|
masalcı
|
 |
« Yanıtla #286 : Temmuz 17, 2008, 17:15:48 » |
|
22
Kızıl saçlı genç adam oturduğu koltuktan görkemli odayı seyrederken aklından başka şeyler geçtiği gözlerinden anlaşılıyordu,onun tam karşısına oturmuş diğer genç adam ise dikkatle Ron'a bakıyordu,sonunda daha fazla sabredemeyeceğini düşünen kızıl saçlı genç konuştu: -Sirius'u ben çok yeni öğrendim ama anladığım kadarıyla sen eskiden beri biliyorsun. Draco bu cümleyi karşı çıkmayarak onaylarken Ron devam etti: -Ancak öncelikle sana bir şey sormak istiyorum,neden bu kadar kızgınsın? Sarışın genç adam koltuğuna daha da yerleşirken kendisinden umulmayacak şekilde yumuşak bir ses tonuyla yanıtladı: -Çünkü,o bir yalancı.Dolayısıyla beni kandırmış olması da büyük bir ihtimal.Şimdiye kadar hep mükemmeli oynadı,ama güç uğruna en yakın dostuyla bile evlenebiliyor üstelik sevdiğini iddia ettiği bir adamı görmezden gelerek. Ron kaşlarını çatarak sordu: -Güç uğruna? Draco: -Tabi ki,güç uğruna,Weasley.Neden evleniyor sanıyorsun Harry'le?Bir anda aşık olmadı ya...Harry'le evlenmeye karar verdiklerini söyledi,bir şekilde o kalın kafalı arkadaşının da kanına girdi demek ki,bu yüzyılın belki de en güçlü büyücüsüyle olmak gözünü boyuyor olmalı. Ron alaycılıkla karşılık verdi: -Kendini zeki sanıyorsun değil mi?Eminim Hermione bunu söyledikten hiç anlayıp dinlemeden bağırıp çağırmaya başlamışsındır. Bu sözlerin muhattabı olan Draco derhal bunu inkar etmek üzere ağzını açacakken söyleyecek bir lafının olmadığını gerçekten farkederek sustu.Onun bu durumunu gören genç Weasley hafiften öfkelenmeye başlarken kırmızı bir suratla : -Kendi kalın kafan yüzünden de zaten zor durumda olan arkadaşımı daha da üzdün,senin arkadaşlık anlayışın bu mu?Ama sana bir haber:Biz arkadaşlarımıza sırt çevirmek yerine onları dinlemeyi yeğleriz.Eğer sen de o yüce zekânla bunu yapmayı yeğleseydin teklifi yapanın Harry olduğunu öğrenirdin. Draco bu duyduğu karşısında bir an için afallarken bunu Ron'a belli etmemeyi başardı: -Ne olmuş yani,yapılan her teklifi kabul mu etmeli?Hep akıllı olduğu söylenir,olacakları düşünemiyor mu? Ron: -Onu cidden tanımıyor musun yoksa numara mı yapıyorsun?Hermione asla bana ve Harry'e sırtını dönemez.Üzmek istemez,bunu da o niyetle yapıyor. Draco soğuk sırıtışla öne eğildi,ellerini kavuştururken dikkatle Ron'a baktı,kızıl saçlı genç adam bu buz gibi bakışlar karşısında ürperirken karşısındaki bunu hiç umursamadan sordu: -Bu bağlantıdan yola çıkarsak senin de Hermione'ye böyle bir teklifte bulunacağını düşünebilir miyim? -Olayı sulandırıyorsun Malfoy ve bu konuşma gittikçe amacından uzaklaşıyor. -Amacın nedir,Weasley? -Bu evliliği önleyebilmek tabi ki... -Oldukça ilginç yoksa sen Harry'nin "üzülmesini" umursamıyor musun? Ron karşısındaki genç adamın aksine neşeli bir tavırla sürdürdü konuşmasını: -Tabi ki önemsiyorum ve bu yüzden de bunun olmasına izin vermeyeceğim. Draco bu sefer gerçekten keyiflenirken: -Bak,sen.Bizim Weesel oyun mu oynayacak,diye sordu. Ron bu fikirden rahatsız olmuşa benzerken cevapladı: -Hayır,oyun değil.Sadece her şeyin yoluna girmesini sağlayacağım. -Peki,bunu nasıl yapmayı düşünüyorsun? O sırada içeri giren ev cini yüzünden Ron konuşamazken içeri giren büyük bir heyecanla: -Luna Lovegood geldiler,efendim. Malfoy o anda tamamlaması gereken dosyayı hatırlarken: -Peki,Gladsy,buraya gelsin dedi ve ev cini geldiği hızla ve selam vererek dışarı çıkarken birkaç dakika sonra kapılar gene açıldı.İçeri giren samimi görünüşlü sarışın kadını gördüğünde Ron ayağa fırladı: -İşte ihtiyacımız olan insan, bunu dedikten sonra hızlı adımlarla Luna'ya yönelerek ona sarıldı.Bunu ani sevgi gösterisini hiç beklemeyen genç kadın sakin bir sesle sordu: -Sana da merhaba Ron.Ne oluyor burada?Ölecek miyim? Draco gözlerini devirirken elini Luna'ya uzattı: -Hoşgeldin,başıyla Ron'u göstererek devam etti,ona gelirsek sevgi ve şefkate aç olduğunu göstermeye çalışıyor. Ron ona dönerken ekledi: -Bunu bana sen söylüyorsun öyle mi?Herhalde sen yaşantın boyunca çok sevildin ve sevdin Bay Sevgi Kelebeği. Luna elini ikisinin arasında uzatarak: -Hey,hey,hey!Cidden neler dönüyor burada? Ron dönerek Draco'ya sorgulayıcı bakışlarla baktı,Draco da kendinden emin olmayan bir halle Ron'a sordu: -Ona da anlatacak mıyız? -Hey,başka ne yapabiliriz ki?Hem onun da fikrini almak iyi olur,biz iki erkek pek bir yere varamayacak gibiyiz. Luna bir tenis karşılaşması izler gibi başını oradan oraya çevirirken mırıldandı: -Son defa soruyorum:Ne oluyor? Sarışın genç adam derin bir iç çekerek bu defa ona döndü ve koltuğu işaret etti: -Dinleyeceklerine hazır ol.
Hayatı boyunca çoğu kez bazıları tarafından sıradışı olarak tanımlanan kendisinin ise ilginç olarak tanımladığı şeyleri duyan ve bunlara inanan genç kadın,duyduklarından sonra bir tepki vermeden koltuğunda oturuyordu,karşısındaki iki genç adam da onun duyup duymadığından şüphelenirken Ron sordu: -Hey,orda mısın? Luna sakinlikle başını kaldırırken yanıtladı: -Her şeyi anladım da niye Sirius ve Hermione bu olaya bir dur demiyor? Ron başını olgunlukla sallarken: -Eh,bu bariz belli değil mi? dedikten sonra karşısındakilere baktı. Luna ve Draco kendisine hayretle bakarken : -İkisi de salak da ondan diyerek büyük bir rahatlıkla tamamladı sözlerini. Luna başını iki yan sallarken mırıldandı: -Umutsuz bir vakasın,Ron. Draco ise Luna'nın aksine eğlenen bir ifadeyle kızıl saçlı genç adama baktı: -Aksine,oldukça mantıklı konuşuyor.İkisi de öyle,ayrıca hiçbir şey göremediği için o "Ölemeyen Çocuk " da öyle. -Hayır,o sadece bir boşluğa düştü diyerek karşı çıktı ona Ron. -Her boşluğa düştüğünde arkadaşlarına evlenme teklif ediyorsa kendini hazırlasan iyi edersin,Weasley. Ron ona bir kez daha karşı çıkmaya hazırlanırken Luna ayağa kalkarak konuştu: -Yeter artık,siz sadece dalaşıyorsunuz.Burada bir sorun var değil mi?Bunu çözeceğiz öncelikle,haydi kalkın. Ron: -Kalkalım da ne için? -Ben ayaktayken karşımda oturmanız hoşuma gitmiyor,bana olan saygınızı göstermek için ayakta duracaksınız. Ron'un kaşları çatılırken Luna öfleyerek ekledi: -Hermione'yle konuşma kısmını biz hallederiz de Sirius'la kim konuşacak,ona da doğru yolu gösterebilecek birine gideceğiz. Ron mırıldandı: -Harry'e mi gidiyoruz? Ayaktaki Draco geri dönerek gözlerini devirdi: -Ya,Potter gidecek ve Black'e kendi nişanlısından ayrılmamasını falan söyleyecek,hoş bir konuşma olur değil mi? Ron da ayağa kalkarken konuştu: -Aman ya öyle boş bulundum bir an. -Sen zaten doğduğundan beri boş bulunuyorsun,Weasley. Luna sert bir sesle ikisini de susturdu: -İkinizin de dalaşmayı kesmesini son kez söylüyorum ve Ron,Remus'a gidiyoruz.Umarım onun aklını başına getirebilir. Draco ciddiyetle ekledi: -Ya da başını gövdesinden de ayırabilir,doğru kişinin Remus olduğundan emin misin? -Aklınıza başka bir seçenek geliyor mu? Ron iç çekti: -Haklısın.
Tonks ve Remus'un evine cisimlendiklerinde Tonks'u bahçeyle uğraşıyor halde buldular. Genç kadın başını kaldırdığında karşısında bu alışılmadık üçlüyle karşılaşırken ayağa kalktı: -Değişik olmuş böyle,üçünüz neyse...Hoşgeldiniz. Draco yanıtladı: -Ya,dedim şimdi insanlar altın üçlüden sıkılmıştır. Onun içi artık böyle dolaşıyoruz. Luna Draco'ya bir dirsek atarken gülümsedi: -Hoşbulduk.Aslında biz Remus'la konuşacaktık. -Tabii,içeriye geçin siz orada bulursunuz onu sanırım,yine kitapların arasındadır. O bu cümleyi söylediği anda bahçeye çıkan kapı açıldı ve Remus Lupin dışarı çıktı: Alışılmadık ziyaretçilerini görünce şaşırmasına rağmen yine de nezaketle gülümserken: -Hoşgeldiniz,dedikten sonra Tonks'a döndü: -Teddy seni istiyor,Dora.Baksan iyi olacak. Genç anne eşinin omzuna elini koyarken: -Hemen gidiyorum,dedi ve diğerlerine de görüşeceklerini söyledikten sonra içeri geçti Remus da gülerek karşısındakilere bakarken: -Ee,içeri geçelim mi? diye sordu. Luna cevap olarak bahçede oturmalarının iyi olacağını söylerken birkaç dakika sonra hepsi yerlerine yerleşmiş ve çaylarını ellerine almışlardı bile.Remus söze girdi: -Hepinize nasıl olduğunuzu sormam lazım biliyorum ama bence buraya çok daha önemli bir konu için geldiniz. Sarışın genç adam karşılık verdi ona: -Ne için gelmiş olabiliriz? Remus sandalyesinn arkasına iyice yaslanırken rahat bir tavırla konuştu: -Hermione ve Sirius için gelmiş olabilirsiniz.
Ron şu an için doğru kelimeleri bulup konuşabileceğinden emin değilken yüzlerine bakılırsa Draco ve Luna da aynı durumdaydı.Geçen dakikaların ardından Remus onların konuşamayacağını anlarken: -Benim bildiğimi bilmediğinizi biliyordum,dedi. Ron şaşkınlığına rağmen sırıtırken: -Güzel cümle diyerek karşıladı. Remus anlayışla gülümserken ekledi: -Başka bir karşılık vermenizi beklerdim ama olsun. Çocuklar ben her şeyi biliyorum.nasıl siz Hermione'yle arkadaşsınız, ben de Sirius'la öyleyim ,birbirimizden bir şey saklamayız. Draco şüpheyle sordu: -Nasıl yani sen bu ilişkiyi nasıl karşıladın? -Eh,başlangıçta pek hoşnut olduğum söylenemez,hatta oldukça karşıydım.Ama zamanla alıştım sanırım,üstelik benim de bu konuda konuşmaya pek hakkım olduğu söylenemez.Dora'yla aramızdaki yaş farkı az değil.Neyse,şunu söyleyeyim ki:İlk başta kabul etmek istemedim.
Yarı karanlık,geniş camlarına yağmur damlalarının vurduğu geniş bir oda...Dışarıda sürüp giden koşuşturma ve kargaşanın aksine zamanın adeta durduğu bir yer ve bu sessiz odada karşılıklı olarak oturmuş iki adam... Yüzünde asil Black çizgilerini taşıyan siyah saçlı olanı,fırtınadan önceki sessizliği dinleyen biri gibi dinliyordu odayı. Karşısındaki genç adam ise büyük bir sükûnetle halıyı izliyordu.En sonunda Sirius Black konuştu: -Bir şey söylemeyecek misin? Sorunun muhattabı olan genç adam bir cevap vermezken dikkatle bakışlarını yerden kaldırarak karşısındakinin gözlerinin içine baktı.Orada nadir olarak endişe gördüğünü hatırlarken durumun gerçekleğini anlayarak sarsıldı ama yine de bunu belli etmezken: -Ne dememi bekliyorsun ki? Olan olduktan sonra,sen...siz kararınızı verdikten sonra.İkiniz de yetişkinsiniz,onay mı vermeliyim? -Tabi ki bir onaya ihtiyacım yok ,dedi genç adam gözlerinde öfkeli alevlerin parıltılarıyla,sadece arkadaşım olarak fikrini sordum! Bu bir anlık parlamayla gerilen Remus Lupin ayağa kalkarken ellerini iki yana açtı: -Ne diyebilirim ki? Bu yaptığın çok yanlış,çok ama çok yanlış.O daha çok genç,aynı değilsiniz,senin yaşadıkların ,onun yaşadıkları veya yaşamadıkları o kadar farklı ki...Aklım durdu sanki,bunu nasıl yaparsın,nasıl izin verirsin sana kapılmasına! Hiç mantıklı değil. -Bazı duygularda mantık aramasan belki daha kolay olur,Remus.Merlin aşkına,herkes aynı olmak zorunda mı? -Tabi ki değil,ama bu durum çok farklı. -Farklı falan değil, belki de bu kadar dar düşünmeyi bırakmalısın. -Belki sen de bu savaşın ortasında okul yıllarındaki gibi çapkınlık yapmayı kesmelisin. -Ne cüretle!Ne cüretle böyle bir şey söyleyebiliyorsun,sence sana yalan mı söylüyorum ben? Remus Lupin kimbilir kaç yıllık arkadaşına dikkatle bakarken belki de asla kullanmak istemeyeceği en son silahla vurdu: -James'i düşün ,Sirius.James!O ne derdi bu durum karşısında acaba,seni onaylar mıydı sanıyorsun? Sirius karşılık olarak hızla soğuyan bakışlarla ona bakarken fısıldadı: -James beni böyle asla yargılamazdı.
-Remus,iyi misin? Genç adam o anın kırgınlığını taşıyan gözlerle bakışlarını yapraklarını döken ağaçtan ayırırken tekrar yeni gelenlerin üzerine çevirdi: -Ah,bir sorun yok.Sadece dalmışım. Luna mavi gözleriyle masadakilerin hepsini tek tek süzdükten sonra konuştu: -Neyse,artık geçmişi bırakalım.Ne yapabiliriz şimdi onu konuşalım. -Peki Harry ve Hermione'ye ne diyorsun? Remus bu defa huzursuzluğu içinde hissederken yanıtladı: -Açıkçası bu konuda ciddi şüphelerim var,bunu Sirius'la da paylaştım ama düşüncesi değişmiyor. -Peki Hermione? Genç adam başını iki yana sallarken konuştu: -O bildiğimi bile bilmiyor.Aslında Hermione doğruyu söylemeye ikna olsa ,onu da kolaylıkla ikna edebiliriz.İkisi de Harry'i üzmemek adına hareket ediyorlar ama bu cidden saçmalık.Hermione gibi zeki kız nasıl böyle bir şey düşünebilir,aklım almıyor. Draco söze atlayarak teorisini paylaştı: -Kız,Potter ve Weasley'le neredeyse on üç yıldır birlikte şimdiye kadar düşünebilmesi ve karar alabilmesi bile mucize. Ron asık suratla yanına dönerek çıkıştı: -Merlin aşkına,beni ve Harry'i çekiştirip durmayı bırakır mısın? Draco'nun da cevap vermeye hazırlandığını gören ve konunun daha fazla büyümesini istemeyen Luna atıldı: -Tamam,tamam sorun yok.Ee,ne olacak şimdi?Hemrione'yle konuşuyorz yani öyle mi? Karşılık olarak onay niteliğinde üç tane mırıltı alan genç kadın da sandalyenin arkalığına dayanırken bunun ne kadar zor olabileceğini düşündü.
Hermione hakkında geçen konuşmalar sırasında uykuya dalmıştı bile,beyni acıya karşı vücudunu uyuşturuyordu sanki.
Güneş ışıkları odaya yarı aralık pencereden giriyor,duvarlar üzerinde oynaşıyordu.Odadaki büyük aynanın önünde duran kadının üzerinde çok şık beyaz bir gelinlik vardı.Kadının saçları kahverengi bukleler halinde omuzlarına düşüyordu.Zarif boynunda evleneceği genç adamın hediye ettiği elmas bir gerdanlık vardı.Genç kadın aynada kendini incelerken içeriye son zamanlarda en iyi arkadaşı olan Luna girdi.''Hey!Hermione artık kendini daha hazır hissediyor musun?Artık damadı bekletmek daha imkansız bir hal aldı.''dedi.Hermione son zamanlarda sıkça yaptığı gibi içinden gelmediği halde gülümsemesin yüzüne yapıştırdı,''Hemen geliyorum.''dedi.Luna'nın arkasından hemen odadan çıktı,kendisini görmeye daha fazla tahammül edemiyordu. Merdivenlerin başına geldiğinde aşağıda bekleyen genç adamı gördü,dikkatlice ona baktı,bu bakışlarda aşk yoktu ama sağlam bir dostluğun izleri belli oluyordu.Bu öyle bir dostluktu ki genç kadını bilerek mutsuzluğa sürüklüyordu.O bu düşüncelerle boğuşurken dağınık siyah saçlı ve zümrütler gibi parlak yemyeşil gözlü genç adam yavaşça döndü ve her zaman yanında olan bu güçlü,kararlı,güzel müstakbel eşine baktı.Hermione o huzurlu yeşil gözleri görünce bu defa içtenlikle gülümsedi,ağır adımlarla merdivenleri indi.Harry gözlerini ondan alamıyordu.Kadın aşağıya inince hafifçe onu öptü ve ''Şimdi benim dışarı gitmem lazım,sen de geliyorsun birazdan.''dedi ve daha sonra ekledi''Ah heyecandan az kalsın unutuyordum muhteşem görünüyorsun.''Harry çıktıktan sonra Bay Granger sevgili kızının yanına geldi.''Ah hayatım muhteşem görünüyorsun,açıkçası çok duygulandım,senin yanından çıktıktan sonra annenin niye ağladığını da çözmüş oldum bu arada .''dedi ve göz kırparak ekledi ''Bu halinle Harry'nin de aklını başından alacağın kesin.''Hermione yine nezaketle gülümserken ağlamamak için kendini zor tutuyordu.İçinden ''Anlamıyorlar''dedi ''Hiç bir zaman da anlamayacaklar zaten.''
Genç kadın uykusunda yan döndü.
Hermione babasının kolunda yavaş yavaş yürüdü,yürürken dosdoğru önüne bakıyor,yan taraftaki biriyle göz göze gelmekten korkuyordu.En sonunda Harry'nin yanına ulaştılar.Harry dönüp ona elini uzattı ve yanına çekti.Hermione dönüp Harry'nin yan profiline baktığında onu Yunan mitolojisinin heykellerine benzetmekten kendini alamadı,kusursuz bir profili vardı,yeşil gözleri ışıl ışıl parlıyordu.Genç kadın tekrar önüne dönerken gözleri bir çift gözle karşılaştı,o gözler bir çift siyah madenmiş gibi alev alev yanıyordu.Hermione o gözlerde aşkı,tutkuyu,pişmanlığı ve acıyı da görmüştü.Ama bu defa gördüğü acının yanında belirgin bir perişanlık vardı.Hermione önüne döndü ve ''Her şey Harry'nin iyiliği için''dedi.''Sirius onun vaftiz babası ve ben de dostuyum yani dostuydum.''dedi,bu sırada yüzünde acı bir gülümseme vardı.
Ve en sonunda onlar Bay&Bayan Harry Potter olarak takdim edildiğinde dayanacak gücü kalmamış gibiydi,takatsizce Harry'in koluna dayandı.''Her şeyin bitmesini diliyorum,bu acı bitsin.Lütfen Tanrım!Artık dayanamıyorum.''
Bir süre sonra tebrikler başladığında biraz daha toplanmış gibiydi ta ki Lupin ve Sirius onların yanına gelene kadar...Bir anda donduğunu hissetti,kolunu kesseler kan akmayacaktı sanki. Lupin gelerek''Harry,ne kadar mutlu olduğumu anlatamam.Birbirinize o kadar yakışıyorsunuz ki...''dedi.Daha sonra Hermione ve Harry'e sarıldı.Sirius ise Harry'e ''Mutlu olmanı o kadar çok istiyorum ki bunun için her şeyi yaparım biliyorsun.''dedi sıkıca sarıldı.Daha sonra Hermione'ye döndü.O siyah bakışları ruhunu delip geçiyordu sanki.Usulca ''Hermione''dedi.Genç kadının gözleri aniden doldu,ama buna karşı azapla yanan ruhu ilacını bulmuş gibiydi.Sirius da konuşmasına devam edemeyecek gibiydi,''Hislerimi biliyorsun.''dedi ''Bu genç adamı mutlu etmelisin ama sen de olmalısın,henüz çok gençsin.''dedi.Ve hafifçe sarılıp yanağından öptükten sonra yanlarından ayrıldı.Sirius'un uzaklaşmasını izleyen Harry Hermione'nin ne kadar sarsıldığını farketmemiş gibiydi.''Bugün ne kadar garip.''dedi ''Sanki bir derdi var gibi.''Hermione telaşla''Hayır,bence sana öyle geliyor o da oldukça heyecanlıydı ayrıca senin bu kadar çabuk büyüdüğüne şaşırıyordur.''dedi.Harry''Tabi haklısın Mione haydi düğününde dans etmeyen tek çift biz olmayalım''dedi.Oysa Hermione onunla yürürken her şeyi biliyordu.Sirius'un duygularının farkındaydı,nasıl olmazdı,onunla o kadar çok şey paylaşmışlardı ki.Acıyla onunla yaşadıklarını ve onun son aşkı olacağını düşünürken bir damla yaş daha yanaklarına süzüldü... Hermione sıçrayarak uyanırken bir elini göğsünün üstüne koymuştu,derin nefesler alarak kendini sakinleştirmeye çalışırken her şey daha da net gözüküyordu sanki. Rüyayı düşündü,daha doğrusu kabus olarak adlandırmalıydı bunu. Böyle bir yaşantıyı nasıl sürdürecekti. Oysa bir gün önce her şey o kadar açıktı ki... Bunu çok kolay başarabileceğini düşünmüştü,oyun gibi gelmişti başta,ustalıkla rol yaparsa kolaylıkla başa çıkabilirdi. Şimdiki düşünceleri nasıl farklıydı,neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşündü . En yakın arkadaşını,dostum dediği kişiyi mi kandıracaktı ? Onunla evlense genç adamın yaşayacağı hayat büyük bir yalan olmayacak mıydı zaten, sırf onu kısa sürede atlatabileceği bir üzüntüden korumak için çok daha büyük bir yalanın içine mi sokacaktı? Bir gün her şeyi öğrense onun nasıl hissedeceğini düşündü.Hayır bu yalana bir son vermeliydi,zaten başlangıçta neden böyle bir hata yapmıştı ki?
Harry gülümserken nişanlısının kapısını çaldı,bir yandan da saatine bakarak onun evde olup olmayacağını düşünüyordu. Kapı açıldığında kafasını kaldırarak karşısındakine bakarken Hermione aceleyle onu içeri çekti: -Konuşmalıyız,Harry.
Yeşil gözleri zümrüt parlaklığı ve rengindeki genç adam endişeyle önünde ileri geri yürüyüp duran Hermione'yi izliyordu,yatıştırıcı olmasını umduğu bir sesle konuştu: -Sakin ol,Hermione.Bir sorun mu var? Genç kadın sorunun kendileri olduğunu haykırmamak için kendini zor tutarken ilerleyerek Harry'nin yanına oturdu.Onun elini tutarken konuştu: -Harry,ben gerçekten çok kötü bir şey yaptım. Hermione bunu dedikten sonra genç adamın kendisine bir karşılık vereceğini düşünerek aceleyle ekledi. -Lütfen sözümü hiç kesmeden dinle beni.Benim yaptığım gerçekten affedilmesi çok zor bir şey Harry ancak ben senin bunu anlayabileceğini umuyorum,biliyorum yanlış bir şey ,yanlış şeyler yaptım ama lütfen çok ağır yargılama. Hermione karşısındaki kendisine sorgulayıcı bakışlarla bakarken derin bir nefes aldı: -Ben,Harry...Şey,aslında sen haklıydın,benim bir ilişkim vardı,yani var.Aslında senle nişanlandığımdan beri yok,ama benim duygularım aslında hala aynı.Çok üzgünüm ama ben seni sevmiyorum,Harry.Tabi,seviyorum ama dostum olarak,kardeşim olarak.Ron'u sevdiğim gibi,siz benim ailem gibisiniz,sahip olmadığım kardeşlerim gibisiniz.Ben bu nişanı sürdürebileceğimizi sanmıyorum. Genç kadın bunları dedikten sonra parmağındaki yüzüğü çıkararak karşısındaki adamın avucuna koyarken tekrar ayağa kalktı ve kollarını kavuşturarak ona döndü.Siyah saçları dağılmış ama kalbi ve beyni şu an o saçlardan bile daha karmaşık olan Harry bakışlarını Hermione'ye kaldırırken sesi netti: -Kim? Hermione yutkunarak yanıtladı: -Sirius.Sirius Black. Genç adamın gözlerinde şimşekler çakmaya başlarken ayağa fırladı: -Ne!Dalga mı geçiyorsun sen benimle? -Hayır,Harry.Lütfen... Ancak Hermione Harry'nin kendisine uzattığı elle susarken Harry fısıldadı: -Sus,ne olursun konuşma,genç adam bunu dedikten sonra odada ileri geri yürüyerek düşünürken Hermione köşeye çekilerek kollarını kendine sardı ve yaşlar gözlerinden dökülmeye başlarken ne için olduğunu bilmeden beklemeye başladı.
Buraya tamamen farklı amaçlarla gelmiş olan Harry,büyük bir şaşkınlık yaşamıştı,şaşkınlık değil sanki bir darbe yemişti. Bu nasıl olabilirdi? Hermione hangi akılla kendi vaftiz babasıyla bir ilişkiye başlamış ve ondan gizlemişti,hele Sirius... Onu şimdiye kadar kaybettiği babası yerine koymuştu,fakat o hareketlerine dikkat etme ihtiyacı bile hissetmemiş,vaftiz oğlunun -kendi oğlu olarak gördüğünü söylediği adamın- en yakın arkadaşıyla birlikte olmakta hiç sakınca görmemişti. Bunu düşünürken kendisi geldi aklına. Peki ya o en yakın arkadaşına,dostuna evlenme teklif etmekte sakınca görmüş müydü? "Haydi,yapma." diye geçirdi aklından "Sen onu seviyorsun." . Evet,seviyordu ama nasıl? Ona değer veriyordu ama Ron'u da öyle seviyordu. "Birini böyle sevmek ona aşık olmak değildir,Harry.Korkarım düşüncelerin çok karışmış." aklındaki ses ona böyle söylerken aslında bunun ne kadar doğru olabileceğini düşündü. Ya her şey geçmişte kalan çocukça bir hoşlantıysa,oysa o gerçek aşkın tanımını biliyordu. Bugün bile o kelime söylendiğinde aklına gelen Ginny oluyordu. Harry bir an onu hatırlarken içinin titrediğini hissetti,ya Hermione ve Sirius da birbirlerine karşı öyle hissediyorlarsa... Kendisinin Ginny'le yaşama fırsatı bulduğu o muhteşem duygu ikisi arasında da varsa,onları hissettikleri yüzünden yargılamak onun haddine miydi ki? Hele de o güzel duygu için,sevgi için bir savaş verilmiş ve onun sayesinde kazanılmışken...Son zamanlarda hiç düşünmediğini sadece anlık duygularına göre hareket ettiğine karar verdi,eğer düşünseydi bunların hiçbiri olmayacaktı. Eğer yeterince düşünceli ve dikkatli olsa Hermione asla üzülmeyecekti. Ya Sirius,acaba o neler hissediyordu? " Tanrım,ne kadar zor." dedi içindeki ses. Harry odanın köşesine baktığında yere çökmüş olan arkadaşını gördü ,gözlerinden akan yaşların da farkına vardığında hızla o tarafa ilerledi ve genç kadının önünde diz çökerken konuştu: -Hermione,Hermione... Çok üzgünüm,o lanet savaştan sonra senin mutlu olmanı sağlayacağıma , seni böyle üzüyorum. Çok çok üzgünüm,gerçekten. Lütfen,ağlama artık,ben hiçbir şey için kızgın değilim. Ne yaparsan yap yanındayım ve senin de yaptığında bir hata yok. Sadece keşke bana en başta her şeyi anlatsaydın ,hiç kimse bu kadar gerilmezdi. Ayrıca ben de hata yaptım, eski defterleri açmanın hiçbir lüzumu yoktu,gereksizdi. Bizim dostluktan başka bağımız olamaz.Biz kardeş gibiyiz sizinle;sen,ben ve Ron. Hata bende üzgünüm. Hermione duyduklarına inanamıyor gibi daha beter ağlamaya başlarken kendisine büyük bir üzüntüyle bakan Harry 'e gülümsemeye çalıştı: -Ah,Harry. Çok mutlu oldum,gerçekten ve ağladığıma bakma,büyük bir şok yaşadım ve rahatladım. Merlin aşkına, bu şimdiye kadar hissetiğim en güzel hislerden biri. Ayrıca hata yapan bendim,gerçekten.Her şeyi anlatmalıydım. Harry rahatlarken göz kırptı: -Bugünlük,bu tartışma yeter. Bunun kavgasını yarın yaparız ,hadi gel bahçeye çıkalım.
Harry ve Hermione bahçede gülüşürken ardı ardına gelen üç cisimlenme sesiyle irkildiler ve gelenleri görünce ayağa kalktılar.Luna Harry'i selamladıktan sonra kendilerine konuşmak için müsade edip etmeyeceğini sordu ve yanıt olarak Harry bir evet mırıldanarak içeri girdi,daha sonra Luna da Hermione'ye döndü. Luna'nın kendine bakışından bir şeyler olduğunu anlayan Hermione: -Hoş geldiniz,dedikten sonra Luna'ya kuşkulu bir şekilde bakmayı sürdürdü ve daha sonra aynı şekilde Draco'ya bakmaya başladı. Bu sırada Ron söze başlamıştı: -Hermione,üzgünüm ama ben buradan çıktıktan sonra Malfoy'a gittim,daha sonra Luna geldi. Onunla da konuştuktan sonra Lupin'e gitmeye karar verdik ve sonra da burdayız işte, dedi iç çekerek. Hermione eğlenen bir ifadeyle sordu: -Ee,Gelecek Postasına ilan falan versen daha kolay olmaz mıydı sence? -Hermione,ben senin sorununa çözüm arıyorum ama sen benimle dalga geçiyorsun. -Sorunuma? Ron bıkkınlıkla başını sallarken: -Kusura bakma ama bazen geç anlıyorsun,dedi.Harry'den bahsediyorum.Bize göre onunla konuşup her şeyi anlatmalısın. Hermione sırıtarak: -Tamam,dedikten sonra içeri seslendi: -Harry bir bakar mısın? Bahçedekilerin şaşkın bakışları arasında dışarı çıkan Harry gülümseyerek Hermione'ye yürüdü: -Problem mi var? -Aslında,Harry,konuşmalıyız.Sana söyleyeceklerim var. -Dinliyorum. Ron,Draco ve Luna birbirlerine bakarken,kızıl saçlı genç adam parmağını şakağının hizasına getirerek döndürdü,Hermione'nin sorunlarından dolayı delirdiğini anlatmaya çalışıyordu.Hermione ise onu görmezden gelerek Harry'e döndü: -Harry,ben aslında seni sevmiyorum. Tabi seviyorum,ama aşık olduğum ve ilişkimin olduğu biri var ,o da Sirius Black. Üzgünüm evlenemeyiz. -Hiç mi şans yok? -Üzgünüm. -Ee, o zaman yüzüğü alabilir miyim? -Tabi,aa yalnız dur bir dakika.Bu yüzük nerede? Harry kahkahasını zorllukla bastırırken elini kaldırdı: -Az önce vermiştin ya. Hermione de: -Tüh ya,bak nasıl unuttum Harry.Biz az önce benzer şeylerden konuştuk değil mi? derken arkadaşına göz kırptı.
Ron hala aynı şaşkınlıkla ikisine de bakarken kırılmış bir ses tonuyla konuştu: -Benim içim içimi yiyor burada,siz eğleniyorsunuz.Çok sağolun yani. Hermione gülerek ona sarılırken bir kolunu açtı ve: -Sarılma zamanı diyerek mırıldandı.Bunun üzerine Harry de onlara yaklaşır ve sarılırken arkada Luna mutlulukla el çırpıyor,Draco ise gözlerini deviriyordu.
-Ve,diyerek arkasına döndü Hermione parmağıyla Draco'yu işaret ederek: -Bazıları yargısız infaz yapmayı bırakır artık sanırım,yanıt olarak çok cadı olduğunu duyarken gülümsedi ve Draco'ya ilerleyerek nazikçe yanaklarından öptü daha sonra sarılırken genç adamın kafasına vurdu.Draco da genç kadına ne kadar gıcık olduğunu söylerken gülümsüyordu.
Akşam olmuş ve güneş batıyordu,gökyüzü muazzam güneş ışıklarıyla turuncuya boyanırken Hermione arkadaşlarına bakarak gülümsedi.Önde muhabbet eden gruptan başını çeviren Draco Hermione'ye döndü: -Bu olayı bilmesi gereken başka biri yok mu sence? Bunun üzerine birkaç saattir oraya gitmek isteyen Hermione tedirginlikle Harry baktı,onun bakışlarından da ihtiyaç duyduğu onayı alırken birkaç dakika sonra herkese "Görüşmek üzere." diyerek cisimlendi.
Camdan bahçeyi izleyen genç adam duyduğu cisimlenme sesiyle başını odaya çevirdi,görmeyi hiç beklemediği genç kadının gülümseyerek ona baktığını görürken bakışlarını tekrar dışarıya çevirdi,teselliye gerçekten ihtiyacı olmadığını düşünüyordu. Hermione bu davranışa hiç aldırmayarak yanına ilerlerken: -Güzel manzara,değil mi? dedi. -Buraya manzara konuşmak için mi geldin? -Hayır. -Öyleyse,ne istiyorsun. Hermione düşünceli bir tavırla tavana bakarken: -Hmm,bir düşünelim bakalım.Seni istiyor olabilir miyim? Sirius duyduğu cümleyle dikkatle yanındakine bakarken mırıldandı: -Ne biçim bir şaka bu? Genç kadın uzanarak onu öptü ve geri çekilerek sordu: -Güzel bir şaka değil mi? Sirius hiçbir şekilde umutlanmak istemezken sordu: -Gerçekten neler oluyor? Harry'e ne oldu? -Ah,o mesele çoktan halloldu. -Nasıl yani? Genç kadın önce oturmaları gerektiğini söylerken uzun bir kanepede yan yana oturdular ve daha sonra Hermione ona her şeyi anlattı. Yanındaki adamın tavırlarının,yüz ifadesinin,gözlerinin parlaklığının bile değişmesini izlerken ona nasıl aşık olduğunu gayet açık hatırlarladı ve sordu: -Evet,nasıl hissediyorsun? Genç adam Hermione'nin gözlerine derin derin bakarken yanıtladı: -Bilmek ister misin? Genç kadın duyduğu fısıltıyla ürperirken yutkunarak baktı. -Eşeğimi kaybedip bulmuş gibi hissediyorum. Bu sözleri duyunca tam bir bozguna uğrayan Hermione daha sonra kendini tutamayarak gülmeye başlarken tekrar ona uzandı ve öptü. Geri çekilerek Sirius'a bakarken onun ne kadar mutlu olduğu adeta gözlerinden okudu ve konuştu: -Ayrıca muhteşem becerikli bir cadısın. Genç kadın gülerek sevgilisine uzanırken kapının dışından kahkaları açıkça duyuluyordu.
|