|
snape
|
 |
« Yanıtla #531 : Haziran 28, 2008, 20:42:49 » |
|
~SEZON FİNALİ~
Severus snape,Godrics Hallows’a gelir gelmez gardırobundaki kıyafetlerine saldırmıştı.Acele etmeliydi,pijamalarından sıyrılıp doğru düzgün bir cüppe giyse iyi olurdu.Dolabına baktığında askılıkla bir sürü kara cüppenin durduğuna hiç şaşırmadı.Bu renkten hoşlanıyordu.Hayır..bu sefer cüppe değil,adam gibi bir şey giymeliydi.Kıyafetlere bakınırken ‘’siyah,siyah..bu da siyah’’ diyordu Lily ona kaç kere doğru düzgün bir giysi almasını söylemişti ama o dinlememişti.Kendisine gösterdikleri kıyafetlerin hepsine ‘’Fazla renkli’’ demişti ‘’onları giyince kendimi Harry’nin palyançosu gibi hissediyorum’’ ‘’Saçmalama sev,hep böcek karası kıyafetleri giyemezsin ki!’’ ‘’Tanrı aşkına şuna bak! Kırmızı,iğrenç! ’’ Dolabına bakarken bunları anımsamıştı birden, kendi kendine güldü. Açık renkli gömlek aramaya başladı ‘’Ahhaa!, işte buldum!’’ gömleği üzerine geçirdi ve hızla ilikledikten sonra pantolonunuda giydi. Şimdi de Kitaplığın arkasında gizlenen iksir odasına bakması gerekiyordu. ‘’Madem St.Mungo’dayız,Longbottomları kendilerine getirme vakti geldi’’ dedi mırıldanarak.Üzerinde ‘’Longbottomlar’’ adlı etiket bulunan iksiri raflardan dikkatlice çıkarıp masaya koyduğunda parşomene yazdığı bu iksirin formüllerini kontrol ediyordu. Sandalyesini çekip oturdu,yarım kalan işini tamamlaması gerekiyordu ve pek fazla vakti yoktu.Çünkü öğlen olmak üzereydi.. Yarım saat geçtiğinde ‘’Her şey tam,bir tane… hafızayı açmaya yarayan özel otumuzu koyduğumuzda tamamdır!’’ dedi (Bu ot hafızayı geri getirmezdi ama bayılıp duran muggle’lar için idealdi) Oldukça yeşil bir otu kavanozundan çıkarıp iksirin içine attı.Güçlü bir tıslama olduğunda öksürüyordu. ‘’Umarım bu iğrenç şeyi içerken bana kızmazsınız’’ Kokladığında iksirin gerçektende iğrenç olduğuna karar verdi. ‘’Ama çok güçlüdür..’’
St.Mungo’ya geldiğinde sakin olmaya çalıştı.Fazla heycanlıydı ve doğrusu 16 yıl boyunca bir sürü hatırlatma solüsyonu yapmıştı,hepsi de olumsuzdu ve iyi sonuç alamıyordu. Son zamanlar hariç.. Bunun da boşa gitmeyeceğini biliyordu ancak,diğerleri gibi hiçbir etkisi olmamasından korkuyordu. ‘’Hayır,hayır..o kadar uğraştım.Boşa gitmesine izin veremem. Gilderoy Lockhart’ın hafızasının yerine gelmesi için Tanrıya yalvardığıma inanamıyorum’’ Akıl hastalıkları bölümüne geldiğinde kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. İlk kez yapmıyordu bunu ama Longbottomlar her aklına gelişinde heyecanlanmamak imkansızdı. Onlar için başarmak zorundaydı.. Birkaç yıl önce herkesin hayran olduğu Karanlık Sanatlar ustası (!) Gilderoy Lockhart akıl hastalıkları koğuşunda bebek gibi uyuyordu, ‘aptal herif’ dedi fısıldayarak. 'Az daha Weasley ve oğlumun hafızasını silecektin,hadi onu bırak doğru düzgün bir büyüde yapamazdın ki zaten! Ya kazayla kafalarını uçursaydın!’ Sessizce Lockhart’a yaklaşıp adamı omzundan sarstı. ‘’Pişt! Kalk hadi,bak sana ne getirdim.Kalksana!’’ Gilderoy sağına soluna dönerek huzursuzca kıpırdandı,az sonra gözleri uykulu ve boş boş snape’e bakmaktaydı. ‘’Sizde kimsiniz bayım?’’ doğrulduğunda snape iksiri bardağa boşaltmaktaydı. ‘’Al,iç şunu doktorunum ben senin,tanımazsın.’’ Kıkırdadı ama Lockhart ciddi ciddi bakarak bardağı eline aldı ‘’Nedir bu doktor?’’ ‘’İç sen.’’ Bardağı dudaklarına dayadı,genizden gelen guluk guluk sesler adeta yankı yapıyordu.Hepsi bitince bardak elinden kaydı ve Gilderoy son derece iğrenç bir şekilde aksırıp tıksırarak boğazını tuttu.Kafasını kaldırdığında gözleri ardına kadar açıktı,bembeyaz kesilmişti.Gözbebekleri korkutucu derecede,minnacık nokta kadardı. Snape telaşla Gilderoy'a yaklaşıp onu tuttu. ‘Saçmalama!’ diyordu ona ‘’Sana zarar verecek hiçbir şey koymadım!’’ Beyaz gözler yavaşça kapandı,başı yastığına düştü.Sadece düzenli nefes alış verişin sesi duyuluyordu.Snape rahatladı.Bir şey olmayacağını biliyordu ama bu tepki de onu korkutmadı değildi.Onu uyandırmaya çalıştıktan birkaç dakika sonra kendisine gelen Lockhart,öğle ışığının içeriye dolmaya başladığı koğuşa bakarken ürpererek ‘’Neredeyim ben?’’ dedi. ‘’Söyle Lockhart,en son ne oldu?’’ dedi Severus aceleyle,işe yarayıp yaramadığını görmek için. Snape'i yeni farkeden Gilderoy'un ödü palatmıştı.. Genç adamın neredeyse kusursuz suratı ciddiyetle buruştu,en son neredeydi sahi? ‘’Ha! Evet,’’ dedi hatırladığında.Şimdi yüzü kızarmıştı. ‘’Ee-e şey.. çocuklar,ee çocuklar beni itti.O iğrenç odaya,bilirsiniz.Sırlar odası işte..Sonra ehemm ben onların hafıza-‘’ Snape dengesini kaybetti.Gözleri yerinden uğradığında başardığını anlamıştı.Başarmıştı.. ‘’İşe Yaradı!’’ dedi gülmeye başlayan snape ‘’İşe yaradı!’’ ‘’N-ne? İşe mi yaradı.Ne demek istiyorsunuz?’’ ''Boşver sen,aa asana ne olmuş öyle?'' diye komodini gösterdi. Gilderoy’un kafası yeterince karışmıştı zaten.O an herhangi birisi ona nederse inanabilirdi.Anlık şaşkınlığından arkasına döndü ve snape asasıyla onu uyuttu. ‘’Seni bakanlığa yollayacakları anı sabırsızlıkla bekleyeceğim’’ Bacakları uyuştu,kalkamıyordu heyecandan.Tam arkalarında uyuyan Longbottomlara baktı.Eğer Lockhart hatırlıyorsa..Onlarda,hatırlayabilirdi..
‘’Moddy kolunu kaybettiği günün akşamı St. Mungo’ya sizi görmeye gelmiştik.Lily, ben ve çocuklar.Artık hatırlayacaksınız Alice ve Frank Longbottom.Sizi gördüklerinde neye uğradıklarını şaşıracaklar’’ Gülümsedi ve aynı iksiri iki bardağa da boşaltarak onlara uzattı. ‘’Haydi,16 yıllık uykudan uyanma zamanı.Belki çok şey kaçırdınız ama telafi edeceğiz,söz veriyorum..’’ Daha fazla bir şey söylemedi.Onlarda Lockhart gibi iksirin tadından hoşlanmadı elbette,aynı tepki olmuştu.Bembeyaz kesilen gözler…
Alice gözlerini açtığında karşısında gördüğü ilk şey karanlık bir siluetti.Yanında biri kımıldandı,ardından da öksürük sesi. ‘’Nasıl bir tat var ağzımda böyle?!’’ Tanıdık sesi duyan Alice bulanık gören gözlerini ovuşturduğunda kocasının yanında olduğunu anladı.Karşısındaki şahıs ise Severus Snape’ti. Doğrulduğunda snape, ‘’Alice en son ne-‘’ kadın,son olaylar kafasına üşüştüğünde ‘’Oğlum nerde?’’ dedi ansızın snape’in sözünü keserek. ‘’Bebeğim iyi mi? Severus?’’ ‘’Alice..’’ dedi Frank Longbottom. ‘’Bebeğimi aldılar değil mi? Konuşsana SEVERUS?!’’ ‘’Alice..Lütfen sakin ol.Her şey yolunda,herkes iyi.’’ dedi kadifemsi ses. Bir an sonra kadın,şüpheyle gözlerini kıstı ‘’Sen..senin onlardan olmadığın ne malum? Yine oyun mu oynuyorsunuz?’’ Alice'ten önce kalkan Frank,eşine sakin olmasını,onun gerçektende Severus Snape'in ta kendisi olduğunu söyledi. Ardından; ‘’Sana ve Lily’e nasıl teşekkür edeceğimizi bilemiyorum Severus.Yetişemeseydiniz..o kadın bizi öldürecekti..’’ dedi. Utanmış görünen Alice Longbottom, yatağına oturarak özür dilecesine ‘’Evet..’’ diyebildi. ‘’Lafını bile etmeyin lütfen..Ben ve Lily kendimizi suçlu hissediyorduk. ‘Biraz daha erken yetişseydik böyle olmazdı’ diye. İyi olduğunuzu gördüğüme ne kadar sevindiğimi anlatamam’’ Alice Longbottom gün ışığıyla yıkanan koğuşa baktı.Bir kaç kişi daha vardı,hepsi büyük bir sessizlikle uyuyordu.Ölü gibi.. Gözleri kapının hemen üzerinde yansıyan buzlu camın üzerindeki tersten yazıya kaydı. St.Mungo da daha önce rastlamadığı bir odaydı ve nerede olduğunu merak etmişti. Akıl hastalıkları koğuşu… Kısa bir şaşkınlık yaşadığında istemeden mırıldandığını fark ederek kocasının da dikkatini çekmişti. İkisi de tam olarak nerede olduklarını kavradığında ürkmüş görünen Severus’un yüzüne bakmaktalardı. Bir açıklama bekliyorlardı elbette. Alice yatıştırırcasına ‘’Neler oluyor Severus?’’ dedi ‘’ Akıl hastalıkları koğuşu nda ne işimiz var?’’ Frank’te başını sallayarak onayladı. Snape,açıklamaya korktu.Neler olduğunu öğrenirlerse verecekleri tepki onu gerçektende tedirgin etmişti.Gözleri hemen yanındaki pencereden dışarı kaydığında açıklamaya çalıştı. ‘’Şey..uzun zaman oldu Alice.’’ ‘’Uzun zaman mı? Ne kadardır buradayız ki? Bir ay?,iki ay?’’ ‘’Hayır,’’ dedi Snape, sandalyesinde huzursuzca kıpırdanarak. ‘’16 yıl oldu..’’ Eşler şokla birbirlerine baktılar,doğrumu duymuşlardı? ‘’Şaka yapıyorsun!’’ dedi kendisine gelen Frank.Alice korkmaya başlamıştı. ‘’Ciddiyim,Frank'' Snape endişe dolu sesini kendi bile tanıyamadı ''Hafızalarınızı yitirdiniz.Dediğim gibi ben ve Lily suçluluk duygusundan bir türlü sıyrılamıyorduk.Birlikte birtakım çalışmalar yürüttük,anlarsınız işte..İksir..’’ eliyle komodinde duran şişeyi gösterdi,hızlı konuşmuştu.Alice hıçkırarak kocasına sarıldığında duyacaklarından korkan Frank’in dolu gözleri, yanaklarını ıslatmıştı bile.Dalgınca eşinin sırtını sıvazlıyordu. ‘’O kadar oldu ha?..Oğlumuz koca adam oldu ha?..Büyüdüğünü göremeden?..’’ Alice konuşamayacak kadar kötü görünüyordu.Şoktan sıyrılamayan Frank’in konuşmuş olması bile mucize sayılırdı. ‘’Üzgünüm Frank..Gerçekten.’’ Severus az sonra ağlayacağını hissetti.Onları bunca zaman sonra üzülürken görmek içini acıtıyordu. ‘’Neler oldu bu kadar zamanda? Yoldaşlık dağılmadı değil mi? ’’ dedi halen omzunda sarsılarak ağlayan Alice’i bırakmayan Frank.Sesi oldukça cılız çıkmıştı. ‘’Hayır,çok şükür dağılmadık.Yine birlikleyiz..’’ Sustular. ‘’Dinleyin,biliyorum korkunç bir şey bu. Ama Bellatrix’e belasını vereceğiz.Bunun için elimizden gelenini yapacağımıza söz veriyorum.’’ Ağlaması kesilen Alice, Snape’e baktı.Burnunu çekip gözlerini sildi, ‘’O bizim işimiz Sev..’’
Maximillian şatoda gizlenen diğerleri döndüğünde sevinçle onları karşıladığında onlarda,şatodan çıkabildikleri için sevinçliydi.Büyük bir saygıyla Lordlarını selamlayıp tokalaştılar. Az sonra Liderleri,herkese bakanlığa gitmek için hazır olmalarını söyledi.Narsisca iki yanındaki vampirlere tutunmadan önce maximillan’a; ‘’Siz vampirlerin gündüzleri de uçabildiğini sanıyordum,yanmamanız gerekirdi..’’ dedi. Genç Lider güldü ‘’Bunu size kim söyledi?’’ ‘’Hmm,uzun zaman oldu, 5. sınıftaki karanlık sanatlar öğretmenimiz Edmond’’ ‘’Epey olmuş gerçektende.. Siz büyücüler yanlış bilgi edinmişsiniz.Hoş,büyücüler ve vampirlerde pek iyi anlaşamazdı ya neyse..Bu hatayı birilerinin düzeltmesi gerek. Tam vampirler,yani sizin deyişle safkanlar gündüzleri uçamazlar.Gölge varsa ayrı.. Yarı vampirler,yani melezler özgürdür.İster vampir dolaşır,ister normal bir büyücü ya da muggle gibi..Güneşin ışıkları onları asla rahatsız etmez.Kardeşim Rufus’ta bir melezdir haliyle..O yüzden bakan olmasında bir sakınca yoktur ancak,kimse bilmiyor onun öyle olduğunu.Siz hariç, bayanlar’’ dedi Maggie ve Narsiscaya bakarak. Genç anneler cisimlenerekte gidebilirlerdi ancak Londraya tepeden bakmayı Maggie istemişti.NArsisca’da ne yapacağını bilmediğinden onlarla birlikte gitmeye karar verdi.Yanlarındaki vampirlere tutundukları anda ayakları yerden kesildi.İkisininde yükseklik korkusu vardı ,aşağı bakarlarken çığlık atacak gibi oluyorlardı.Bir süre böyle gittiklerinde güvenli bir uçuş olduğuna emin oldular.
Kırmızı telefon klübesinin yanına vardıklarında hepsi normale dönmüştü bile,vampirler kalabalık olduğu için azıcık dikkat çekiyordu. Sonunda onlara dağılmaları emredildi,hepsi ayrı yönlere, yürüyüşe çıkmış büyücü misali dağıldılar.Narsisca kukuletasını başına çekti,bakanlıkta çalışanlar tarafından tanınmak istemiyordu.Maggie ve Maximillianda yanındaydı.Maggie, ahizeyi alıp bir şeyler söylediğinde asansör yerin altına gömülmeye başlamıştı.Akşam olduğu için fazla kalabalık değildi,Maggie de Narsisca gibi kukuletayla kapatmıştı kendisini.Görenlerin anında yanlarında biteceğinden emindi oysa.Doğruca Rufus’un odasına geldiklerinde kapı,nöbetçi büyücüler tarafından korunuyordu.Onlara suratlarını gösterdiklerinde anında içeri alındılar.Ancak,Narsisca’nın da burada oluşu onları tereddüte düşürmüştü.Rufus,kardeşini karşısında görünce şaşkınlıkla ‘’Max!’’ dedi. Nöbetçiler içeriden öfkeli bağırışmaları ve sakin olup durmalarını söyleyen kadınların sesini rahatlıkla duyabiliyordu.Bir kaç kez uyarı icabı kapıya tıkladılar.Çünkü önlerinden geçenler garip garip kendilerine,ardından da kapıya bakıyordu.Tıklamayı duyan içeridekiler bir süre susup sessiz tartışmaya çalıştılar,çok geçmeden yine başlıyorlardı.
‘’Lanet olsun Max!, bir an için gebermeni diledim biliyor musun! Bana ihanet ettiğin için Ölmeni diledim!’’ ‘’Tamam,suç bende! Planlardan senide haberdar etmeliydim! Ama öyle yapsaydım seninde başını belaya sokmaktan korktum,anlamıyor musun?! Sen benim ailemden kalan tek yakınımsın..’’ ‘’Ben senin ağabeyinim max, zaten beladayım ben! Beni istediklerini biliyorum,sen bana anlatsan da değişmeyecekti ki bu!,En azından sana yardım edebilirdim,sende benim kardeşimsin.Sana bir şey olsun ister miyim sanıyordun ya?!’’ ‘’Tamam bakanım,lütfen sakin olun.Zaten Yoldaşlık sayesinde çıkabilmişler,bir bakıma gereken yardımı gördüklerini söyleyebiliriz.’’dedi büroya girdiğinden bu yana yüzüne renk gelen Maggie.Longbottomlar gibi çıldırmadan dönebildiği için şanslı olduğunu hissetti. ‘’Kavga etmeyin..çok zor dönemler geçiriyoruz.Birbirimizi kaybetmek kadar kötüsü yok.'' Sonra, ''oğlumu görmek istiyorum’’ dedi cılız sesle.Kensini koltuğa attığında neredeyse ağlıyordu. ‘’Kahretsin! Onu göremeden öleceğimi sandım!’’ hıçkırdı,gözyaşları bir kez daha nemli yanaklarını ıslattı. Narsisca onu anlıyordu.Kardeşler bağırmayı kesmişti,Rufus Maximillan’a yaklaştı. ‘’Max.Bir daha böyle aptallık yapmaya kalkma,anladın mı beni? Pekala,sarıl bakayım bana’’ Kollarını açtı,Max’te abisine sarıldı. ‘’Özür dilerim..’’ ‘’Tamam,tamam. Sağsalim döndünüz ya..’’ ‘’İhtiyar öldü.Çok cesur ve gururluydu’’ ‘’Tartışırken söylemiştin.Eminim öyleydi,üzüldüm..’’ Birbirlerinden ayrıldılar,iki kardeş doyasıya birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.
Maggie ilgili yere götürülmeden önce Rufus,birazda Narsisca ile konuştu. ‘’Kalede neler olup bittiğini tam olarak bilmiyoruz bakanım.Max ve beni toplantılara almıyordu Karanlık Lord.. ‘Bu sadece bizi ilgilendirir’ demişti’’ ‘Evet’ diye onayladı Max. ‘’O sıralarda kardeşinizi görmüştüm,o kadar.Sonra odama çekildim,şimdi de buradayım.Nerede kalacağım hakkında en ufak fikrim yok sayın bakanım. Ama..diyorum ki Hogwarst..’’ ‘’Pekala,pekala..Ben Albus’la konuşurum.Sana da orada güvenli bir oda bulunabilir.Böylece..’’ ‘’Draco’mu görebilirim..Sağol’un efendim.’’
Voldemort tekrar kalenin tepesinde durduğunda kılkuyruk koşarak çıkagelmiş salya sümük Lord’unun ayaklarına kapanmıştı. ‘’E-Efendimizz,affedin beni.Ye-yemin ederim zamanında gelmiştim onun yanına ama o-o..’’ ‘’Sus,Peter.’’ ‘’L-Lordumm,yalvarırım beni c-cezalandırmayınn’’ ‘’Asanı çıkar kılkuyruk’’ Peter yerden kalkmadan başı öne eğik, asasını çıkardı.Voldemort ona kırmasını söyledi.Peter daha da beter ağlamaya başladı.Yalvardı,yakardı ama Voldemort'u peter gibi biri kararından vazgeçirebilir mi? Çaresiz,tek hamleyle neredeyse yaşıtı olan asasına tek çatırtıyla veda etti.Süpürgelerinden inen ölüm yiyenlerin hepsi Karanlık Lord’un peter’ı cezalandırmamasına şaştı,bir o kadarda tedirgindiler. Nefeslerini tutmuş,efendilerinin bu garip davranışının devamını dinlemeye koyuldu. ‘’Bu sadece benim hatam.Yine ben..kontrol etmeliydim..Onlara güvendim,BENİM HATAM!’’ ellerini başının arsına aldı,ağrıyor gibiydi. Kedi misali dikey gözleri hiç olmadığı kadar kıpkırmızı kesilmişti.Sonra hızla cansız yatan bedenlerden birinin gelerek tekmeyi bastı.Yaşlı vampirin bedeni,kalenin tepesinden aşağı köpüklü denize doğru düşerken korkunç,öfkeli bir kahkaha attı ‘’Herşey mahvolmadı ama..Draco’yu başka şekilde de ele geçirebiliriz ancak bu vakit kaybı.Çocuk artık umrumda değil..daha önemli işlerimiz var.Yeni bir asa gerek bana,Gregoroviçle konuşmam gerek.Müsait bir zamanda,okula hemen baskın yapmalıyız.Bunun için küçük bir hileye başvuracağız ve bize,dolunay’ın yardımı gerek..Dolunay geldiğinde bir sürü adam toplamış olmalıyız.Şimdi yetersiz..Gitmenizi istiyorum.Bana,Lucius’un topladığından daha çok adam gerek,yurtdışına çıkın,sokakları didik didik arayın,başıboş gezenleri getirin.Çocuk bile olsa..Şimdi Gidin!’’ diye bağırdı elini sallayarak.Ölüm yiyenler hızla,verilen yeni emri bir an önce uygulamak için hareketlendi. ‘’Bella,sen kal!’’ dedi. Sonra hala yere kapanık, durduğu yerden kalkmayan titrek peter’ın yanına geldi. ‘’Sen hala burada mısın? Def-ol!’’ Bellatrix yerinde sıçradı,dudakları titriyordu,belli etmemeye çalıştı.. ‘’Lordum,benim suçum.Vampirleri dışarı çıkmaları için uyarmamalıydım.’’ dedi bir telaş. Kendisini nasıl affettirecekti bakalım? Bunları söylerken Peter hışımla yerden kalkarak avucunda ikiye ayrılmış kırık asasını sıkarken paytak paytak yürüyüp ağlayarak kayboldu. ‘’Hayır,hayır.Doğru olanı yaptın bella,önemi yok.Onların canına okuyacağız.Yumurtalar nasıl?’’ Kadın rahatladı. Kendisine bağırmasını, crucio yapmasını beklemişti oysa.. Kırmızı dudakları alabildiğince genişledi. ‘’Gayet iyi Lordum,yakında çıkacaklar.’’ ‘’Güzel..Dinle bela,bugüne kadar diğerleri gibi pek sakatlık çıkarmadın.İyisin,sende diğerleri gibi Lordunu terk etmeyeceksin ya?’’ Bellatrix’in gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi oldu. ‘’Lordum,ben hiç..asla.. böyle bir şey yapmam,her zaman sizinleyim,sizin yolunuzdan asla sapmayacağım.Hepimiz aynı amaç için birleşmedik mi efendim?’’ ‘’Görünüşe göre hepsi değil..’’
Harry ve Malfoy okulun arazisine çoktan adım attıklarında görünmez olan James, Harry’i Dumbledore’un odasına doğru götürmek için geldi.Harry Malfoy’a gitmesini gerektiğini ,bir işi olduğunu söyledi ama Draco’nun sert bakışlarıyla karşılaştı. ‘’Beni Potter’a götürecektin.Anlaşma anlaşmadır Snape..’’ dedi ve onun peşini bırakmadı.Çaresiz kalan Harry,şaşıran Potter’a durumu, -elbette bakanlıkta olanlar hariç- tek cümleyle özetledi. ‘’Senin okulda olduğunu biliyor..’’
Harry kapıyı tıkladı. ‘’Gel..’’ dedi içerideki heyecanlı ses. James, muhtemelen aşağıda Dracoy’la konuşuyordu. Kendisine söylenildiği gibi Müdür’ün odasına çıkmıştı.Kapıyı açtığında içerisi fazlasıyla aydınlıktı.Başka biri girseydi,kesinlikle hoş bulurdu.Oda kırmızı ve altın sarısı renklerle yıkanmıştı sanki.Dumbledore,masasının üzerine koyduğu yuvarlak bir cismi incelerken Harry davet beklemeden oturdu. ‘’Çok şanslıyız gerçekten,Mudungus’a alıcı çıkmadığı için..’’ dedi madalyon’u incelemeye devam eden profesör. Kreacher’a verilen sahte madalyon’un diğeri karşısında duruyordu. ‘’Harika efendim! Gerçeği bu olsa gerek..’’ ‘’Onu şimdi anlarız.’’ Harry,önüne itilen bezin içinde parlayan cismi eline aldı. Aynı anda bir ağırlık çöktü üstüne,kalbi fazladan iki kere atıyordu sanki..Yorgun ve olduğundan daha güçsüz. Elinde iyice ağırlaşan madalyon’u güçlükle gerisin geri masaya attı.Tok bir gürültü olduğunda ‘’Bu o..’’ dedi. ‘’Gerçek olanı..’’ Göğsü inip kalkıyordu. ‘’Nasıl anladın bunu?’’ ‘’Çünkü..canlı’’ Telaşla Harry’nin üzerine eğilen büyücü doğruldu.Gözleri parlamıştı. ‘’Canlı..evet,öyle.’’ Yüksek arkalıklı,kenarları altından yapılmış sandalyesine otururken ‘’İyisin ya?’’ dedi ‘’Evet efendim,iyiyim.’’ ‘’Pekala,aç bakalım çatal ağız.’’ Harry gülümsedi,bunu zevkle yapardı.Ne de olsa aylardır gizlice çatal dil konuşup durmak hoşuna gidiyordu..
Madalyondan bir takırtı duyuldu ama kapak açılmadı. El yordamıyla yapılması gerekiyordu herhalde.. Dumbledore tekrar kalkarken Harry’nin beyninde bir şimşek çaktı. ‘’Efendim..öteki madalyondan çıkan Regulus’un yazdığı pusulayı hatırladımda.. Öteki madalyon sahte bile olsa..Çatal ağızla açılması gerek,sonuçta bir kopyası. Ama belki siz-‘’ Büyücü gülümsedi. ‘’Evet bende konuşabiliyorum Harry,iyi tespit.Ama bundan hoşlanmıyorum.Sadece o değil,başka pek çok dil bilirim.Eciş bücüşçe falan..’’ bir çok ödül ve madalyonların bulunduğu vitrine yaklaşıp sağlam elini üst tarafa uzandı.Parmak uçlarında yükselmesine gerek kalmayacak kadar uzun boyluydu. ‘’Şu madalyon’u yok ettikten sonra ailen hakkında konuşmamız gerek..’’ Gryffindore’un kılıcını elinde sıkıca tuttuğunda kabzası cesaret vermek istercesine kuvvetle parıldadı. Masasına doğru yöneldi ve kılıcı bıraktı. Madalyonu asasıyla açacaktı sanırım.. ‘’Neden benim açmamı istediniz?’’ ‘’Hoşlanmadığımı söylemiştim.Yeterince açık sanıyordum?’’ ‘’Afedersiniz..’’
Asasını doğrultup bir şeyler mırıldandı ve Madalyon’un kapağı kalkar kalkmaz,oda da ani bir esinti oldu.. Dumbledore,esintinin kaynağı olan madalyon’a bir süre baktığında gözleri ardına kadar açılmıştı,çenesi titriyordu. Masasına bıraktığı kılıca uzanmaya çalışırken neler olduğunu anlamaya çalışan Harry koltuğundan kalktı. ‘’Ona-asla-zarar- veremezsiniz!’’ dedi Albus Dumbledore. Kuvvetli esinti kılıca uzanmasına engel oluyordu. ‘’O benim kardeşim!’’ kılıç avucundaydı..ve inanılmaz bir öfkeyle kılıcı kaldırıp madalyon’un merkezine sapladı.Ani bir parlama,geri düşen zarif bedenin sesi.. Harry nihayet kımıldadı yerinden. ‘’Profesör!’’ masanın gerisinde elleri çarpık,alnından ince şerit halinde kanlar akan okul müdürü’nün ilersinde yatan kılıç.. Harry neden korktuğunu bilmiyordu.Onun için neden endişelendiğinide.. Yaşlı adamın kafasını tuttu ve yavaşça onu sarstı. ‘’Profesör!,Profesör lütfen!’’ Dumbledore yavaşça mavi gözlerini aralarken harry'e tanıdık gelen,ama şuan kendisine miller kadar uzak olan o sıcak his içini doldurmuştu.Midesi bulanmaya başladı,kusmamaya çalışarak Dumbledore’un kalkmasına yardımcı oldu. ‘’Efendim,ne oldu?! İyimisiniz?!’’ ‘’A-ahh,sana söylemiştim.Yok etmeye çalışırkenki yan etkiler..’’ Dumbledore koltuğuna oturduğunda ağlıyor gibiydi.Elini alnına götürdüğünde kanadığını anladı.Mühim değil.. ‘’Ne gördünüz Profesör?’’ Dumbledore o konu hakkında bir şey demedi. Yalnızca, ‘’Ailen hakkında konuşacağımızı söylemiştim. Diyorum ki,artık onlarında bilmesinin zamanı geldi..Senin bir horkutluk olduğun konusundan bahsediyorum elbette..’’ dedi. Harry de otururken az önce olanları görüp taş kesilen tablodakiler hepbir ağızdan Dumbledore’a korktuklarını söyleyip geçmiş olsunlarını ilettiler. Onu kaybettiklerini sanmışlardı. ‘’Harry?’’ buruşuk el,çocuğu sarsmıştı hafifçe. Başını kaldırdığında alnından kan sızan yaşlı adam yoktu.Kendisine gelmiş bir Dumbledore vardı ve garip bir şekilde mutluydu. ‘’Bir kardeşim olacak..Ne olduğumu onlara söylemeniz için hiç uygun bir zaman değil efendim. Bilmek zorundalar mı?’’ ‘’Bu onların en doğal hakkı.Sen onların oğullarısın,bir şey saklamamız doğru olmaz.Artık yanlış istemiyorum.Ama onları bu konuyla rahatsız etmeyeceğim,şimdilik.. ‘’Dinle Harry, Helen -tablolardaki en yaşlı kadın’ı gösterdi- bana bir şey hatırlattı.Gerçi Bathilda’nın Hogwarst Bir Tarih’i olmasa bile okul müdürü olarak tahmin etmem gerekirdi ama neyse..diğer horkutluk Ravenclaw’ın tacı.En azından öyle olduğunu düşünüyoruz’’ ‘’Taç mı?’’ ‘’Evet,kayıp taç’’ Harry’nin bir şey anlamadığını görünce bunu Hermione Granger’la konuşmasını tavsiye etti. ‘’Ya da Miss Lavegood’la’’ Dumbledore kılıcı yerden aldı ve vitrinin üstüne yerleştirdi.Seçmen şapkanın eğri ağzı bükülürek gülümsedi.Kapı çalındı ve James içeri girdi. Dumbledore ‘’Belki bilmek zorunda değilller’’ dedi ve asasını Harry’e doğrulttu. ‘’Bir horkutluk olmak zorunda değilsin.Seni bu fiziksel değişimden kurtulabilmen içindeki o ruhun ölmesine bağlı.’’ Ve arkadan yaklaşan James’ta asasını çıkartıp ayağa kalkan Harry’nin üzerine yürürken doğrulttu. Çocuk şaşırdı ve ‘’HAYIR!’’ diye bağırdı. ‘’BUNU YAPAMAZSINIZ! YOK ETMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ!’’ ‘’Sakin ol Harry,yalnızca fiziksel değişimin kaybolması için değil,Voldemortla arandaki bağın kopması için yapıyoruz bunu.En önemliside horkutluklardan birini daha azaltmak amacıyla..Yapmazsak gelecekte büyük tehlikeyle karşı karşıya kalacaksın.’’ ‘’SİZ DELİRMİŞSİNİZ! İÇİMDEKİ ŞEY YOK OLURSA POTTER’DAN ÖĞRENDİKLERİMİ VOLDEMORT’A KARŞI UYGULAMAK İÇİN YETERLİ GÜCÜM OLACAK MI SANIYORSUNUZ! HERŞEYİ İÇİMDEKİ RUH SAYESİNDE YAPTIM! ONU ÖLDÜREMEZSİNİZ!’’ asasını çıkarttı,öfkeden gözleri kıpkırmızı kesilmişti ‘’İKİNİZİDE ÖLDÜRÜRÜM!’’ ‘’Potter..Asanı indir’’ dedi kendi asasını da indiren Dumbledore. ‘’Birşeyi zorla yaptırmam Harry..Sadece senin ve sevdiklerinin güvenliği içindi. Onu içindeki ruhla değil,sevginle de yenebileceğini daha önce söylemiştim sana ama yinede seçim senin.Gün gelirde pişman olursan,çok geç olacak..’’ ‘’Benim seçimim beni kendi halime bırakmanız gerektiği, Profesör.’’ James ve Dumbledore’u yalnız bırakarak çıkıp gitti.
2 hafta sonra…
Yeni gelenler ihtiyaç odasında bilmeleri gerekenleri çabuk öğrenmişlerdi.Eğer geçen sene Umbridge başlarında olmasaydı Dumbledore’un Ordusu (D.O.) da haftada bir değilde tüm gün çalışsaydı yeni gelenler gibi her şeyi bir çırpıda öğrenirlerdi rahatça.. Harry okul kapanmadan birkaç gün önce,diğerlerine şöyle bir bakıp Potter’ın Ron ve Hermione’a da ders verirken ki sözlerini tekrar etmişti otomatikman; ‘’Bir gün onlar acımasızca hepinizi öldürecek ve hiçbirinize acımayacaklarken..siz ailenizi ve arkadaşlarınızı korumak için onlara sadece ‘sersemletme’ büyüsümü yapacaksınız? Ne kadar dokunaklı..’’ Herm ve Ron dahil hepsi şaşkınlığa uğramıştı. ‘’Anlamıyor musunuz? Bunları öğrenmeniz asla yeterli olmayacak.Lanetleride öğrenmeniz gerek..’’ Oda da bulunan şaşkın yüzlere bir kez daha baktı, ‘’Kimler bu iş için gönüllü bakalım?’’ herkes hipnotize olmuş gibi donuk,şaşkın gözlerle ellerini onaylarcasına kaldırdılar.Harry’nin yarıdan fazla elleri gördüğünde içi rahattı. Okul kapanana kadar Hermione Granger’ın itirazlarını duymazdan gelerek mutlulukla sırıtmıştı.. İki hafta önce herkes Yoldaşıktan birinin,Alastor Moody’nin öldüğünü öğrenmişlerdi.Bunun üzerine Hermione kriz geçirmişti.Bir tür şoktu sanırım.. Ron onu 3 saat boyunca konuşturamayınca deliye dönmüştü. Sonunda Draco Malfoy,evcinlerini onu kendisine getirebileceği gibi çılgınca ama yerinde bir fikir önermişti.Ron Draco’ya ‘herşeye karışmasana sen’ gibisinden bir bakış attıysa da işe yaramıştı. 3 saatlik çabasını Draco Malfoy’un 2 dakikada halletmesi onu adamakıllı kızdırmıştı gerçekten.
Ve Şimdi de Weasley’lerin Kovuğunda acayip bir telaş vardı.Çocuklar bahçeye masayı kurarken bir yandan şakalaşıp, havada süzülen yemeklerin masaya yerleşmesini beklediler.Kalabalık olacakları için uzun bir masa kurmuşlardı. Fred, aç bakışlarla herkesten önce sandalyesine oturan Ron’un yanına gelip şaka malzemelerinin bulunduğu çantasını açtı.İçinde renkli,göz alıcı pek çok şey vardı. Hermione da tepesine dikilip çantadaki ıvır zıvırları karıştırıp etiketlerini okudu. ‘’Anlamıyorum..Bunlar gerçektende akıllıca ve.. yapabilmek için Karanlık Sanatlarda ‘Olağanüstü’ olmanız gerek.Ama siz SBD de bir ‘Olağanüstü’ bile almadınız ki!’’ Birdenbire Hermione’un yanında biten George, ‘’Bu senden duyduğum en güzel laftı’’ dedi sırıtarak. Elini Fred’in çantasına sokup birkaç tane ‘zamanlamalı şaşırtmaca’ çıkartıp kıza verdi ‘’Bunlar, kurduğun iki cümle için.’’ ‘’Hayır, yani, cidden..Nasıl yapıyorsunuz bilmek isterim.Gerçekten akıllıca çünkü..’’ ‘’Hey Georgie,bana mı öyle geliyor yoksa Granger’ın ağzının suyu mu akıyor?’’ ‘’Dur bakayım, -George eğilip hermione’un ağzının kenaranına bakar- hmm ‘şokta’ ‘’ dedi ve Ron’a aldırmadan kıkırdadılar. Masa yavaş yavaş dolmaya başlamadan önce Mr. Weasley masanın tepesinde kocaman bir pankart’ın süzülmesini sağladı. Üzerinde ‘’Hoşgeldiniz Bebekler _ Mark J. Lupin ve Angela Snape’’ yazıyordu. Herhalde snape ve Lupin ailesinin kovuğa,bebekleriyle birlikte yaptığı ilk ziyaret olacaktı..
Gece yarısına doğru neredeyse Tüm aile masada yerini almıştı. Masada Dumbledore ,Minerva ve Petunia ile Vernon da vardı -tavlayı koltuk altında taşıyordu- ,onlarda sabırsızlıkla diğerleri gibi Lupin ve Snape’lerin gelmesini beklediler. Mrs.Weasley bahçede oturduğu yerden mutfağında duran o büyük,muazzam saatine baktı. Masaya döndü ve ‘geliyorlar’ diyerek gülümsedi. Ron herkesi hayretler içerisinde bırakarak tabağını bırakıp bir koşu onları karşılamaya gitti. Önde Remus,Tonks ve oğulları Mark kucaklarında bahçeye girerken Snape,Lily ve kızları Angela arkalarından geliyordu. Mrs. Weasley ve kızlar hiç beklemeden bebeklere bakmak için sandalyelerinden fırladı.Gerçi onları haftada bir görüyorlardı ama bu farklıydı.Bu sefer hep birliktelerdi.Okul müdürü ve müdireleriyle birlikte..Hayır,sadece onlar değil.Snape ve Lupin arkalarına döndüğünde Alice ve Frank Longbottomda bahçeye doğru ilk adımlarını atıyordu… Kızlar,kucaklarında bebekleri tutup bir Mark’ın bir Angela’nın yanaklarından hafifçe makas alırken büyüklerde keyifle sohbet ediyorlardı.Özellikle Longbottomlarla hasret giderip,neler yaşadıklarını anlatıyor,onlara oğulları Neville’in nasıl geçen sene arkadaşlarıyla birlikte esrar dairesinde savaştığını anlatıyorlardı. Harry ise bazen Dumbledore’un kendisine bakmasını saymazsa rahattı.Kardeşini gördüğünden beri ona sadece bir kere dokunmuştu..Kimse Harry’nin üstüne gitmedi o gün,onu anlıyorlardı.. Masadaki konuşmalar dindiğinde Mrs. Weasley yerinden kalkmış eve doğru yürüyordu.Alice ve Frank doğal olarak heyecanlandılar.Oğullarının büyükannesiyle birlikte en son gelecekleri haberini masaya oturduktan beri biliyorlardı.Acaba nasıl bir çocuktu? Of.. nasıl bir oğulları olduğunu bile bilmemeleri yüreklerini kavurdu o an, ama dememişler miydi masadaki dostları? Tıpkı anne ve babasına layık oğulları.. Gerginliklerini azaltmak için gülümsemeye çalıştılar.Birbirlerinin omuzlarını delecek kadar sıkıyorlardı.Kızlar bebekleri çoktan yukarıya bıraktıkları için Neville’in büyükannesini -Alice ve Frank’i görür görmez kriz geçirmesin diye- alıştıra alıştıra bahçenin ortasında duran masaya doğru yürümesine yardımcı oldular.Çok yaşlı değildi,kendide yürürdü ama kızlar ona bir şey olmasın diye yanlarındaydı.Neville başı öne eğik,elleri cebinde büyükannesinin peşinden yürüdü. Alice farkında olmadan herkesin duyabileceği şekilde tüm nefesini içine çekti.Eliyle ağzını kapatıyordu.Neville anlık sessizliğin kaynağına baktığında anne ve babasının yan yana,ayakta dimdik durduklarını gördü. Gözlerini kıstı,daha önce gördüklerinden daha sağlam duruyorlardı. Koğuta olduklarından farklı.. ağzı açık kaldığında büyükannesi neredeyse yere düşüp bayılacaktı.Ellerini kalbinin üstüne koymuş,ecel gören birinin edasıyla gözleri pörtlemişti.Ginny ve Herm daha önceden tahmin ettikleri için onu hemen sandalyelerden birine oturttular.Neville’in gözleri doldu,karşılarında duruyorlardı.Alice ve Frank’te sevinç gözyaşlarına boğulmuş halde Neville’e sımsıkı sarıldılar.Bundan sonra ayrılmayacaklardı..Asla ayrılmayacaklardı.. Burnunun dibinde,her şeyden bihaber olan Harry masanın köşesinde sıkıntılı sıkıntılı tabağındakilerini yemeğe çalışırken aklında bir görüntü belirdi.Dumbledore’a koşarken ki o garip his..Tül’e girdiğinde de olmuştu bu .. Hatta bambaşkaydı. Oradaki yüzleri görünce tuhaf bir şekilde özlem duymuştu,özellikle Sirius Black’i gördüğünde.Sirius’a kurtarılmak için yalvardığını,yalvarırken alnında değilde göğsünde ya da kalbine yakın bir yerde müthiş bir acı hissederek ovduğunu hatırladı dehşetle. ‘’Kurtar beni..’’ Sonra bu olay hiç yaşanmamış gibi bakanlıkta cinayet işlemişti. Unutmaya çalıştı..Gözlerini bir an için sımsıkı yumdu ve Rookwood’u öldürürken içinde atan kendi kötücül kahkahasını unutmaya çalıştı.. Bu ses, ne Voldemort’a aitti ne de kendisine..
Azkaban’ın karanlık zindanlarında bembeyaz,3 yumurta takırdayıp,sallandı.Bir süre durdu,sonra yine takırtılar.. Çat! yumurtanın biri yarılmak üzereydi.Sonra takırdayıp sallanmalar durdu ve birden bire ortasından iğrenç saydam bir sıvıyla kaplı sürüngen çıktı.Tiz çığlığı kulak zarlarını patlatacak türdendi.
HAİN HERPO....
6. KİTABIN SONU... İyi,Kötü Yorum Lütfen
|