim Harry.” Bu sırada Harry, ellerini Ginny’ nin kızıl saçlarına dolamış onları okşuyordu. Tony ise dalmış gitmişti. Bir ara uykusunda konuşmaya başladı. “Evet, Hermione senden ricam Harry ‘ ye göz kulak ol, ben odamda devamlı onu izleyeceğim”
“Tony” dedi Hermione, ama Tony hala konuşmaya devam ediyordu.”Çok zor, dört işi aynı anda yapamam, Dumbledore ‘ye danışmalıyım.”
“TONY KALK!” Hermione öyle yüksek sesle bağırmıştı ki, Tony hemen gözlerini açtı, diğerleri ise onu endişe ve şaşkınlıkla inceliyordu. Tony rüyasının etkisi ile hala daha konuşmaya devam ediyordu.”Hermione, zaman döndürücü sistemi bozuldu, sence nasıl bu dört işi aynı anda yaparım ?” Tony etrafa bakındı ve rüyada olmadığını fark etti.
- Özür dilerim, dalmışım.
- Tony ne işi bu söyler misin?
- Mc. Gonagall ‘a söz verdim, olmaz Ron.
Tony esnedi, iyi geceler dileyerek, Ron ve Harry ile paylaştığı odaya çıktı. Beş dakika sonra kızlardan ayrılarak Ron ve Harry ‘de yatağa yattılar, Tony hala daha sayıklıyordu “ Minerva, Tanrı aşkına dört tane işi aynı anda yapamam ki.”
*****************
-“ARTHUR HEMEN UYAN!”
-“Moly, tamam tatlım kalkıyorum.”
Mr. Weasley, eşinin bağırması üzerine yataktan hemen kalktı ve lavaboya koştu. Mrs. Weasley ise bütün kapıları sinirle çalarak “HADİ KALKIN, GEÇ KALDIK!” diye bağırıyordu. Acele ile kahvaltı yapıldı ve herkes odasına çıkıp üstünü giyindi. Hermione, beyaz, saten bir elbise giyinmişti, saçlarını da düzleştirip topuz yapmıştı, Ginny ise pembelere bürünmüştü, kızıl saçlarını açmış, kulaklarında kocaman küpeler ile Harry ‘yi bekliyordu.
Ron bu sefer harikaydı, üstünde dantelli eski bir cüppe yerine, evde ki bütün erkekler gibi siyah smokinlere bürünmüştü. Mrs. Weasley ’nin kıyafetlerine sıra gelince, sanki kendisi evleniyordu. Çocukları da dâhil olmak üzere Hermione ve Harry onu ilk kez bu kadar şık görüyorlardı. Tüller içerisine bürünmüştü, yüzünde ilk defa farklı bir makyaj vardı, başı taşlarla doluydu.
Erkeklerden farklı giyinen Tony olmuştu. Kendisi, açık renkli, mor kumaş bir pantolon giymişti, içerisine de beyaz yakası dantelli bir gömlek ve yine aynı renkte bir yelek giyinmişti, daha üstüne ise mor uzun bir pelerin ve pelerinin uçları altın yaka iğneleri ile omuzlarına bağlanmıştı. Harry kuzenini hiç bu kadar havalı görmemişti. Onu, tanıdığı zamandan bu yana hep güzel şeyler giyinirken görmüştü ancak bu kadarı onu şaşırmıştı. Hep birlikte evden çıktılar ve düğünün yapıldığı kiliseye gittiler. Kiliyse vardıklarında Bill ve Fleur henüz gelmemişlerdi ancak Fleur‘un annesi ve babası oradaydı. Yarı İngilizce yarı Fransızca konuşarak anlaşmaya çalıştılar. Fleur geldiğinde, babası Mr. François Delacour, kızının koluna girerek kiliseden içeriye yürümeye başladı.
Sanki bir masal prensesi geliyordu. Fleur sarı saçlarına ve soylu güzelliğine yakışacak olan, saten bir gelinlik giyinmişti. Fildişi ve gümüş inciler, uzun organze duvağı, gelinliği tamamlıyordu. Gelinliğin maliyeti yaklaşık 70 bin Galleon‘ a, mal olmuştu. Mr. François, kilisenin yarsına kadar geldi ve kızının kolundan çıktı, Bill, Fleur’ un koluna girerek kilisenin sonuna doğru ilerlemeye başladılar. Uzun, kırmızı pelerinli bir adam (nikâhı kıyacak olan büyücü olduğu her halinden belliydi) Fleur’ un elini öptü ve masaya oturdu. Bill’de hemen yanına geçti böylece nikâh başlamış oldu.
-Sevgili konuklar, bu gün burada Yüce İsa‘ nın huzurunda toplanmamızın sebebi, iki insanın geri kalan hayatını birleştirmek istemesidir. Fleur Delacour ve Bill Weasley, sihirli, sihirsiz, mutlu, mutsuz, aç, tok, iyi, kötü her anınızda birbirinizle sonsuza kadar sevgi ile bağlanacağınıza Meryem, İsa ve konuklar önünde yemin ediyor musunuz?
-Ediyoruz.
- Muggle yada büyücü ayrıt etmeden, herkese sevgi ve saygıyı aşılayacak mısınız?
-Evet.
-O zaman bende Yüce İsa, (nikahı kıyan olan büyücü elini kilisenin duvarında ki freske sallayarak) melekler tarafından havaya uçurulursa yeminlerinizi kabul edeceğim ve iki tarafı da bozulmaz yemin ile birbirine bağlayacağım, birbirinize olan sevgi içinizde komple bitince bu yemin ortadan kalkacaktır, birbirinize aşık olduğunuz süre içerisinde bozulmaz yemini bozarsanız Tanrı’ nın evlerinden birisine gidersiniz. Sizi birbirinize bağlıyorum.
Nikâhı kıyan büyücü, heyecanları gözlerinden okunan Bill ve Fleur ‘un yanına gitti. İkisi de bilek güreşi yapar gibi kollarını masasının üstüne koydu ve ellerini birbirine kenetlediler. Nikahı kıyan büyücü asasını salladı, karşıda ki büyülü fresk birden hareketlenmeye başladı, Hz. İsa iki tane melek tarafından yukarıya doğru uçuruluyordu, bu sırada Fleur, Bill ve nikahı kıyan büyücü de havaya yükselmeye başlamıştı, büyücünün asasından altın sarısı zincirler çıkmıştı ve ikisinin kollarına dolanmıştı, sonra nereden geldiği belli olmayan melekler havada uçarak başlarından aşağıya konfetiler döktü, sarı zincirler kaybolurken, fresk de diğerleri de eski hallerine döndüler. Melekler başlarının üstünde gezerek düğün marşı okuyorlardı.
Sihirli, Sihirsiz seni seveceğim
Aşkımız sonsuza kadar sürecek
İsa bizi korudukça hep yanında olacağım
Sev beni! Sev beni! Sev beni!
Sihirli olsam da, sihirsiz olsam da sev beni.
Seni seviyorum çünkü “Gerçek Sihir Sevgidir.”
Kiliseden çıktıklarında, Fleur ve Bill, yanlarında kocaman kanatları olan beyaz bir arabaya bindiler, araba hareket etmeye başladı, yolda epeyce hızlandı artık tekerlerinden kıvılcımlar çıkıyordu ki kanatlar hareket etmeye başladı ve araba uçtu, birkaç saniye sonra ise beyaz kanatlı araba gözükmüyordu.
Akşamına “BÜYÜLÜ EV” de güzel bir yemek verildi. Havai fişekler patladı, yıldızlar hızlıca gökten aşağıya kaydılar. Bu sırada Mrs. Weasley’in hıçkıra hıçkıra Tony’ye teşekkür ettiği bir olay gerçekleşti.Tony, sabahtan beri elinde sıkıca tutuğu şişeyi alıp Bill’in yanına gitti ve o daha ne olduğunu anlamadan fosfor renkli sıvıyı Bill’in suratından aşağıya döktü. Mrs. Weasley “aaaa” diye bir ses çıkardı. Oğlunun yüzünde toz gibi bir şeyler olmuştu ve yere doğru dökülüyorlardı, yeşil küçük duman yüzünden kaybolunca Mrs. Weasley ve Fleur çığlığı bastılar. Greyback’den kalma ısırık izleri biranda yok olmuştu. Fleur ve Bill buna çok mutlu olmuşlardı ama Mrs.Weasley’in mutluluktan hıçkırıkları bütün gece sürüştü. Bill ve Fleur, Mrs. Weasley ile Mrs. Delacour’ un gözyaşları seremonisi eşliğinde evlerine gittiler, diğerleri de Kovuk ‘a dönerek hemen yataklarına yattılar, ne de olsa yarın, üç ay aradan sonra Hogwarts tüm heybeti ve cazibesi i ile onları bekliyor olacaktı…
|