BÖLÜM 3 ACILAR VE YEMİN
Harry, ertesi sabah uyandı ve ondan önceki gece yaşadıkları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Üstünde duran kırmızı pikeyi kaldırdı ve komidinde duran gözlüklerini taktı. Onu tüm tehlikelerden koruyan
şirin odasına baktı. Oda, merdivenlerden çıkıldıktan sonra sağa dönüldüğünde üçüncü odaydı ve kapısının üstündeki tabelada kocaman Harry yazıyordu. Odasının duvarlarının rengi kırmızı-sarıydı ve bir duvarında kocaman bir Puddlemere United (Harry'nin tuttuğu Quidditch takımı) posteri vardı. Odanın penceresi, kapının karşısındaki duvardaydı ve pencerenin hemen önünde yatağı ile komidini duruyordu. Kapının olduğu
duvara yaslı bir çalışma masası vardı ve onun yanındaki duvarda Harry'nin gardırobu vardı. Harry içine derin bir nefes çekip odadan çıktı ve sola döndü. Evin koridorları çok genişti. Harry yürüdüğü yöndeki son
kapıya ulaştı ve içeri girdi. Burası banyoydu. Elini yüzünü yıkadı, sonra odasına geri döndü. Üstüne bir cüppe geçirdikten sonra aşağı indi. Salondan sesler geliyordu. Harry saatin kaç olduğunu ve içerde
kimlerin bulunduğunu merak etti. Salona girdi. Çatı yapılmıştı. Birden herkes sustu ve tüm başlar ona döndü. İçerde en az 25 kişi vardı ve hepsi de ona saygıyla karışık bir sevgiyle bakıyorlardı. Harry'nin içinden o odadan kaçmak geldi. Annesi ve babası karşı duvarda duran kırmızı koltuklarda oturuyorlardı. Harry'nin hemen yanında duran koltukta Çapulcular ve adını bilmediği siyahi bir adam oturuyordu. Pencerenin
önündeki sarı koltuklarda sırasıyla Dumbledore, Tonks, boyu çok kısa olan bir bayan ve bakanlıkta çalışan Arabella Figg vardı. Ona en uzak olan duvarın önündeki masada oturanların hiç birini tanımıyordu. Harry
kısık bir sesle konuştu:
-Günaydın
Güçlü bir karşılık geldi:
-Günaydın
-Anne, biraz gelebilir misin?
-Tabi tatlım
Çocuk annesini odadan çıkarttı ve mutfağa götürdü .
-Onlar kimdi anne?
-Onlar, tatlım, gizli bir örgütün üyeleri…
-Nasıl bir örgüt ?
-Tatlım bunları anlamak için yaşın daha çok küçük.
-Ben bebek değilim anne!
-Biliyorum tatlım...
Annesi onu anlından öptü, onun için kahvaltı hazırladı ve gitti.Harry kahvaltısını yaparken gelenler teker teker gitti ve Harry de rahat bir nefes aldı. Kahvaltısını bitirdikten sonra salona gitti ve Lily konuşmaya
başladı:
-Harry, bugün Peter amcanın cenazesi olacak üstüne sade siyah bir cüppe giyer misin?
Harry, evet anlamında başını salladı ve yukarı çıktı. Üstünü değiştirip aşağı indiğinde çapulcuların gelmiş olduğunu ve herkesin onu beklediğini gördü.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Cenaze töreni çok sade geçti. Peter'ın son anına kadar yaptıkları ve nasıl öldüğü anlatıldı. Çapulcular, Lily ve Dumbledore konuşma yaptı.Herkes ağladı. Eve dönünce Harry direk odasına gitti ve bir yemin etti.
-Eğer bir gün Voldemort ucubesi dönerse bir köşeye çekilmeyeceğim.Bu dünya için, sevdiklerim için sonuna kadar savaşacağım...
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BÖLÜM 4 BEŞ YIL SONRA
Harry yatağından büyük bir heyecanla kalktı ve aşağı indi.Bütün evi inletecek şekilde bağırdı:
-Anneee! Babaaa!
Babası dalgacı bir ses tonuyla cevap verdi:
-Efendim, oğlum.
Çocuk soluk soluğa mutfağa girdi.Annesinin üstüne şeker pembesi sade bir cüppe giymişti.Babasının üstünde ise üzerinde mavi kareler olan beyaz bir cüppe vardı.Annesi kahvaltıyı hazırlıyordu.
-Bugün hiç baykuş geldi mi?
-Bir tane geldi ama Hogwarts'tan olduğunu görünce geri yolladım. Herhalde yanlış gönderdiler.
-Ne!
Lily araya girdi:
-Çocukla dalga geçme James.
Çocuk, babasının onunla dalga geçtiğini anladı. Tam babasına kızacaktı ki bir şey mutfağın camına tıklattı. Harry heyecan içinde bağırdı:
-Baykuş! Anne, baba baykuş geldi.
Harry, mutfak penceresini büyük bir heyecanla açtı ve baykuştan mektubu koparırcasına aldı. Baykuş huzursuzca öttü ve gitti. Harry mektubu yırtarak açtı ve hemen okumaya başladı. Mektubu en az 6 kez okudu
sonra anne ve babasına döndü ve konuştu:
-Ee, Diagon Yolu'na ne zaman gidiyoruz?
-Yarın...
-Baba, yine dalga geçmiyorsun değil mi?
Babası gülümseyerek cevap verdi:
-Ben ne zaman seninle dalga geçtim ki?
Oğlunun babayı uzun bir süre koşturmasından sonra kazanan Harry oldu ve Diagon Yolu'na bir gün sonra gidilmeye karar verildi.
Harry sabah erken kalkabilmek için o akşam erkenden yattı. Sabah kalktı, üzerine aynı gözleri gibi olan zümrüt yeşili sade bir cüppe giydi. Ailesiyle kahvaltı yaptı. Sonra hep birlikte salondaki şöminenin yanına
gittiler. Şömine taştan yapılmıştı ve iki büyük kırmızı koltuğun yanındaydı. Yani tam olarak Voldemort'un geldiği gece çatının havaya uçtuğu yerin altındaydı. James, şöminenin üstündeki kâseden biraz toz aldı ve
boşta duran diğer eliyle(asasını tutan)ateşi yaktı. Tozu ateşin içine serpti ve alevler bir anda yeşile döndü. James alevlerin içine girdi ve bağırdı:
-Çatlak Kazan!
Lily, o gün üstüne üstünde kırmızı daireler olan yeşil bir cüppe giymişti. O haliyle çok güzel görünüyordu. Oğluna döndü ve konuşmaya başladı:
-Harry, şimdi sıra sende canım. Babanın yaptığı gibi eline şuradaki kâseden biraz toz al ve alevlerin arasına at. Alevler yeşile dönünce alevlerin arasına gir ve Çatlak Kazan diye bağır. Kelimeleri düzgün söylemeye dikkat et yoksa yanlış yerlere gidebilirsin.
Harry anladım anlamında kafasını salladı ve kâseden biraz toz aldı. Alevlerin içine girdi ve bağırdı:
-Çatlak Kazan!
Bir anda yeşil alevler etrafını sardı ve kendini yokluğun içinde hissetti. Sonra dengesini kaybetti ve gözlüğünü düşürdü. Gözlüğünü almak için yere eğilince tepe taklak oldu ve şömineden fırladı. Kafasını yere çarptı
ve bağırdı:
-Aaaaaaaaah!
-Harry, ne oldu ?
Bunu soran annesi ile babasıydı. Annesi -tabi- onun kadar sakar olmadığı için onun hemen arkasından şömineden sağlam bir şekilde çıkmıştı. Harry'nin her tarafı kir içineydi. Annesi onu omuzlarından tutup
kendine doğru döndürdü ve asasının bir hareketiyle üstündekileri temizledi. Babası kırılmış olan gözlüğünü aldı ve asasıyla dokunarak:
-Reparo, dedi ve gözlüğü bir araya geldi.Harry gözlüğünü taktı.Tüm görüntüler netleşti ve o da konuştu:
-Oh be!
Bulunduğu yere yeni dikkat etmeye başlamıştı. Küçük bir odada duruyorlardı. Yerler pisti ve odada iki sandalye ve bir kırık masa dışında hiçbir şey yoktu. Ailecek dışarı çıktılar. Onlar çıkar çıkmaz tüm başlar
onlara döndü. Bulundukları yer bir tür ana salon gibiydi. Dikey doğrultuda sıralanmış dört tane masa vardı. Geriye kalan boş alanı ise bar kaplıyordu. Karşı taraftan bir adam onlara doğru geliyordu. Üzerinde temiz
muggle kıyafetleri vardı. Yanında babası konuştu:
-Merhaba Tom. Bugün alışveriş için geldik.Uğramayacağız.
Tom denen adam bir ev cini gibi yerlere kadar eğildi.
-Sizi ve ailenizi burada görmek benim için büyük bir onurdur efendim.
Harry bu iltifatın aslında sadece babasıyla kendisine yapıldığını biliyordu. Çünkü sihir bakanının iş süresinin dolmasına yaklaşık 1,5 ay kalmıştı ve herkes babasının bundan sonraki seçimlerde adaylık göstereceğini
düşünüyordu. Kendisi ise bir efsaneydi -bu kelimeyi söylemekten ve düşünmekten nefret ediyordu çünkü kendini beğenmişlik havası yaratıyordu-sonuçta. Düşüncelerinden sıyrıldı ve babasına baktı. Babası
iltifatlardan sıkılmış görünüyordu. Tom'a sadece başını sallamakla yetindi ve hanın arka bölümüne doğru ilerledi. Harry, babasının arka bölüme doğru ilerlediğini görünce sevindi. Çünkü bütün bakışlar yine
onların üstündeydi ve Harry üstünde büyük bir baskı hissediyordu. Sonunda, dar arka bölüme ulaştılar. Burada öne doğru küçük bir çıkıntı vardı ve çıkıntı bir duvarla kesilmişti. Yer çok dardı ve üç kişi zorlukla
sığıyorlardı. Harry neden buraya geldiklerini merak etti. Yanında bir cevapmış gibi annesi asasını kaldırdı ve duvardaki bazı kiremitlere asasıyla tıklattı. Duvar önlerinde açıldı ve Harry her yeri büyüyle dolu bir
sokağın önlerine serildiğini fark etti. Şaşkınlıka bir annesine bir de babasına baktı ve yanında babası konuştu:
-Diagon Yolu'na hoş geldin Harry. Bugün uğrayacağımız ilk durak Gringotts. Gringotts, büyücülerin en güvenli bankasıdır ve bana göre Hogwarts'tan sonra dünyadaki ikinci en güvenli yerdir.
Annesi onaylar bir biçimde başını salladı ve yürümeye başladılar. Harry'nin kafası bir fırıldak gibi bir sağa bir sola dönüyordu. Tüm vitrinler eşyalarla tıka basa doluydu. Potterlar yolda giderken bazen başlar onlara
dönüyordu ama Harry bu defa aldırmadı. Yaklaşık olarak beş dakika yürüdükten sonra babası ve annesi yanında durdu ve Harry de kafasını çevirip önüne baktı. Yaklaşık beş metre beyaz sütunlarla
desteklenmiş, beyaz heybetli bir bina duruyordu ve gerçekten göz kamaştırıcıydı. Binanın girişine merdivenlerle çıkılıyordu ve ana kapının önünde iki tane tuhaf yaratık duruyordu. Harry bankayla aralarında
mesafe olduğundan şekilleri tam seçemiyordu ve annesine sordu:
-Kapının önünde duran şeyler tam olarak ne?
Annesi cevap verdi:
-Onlara cincüce denir. Gringrotts'ta büyücüler değil onlar görev yapar. Büyücülerle geçmişten beri anlaşmazlıklar yaşadıkları için bizim gibileri pek sevmezler. El sanatlarında çok iyilerdir ve çok da cimrilerdir bu
cincüceler. Genellikle sadece kendi çıkarlarını düşünürler.
Annesinin bu konuşmasından sonra ilerlediler ve merdivenlere ulaştılar. Merdivenlerden çıkarken Harry, dikkatini insanları bir aletle kontrol eden cincücelere verdi. Uzun ve sivri kulakları, başının tepesinde
olmayan ancak ensesinden başlayıp omuz hizasına kadar inen saçları vardı. Bakışları arkadaş canlısı olmaktan çok uzaktı ve Harry annesinin anlattıklarının doğruluğunu bu bakışlarda gördü. Cincücelerin kaşları
bitişikti ve burunları çok kemerliydi. Kısacası çok çirkindiler. Boyları Harry'den bile kısaydı ki Harry yaşıtlarına göre baya kısa sayılırdı. Cincüceler üstlerine bir örnek sarı işlemeli kırmızı üniforma giymişlerdi ve bu da onları çok ciddi gösteriyordu.
En sonunda merdivenleri çıkmayı bitirdiler ve cincücelerin yanına ulaştılar. Cincüceler onları ellerindeki aletle dürtükledi ve birbirlerine kafalarını sallayıp onları içeri aldılar. İçerde bir sürü cincüce haldır huldur
koşuşturuyordu. Yerler Harry'nin yansımasını görebileceği kadar temizdi. Harry'nin dikkatini bulundukları yerin karşı ucundaki giriş çekti. Girişin boyu yaklaşık beş metre kadardı ve Harry'nin görebildiği kadarıyla
girişle beraber raylar başlıyordu. Bulundukları yerin uzunluğu yaklaşık 1,5 metre vardı ve iki tarafta da danışma masaları vardı. Harry'nin babası bu masalardan birine gitti ve masanın arkasında bekleyen cincüceyle konuştu. Cincüce bir süreliğine ortadan kayboldu ancak sonra masanın ön tarafı açıldı ve cincüce oradan çıkıp masayı yeniden kapattı. Annesi ve babası ilerlemeye başladı. Harry de annesini izledi.
Harry'nin dikkatini çeken girişe doğru gidiyorlardı ve en sonunda oraya ulaştılar. Harry oraya ulaşınca oranın kasalara giden yol olduğunu anladı. İçeriye daha önce de gördüğü gibi demir yolu döşenmişti ve
dört kişilik küçük bir araç onları bekliyordu. Aracın ön tarafına babasıyla cincüce oturdu ve arkaya da kendisiyle annesi geçti. Babası cüppesinin içinden bir anahtar çıkarıp cincüceye verdi. Cincüce, anahtarı
arabanın yanında duran bir kola bastırdı. Araba birden hareket etmeye başladı. Bazen yokuş iniyorlardı bazen düz gidiyorlardı... Çoğunlukla karşılarına çıkan üç geçitten geçiyorlardı. Harry kasalarının yerini
aklında tutmaya çalıştı. Sağ,sol,sol,orta... İlk önce hangisine girmişlerdi? Harry bunun bir güvenlik önlemi olabileceğini düşündü. Yaklaşık bir on dakika yol aldıktan sonra açıklık bir alana ulaştılar. Önlerinde yine üç tane
geçit duruyordu ancak bir problem vardı; çünkü 3 geçidin de üstünden şelale akıyordu. Harry yanlış yola girmiş olduklarını düşündü. Ancak annesi sakin görünüyordu ve araba da hızlanıp oradaki geçidin altından
hızlıca geçti. Harry hiç ıslanmadıklarını fark etti. Yanında annesi sadece onun duyabileceği bir sesle konuşmaya başladı:
-Harry, bunlar kılık tespit şelaleleri. Özel durumlar dışında bunun altından geçen kişi kılık değiştirmişse onu eski haline döndürür ve yukarıdaki cincücelerle sihir bakanlığını uyarır.
-Peki Hogwars nasıl buradan daha güvenli oluyor?
-Bunu anlamak için koskoca yedi senen var. Biraz sabırlı ol.
Annesine ısrar etmenin faydası olmayacağını biliyordu. Zaten araba bir “tos” sesi çıkararak bir kapının önünde durmuştu. Kapının üstüne büyük harflerle "Potter" kelimesi kazınmıştı ve kelimenin altında kasa
numarası olan 149 yazıyordu. Cincüce, kola bastırdığı anahtarı koldan çıkardı ve anahtar deliğine soktu. Anahtarı delikte çevirmeye başladı. Her çevirdiğinde kapının arkasında bir “şak” sesi çıkıyordu ve Harry cincücenin anahtarı 149 kere çevirmemesini umdu. Neyse ki cincüce işini hemen bitirdi ve kasanın devasa kapısı önlerinde açıldı. Harry'nin bu Gringotts'a ilk gelişi olmasına rağmen para birimleri olan Galleon’ları, Sickle’ları ve Knut’ları biliyordu ve kasanın durumuna bakarak oldukça zengin oldukları söylenebilirdi. Üstelik kasada paranın yanında kıymetli eşyalar da bulunuyordu. Harry eşyalara doğru yöneldi.
Çok güzel işlemeli taçlar, kupalar, kolyeler vb. şeyler vardı. Bir süre sonra babası :
-Hadi gidiyoruz, diye seslendi ve o da oradan çıkıp arabaya bindi. Cincüce yine belli bir sayıda çevirerek kasayı kilitledi. Dönüş yolu Harry'ye gidişten daha kısa geldi. En sonunda Gringotts'tan dışarı çıkabildiler. Annesi konuştu:
-Bence önce Ollivander'a gidip asanı alalım Harry. Ne dersin?
-Aslında ben önce süpürgelere bakmayı planlamıştım, diye cılız bir sesle yanıt verdi. Annesi yanında "babasının oğlu" diye mırıldandı. Anlaşılan babası duymuştu ki konuştu:
-Evet. Öyle Sayın Lily Potter ve bu yüzden önce Kaliteli Quidditch malzemelerine gidilecek.
-Öyle olsun James. Bunun hesabını görürsün sen…
Annesi öyle bir bakış attı ki babası cılız bir sesle konuştu:
-Bence de en önemli olan şey asa seçimidir Harry. Önce Ollivander'a gitmek çok akıllıca…
Annesinin bakışları biraz olsun yumuşadı ama hala sertliğini koruyordu ve böylece Ollivander'a doru yola çıktılar. Ollivander, küçük bir asa dükkanıydı. Girişin sağ tarafında küçük bir ödeme masası duruyordu. Onun dışında tüm yerler tavandan yere kadar dolaplarla kaplıydı ve her yerde asa kutuları vardı. Ollivander, onlar geldiğinde onlara selam verdi ve konuştu:
-Merhaba!
-Merhaba Bay Ollivander. Bugün sana Harry'nin asası için geldik.
Konuşan babasıydı. Ollivander, kafasını salladı ve rafların arasına girdi. Bir süre sonra elinde bir kutuyla döndü:
-Ejderha yüreği teleği, diş budak ağacı 27 cm. Esnek ve hoş, dedi ve asayı kutusundan çıkarıp Harry'ye verirken. Harry asayı eline aldı. Asadan küçük kıvılcımlar çıktı ama Ollivander hayır anlamında kafasını salladı ve asayı alıp raflara geri döndü. Harry tuhaf bir şekilde dükkanın boş olduğunu gördü. Ollivander bu defa elinde farklı bir kutuyla döndü ve konuştu:
-Tek boynuzlu at kılı. Gül ağacı yapımı. Acaba bu senin asan olabilir mi?
Harry asayı eline aldı. Yine ufak kıvılcımlar çıktı ancak Ollivander konuştu:
-Endişelenme sana uyacak bir asa mutlaka buluruz.
Ollivander 3. defa elinde başka bir kutuyla döndü:
- 28 santim, dikenli defne ve anka teleği. Güzel ve kullanışlı… Al bakalım bir de bunu dene.
Harry asayı eline alır almaz bu asanın onu olduğunu anladı. Birden rüzgar esti ve bazı asa kutuları yere düştü. Asadan kırmızı-mor kıvılcımlar çıktı ve Harry büyük bir memnuniyet ifadesiyle anne-babasına döndü.
Onların yüzünde de memnuniyet ifadesi vardı. Ancak Ollivander şaşırmış görünüyordu ve konuştu:
-Çok garip, dedi ve Harry'nin yanına geldi. Saçlarını kaldırıp yara izine baktı.
-Bu izi yapan da aynı asayı kullanıyordu ve bu asadan dünyada sadece iki tane var. Birisi sende birisi de ondaydı...
James konuştu:
-Yeter Ollivander. Borcumuz ne kadar?
Harry, borcun ne kadar olduğunu dinlemeden dükkandan çıktı. Annesi de onun yanına geldi.
-Neden herkesin bu kadar umurunda anne? Ben bile...Ben bile onlar kadar önemsemiyorum.
-Harry, onları kafana takma. Önemli olan yara izin değil, kişiliğin. Onu kaybetmediğin sürece, içindeki iyilik her zaman var olduğu sürece, başka hiç bir şeyi önemseme. Oldu mu?
Harry pek anlamamıştı ama kafasını salladı. Sonra babası da dışarı çıktı ve konuştu:
-Ona aldırma Harry. Ollivander her zaman biraz çatlak olmuştur.
Sonrada muzip bir sesle ekledi:
-Eee şimdi nereye gidiyoruz?
Harry aklındaki düşünceleri bir kenara bıraktı... Onlar hakkında sonra düşünebilirdi... Büyük bir neşe içinde bağırdı:
-Kaliteli Quidditch Malzemeleri!
Lily, yanlarında bıkkın bir ifadeyle kafasını salladı:
-Öf, peki siz kazandınız! Ama tatlım 1. sınıfların Quidditch'e katılmaları yasak değil mi?
-Yasak ama uçuş dersleri var ve herkesin kendi süpürgesini getirmesi serbest. Yani en azından mektupta öyle yazıyordu.
Böylece sokağın en başından ikinci dükkanına doğru ilerlediler. İçerisi Ollivander'ın tersine tıklım tıklım doluydu ve süpürgeler reyonuna zor ulaştılar. Dükkan L şeklindeydi. Giriş kısmında bakım malzemeleri, Quidditch topları vb. şeyler vardı. Dönen kısmında ise süpürgeler ve köşede de Quidditch kale direkleri bulunuyordu. Harry bir Nimbus 2000 almaya karar verdi ve dükkandan çıktılar. Aslında bir tane süpürgesi vardı. Bir Silsüpür 7… Ama tabii Nimbus’la boy ölçüşemezdi. Asayı ve süpürgeyi aldıktan sonra sırasıyla cüppe almak için Madam Malkin'in dükkanına, kitaplar için Flourish&Boots'a, iksir dersleri için de Binbir Çeşit Aktar'a gittiler… Sıra hayvan almaya gelmişti... Potterlar hayvan dükkanın önüne geldiler ve annesi:
-Tatlım biz seni dışarıda bekleyeceğiz, sen en çok beğendiğin hayvanı al. Oldu mu tatlım?
Annesi ona bunları söyleyip bir miktar para verdi ve Harry dükkandan içeri girdi. İçeride yaklaşık onun boylarında başka bir çocuk daha vardı ve kendisine bir hayvan bakıyor gibi görünüyordu. Harry onu inceledi. Sarı saçları ve grimsi gözleri vardı. Vücut yapısı narindi ve cüppesi onun safkan olduğunu belirtecek kadar gösterişliydi. Çocuk birden ona doğru döndü ve konuştu:
-Adın ne senin?
Daha çok hükmeder bir havası vardı ve Harry çocuktan fazla hoşlanmamıştı.
-Harry. Ya senin?
-Draco. Draco Malfoy. Tanıştığımıza memnun oldum Harry. Harry?
-Potter. Harry Potter
-Ah. Demek sensin… Geceleri uyuyabiliyor musun Potter?
Harry insanların ona böyle yaklaşmalarına sinir oluyordu ancak Malfoy'un tavırlarında farklılık da vardı. Sanki küçümsüyor gibiydi...
-Evet benim, diye sinirlice cevap verdi. O küçümsüyorsa ben de küçümserim diye düşündü.
-Hangi binada olmak istiyorsun? Şahsen ben soylu Salazar Slytherin'in binasına girmek istiyorum. Rawenclaw da bir nebze iyi zekilerin binası; ama içinde yarımkanlar ve bulanıklar da var...Hufflepuff berbat.
Bulanıkların orada olduğu göz önünde tutulursa… Ama bence en kötüsü Gryffindor. Bulanıkların savunucusu cesur Gryffindor.
Gryffindor ile ilgili söylediklerini büyük bir dalga geçme havasında söylemişti ki bu da Harry'nin sinirini taşıran son damla oldu. Çünkü o Gryffindor olmak istiyordu ve küçümser bir havada konuştu:
-Bence sen Gryffindor'a girebilecek kadar cesur olmadığın için Slytherin olmak istiyorsun; çünkü Slytherinlerin belirgin iyi bir özelliği yok.
-Sen ne cüretle…
Ama Draco söylediklerini tamamlayamadı. Çünkü dükkanın arka tarfından bir kadın çıktı. Yüz hatları Draco'ya çok benziyordu. Harry kadının Draco'nun annesi olduğunu düşündü ve kadın konuştu.
-Yeter Draco. Onunla konuşmaya değmez.
Harry tam ağzını açacaktı ki annesi içeri girdi:
-Harry, bir hayvan seçebildin mi?
Draco'nun annesi konuştu:
-Vay vay vay...Demek bulanık Potter da buradaymış...
-Safkan bir ölüm yiyen olmaktan iyidir. Lordunuza ne oldu Narcissa? Bir çocuğa mı yenildi? Tam olarak ta benim oğluma?
Dükkan sahibi araya girdi:
-Böyle konuşmalara lüzum olduğunu sanmıyorum.
-Biz de zaten gidiyorduk. Draco bir hayvan seçtin mi?
-Evet.
Bu sırada Harry kendisi için hayvan bakmaya başladı. Dükkan iki katlıydı. Ancak Harry, ikinci kata çıkmayacaktı çünkü görüldüğü üzere baykuşlar birinci kattaydı. Duvardaki tüneğinde duran çok güzel bir kar beyaz
baykuş gördü. Bu sırada Malfoy geçerken onun omzunu çürüterek dışarı çıktı. Harry aldırmadı ve dükkan sahibine yönelerek konuştu.
-Şuradaki kar beyazı olanı istiyorum, dedi.
-Güzel seçim.
Dükkan sahibine ödemeyi yaptı. Bu sırada annesi de onu bekliyordu. Dükkandan çıkınca ilerlemeye başladılar ve Harry konuştu:
-Malfoylar biraz tuhaf insanlar öyle değil mi?
Babası araya girdi:
-Onları dükkandan çıkarken gördüm. İçerde bir arıza mı çıkarttılar?
Harry olanları anlattı ve babası kafasını sallayıp yanıtladı:
-Malfoylar Karanlık Lordun en gözde hizmetkarlarındandı. Karanlık Lord düşünce onlar da düştüler Harry.
-Peki neden Azkaban'a girmediler. Eğer ölüm yiyenlerse?
-Çünkü ölüm yiyen oldukları kanıtlanamadı ama şahsen biz yaptığımız savaşlarda onların ölüm yiyen olduklarını gördük.
Harry kafasını salladı ve babası konuştu:
-Ona kafanı takma sen şimdi… Bir bakalım gereken her şeyi aldık mı? Asa ve süpürge sende Harry, kitaplar ve iksir malzemeleri bende cüppeler ve baykuşun da annende.
-Hedwig.
-Anlamadım?
-Baykuşum diyorum, Hedwig.
-Güzel isim.
Hep birlikte eve döndüler. Harry erkenden yemeğini yedi ve sandığını hazırladı. O gün sandık almamışlardı. Çünkü babası eğer alışveriş günü alırlarsa yanlarına ağırlık olacağını düşünüp Harry'nin sandığını önceden
almıştı. Harry, ertesi sabah erkenden kalkıp Muggle kıyafetleri giydi; çünkü, annesi o yatmadan önce gelip öyle yapmasını söylemişti. King's Cross istasyonunda Mugglelar olacaktı ve Muggleların olduğu bir yere
cüppeyle gitmek pek akıl kârı değildi. Alelacele bir kahvaltı yapıp yola koyuldular. Babasının üzerinde bir kot pantolon ile t-shirt, annesinin üzerinde ise mavi bir elbise vardı. King's Cross'a ulaştıklarında saat
8:30'du. Yani daha yarım saatleri vardı. İstasyonun içine girdiler. Gerçekten çok büyüktü. Her yerden trenler gelip gidiyordu ve telaş içindeki Mugglelar koşuşturuyorlardı ama Harry'nin merak ettiği bu değildi.
Aldığı bir duyuma göre (ki bu duyum tam olarak Sirius oluyordu.) Hogwarts ekspresine binebilmek için bir duvarın içinden geçmesi gerekecekti. Bir süre yürüdükten sonra annesiyle babası durdu. Platform dokuzla on arasındaki duvara bakıyorlardı. Harry bilette peron 9 3\4 yazdığını hatırladı ve Sirius'un söylediğinin doğru olduğunu keşfetti. Yanında babası konuşmaya başladı:
-Harry, oğlum...
-Biliyorum. Bu duvardan geçeceğim.
-Bunu sana kim söyledi?
-Kimse söylemedi sadece bir duyum aldım.
-Bu duyum Remus ya da Sirius olabilir mi?
Harry, Sirius'u ispiyonlamamak için tek çarenin o duvarın içinden geçmek olduğunu biliyordu. Çünkü eğer istasyonun içinde koşmaya başlarsa bir sandık ve baykuşla çok dikkat çekerdi ve babası da onu yakalardı ama eğer o duvarın içinden geçerse babasına Sirius'u ispiyonlamak zorunda kalmazdı, çünkü çoktan duvarın içinden geçmiş olurdu. Bunun için babasının ona sorarcasına bakan yüzüne baktı ve koşmaya başladı. Duvarın içinden geçti. Bir süre sonra anne ve babası da el ele tutuşarak onun yanına geldiler. Harry önünde duran trene baktı. Kırmızı-siyah renkteydi ve önündeki kırmızı zeminli tabelaya sarı harflerle peron 9 3\4 yazılmıştı. Annesi onu omuzlarından tuttu ve konuştu:
-Harry hadi git kendine bir kompartıman bul. Biz seni burada bekliyoruz.
Harry trene doğru gitti ve sandığını trenin merdivenlerden çıkardı. İçerisi çok kalabalıktı. Herkes bir telaş içindeydi ve o geçerken bazı kompartımanlardaki kafalar ona doğru dönüyordu. En sonunda içinde kızıl saçlı bir çocuktan başka kimsenin bulunmadığı bir kompartıman gördü. Kapıyı açtı ve konuştu:
-Gelebilir miyim?
-Tabi…
Harry çocuktan hoşlanmıştı ve içeri girip sandığını bagaj kısmına kaldırdı. İçerideki koltuklar kırmızı deriden yapılmıştı ve en fazla sekiz kişi oturabilirdi. Harry gülümsedi ve konuştu:
-Adın ne?
-Ron, Ron Weasley, senin?
Harry soruyu sorduğuna pişman oldu. Sıkkın bir biçimde cevap verdi:
-Harry,Harry Potter.
Ron, anlayışlı bir gülümsemeyle yanıtladı:
-Merak etme, ben öyle insanlardan değilim.
Harry onun öyle insanlar derken neyi kastettiğini bilmiyordu. Ama arkasını dönünce anladı. Kompartımanın önünde bir grup insan gözlerini dikmiş içeri bakıyordu. Harry "ne var" anlamında kafasını salladı ve hepsi dağıldı. Harry Ron'a döndü:
-Benim bir ailemin yanına gitmem lazım. Birazdan gelirim.
Ron başını salladı. Onun üzerinde de Muggle kıyafetleri vardı. Harry kıyafetlerin biraz eski olduğunu düşündü ve kompartımandan çıktı. Hızlı adımlarla koridorda ilerledi ve kendini dışarı attı. Hızlıca ailesinin yanına gitti ve olumsuz bir şekilde kafasını salladı. Annesi konuştu:
-Merak etme Harry. Zamanla hem sen hem de onlar alışırsınız.
Bu sırada istasyonun ortasında bir patlama oldu. Harry patlamanın olduğu yere doğru koştu. Annesiyle babası da onu izledi. Patlamanın olduğu yer çok pis kokuyordu ve kalabalıktan birisi çıkarak söylendi:
-Yaramaz öğrenciler, istasyonun ortasında tezek bombası patlatmışlar.
Babası, kendisini tutamayıp güldü ve olayın ne olduğunu öğrenenler dağılmaya başladı. Harry kendisini bu arbedenin içinde buldu ve zor kurtuldu. Bu sırada tren gitmek için düdüğünü çaldı ve o da annesi ve babasıyla vedalaşıp trenin içine girdi. O girdikten biraz sonra tren hareket etmeye başladı. Harry yürüdü ve kompartımana ulaşınca Ron'un kıs kıs gülmekte olduğunu gördü.
-Ne oldu? diye sordu.
-Tezek bombasını büyük ihtimalle abilerim Fred ile George patlatmıştır. Onlar baya muziptirler.
Harry güldü ve ekledi:
-Üç kardeş misiniz?
-Aslında tam olarak yedi… Benden başka 5 tane erkek ve bir tane de kız kardeşim var. Ben ikinci en küçüğüm. Kız kardeşim Ginny en küçüğümüz ve en büyüğümüz de Charlie. Gringotts'da lanet kırıcı olarak çalışıyor.
-Ne güzel… Yüzünü buruşturarak ekledi "Ben tekim ve tek olmak gerçekten çok sıkıcı."
Bu sırada kompartımanın kapısını bir kız çaldı. Sarı uzun saçları ve mavi gözleri vardı. Üzerine pembe askılı bir elbise giymişti. Kulağında garip küpeler vardı. İçeri girdi ve konuştu:
-Şeyyyy, affedersiniz sizin yanınıza gelebilir miyim? Kimse beni yanına almak istemiyor.
Harry'yle Ron birbirlerine başlarını sallayıp kıza bir evet işareti yaptılar. Kız Ron'un yanına geçip oturdu. Harry kendine hakim olamayıp sordu:
-Neden kimse seni yanına almak istemiyor?
-Çünkü ben Luna Lovegood'um, İris Lovegood ve Xenophilis Lovegood'un kızları. Annemi biliyorsunuzdur, gazetelerde deneyleriyle çıkıyor ve herkes onun ile onun soyundan gelenlerin çatlak olduğunu düşünüyor.
-Biz düşünmüyoruz, diye kestirip attı Ron. Bu sırada kompartımanın kapısı açıldı ve içeri bir kız daldı. Altına bir kot pantolon üzerine ise beyaz bir bluz giymişti. Çalı süpürgesine benzeyen saçları vardı. Harry, Ron'un konuştuğunu duydu:
-Haydaaaaaa. İpini koparan buraya geliyor.
Ama anlaşılan kız Ron'u duymamıştı. Neredeyse duyulamayacak bir biçimde fısıldadı:
-Koruyun beni.
Harry, ayağa kalkıp kızı arkasına aldı ve Ron da ayağa kalkıp Harry'nin yanına geldi. O sırada kompartımanın kapısı açıldı ve kızın korktuğu kişilerin Malfoy ve arkasında duran iki çocuk olduğu anlaşıldı. Hepsinin üstünde pahalı takım elbiseler vardı ve diğer iki çocuk ifrite benziyordu. Birinin saçları siyah, diğerininki ise kahverengiydi. Ancak ikisinin de gözleri kahverengiydi. Malfoy alaylı bir sesle konuştu:
-Vay vay vay....Potur ve Wizli de buradaymış.
Harry hiç istifini bozmadan yanıtladı:
-Evet Milföy beğenemedin mi?
-Sen ne cüretle bu saygın ada Milföy dersin!
Malfoy bunları söyledikten sonra asasını çıkardı. Harry ve Ron da asalarını çıkartıp Malfoy'a doğrulttular. Bunu gören Malfoy'un arkasındakiler de asalarını kaldırdılar. Harry konuşmaya devam etti:
-Baban gerçek kimliğini saklıyormuş Malfoy, doğru mu?
-Benim babam asla saklanmaz
Malfoy bunları söyledi ve Harry'nin ayağının dibine tükürdü. Harry çok fazla sinirlendi ve karşılık olarak kompartıman kapısının camı çatlamaya başladı. Malfoy'un yüzündeki alaycı ifade yerini endişeye bıraktı. Ürkek bir sesle konuştu:
Ne yapıyorsun sen?
-Öfkemi kontrol edemediğin zamanlar oluyor. Bir kere bardak patlatmıştım.
Malfoy buna karşılık olarak arkasındakilere işaret etti ve "Görüşürüz Potter" diyerek oradan uzaklaştı. Harry gülerek kompartımanın kapısını kapattı. Luna konuştu:
-Onlar tam olarak kimdi?
-Draco Malfoy ve çetesi… Tam olarak safkanlar ve safkan olmayanlarla onları koruyanlara karşı bir savaş içindeler.
Yeni kız araya girdi:
-Beni de silahsızlandırıp trenden atmaya çalıştılar.
-Silahsızlandırma?
Bunu soran Ron’du yeni kız cevapladı.
-Öncelikle adım Hermione Granger ve beni Malfoy çetesinden koruduğunuz için çok teşekkür ederim. Anlayabileceğiniz gibi Muggle soylu bir büyücüyüm. Silahsızlandırma, öyle bir büyüdür ki eğer işe yararsa rakibinin asası senin eline geçer. Rakibini yaralamadan veya öldürmeden ele geçirmek istiyorsan çok yararlı olabilir. Büyüyü yapabilmek için asanı hafifçe yukarı kaldırıp bir kere çevirerek “Expelliarmus” demen yeterli. Bu büyü bu sene Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinde öğreneceğimiz ilk büyü.
Ron, etkilenmiş görünüyordu ve sordu:
-Bunlardan başka neler biliyorsun?
-Bu senenin bütün ders kitaplarını okudum ayrıca dil olarak İngilizce’nin yanında Fransızca ve birazcık da İtalyanca biliyorum. Evet siz beni tanıdınız bence şimdi de ben sizi tanımalıyım.
Hermione bunları söyledikten sonra gülümsedi. Harry kızda biraz patronluk taslama havası olmasına rağmen ondan hoşlanmıştı ve konuştu:
-Merhaba Hermione ben Harry
Harry kendisini tanıttıktan sonra sırasıyla Luna ve Ron da kendilerini tanıttılar. O sırada yemek arabası geldi. Kapıya en yakın olan Harry olduğu için o ayağa kalktı ve Ron konuştu:
-Harry, bir şey düşürdün.
-İmkansız. Bu kıyafetleri ilk giyişim ve ceplerimden herhangi birine bir şey koymadığımdan eminim. Büyük ihtimalle tezek bombası olayında bana karıştı. Biraz sonra bakarız.
Sonra ekledi:
-Özel bir isteğiniz var mı? Eğer yoksa kafama göre bir şeyler alıyorum.
Herkes yok anlamında başını salladı ve Harry de biraz kazan pastası, şekerleme ve balkabağı suyu aldı. Biraz yemek yedikten sonra Harry konuştu:
-Ron düşürdüğüm şey sende mi?
Ron evet anlamında başını salladı ve cebinden bir parşömen parçası çıkarıp Harry’ye uzattı. Üzerinde Harry yazıyordu. Harry “Çok ilginç” dedi ve Parşömeni açıp yüksek sesle okumaya başladı:
Büyük karanlık lorda karşı koyan yoktur.
Anlatılır zaferlerle karanlığım
Tekrar döndü ve karanlığım şimdi
Eskisinden daha güçlü hale geldi.
Anlayış gösteriyorum sana
Uyarıyorum seni son defa.
Oku ilkleri ve anlamaya çalış beni,
Becerirsen kurtulabilirsin belki,
Sana acıyorum çünkü gazabımı göreceksin,
Crucio ile ruhunu kaybedeceksin,
Unutulacak ışık sonsuza kadar,
Ruhumun karanlığı geleceği yazar.
Sonun yazılacak aydınlığın kalesinde,
Eriyecek bedenin gölün dibinde,
İncele şiiri anlamaya çalış zekamı,
Görebilir misin gerçeklerin arkasındaki saklıyı?
Ne kadar zekisin anlayacağım bu sınavda,
Erişebilir misin benimki gibi dehaya,
Uyutur seni yazılan dizeler,
Resim gibidir gerçeği gölgeler.
Düşün ve bul resmin arkasındaki gerçeği,
Anladıysan oku ilkleri şimdi.
Neden bir sözlük almıyorsun yanına?
Görünce mesajı anlamak için bir daha…
Eğer anladıysan girmezsin karanlığın sularına,
Ruhunu saklamayı becerirsin bir daha.
Lamba sulara girdiğinde yandıysa kafanda,
Acilen eğil ve yat tabana.
Canın yanmaz o kadar fazla.
T.M.R. (Çok berbat bir şiir oldu biliyorum)
Ron konuştu:
- T.M.R. de kim?
-Açıkçası kim olduğunu bilmiyorum ama tezek bombası olayını senin için yaptığı ve seni tehdit ettiği ortada…
Bunlar söyleyen Luna’ydı. Harry sorar gözlerle Hermione’ye baktı. Hermione konuştu:
-T.M.R.’nin kim olduğu hakkında hiç bir fikrim yok. Özür dilerim.
-Önemli değil.
Yolun geriye kalan kısmının büyük bir bölümünde T.M.R. ve gönderdiği şiir hakkında konuştular. Yolculuklarının bitmesine beş dakika kala cüppelerini giydiler ve tren durunca kendilerini zor dışarı attılar. Onlara doğru bir ses “birinci sınıflar buradan!” diyordu ve onlar da büyük kalabalığın aksine yollarına taş bir yoldan devam ettiler. Yolun sonunda bir göl vardı ve üzerinde de bir çok kayık onları bekliyordu. Harry, Hermione, Luna ve Ron aynı kayığa bindiler. Ön tarafa Harry ile Hermione geçti arkaya da Ron ile Luna oturdu. Bütün birinci sınıflar binince kayıklar harekete geçti. Her kayığın önünde sarı ışıklar vardı ve gölün yüzeyi pürüzsüzdü. Hermione birden konuştu:
-Olamaz! Harry şu şiiri verebilir misin?
Harry şiiri cebinden çıkarıp Hermione’ye verdi.
-Çok aptalım. Harry şiirde ilklere yani her dizenin baş harflerine bakman söyleniyordu. Öyle olunca ne ortaya çıkıyor? Bateau, obscur, seigneur, danger ve lac!
Harry hiçbir şey anlamıyordu ama yanında Hermione devam etti:
-Sözlük al yanına diyordu çünkü bunların hepsi Fransızca Harry, Bateau: Kayık, Obscur; Karanlık, Seigneur: Lord, Danger: Tehlike, Lac: Göl. Harry sana burada saldıracaklar tam bu kayığın içinde. Şiirin son dizelerinde şöyle diyordu:”Lamba sulara girdiğinde yandıysa kafanda, acilen eğil ve yat tabana” yani Harry fazla zarar görmek istemiyorsan kayığın zeminine yatmak zorundasın.
Hermione, bunları söyler söylemez her taraf soğudu, bütün umut ve mutluluk gitti. Luna arkalarından cılız bir sesle konuştu: “Ruh emiciler…”
Bu iki bölüm hikayedeki gelişmeleri anlatıyor.Asıl olaylar bundan sonra başlayacak.5. bölümü de yazdım.Bilgisayara çekip gönderirim bir kaç güne...Aşk da başladı bunu belirteyim

Bu bölümü bnm için editleyen pesimist_RG~Meryem'e ve Harry'nin asası hakkında (bilmeden de olsa

) yardım eden Feanor Tasartir 'e teşekkürler.İkisini de şekilde görüldüğü gibi kucaklıyorum