Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Ekim 12, 2008, 19:25:53  
   
 
 
   
 
Sayfa: 1 ... 34 35 36 [37] 38 39 40 ... 44   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Harry Potter / 41. Bölüm : Baskın  (Okunma Sayısı 17420 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
drakula92
Süt
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 81



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #540 : Mart 18, 2008, 15:07:52 »

ya biraz daha beklersen 38. bölümü unutucan ha Kahkaha
Logged
Sponsor Bağlantılar
Reklam
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


View Profile
Re: Harry Potter / 41. Bölüm : Baskın
« Eklendi: Ekim 12, 2008, 19:25:53 »

Logged
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #541 : Mart 19, 2008, 17:26:25 »

bu hafta bölüm gelmedi yav Üzgün
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
Fides
Larien
UU Seherbazları
Has Türk Kahvesi
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2987


Give peace a chance


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #542 : Mart 19, 2008, 18:15:35 »

Merve'cim Kahkaha  Nerede yeni bölümümüz acaba Gözlerini Deviren diye bir de ben sormak istiyorum. İlham perine mi bir şey oldu acaba Gözlerini Deviren


Not: Alttaki mesajı okuyunca ekleme yapayım dedim. Saol Çağla Aww  Merve umarım yakında   duygu karmasan biter canım Gülümseyen Sarılan
« Son Düzenleme: Mart 19, 2008, 18:24:56 Gönderen: holy_solemn » Logged



Imagine 

Imagine there's no Heaven
It's easy if you try
No hell below us
Above us only sky
*
Imagine all the people
Living for today
Imagine there's no countries
It isn't hard to do
Nothing to kill or die for
And no religion too
*
Imagine all the people
Living life in peace
You may say that I'm a dreamer
But I'm not the only one
I hope someday you'll join us
And the world will be as one



Twilight
Âşık
Green Night
...Not Okay...
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 914


...Frank & Gerard....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #543 : Mart 19, 2008, 18:20:32 »

Merve ile konuşmuştum. Şu an Ron/Hermione düşünemeyecek kadar karmaşık duygular içerisinde. Yeni bölümü yazmamış, belli bir sürede yazamayacakmış. (sorguya çekmişim resmen Kahkaha )
Logged

rup_emma4ewa
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 118


intellegentsinem_altun@hotmail.com
Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #544 : Mart 21, 2008, 21:12:50 »

mervecim yeni bölümü ne zamn ekliyorsun =))) tiryakisi oldum yha her açtığımda yeni bölüm gelmiş mi die bakıorum =))))
Logged

R/Hr Shipper

ninocuk
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 56



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #545 : Mart 21, 2008, 22:06:53 »

"gün-cük"  yaa.ne  demessin.1  haftadan  fazla  bekliyorum.
Logged

Kırık  kalpler  kırık  kemiklerden  daha  çok  can  acıtır!...
Green Night
...Not Okay...
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 914


...Frank & Gerard....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #546 : Mart 21, 2008, 22:35:11 »

Olabilir sen hayran hikayesi yazıyor musun? Her yayınladığında harika 5-6 sayfa yayınlıyor musun? Zaten burayı unutmadı ben ona hergün öm atıyorum. Burayı unutmuyor. Zaten final yapmayı düşündüğünü de söylemişti.
Logged

güll.
Süt
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 26



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #547 : Mart 22, 2008, 20:02:23 »

yha ağlıycam artık  :'(yeni bölüm nerde??? dizi filmler gibi en heycanlı yerde bitti Üzgün ben gini seviomm harry'de sevioo Âşık ve voldi onları ayıramıycak! Kızgın yazıların çok güzel gerçekten merveciim ben yeni sayılırım buralarda fazla da giremiyorum maalesef  Üzgün bu yüzden senin hikayene geç başladım ama olsun şimdi çok seviyorum ve yeni bölümünü bekliorum :)inş ilham periciklerin gelir biran önce ama ne demişler geç olsunda güç olmasın Hede Hödö Hede Hödö nese cnm bu 38 bölüm için kocamaaan bi ellerine sağlık! Alkış Alkış Sarılan
Logged

Çok AtMı$Im Söz V€rİrk€N HaYaTa...
Weesel
Pink Floyd
Sert Espresso
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1069


Childhoods End. So this song will end.


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #548 : Mart 22, 2008, 21:54:47 »

Yorum yapan arkadaşlara teşekkür ederim.
Beklettiğim için özür dilerim. Yokluğumda beni kanının son damlasına kadar savunan Çağla'ya da buradan teşekkürlerimi iletmeyi bir borç biliyorum ayrıca. Kahkaha

İyi okumalar.


39. Bölüm : Beklenen Adam

“Harry! HARRY!”

Ginny hızla Harry’nin odasından çıkıyordu. Gürültüyü duyar duymaz otomatikman oraya girmiş ve içeride Harry’nin olmadığını görünce aklını kaçırmışcasına fırlamıştı. Alt kattan gelen sesin izleri adeta malikaneyi turluyordu.
Ron ve Hermione birbirlerine tutunmuş vaziyette duruyorlardı. Ron asasını çekmişti. Yüzünde tedirgin bir bakış vardı. Hermione kendine geldiğinde atılıverdi.

“Ron, sesleri duyuyor musun? Ginny’nin sesi!” dedi titrek bir sesle “Harry, Harry’ye birşey olmuş!”

Ron’un kanı donmuştu. Onları bulmuş olamazlardı, imkanı yoktu. Fidelius Büyüsü... Dumbledore ölene kadar geçerli kalırdı. O an ikisinin de aklından aynı şey geçmişcesine birbirlerine baktılar. Dumbledore ölmüş olamazdı. Anından odadan çıkmak için hamle ettiler. Mrs Black’in haykıran portesine aldırmadan alt kata inmeye başladılar. Gördükleri manzara toz bulutundan ibaretti. Ginny dağılmış saçlarıyla kenarda duruyor, birşeyler görmeye çalışıyordu.

“Ginny!” diye seslendi Ron “Harry nerede?”
“Sesini duyuyorum ama görmek-”

Ginny’nin sözünü bölen şey Hermione’nin hızla ve titrek bir biçimde mırıldandığı büyü olmuştu. Asasını ritmik bir hareketle sallayarak toz bulutuna yönelttiğinde bulut adeta bir vakuma maruz kalmış gibi dağılıverdi. Gördükleri manzara karşısında şaşkına dönmüşlerdi. Albus Dumbledore üzerindeki rahat seyahat pelerini ve şapkasıyla dikilmekteydi. Yüzü ifadesiz ve yorgundu. Yarım ay biçimindeki gözlüklerinin üzerinden koltuğa yığılmış olan genç adama bakıyor ve tozdan hiç etkilenmemiş gibi görünüyordu. Harry ise şokun etkisiyle hafif baygın bir biçimde koltuktaydı ve Dumbledore’un bakışlarına olanca kuvvetiyle yanıt vermeye çalışıyordu. Kimse tek kelime etmedi ama rahatlamış nefeslerin koyuluverdiği sırada Hermione asasını tam da Dumbledore’un yüzüne doğru odaklayıvermişti.

“Hermione, ne yapıyorsun!” diye şok geçirmiş bir vaziyette haykırdı Ron.
“Emin oluyorum!” diye katı bir yanıt verdi Hermione.

Asayı tutan eli titriyordu. Dumbledore’un vakur yüzü hafif bir gülümsemeyle kıpırdadı.

“Miss Granger doğru olan hareketi yapıyor.” dedi Dumbledore sakin bir ses tonuyla.
“Eğer Dumbledore’san, Harry’yle en son ne zaman, ne konuşmuştun?” dedi Hermione ses tonuna hakim olmaya çalışarak.
“En son bir ay önce, Hogwarts’tan gönderilmeniz hakkında gece yarısı bir konuşma ayarlamıştım.” dedi Dumbledore istifini hiç bozmadan.

Harry kendine geliyordu. Hermione anında Harry’ye çelik gibi bir bakış attı, oğlanın onaylayan bakışından sonra asasını hızlıca indiriverdi. Ron şaşkın şaşkın bir Hermione’ye bir Dumbledore’a bakıyordu.

“Emin olmak zorundaydım efendim.” dedi Hermione mahçup bir ses tonuyla.
“Biliyorum, biliyorum. Fidelius Büyüsü sadece ben hayatta olduğum sürece geçerlidir. Sorgulaman normaldı.” dedi Dumbledore sakin bir biçimde gülümseyerek.

Harry’nin aklında milyonlarca soru vardı ama hepsi de uçup gidecekmiş gibiydi sanki. Ağzını açamıyordu, kilitlenmişti. Dumbledore’un geleceğini biliyordu... Yaşlı adam koltuklardan birine oturarak bakışlarını yeniden Harry’nin üzerinde sabitledi. Nutku tutulmuş gibi görünen diğer üç kişiyse anında Harry’nin erafındaki koltuklara oturmuşlardı.

“Gelmek için doğru zamanı bekliyordum.” diye lafa başladı Dumbledore “Size açıklamam gereken şeyler vardı.”

Sessizlik yeniden araya girdiğinde haykıran Mrs Black’in portresi ilk kez olarak fark edilmişti. Ron hızla fırlayarak üst kata çıktı, Dumbledore bu hareketlenmeyi görmezden gelmişti ama Ron’un gitmesi üzerine lafını kesti. Harry bu süre boyunca onun daha da yaşlanmış gibi göründüğünü fark etmişti. Üst kattan gelen haykırışlar kesildiğinde Ron’un ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Genç adamın dönmesi üzerine Dumbledore lafına kaldığı yerden devam etti. Ağır ve yavaş bir biçimde konuşmaktaydı yine de her zamanki o güven verici ses tonunu koruyordu.

“Birazdan Kingsley Sheckbolt da aramızda olacak, Ginny’yi götürmek için-”

Ginny’nin yüzündeki katıksız şok ifadesi herkesçe okunabilmişti ama bu şokun, Dumbledore’un ona Miss Weasley yerine Ginny demesiyle bir ilgisi olduğu söylenemezdi. Anında Dumbledore’un sözüne girdi.

“Gö-götürmek mi?”
“Evet, henüz reşit olmadığından dolayı Molly Weasley’nin epeyce endişelenmesini de hesaba katarsak Harry, Hermione ve Ron’un üstlendikleri bu görevde tehlikedesin. Ağabeyinin yanına, Romanya’ya gönderileceksin. Ailene yapılan ani bir baskında yanlarında çıkman riskli bu bakımdan seni onların yanına yollayamam. Hogwarts'a da şu durumda dönemezsin, yönetim bende değil. Bir Weasley'nin orada olması ani bir baskında tehlikenin odağı olması demektir.”

Ginny cevap vermek için ağzını açmıştı ama yeniden kapadı.

“Üstlendiğimiz görev mi?”

Harry aniden ok gibi bakışlarını Dumbledore’a çevirmişti. Yaptıkları son konuşmada bir görev değil, bir koruma olduğunu söylemişti oysa?

Konuşmayı bölen şey, büyük aile vitrininin yanında patlak veren toz bulutu olmuştu. Dumbledore’unkini andıran bir buluttu. Kingsley hızla salonun ortasına ilerlemeye koyuldu. Vitrinin camlarından biri hafifçe çatlamıştı.

“Vakit geldi Albus, sadece birkaç dakikamız var.”

Ginny bahsi geçen şeyin kendi hakkında olduğunu anlamış olacak ki ayağa fırlamıştı.

“Gitmiyorum, ne olursa olsun onları bırakmayacağım.” diye haykırdı hızla.
“Ginny, söyleneni yap.” diye üsteledi Ron.
“Gitmiyorum!”

Harry de ayağa fırlamıştı. Ginny, onun kendisine doğru ilerlemekte olduğunu fark edince suskunlaştı. Sanki etraftaki herkes kaybolmuştu, yalnızca ikisi vardı. Ginny’nin gitmesi gerekiyordu. Charlie’nin yanında güvende olacaktı. Oysa Harry’nin geleceği bulanıktı. Aralarında ne geçmiş olursa olsun vazgeçemediği tek şey ona olan büyük aşkıydı. Aralarındaki mesafe azaldığında Ginny ellerini uzatarak Harry’ninkileri yakalamıştı. Belki de Ron müdahile mırıltıları çıkarıyordu ama ikisinin de onu duyduğu söylenemezdi.

“Ginny, gitmelisin. Lütfen.” dedi Harry kesin bir sesle “Eğer burada olursan...”

Sözünü tamamlamamıştı. Belki bir aşk sözcüğü bile değildi ama Ginny’nin onu anladığına emindi. Kız, gözlerini kolunun yenine sildikten sonra bakışlarını Kingsley’ye çevirmişti. Harry’nin ellerini usulca bıraktı. İlerlerken Ron ve Hermione’ye veda eden bir bakış atmıştı. Birden, Ron beklenmeyecek bir hızla Ginny’yi kavrayarak sarılmıştı. Hermione hıçkırıkla karışık şaşkın bir ses çıkardı. Ron ve Ginny son olaylardan sonra birbirlerinden çok uzaklaşmışlardı. Son yaptıkları kavga da üstüne eklenmişti. Yine de Ron, Ginny’ye son bir defa sarılmadan onu gönderemezdi. Ne olacakları belirsizdi, belki de öleceklerdi. Dumbledore ciddi bir durum olmasa bunu yapmazdı, biliyordu. Ayrıldıklarında Ginny daha fazla devam edemedi ve Kingsley’nin yanına gidene kadar bir daha hiçbirine bakmadı. Toz bulutu yeniden oluşup onları kaybedene kadar Ron yerinden kıpırdamamıştı... Harry kendisini toparlamaya çalışarak Dumbledore’a döndü.

“Bahsettiğiniz görev nedir, efendim?”

Aslında doğduğundan beri biliyordu sanki. Beklediği cevabı biliyordu.

“Voldemort-”

Ron epeyce irkilmişti.

“Sizi bekleyen görev-seni bekleyen görev Voldemort, Harry.”
“Seni bekleyen-nasıl yani? Biz?” dedi Hermione hemen.

Voldemort’la Harry’nin tek başına karşı karşıya kaldıkları fikri onu dehşete düşürmüş gibiydi. Dumbledore bu soruya gülümsedi. Onlara gevşemelerini işaret etti.

“Hortkulukları hatırlıyorsunuz, değil mi?”
 
Üçü de aynı hızla başlarını evet anlamında salladılar.

“Günce, beş yıl önce yok edilmişti.” diye lafa başladı Dumbledore sakin bir sesle “Yüzüğü geçen sene ben yok ettim ve Regulus Black, Madalyonu yok etti...”

Sözünü bitirdiğinde Harry, o yanık izinin neden olduğunu anlamıştı. Ya R.A.B.? Soyağacında gördüğü ismi hatırladı; demek Regulus’tu...

“Peki, R.A.B.’nin Regulus olduğunu nasıl anladınız?” diye söze girdi Harry.
“Bunu öğrenmek çok zor olmadı.” dedi Dumbledore aniden gözlerini merdiven aralığına dikerek.

Anında üçü de Dumbledore’un baktığı yöne dönüverdiler. Kracher’ın merdiven aralığına sinmiş olduğunu o an fark edebilmişlerdi.

“Nasıl yani?” dedi Harry çabucak.
“Kracher’la konuştum.” dedi Dumbledore sakince.
“Ama o kimseyle hakaret etmek dışında konuşmuyor.” dedi Ron şaşkın bir ifadeyle.
“Nezaket, Ronald. Emin ol pek çok şeyin anahtarı olabiliyor.”

Ron’un kulakları epeyce kızarmıştı. Dumbledore, Kracher’a gelmesini zarif bir hareketle işaret edince cin topallaya topallaya yanlarına geldi.

“Ama-nasıl? Evden çıkamıyordu, siz de buraya gelmemiştiniz.” dedi Harry hızla.
“Yanılıyorsun, Harry. Cinlerin sihri insanlarınkinden çok farklıdır. Kracher, Sirius’tan sonra senin Evcinin oldu fakat Sirius’un ona nasıl davrandığını unutmadı. Sanırım, sahiplik duygusunu sen de ona kavratamadın.” diye yanıtladı Dumbledore.
“Sirius’un ölümüne sebep olan bir yaratığı bağrıma mı basmam gerekiyordu?” dedi Harry sinirle.

Hermione atılarak Harry’nin kolunu kavramıştı ama buna ihtiyaç kalmadığını Harry’nin zor da olsa sukünetini korumayı başardığını görünce anladı.

“Hayır, sadece Evcinleri’nin de insanların taşıdığı bazı duyguları taşıdıklarını söylemeye çalışıyordum, Harry.” dedi Dumbledore “Eğer bir Cin istenmediğinin işaretini alıyorsa sana olan bağımlılığı zaten sarsılır. Yine de bağlanmak üzere Malfoylar’ı seçmediği için şanslıyız.”

Kracher kocaman sulu gözlerini Dumbledore’a tuhaf bir minnet ifadesiyle dikmişti.

“Ve tüm bunlar olurken geriye dört Hortkuluk kalmıştı...” diye devam etti Dumbledore.
“Dört mü?” diye sordu Hermione.
“Evet, dörttü fakat şuan için iki tane kaldı. Ravenclaw’un Diadem’i ve Hufflepuff’ın Kupası’nı bulmak için pek fazla zahmet vermek gerekmediyse de uğraştırdı bunu inkar edemem.”

Harry’nin kafası karışmıştı. Geriye kalan tek Hortkuluk olmalıydı; Voldemort’un yılanı Nagini. Soran gözlerle Dumbledore’a yeniden baktı.

“Voldemort’un yılanını, onunla son karşılaşmamızda öldürmek için uğraştım fakat-olmadı.” dedi Dumbledore kısaca.
“Evet, onunla karşılaştınız ama yılan orada değildi.” dedi Harry hızla “Çünkü yılan için geldiğinizi biliyordu ve onu öldürmeyeceğinizi.”

Dumbledore şaşkın değildi. Harry’nin, yeniden Voldemort’un anlarına gittiği fikrini hatırlamak Hermione’ye rahatsızlık verse de Dumbledore birşey demedi. Oysa iki sene önce şiddetle zihnini kapamasını önerirdi hep ama böyle birşey olmadı.

“Doğru, Harry. Onu öldürmeyeceğimi biliyordu. Kehanet’i biliyordu. Yalnızca sen bunu yapabilirsin.” dedi Dumbledore.
“Peki ya diğer Hortkuluk?” dedi Hermione titrek bir sesle.

Odaya yeniden hakim olan sessizliğin üzerine Kracher’ın ayak sesleri duyulmuştu. Az önce Kingsley’nin kırdığı vitrin camına büyük bir itinayla bakmaktaydı. Sanki bu malikane onun herşeyiydi.

“Diğer Hortkuluk; Harry...”

Dumbledore’un ağzından dökülen bu söz odada tam bir şok etkisi yaratmıştı. Hermione küçük bir çığlık kopardı, Ron hayret içinde ağzını kapamıştı. Dumbledore ise üzgün ve epeyce yıpranmış olan gözlerini Harry’ye dikmişti. Harry ifedesizdi. Ne diyebilirdi ki?
Kimse, nasıl olduğunu sormadı. Kimse ağzını açmaya bile cesaret edemedi. Hermione’nin kanı donmuştu. Gözlerine dolan yaşları bastırmaya çalışıyordu.

“On altı yıl önce, o gece annenin seni korumak için hayatını feda ettiği zaman sana bir koruma bıraktığını ve bu sayede Voldemort’u alt ettiğini biliyorsun.” dedi Dumbledore usulca “Yara İzi’ni bana çoğu kez sordun, Harry. Özür dilerim. Yaşlı bir adamın bu çaresiz özrünü kabul eder misin bilmiyorum ama küçük bir çocuğa bunu nasıl açılayacağımı bilemedim. Her ne kadar o küçük çocuk çoğu insanın tahmin bile edemeyeceği tahlikeler atlatmış olsa da...
O gece, Voldemort farkında olmadan ruhunun bir parçasını sana geçirdi. Bu Yara İzi onunla olan bağlantın, bunu biliyorsun Harry.”

Harry kendisini hastalıklı hissediyordu. Voldemort’un ruhundan bir parça taşıyordu. Bu seçilmişlik değildi, bir lanetti.

“Yani, sonunda ölmek zorundayım...” dedi Harry soran bir ses tonuyla.

Sesinde korkudan eser yoktu. Soğuk ve ifadesizdi daha çok. Hermione Ron’un omzunda hıçkırıklara boğulduğunda Ron da kendisini tutmak için büyük bir çaba harcıyor gibiydi, son bir gayretle konuştu.

“Hayır! Olmaz, bir yolu olmalı!”
“Bir yolu olabilir. Koruma, bir çeşit koruma altına girerse-tıpkı Lily’nin yaptığı gibi, o zaman hayatta kalabilir.” dedi Dumbledore bitkin bir biçimde.
“Nasıl bir koruma bu, kim sağlayabilir?” diye atıldı Ron hemen.
“Lily’nin hayattayken, Sirius’tan sonra Harry’yi güvenle emanet edebileceği kişi ancak bunu sağlayabilir. James, Sirius’a güveniyordu... Lily’nin seni emanet edebilecek kadar güvendiği kişiyi bulman gerekiyor.”
“Ne yani, sonra ondan benim için ölmesini mi isteyeceğim?” dedi Harry hayretle.
“Kendini fena etmenin çok farklı çeşitleri olabilir, Harry.” dedi Dumbledore sukünetle.
“Bu sefer, daha fazla aydınlatabilir misiniz?” dedi Harry sabırla.
“Sana verdiğim bilgilerden daha fazlasını bilmiyorum.” dedi Dumbledore.

Ya ölecekti, ya da başkasının kendisi için ölmesini bekleyecekti. Herşey bitse bile Voldemort’u öldürmeyi başarabilecek miydi? Peki ya Dumbledore? Tüm bu düşüncelerle savaşırken Dumbledore ayağa kalkmıştı.

“Buradan çıkabilmeniz için Yoldaşlık Üyeleri sıkı güvenlik sağlayacaklar. Ben her zaman yanınızda olacağım. Şuan koruma büyüleriyle meşguller. Sizi kimse görmeden buradan yarın çıkaracağız. Unutmayın, öncelikle Lily’nin varisini bulmalısınız. Her zaman birbirinizi dinlemenizi istiyorum, tek başınıza karar vermeyeceksiniz.”

O gece hiçbiri uyuyamadı. Şöminenin karşısındaki koltukta oturarak kolları birbirlerine dolamış vaziyette durdular. Ron ve Hermione’nin içini kaplayan büyük korkudan Harry’de zerrece yoktu. Ölümden korkmuyordu. Yine de arkasında bırakacağı kişileri düşündükçe kalbi yerinden sökülüyordu adeta. Çıksalar nereye gideceklerdi ki? Annesinin, kendisi kadar güvendiği kişi kim olabilirdi? Ya da ondan kendisini feda etmesini nasıl isteyebilirdi? Fedakarlığın çeşitleri vardı, evet... Bunu biliyordu fakat neler olacağını bir türlü kestiremiyordu. Petunia Teyze olabilir miydi? Harry bunu düşündüğü için kendisinden nefret etti. Annesinin onu, yıllarca ona köpek muamelesi eden kadına bıraktığını hiç sanmıyordu. Fakat böyle bir konuşma daha önce aralarında hiç geçmemişti ki. Ne Sirius, ne de Lupin bundan bahsetmişti.

“Belki de Lilith’tir.”

Hermione gün ağarırken böyle mırıldanmıştı. O ana kadar aklına hiç gelmeyen bir isimdi bu. Sirius’un mektuplarından ve fotoğraflarından tanıdığı bu kadın hakkında doğru düzgün bilgi sahibi bile değildi. Onu hiç tanımıyordu. Annesi nasıl Harry’yi ona emanet etmiş olabilirdi ki?

“Onu nasıl bulacağız ki?” dedi Ron cılız bir sesle.
“Buddilla Gölü.” dedi Hermione kısaca.
“Hadi ama! Sirius öldü. Lilith ne demeye oraya gitsin ki?” dedi Ron hızla.
“Daha iyi bir fikrin var mı?” dedi Hermione meydan okuyarak.

Harry onların böyle tartıştığını bir daha hiç göremeyeceğini düşünür gibiydi. Geride ne kadar çok kişi bırakacağını düşündü. Kendisini kimsesiz hissettiği için utandı. O, kimsesiz değildi ama artık ne önemi vardı ki?

“Harry! Sen dinliyor musun?” dedi Hermione hızla Harry’nin omuzunu sarsarak.
“Bunun bir önemi yok, Hermione anlamıyor musun? Anlamıyor musunuz? Sonunda ikimizden biri değil ikimiz de ölmek zorundayız. O kehanet, Voldemort ruhunun bir parçasını benim bedenime yerleştirmeden önceydi...”
“Kendine gel!” diye haykırdı Hermione yanaklarından yaşlar süzülerek “Ölmeyeceksin!”
“Bizi bırakıp nereye gittiğini sanıyorsun sen!” diye bağırdı Ron hızla “Seni koca ahmak!”
“Ne yani, hiçbir şey olmamış gibi mi yapayım? Diyelim ki Nagini ve Voldemort’u öldürdük-ki nasıl olacağını bilmiyorum-sonra ne olacak? Eğer yaşarsam bir sabah Voldemort olarak uyanmayı mı bekleyeceğim?” dedi Harry bitkin bir sesle.
“Önünde bir fırsat var! Lilith’i bulmalıyız.” dedi Hermione gözlerini silerek.
“Buddilla Gölü’nün nerede olduğunu bile bilmiyoruz.” dedi Harry.
“Ama öğrenebiliriz. Öğrenebilirim!” dedi Hermione hızla.

Harry cevap vermedi. Hermione bir dakika sonra koşar adımlarla salonu terk etmişti. Merdivenleri çıkarken hıçkırıklara boğulduğunu gördüler. Ron, Harry’nin tam yanına oturmuştu. Omzuna elini güven veren bir biçimde koydu.

“Birşey olmayacak. Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’i alt edeceksin. Öl-ölmeyeceksin Harry. Buna izin vermem.”

Günün ışıkları içeriye dolarken, Hermione yolculuk için çantalarını toplamıştı. Hafifletme büyülerinden olacak ki o kadar şey olmasına rağmen oldukça hafiflerdi. Harry, Kracher’ı bir daha görmemişti. Bir daha Hortkuluklar hakkında konuşmadılar. Hermione iki saat önce elinde birkaç kalın kitapla yanlarına inerek Buddilla Gölü’nü işaret eden haritalar göstermişti. Londra’dan birkaç mil uzakta bir ormanın oralardaki bir göldü.

"Eh bilmemem normalmiş işte, hem Londra dışında hem de Muggle bölgeleri sınırlarına yakın." diye mırıldanmıştı Ron.

Akşam güneşini beklediler... Odadaki turuncu renk bir hüznü andırıyordu. Sirius’un bir zamanlar bu koltuklarda oturduğunu düşündü... İki sene öncesine kadar Fred ve George’un Cisimlenip durdukları ve Mrs Weasley'yi çılgına çevirdikleri bu salon şimdi bir matem havasındaydı. Molly Weasley’nin elindeki büyük sosis tavasıyla geçtiği kapı, şimdi eski anılarla gıcırdayan bir tahta yığınından başka birşey değildi onun için.

“Harry!”

Aralanan sokak kapısının farkına bile varamadan Tonks pembe saçlarıyla içeriye girmişti. Hemen ardından Lupin, Kingsley, Fred, George, Mundungus, Deli-Göz Moody, Mrs Weasley ve Mr Weasley salona dolmuşlardı. Harry içinde kabaran ağlama isteğini zorlukla bastırdı. Hiçbirinin okunan ölüm fermanından haberi olmadığını biliyordu. Tonks yanına ulaştığında, Harry’ye sarıldı. Lupin üzgün bir gülümseme savurdu. Mr Weasley elini sıktı, Mrs Weasley ona kocaman bir öpücük vermişti. Fred’le George sırtına birer şaplak indirdiler. George daha iyi görünüyordu. Moody, Harry’yi sarsarak omzuna elini koydu. Mundungus ise selam vermişti.

“Seni götürmeye geldik, ee bavulların nerede?” dedi Fred sırıtarak durumu özetler gibi.
“Eh, gitmek istediğin özel bir yer var mı?” dedi George ikizinin omzuna kolunu atıp Harry’ye bakarak.
“Kesin, kesin! Harry, Ron, Hermione benimle gelin.” dedi Moody topallayarak onlara yürürken.
“Birkaç dakika burada duramaz mıyız, dışarısı buz gibi.” dedi Fred.
“Sus bakayım sen.” dedi Moody homurdanarak.
“Sizi Londra’nın çıkışındaki bir Muggle kasabasına bırakmamız gerekiyor.” dedi Lupin “Hadi Arthur, ver onlara.”

Mr Weasley, elindeki büyük çantadan buruşuk bir kumaşa benzeyen birşey çıkarmıştı.Harry, bunun Quidditch Dünya Kupası’ndayken kaldıkları çadır olduğunu biraz güç de olsa anlamıştı.

“Üzerinde biraz uğraştık. Çadırı kimse göremez, yine de büyüleri koymanız gerekiyor.” dedi Lupin Hermione’ye bakarak.

Hermione hemen evet anlamında başını sallamıştı. Mrs Weasley'nin ağzını bıçak açmıyordu. Ron’a epeyce sarıldıktan sonra anca bırakmıştı. Harry içindeki suçluluk duygusunu bastıramıyordu. Yanında Ron ve Hermione’yi de sürüklüyordu...  Yine de eğer onlar olmasaydı dayanamayacağını da biliyordu.

“Bu arada Ginny güvenli bir biçimde Charlie’nin yanına ulaştı.” dedi Kingsley.

Harry’nin midesine kocaman bir taş oturmuştu. Ginny’nin adını duymak ona iyi gelmemişti. Belki de bir daha onu hiç göremeyecekti...

“Nasıl gideceğiz?” dedi Hermione.
“Ne demek nasıl gideceğiz? Cisimleneceğiz.” dedi Moody sert sert.
“İyi de hatlar kontrol edilmiyor mu?” dedi Ron hızla.
“Tamı tamına-” dedi Moody ve saatine baktı “sekiz dakikamız kalmış.”
“Ne için?” dedi Hermione.
“Yeter bu kadar soru, gidince açıklarız. Kesin artık, hadi.” diye homurdandı Moody ve sahanlığa çıktılar.
“Ron septiriyor, Yanısıra Cisimlenme’yle gitmesi gerek. Harry de öyle.” dedi Hermione hemen.
“Ne halt etmeye bu kadar kişiyle geldik sanıyorsun, Hermione?” dedi Fred.
“Abartma Freddie, aslında üç kişi geleceklerdi ama annem ben ve sen sap olduk.” dedi George ve ekledi “Ah, bir de Tonks var tabi...”
“Hey! Onları görmeden rahat edemezdim.” diye lafa daldı Tonks.
“Tabii, bizi çıkarınca üç kişi kalıyor zaten-” diye gözlerini devirdi Fred.
“Bunu sonra tartışırsınız!” diye onları susturdu Moody “Ron, sen Arthur’un yanına. Harry sen benimlesin. Hermione sen de Kingsley’le gideceksin-Cisimlenebildiğini ben de biliyorum ama yine de, neyse. Fred ve George ulaştığınızda Remus ve Mundungus’la beraber araziyi ayarlayın. Hadi!”

Herkes emre uyarcasına denileni yapmaya koyulmuştu ki Harry birden duraksadı.

“Mrs Weasley ve Tonks ne olacaklar?”
“Ne? Onları da mı istiyorsun yanında? Biz yetmiyor muyuz?” dedi George.
“George sana şakayı kesmeni söylemiştim.” diye homurdandı Moody.
“Ben Fred’im!”
“Peki o zaman, Fred. Şakayı kesin artık.”
“Kafa yapıyordum, ben aslında Geor-”
“Yeter!”

Harry, Tonks ve Mrs Weasley’nin malikaneye girerlerken onlara seslendiklerini duydular.

“Her zaman sizinleyiz. Sizi seviyoruz!” diyordu Mrs Weasley gözlerini kurularken.
“Dikkatli olun çocuklar!” diye seslendi Tonks.

Zemin ayaklarının altından kayıyordu. Hissettiği tek şey ellerini kavramış olan Moody’nin boğumlu parmaklarıydı. Birkaç saniye sonra kendisini yerde buldu. Hemen yanındaki şak sesleri de Ron-Mr Weasley ve Hermione-Kingsley çiftine aitti. Uzakta ışıkları yanan Muggle evleri vardı ve ormanlık arazinin tam önünde durmuşlardı.

“Tam zamanında.” diye homurdandı Moody cep saatine bakarak.
“Şimdi açıklayacak mısınız?” dedi Harry.
“Ah, evet.” diye homurtu çıkardı Moody “Dawzin ve Holiare Bakanlık’taki Ölüm Yiyenler’in arasına sızmayı başardılar. Tam bu saatlerde bizim için şebekeleri tutacaklardı.”
“Peki ya annemle Tonks?” dedi Ron arkalarından.
“Onlar güvendeler. Birazdan biz de oraya döneceğiz. Sizinle kalamayız, zaten siz de burada pek kalmayacaksınız anladığım kadarıyla.” dedi Mr Weasley.

“Arazi tamam Deli-Göz!” diye seslendi George ormandan çıkarak. Arkasından Fred, Lupin ve ürkek bakışlı Mundungus da çıkmışlardı.
“Ne, tamam?” dedi Hermione kafası karışmış gibi.
“Efsunladık.” dedi Lupin kısaca ve parmağını sık ağaçların arasında yatmakta olan bir kütüğün önüne uzatarak “Çadırı tam oraya kuracaksınız, yani şimdilik.”
“Annemi görecektin, Dumbledore’un ağzından sizin hakkınızda laf alabilmek için tüm numaralarını kullandı.” dedi Fred “Ama onun tek söylediği ‘Bir görev’ oldu. Annem Dumbledore’a biraz kızgın.”

Harry, eğer görevlerini bilseydi Mrs Weasley’nin ne tepki vereceğini hayal etmeye çalıştı. Kıyamet kopardı büyük bir ihtimalle. Birazdan George Harry’nin yanına eğilerek fısıldamıştı.

“Aslında Lupin’in de ondan aşağı kalır hâli yoktu. Gizlice kapıdan dinledik Fred’le. Bu görev herneyse öğrenmesinin hakkı olduğunu, size yardım etmesi gerektiğini söylüyordu. Dumbledore da zaten yardım edeceğini ama dolaylı yapacağını falan söylemişti ama tam o sırada babam bizi fark etti ve kışkışladı.”
“Ne fısıldaşıyorsunuz orada?” diye homurdandı Moody “Zaman geçiyor, hadi çadırı kurun.”

Harry hiçbir şey söylemedi. Lupin’i usulca izliyordu. Babasının ve Sirius’un ölümünden sonra belki de teselli bulabileceği tek insandı. Keşke o kadar gizemli olmasaydı, belki de herşeyi anlatabilirdi. Çadırı kurma işi bittiği sırada Hermione ve Kingsley gerekli büyüleri koydular.
Vedalaşırlarken hepsine ayrı ayrı sarılmıştı. Hatta Mundungus’a bile büyük bir özlemle sarıldığını fark etti. Moody boyna saatine bakıyordu. Hatların ikinci kez tutulduğu saati yakaladıklarında Cisimlendiler.

“Hoşçakalın, ihtiyaç duyduğunuz her zaman yanınızda olacağız.” dedi Lupin.
“Her an tetikte olun.” dedi Moody.
“Mutlaka ama mutlaka bağlantıda kalın.” dedi Mr Weasley.
“Size güveniyoruz, iyi bakın kendinize.” dediler Fred’le George aynı anda.
“Dumbledore’dan gelecek haberleri size bir şekilde ben ulaştıracağım. Dikkatli olun.” dedi Kingsley.
“Hadi, hoşçakalın.” dedi Mundungus kısaca.

Aynı anda kayboldular.

Bitmişti işte... Harry’nin önünde görebildiği iki şey vardı; Voldemort ve ölüm.

Yerini geceye bırakan gökyüzünün altında usulca çadıra girdiler. O gece hiçbiri tek kelime etmedi.
« Son Düzenleme: Mart 23, 2008, 11:08:17 Gönderen: Weesel » Logged


“Yanılmamışsın, Albus.” kısa bir gülümsemeyi andıran ses “Lauren’ın ateşi, onun kararlılığı, zekası, cesareti... Ah, zihni keşfedilmeye kapalı bir kutu gibi, ulaşılamayacak bir deniz... Dipsiz ve boşluksuz. Büyüyeceksin, çocuğum. Çok büyüyeceksin. Sen bir Gryffindor’sun.”

Yeni Bir Yaşam | Geçmiş'in Gizleri
Green Night
...Not Okay...
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 914


...Frank & Gerard....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #549 : Mart 22, 2008, 22:04:04 »

Yorum yapan arkadaşlara teşekkür ederim.
Beklettiğim için özür dilerim. Yokluğumda beni kanının son damlasına kadar savunan Çağla'ya da buradan teşekkürlerimi iletmeyi bir borç biliyorum ayrıca. Kahkaha

İyi okumalar.


Teşekkürler Merve... Şimdi okuyamıyorum ama arada ikizlerin de adı geçiyor sanki Kahkaha
Eminim harika bir bölüm olmuştur Gülümseyen

edit: Evet, seni yorumsuz bırakan Çağla'dan sadece mini mini bir yorum oldu  Kahkaha
« Son Düzenleme: Mart 22, 2008, 22:05:34 Gönderen: *_Duygu_* » Logged

Weesel
Pink Floyd
Sert Espresso
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1069


Childhoods End. So this song will end.


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #550 : Mart 22, 2008, 22:07:04 »

Yorum yapan arkadaşlara teşekkür ederim.
Beklettiğim için özür dilerim. Yokluğumda beni kanının son damlasına kadar savunan Çağla'ya da buradan teşekkürlerimi iletmeyi bir borç biliyorum ayrıca. Kahkaha

İyi okumalar.


Teşekkürler Merve... Şimdi okuyamıyorum ama arada ikizlerin de adı geçiyor sanki Kahkaha
Eminim harika bir bölüm olmuştur Gülümseyen

edit: Evet, seni yorumsuz bırakan Çağla'dan sadece mini mini bir yorum oldu  Kahkaha

Evet özlemiştim onları katayım dedim. Kahkaha
Senin beni yorumsuz bıraktığın görülmüş mü hiç? Kahkaha Müsait olunca okursun. =)
Logged


“Yanılmamışsın, Albus.” kısa bir gülümsemeyi andıran ses “Lauren’ın ateşi, onun kararlılığı, zekası, cesareti... Ah, zihni keşfedilmeye kapalı bir kutu gibi, ulaşılamayacak bir deniz... Dipsiz ve boşluksuz. Büyüyeceksin, çocuğum. Çok büyüyeceksin. Sen bir Gryffindor’sun.”

Yeni Bir Yaşam | Geçmiş'in Gizleri
Nélindë Urithrawiel
~Lostie and a Waterbender :P :)
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 816



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #551 : Mart 22, 2008, 22:31:35 »

Tam sayfayı yeniledim, bi baktım başlık değişmiş yeni bölüm eklenmiş, sevindirik oldum Kahkaha Hede Hödö

Benimde aklıma ilk Lilith geldi okurken.. Harry ölmezse nasıl kurtulacak ki acaba  Gözlerini Deviren Kararsız Acayip

...Buddilla Gölü’nü işaret eden haritalar göstermişti. Londra’dan birkaç mil uzakta bir ormanın oralardaki bir göldü.

“Sizi Londra’nın çıkışındaki bir Muggle kasabasına bırakmamız gerekiyor.” dedi Lupin.
...parmağını sık ağaçların arasında yatmakta olan bir kütüğün önüne uzatarak “Çadırı tam oraya kuracaksınız, yani şimdilik.”


Saçma gelebilir belki ama dikkatimi çekti bu iki yer birbirine bayağı yakın gibi.. Gözlerini Deviren

Uzun bi ara oldu ama beklememize deydi.. harika bi bölüm olmuş ellerine sağlık.. Gülümseyen
Logged


Water.. Earth.. Fire.. Air..
Avatar: The Last Airbender

~
"She lied to you! She was protecting
the last Waterbender." [~Katara]
"But for me, it takes all the mistakes
I've made in my life, and shoves
them back in my face." [~Zuko]

~~
Türkiye        Cafemi Seviyorum !
Green Night
...Not Okay...
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 914


...Frank & Gerard....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #552 : Mart 22, 2008, 22:37:29 »

Alıntı
“Buradan çıkabilmeniz için Yoldaşlık Üyeleri sıkı güvenlik sağlayacaklar. Ben her zaman yanınızda olacağım. Şuan koruma büyüleriyle meşguller. Sizi kimse görmeden buradan yarın çıkaracağız. Unutmayın, öncelikle Lily’nin varisini bulmalısınız. Her zaman birbirinizi dinlemenizi istiyorum, tek başınıza karar vermeyeceksiniz.”
Dumbledore, Lilith ? Nereden biliyor bu adam Harry'nin Lilith'ten haberi olduğunu?
Alıntı
Bunu biliyordu fakat neler olacağını bir türlü kestiremiyordu. Pethunia Teyze olabilirdi.
Pethunia değil Petunia olacak

Alıntı
Aralanan sokak kapısının farkına bile varamadan Tonks pembe saçlarıyla içeriye girmişti. Hemen ardından Lupin, Kingsley, Fred, George, Mundungus, Deli-Göz Moody, Mrs Weasley ve Mr Weasley salona dolmuşlardı. Harry içinde kabaran ağlama isteğini zorlukla bastırdı. Hiçbirinin okunan ölüm fermanından haberi olmadığını biliyordu. Tonks yanına ulaştığında, Harry’ye sarıldı. Lupin üzgün bir gülümseme savurdu. Mr Weasley elini sıktı, Mrs Weasley ona kocaman bir öpücük vermişti. Fred’le George sırtına birer şaplak indirdiler. George daha iyi görünüyordu. Moody, Harry’yi sarsarak omzuna elini koydu. Mundungus ise selam vermişti.

Aaah Aah Fred ve George Kahkaha Neyse evet, ikizlerin temel 'selamlaşma' işareti Kahkaha George tabii ki de daha iyi görünecek (daha çook kişi var onu seven Michelle mi kaldı?)

Alıntı
“Ne halt etmeye bu kadar kişiyle geldik sanıyorsun, Hermione?” dedi Fred.
“Abartma Freddie, aslında üç kişi geleceklerdi ama annem ben ve sen sap olduk.” dedi George ve ekledi “Ah, bir de Tonks var tabi...”
“Hey! Onları görmeden rahat edemezdim.” diye lafa daldı Tonks.
“Tabii, bizi çıkarında üç kişi kalıyor zaten-” diye gözlerini devirdi Fred.

Hehe Fred'in yeni versiyonu oldu. Frederick-Fred-Freddie sırada ne var Kahkaha

Alıntı

“Mrs Weasley ve Tonks ne olacaklar?”
“Ne? Onları da mı istiyorsun yanında? Biz yetmiyor muyuz?” dedi George.
“George sana şakayı kesmeni söylemiştim.” diye homurdandı Moody.
“Ben Fred’im!”
“Peki o zaman, Fred. Şakayı kesin artık.”
“Kafa yapıyordum, ben aslında Geor-”
“Yeter!”

Sinir Moody susta konuşsun ne olmuş 8 dakika işte az mı değil <.<

Sonuç olarak geç ama harika olan bölümlerinden biri daha olmuş... (işte uzun yorumum Kahkaha )

Logged

Weesel
Pink Floyd
Sert Espresso
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1069


Childhoods End. So this song will end.


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #553 : Mart 22, 2008, 22:39:15 »

Tam sayfayı yeniledim, bi baktım başlık değişmiş yeni bölüm eklenmiş, sevindirik oldum Kahkaha Hede Hödö

Benimde aklıma ilk Lilith geldi okurken.. Harry ölmezse nasıl kurtulacak ki acaba  Gözlerini Deviren Kararsız Acayip

...Buddilla Gölü’nü işaret eden haritalar göstermişti. Londra’dan birkaç mil uzakta bir ormanın oralardaki bir göldü.

“Sizi Londra’nın çıkışındaki bir Muggle kasabasına bırakmamız gerekiyor.” dedi Lupin.
...parmağını sık ağaçların arasında yatmakta olan bir kütüğün önüne uzatarak “Çadırı tam oraya kuracaksınız, yani şimdilik.”


Saçma gelebilir belki ama dikkatimi çekti bu iki yer birbirine bayağı yakın gibi.. Gözlerini Deviren

Uzun bi ara oldu ama beklememize deydi.. harika bi bölüm olmuş ellerine sağlık.. Gülümseyen

Öncelikle teşekkür ederim. =)
Harry'yi kurtarmak istiyorum ama mutlaka bir ya da iki kişi ölecek onu belirtmeden geçmeyeyim.
Evet, iyi gözlem bu arada. Kahkaha
Logged


“Yanılmamışsın, Albus.” kısa bir gülümsemeyi andıran ses “Lauren’ın ateşi, onun kararlılığı, zekası, cesareti... Ah, zihni keşfedilmeye kapalı bir kutu gibi, ulaşılamayacak bir deniz... Dipsiz ve boşluksuz. Büyüyeceksin, çocuğum. Çok büyüyeceksin. Sen bir Gryffindor’sun.”

Yeni Bir Yaşam | Geçmiş'in Gizleri
ginevra
CuLLen
Demleme Çay
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 963


TwiLight <3


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #554 : Mart 22, 2008, 22:40:37 »

Oy geril geril gerildim bu bölümde  Hede Hödö
Cok acaip oldum ya bunlari son kitaptanda bilmemize ragmen icim ciz etti valla
Yazik Heri'me  Kararsız
Ginny gitti ya kalsaydi keske  Dudaklarını Mühürlemiş
Lilith'in birsey cikacagi belliydi zaten  Kahkaha
Kesin orda bir yerlerde rastlarlar bu kadina

Alıntı
“Eh, gitmek istediğin özel bir yer var mı?” dedi George ikizinin omzuna kolunu atıp Harry’ye bakarak.

“George sana şakayı kesmeni söylemiştim.” diye homurdandı Moody.
“Ben Fred’im!”
“Peki o zaman, Fred. Şakayı kesin artık.”
“Kafa yapıyordum, ben aslında Geor-”
“Yeter!”



Ikizler süper  Alkış

Birde hikaye bitiyormu yani öyle bir izlenim aldim  Üzgün
Eline saglik tebrikler  Sarılan
Logged




~Üc seyden emindim. Birincisi Edward’a asiktim.....Ikincisi Mike da fena sayilmazdi.
Ücüncüsü ise Jacob’a cok fazla umut vermistim.
   Bir TwiLight Parodisi

Edward Cullen <3 ^because only a vampire can love you forever^
Sayfa: 1 ... 34 35 36 [37] 38 39 40 ... 44   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: