Evet, sevgili canlar! Sonunda… Takvime baktım da son bölümü yayınlayalı 3 hafta olmuş Hiç bu kadar uzun bir ara vermemişim Ama bunların hepsi okul kurslar ödevler projeler v.s. yüzünden Üzgünüm Neyse ki bölüm bunu kapatacak cinsten
Bölümlerin başında bir şey yazmaktan nefret etsem de sanırım her bölüm böyle olacak.
Bu bölümü bitirmek için çok uğraştım, Benden uzun ayrıntılı bölümler isteyenler için ilaç gibi geleceğinden eminim Eğer bir hatam olursa da hemen uyarmalarını bekliyorum Normalde ortalama bir bölüm 6 sayfa civarında olurdu ancak yeni bölüm tam 12 sayfa
Hikâyemi takip edenler bilirler. 3 ay gibi bir ara vereceğimden bahsetmiştim Bunun nedenini de açıklama zamanı geldi sanırım. Bu yaz bir öğrenci programıyla yurt dışında bulunacağım ve bu süre zarfında nete fazla girme imkânım olmayacağını düşünüyorum Salı günü vizemi aldım. Yoksa yazın tatil dolayısıyla daha rahat olacaktım ama ne yapalım Bu süre zarfında hikâyem sizlere onu sıkılmadan okuyan gerçek okuyucularına emanet.
Yeni bölüm için Tuğçecim bana çok güzel bir afiş hazırladı Ellerine emeğine sağlık canım Beni kırmadığın için çok teşekkür ederim tekrar
Not : Bu arada aranızda Özge’yi (Josephine) gören var mı Tuğçeyle çok meraklanmaya başladık
18. Bölüm : ANILAR VE KORKU
Genç kadın yine her zaman yaptığı gibi ona atılan bakışlara aldırmadan dar sokak boyunca ilerledi. Bir adım… İki adım… Üç adım… Bu kadar kalabalığın, gürültünün arasında sanki varmak istediği yere ulaşamayacak gibiydi. Zaten her zaman insanlarla dolu olan Hogsmade sokaklarına bir de koca bir okulun kalabalığı eklenmişti. Her yer gülen oynayan gençler, birbirlerine şakalar yapan çocuklarla dolmuştu. Onları kontrol eden profesörlerde cabasıydı. Genç kadın dudağını bir yana bükerek gülümsedi. İlk kıvılcımlarının haberi çoktan onlara ulaşmıştı. Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışıyorlardı ama ne kadar başarılı olacaklarını elbette zaman gösterecekti.
Yanından geçen bir çocuğun çarpmasıyla durakladı ama kendisinden özür dilemesine aldırmadı ve o yöne dönmeye bile tenezzül etmeden ilerledi. Adımlarını atmaya devam ederken küçük çocuk acı bir feryatla yere yığılmıştı. Hata… Onun dünyasında hatalara yer yoktu. Yapılan en ufak yanlış her şeyin alt üst olmasına sebep olabilirdi. Defalarca uyarılmasına gerek yoktu ancak onlar bilmiyordu. Yaptığı yanlışların gün gelip başına neler açtığını, hayatını nasıl etkilediğini ve dahası mahvettiğini… Her şeyin bu kadar mükemmel gitmesinin açıklaması ne olabilirdi ki? Elbette kusursuz bir iş çıkarması… Her zaman olduğu gibi…
Sonunda çok alışık olduğu kulübenin bahçe kapısına gelmişti. Büyülü sözcüğü fısıldayıp açılmasını bekledi. Kapı yavaşça aralanıp yolu açtı. Adımları onu küçük, köhne viraneye götürürken arkasından gelen tıkırtıyla irkildi. Dönmeye tenezzül etmeden konuşmaya başladı:
—Bu kadar çabuk geleceğinizi tahmin etmemiştim.
“Biliyorum.” diye yanıtladı onu diğer kadın ve oldukça soğuk bir sesle devam etti: “Ancak ilk fırsatta burada olacağımı söylemiştim.”
—Ben de bunu biliyorum efendim.
Genç kadın sonunda yavaşça dönüp buralara pek uğramayan misafirine göz attı. Vücudu oldukça dinç görünüyordu. Asla çıkarmadığı kukuletasından dolgun olmayan ancak zarif dudakları seçiliyordu. Gözler… Genç kadın bir siyahlığın ardında olsa da onlara bakmaya cesaret edemiyordu. Sanki bir ruh emicinin bulunduğu yerde havadan daha fazlası için nefes alması gibi bu kadın da görmek istediğinden fazlası için bakıyordu.
Sonunda yan dönüp ancak arkasındaki kadının yüzüne bakmadan eğilip bir koluyla nazikçe kulübenin kapısını gösterdi. Emir verecek olan ona ilerleyip geçerek kapıya yöneldi ve genç kadının gelip kapıyı tutan büyüyü açmasını bekledi. Hiçbir zaman gereksiz konuşma geçmezdi aralarında. Her zaman kısa ve öz… Sakin ama kati olurdu emirler. Her zaman olduğu gibi… Belki de işin sırrı buydu: Fazla oyalanma… Vaktini boşa harcama… Tabi en önemlisi istediğine ulaşmak için her şeyi göze al… Ve uygula…
Kapıyı açıp karanlık kulübeye girdiler. İçerisi her zaman olduğu gibi insanda büyük bir karanlığın içine düşmüş hissine uyandırıyordu. Duvarlarda hiç sönmeyen meşalelere rağmen her şey seçilemiyordu. Bakışları yerde bulunan ateş kırmızısı halılara sonra odada halen bulunmaya devam eden küreye takıldı. Ancak gözlerini birleştirmesi ile çekmesi bir olmuştu. Nasıl mümkün olabilirdi bilmiyordu ama sanki oradan birisi sürekli kendisini izliyordu. Gözleri iyice buraya alıştığında genç kadın durup yeni emirleri beklemeye başladı.
—Hogwarts’a şimdiden ateş düştü mü?
“Evet” diye cevapladı onu genç kadın. “Mezarlığa ulaşmaları çok zamanlarını almasa gerek. Ancak yine de çok geç kaldıklarını söyleyebilirim.“
Bunu söylediğinde diğer kadının kukuletasından seçilen tek şey olan dudakları alaylı bir ifadeyle yana kıvrılmıştı. “ Aptallar! Başlarına nelerin geleceğinden bile bihaberler…”
Genç kadın sesini çıkarmadı. Her şey yolunda gitmişti. Bütün planları tıkır tıkır işliyordu. Belki de umduğundan çok daha iyi… Diğer kadının buraya kadar gelmesi için önemli olan şeyi söylemesini bekledi. Vakti çok azdı ve giderek daralıyordu. Bu işe girdiklerinden beri hiçbir zaman Hogwarts’a bu kadar yakın bir yerde buluşmamışlardı. Çoğu zaman kullandıkları araçlar farklı oluyordu. Diğer kadın ne söyleyecekse belki de şimdiye kadar olanların en önemlisi olmalıydı.
—En büyük görevinin zamanı geldi.
En büyük görev… Genç kadın kuruyan boğazını ıslatmak için yutkunarak durup bir süre düşündü. Bunun ne olduğunu biliyordu ancak genç kıza yaklaşmak şimdiye kadar pek mümkün olmamıştı. Üstelik herkesin ortasında bunu nasıl yapacağını bilemiyordu.
—Diğerleri gibi bunu da başarıyla gerçekleştireceğinden eminim. Beni hayal kırıklığına uğratmayacağını umuyorum.
Genç kadın sadece “Emredersiniz efendim.” diyebildi. Bu belki de yapacağı en büyük görev olmanın yanında en zoruydu. Ancak şimdiye kadar yaptıklarını düşünürse bu da onlardan biri olmalıydı ve olacaktı da… Diğer kadının küreye baktığını fark edip yavaşça dönerek onu izledi. Az önce alayla gülen dudaklarındaki iz çoktan kaybolmuştu. Yerinde sanki büyük bir pişmanlık var gibiydi. Nedenini asla anlayamayacak olsa da genç kız bu kadının neden bu işe girdiğini hala çözememişti.
*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*
Genç adam başını çevirip pencereden dışarı baktı. Zümrüt yeşili gözleri onun artık görmeye çok alıştığı iki kişinin üzerindeydi. Genç kız gülümsüyor yanındaki delikanlı onun kulağına neler fısıldıyorsa her birine karşılık veriyordu. Neville Liona’yı Hogsmade’i gezdirmek bahanesiyle Üç Süpürge’den apar topar götürmüştü. Sanırım daha yarım saat geçti diye düşünüyordu Harry. Neden bu geziye kendisi de katılmıştı ki? Gençlere şans tanımak, öğrencilere güven sağlamak… Kendi büyüsünü neden daha sonraya bırakmışlardı. Dikkat çekmemek gerekiyordu değil mi? Her ne kadar artık okulda Seçilmiş Çocuk, Voldemort’u ölüme götüren adam bulunuyor olsa da insanlara bazı şeyleri belli etmemek gerekiyordu.
Harry bu işin arkasında kimlerin olduğunu hala çözememişti. Hermione ve Ron oradan ayrıldıktan sonra hemen ertesi gün bu gezi ortaya çıktığından ve iptal etmenin ne gibi sonuçlar doğuracağını tahmin ettiklerinden Harry’in okuldan ayrılmasının pek de iyi bir karar olmayacağında söz birliği etmişlerdi. Zaten Harry’nin de ilk araştırmalar bitene kadar yapabileceği bir şey yoktu. Sonuç olarak artık Bakanlık adına çalışmıyordu ve eğer kendisinden yardım istemezlerse böyle bir olaya karışmak suç bile sayılabilirdi. Hermione ve Ron o gece gizlice gelip ona haber vermişlerdi. Ancak üçünün de fikri aynıydı. Sonuçta Harry biliyordu ki Voldemort’u ölüme götüren kişi kendisi iken bu görevi başka kime verebilirlerdi ki?
—Harry beni dinliyor musun?
Genç adam bu düşüncelere dalmış karşısında konuşan genç kadını unutmuştu. Dharma kollarını birleştirmiş bir kaşını kaldırmış Harry’nin yüzüne öyle bir bakıyordu ki ne diyeceğini bilememişti. Acaba kaç defa kendisine seslenmişti? Harry bu durum karşısında gerçekten çok utanmış bir an ne diyeceğini şaşırmıştı. En sonunda toparlanıp konuşmaya başladı.
“Özür dilerim Dharma Sanırım bu öğretmenlik işi sandığımdan daha yorucu bir görevmiş.” diyebildi.
“Seherbazlıktan bile zor mu?” dedi Dharma. Genç kadının her halinden buna zerre kadar inanmadığı belli oluyordu. Eskiden de böyle olurdu. Sanki genç kadın Harry’nin söyledikleri daha önceden tahmin ediyormuş gibi aklını okurcasına yüzüne bakardı. Ancak onun da çok iyi bildiği üzere Harry’nin Zihnibend büyülerini kırabilecek insan çok azdı. Hatta hiç yok denebilirdi. Dharma bu konuda hiçbir zaman kendisine zorluk çıkartmamıştı. Zaten Harry de onun zihnine girmeyi hiç denememişti. Geçmişinde bu konuyla yaşadığı onca acı deneyim bunu genç adama çok iyi bir şekilde öğretmişti.
“Tamam, Harry! Anlaşıldı. Bu konuyu daha sonraya bıraksak iyi olacak. “ deyip önündeki kaymak birasına döndü.
Genç adam bir an yaptığından utansa da Dharma onun halinden her zaman anlamıştı. Zaten ilişkilerini de bitmesine sebep olan birazda buydu. Dharma’nın genç adamı ne kadar kıskansa da eğer istemiyorsa onu hemen rahat bırakırdı. Harry ayrıldıkları günü sanki az önce yaşamış gibi hatırlıyordu.
*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--
Genç kadın yavaşça asasını bavuluna salladı. Evde bulunan son eşyaları arkasında kendi kendilerine toparlanıyorlardı. Genç adam gelmeden işini bitirmek ve geldiğinden çok farklı olarak sessizce bu evden ayrılmak istiyordu. Son eşyalarının da hazırlanmasını izleyip önünde sakin sakin ilerleyen bavulundan evin duvarlarına aktı gözleri. Uzun zaman olmuştu buraya geleli. Böyle karanlık, soğuk ve ıssız yerlerden nefret etse de sırf genç adam için büyük bir anlam taşımasına saygı gösterip buraya yerleşmişti. Sonunda giderek alışmış ve hatta sevmeye bile başlamıştı. Sonuç olarak insan eğer seviyorsa katlanamayacağı şey yok gibiydi. Tokmağa elini uzatmıştı ki biri ondan önce davranıp kapıyı savurarak açtı.
Harry buraya geldiğinde arkasında hazırlanmış bavulları ve üzgün bir ifadeyle genç kadını görmeyi hiç beklemiyordu. Evet… Şu sıralarda sıklaşan kavgalarından en kötüsü sonuncusu olmuştu. Ancak bu onun gitmesi için bir neden değildi. Harry ne olduğunun bile farkında değildi. Dharma önce ona garip davranmış sonra, imalı konuşmalara başlamış şimdi de gördüğü üzere bütün eşyalarını toplamış gitmeye hazırlanıyordu.
“Sen-“ diye sözüne başladı ancak bitiremeden Dharma onun dudaklarına yapışmıştı. Boynuna dolanan kollardan, kendi bedenine daha da yaklaşan genç kadının ince beline bir koluna sarıp diğer elini de saçlarına daldırdı. Defalarca bunu yapmış, genç kadını öpmüş olmasına rağmen bunun çok farklı olduğunu hemen anlamıştı.
Bir veda öpücüğünü Harry ilk kez vermiyordu ancak ne olduğunu bile anlamadan gitmek ona çok zor geliyordu. Evet, Dharma’yı sevmişti. Her veelanın taşıdığı özellik olan güzelliği onun en büyük çekim gücüydü. Bunun dışında Harry’i asıl etkileyen çok iyi biri olmasıydı. Tanıştıkları zaman her veela da olduğu gibi biraz kendini beğenmiş olarak adlandırsa da genç kadın onun teorisini çürütmeyi çabuk başarmıştı. Üstelik Harry’i deliler gibi seviyordu. Nefret ettiği halde nasıl 2 yıl boyunca burada yaşayabilirdi. Harry her zorlu görevden dönüşünde onu nasıl karşıladığını çok iyi hatırlıyordu. Gitmek çok zor olsa da dönüşte onu bekleyen ve merak eden birisinin olması hem onu üzüyor hem de sevindiriyordu. İnsan böyle bir sevgiye, fedakârlığa hayatında kaç kez sahip olabilirdi ki?
Son olduğunu bilmenin verdiği o duyguyla genç kadını çevirip duvara yasladı. Son kez… Ellerini genç kadının yanaklarına koyup son kez olduğunu bilmemnin verdiği acıyla karışık duyguyla onu öpmeye başladı. Eğer son olacaksa en güzeli olmalıydı. Nefesleri kesildiğini fark ederek yavaşça ayrıldı ve alnını dayayarak gözlerine baktı.
“Üzgünüm Harry. Ben böyle olmasını istemezdim.” dedi Dharma. Harry genç kadının gözlerinden düşen yaşları tek tek silerken bir yandan da son veda konuşmasını nasıl yapması gerektiğini düşünüyordu. Dharma’nın bu işte hiçbir suçu yoktu. Gitmek istiyorsa onu nasıl tutabilirdi ki? Genç kadının söylediği üzere sevgilisi her gece yanı başında başka birinin ismini sayıklasa kendi ne hissedebilirdi ki? Ama neden Harry hiçbir şey hatırlamıyordu. Bu her ne ise geçmişte olanlardan çok farklıydı ama yine bir şekilde kâbuslar ya da hatırlanmayan rüyalar hayatını mahvetmekle çok ustaydı.
—Biliyorum Dharma Senden kalmanı istemek en büyük işkence olur ve benim hayatta istediğim son şey sana kötülük etmek.
Dharma son kez artık eski sevgilisine sarıldı. Ayrılık vakti gelmişti işte. Keşke genç adam hiç gelmemiş olsaydı. O zaman gitmek daha kolay olurdu. Veda etmeden ama hiç değilse ayrılmanın verdiği o hüzün dalgası sarmazı etraflarını… Şimdi baş başa bırakıyordu onu bu nefret ettiği evle. Eşyaları çoktan çıkmış kapının önünde onu bekliyorlardı. Son kez her baktığında içinin eridiğini hissettiği zümrütlere dikti gözlerini ve kapıdan adımını atıp Harry’siz bir hayata doğru yol almaya başladı.
Genç kadın yavaş ama seri adımlarla cisimleneceği alana doğru yol alırken Harry sadece arkasından bakmakla yetinmişti. Ne yapabilirdi ki? İlişkisi ve ayrılık sebebi Ginny ile olandan çok farklı olsa da yine bir ayrılık sahnesi geçmişti az önce hayatından. Belki de artık sonuncusu… *--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--
—Hala onu düşünüyorsun değil mi Harry?
Genç adam dönüp genç kadına baktı. Yüzünde bir hayal kırıklığı ya da üzgün ifade bekliyordu. Ancak tıpkı eski günlerde olduğu gibi Dharma karşısında oturmuş sanki çok sıradan mesela o gün havanın ne kadar güzel olduğuyla ilgili bir konu konuşuyorlarmış gibi onu bekliyordu.
“Bu konuyu konuşmak istemediğimi söylemiştim.” diye yanıtladı genç kadının sorusunu. Birlikte yaşadıkları o iki yıl boyunca çok iyi günleri geçmişti. İlişkiyi bitiren de aslında Dharma’ydı ama bu olmasa bile Harry genç kadının yanında daha fazla üzülmesini istememişti.
*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--
—Harry söyle lütfen! Hayatında başka biri mi var?
—NE? Dharma bu da nereden çıktı. Böyle bir şey olmadığı sen de biliyorsun. Ben birlikte olduğum kadını aldatacak birine mi benziyorum. Eğer yeni birisi olsa bunu öğrenecek ilk kişi sensin.
Genç kadın daha fazla dayanamayıp arkasında bulunan koltuğa çöktü. Kaç gecedir uykusuz kaldığını genç adam biliyor muydu? Sevdiği adam yanı başında başka birinin adını sayıklarken uyumak mümkün olabilir miydi? Harry daha önce çocukluk ve gençlik yıllarında böyle şeyler yaşadığından kâbuslar gördüğünden bahsetmişti ancak son günlerde gördüklerinden çok daha farklı olduğuna emindi.
—Harry eğer bilmem gereken bir şey varsa lütfen bana söyle. Seni anlayacağımdan emin olabilirsin. Sonuçta bir ilişkinin yürümesi için karşılıklı saygı ve sevgi gerekir. Eğer taraflardan biri bile bunları artık hissetmiyorsa o zaman bitmesi, sonuçlanması gereken bir şeyler var demektir.
“Neden bahsettiğini bile anlamıyorum Dharma. Bilmediğim bir konu hakkında sana nasıl açıklama yapabilirim.” dedi Harry. Genç kadının ne söylediğinden en ufak bir şey anlamamıştı. Son günlerde zaten çok tuhaflaşmış sanki kendisine karşı bir şeyler saklıyordu. Harry de bu durumdan hiç hoşlanmamış her ne ise bir an önce açığa kavuşmasını istiyordu. Sonunda o da dayanamayıp genç kadının yanına oturdu. Bir kolunu zarif omzuna atıp kendine çekti. Son günlerde çok yorgun olduğunu fark etmişti ancak yoğun iş temposundan olduğuna kanaat getirmişti. Ancak görünen o ki onu yoran ne ise bu birazda Harry ile alakalıydı.*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--
Kapının savrularak açılmasıyla ikisi de o yöne dönmüşlerdi. Rosmerta hiçbir zaman işlettiği barında böyle saygısızca davranışlar istemezdi. Harry dönüp baktığında kolları Weasley Büyücü Şakalarından alındığı her halinden belli bir sürü ıvır zıvır dolu Jack ve Arnold’u görünce nedense hiç şaşırmamıştı. İki kafadardan biri Jack Arnold’a ne anlatıyorsa genç delikanlının yüzü artık gülmekten neredeyse şekil değiştirecekti.
—Hey Siz ikiniz! Size kaç defa bu ortamın huzurunu bozmayın demiyor muyum?
Artık yaşı daha geçkin ancak güzelliği her zamanki gibi yerinde olan Madam Rosmerta tezgahın arkasından çıkmış iki genç adama doğru ilerledi ve ellerinde olan patlayan fişeklere geçici bir süre el koydu. İki kafadar önce bozulsa da nasıl olsa bir şekilde geri alacaklarından emin bir köşeye kuruldular. Anlaşılan tıpkı Hogwarts’ta olduğu gibi burada da rahat durmadıkları kesindi. Üstelik mezuniyetin verdiği o rahatlıkla o yıl yaptıkları iyice insanı çileden çıkartır cinsten olmuştu.
—Hey dostum bence buna bayılacak. Ne dersin?
—Elbette Ancak biraz daha şu patlayan iksirlerden de koymalıyız. Ayrıca peleng özünü biraz daha artıralım da etkisi daha büyük olsun.
İki kafadar her ne konuşuyorsa yine Hogwarts’ta ya da en kısa zaman içinde şu köy sınırlarında yine bir şeylerin döneceği kesindi. Harry kafasını sallayıp bu sene iki kafadarı nasıl durduracağını mı, Voldemort’la ilgili olayla nasıl ilgileneceğini mi, Liona’ya nasıl yaklaşacağını mı düşünse bilmiyordu. Sonuç olarak Hogwarts’taydı ama yine her zamanki gibi onu eğlenceli olduğu kadar zor bir yıl bekliyordu. Evet, bunu gerçekten fark etmesi çok uzun zamanını almamıştı
—Evet haklısın. Hem Profesör Karoline ne demişti hatırladın mı? Elimizden ne geliyorsa yapmalıyız.
Harry bunları duyduğunda kaşlarını çatsa da daha ne olduğunu anlayamadan karşısındaki genç kadın yavaşça yerinden doğruldu. Genç adama fırsat vermeden onu kolundan tutup neredeyse sürükleyerek dışarı çıkarmıştı.
“Bu güzel günde içeri tıkılıp kalmamı beklemiyordun değil mi Harry? “ diyerek nedenini kendince söylemişti Dharma. Haklıydı da. Onlardan başka herkes dışarıdaydı. Ginny’le Draco ilk ortadan kaybolanlardandı. İki sevgili birer kadeh bir şey içtikten sonra bir bahaneyle -ki ne olacağını tahmin etmek zor değildi- bardan çıkıp uzaklaşmışlardı. Bir daha da onları gören olmuş mu acaba diye düşünmeden edemedi Harry. Uzun zamandır sevgilisinden ayrı kalmanın ne demek olduğunu çok iyi öğrenmişti.
Onun ardından da tabiî ki Neville önce davranmış Liona’yı neredeyse sürükleyerek bardan çıkarıp köyün sokaklarında ortadan kaybolmuştu. Luna’da Pansy’le yapacakları bir röportajı konuşmak ve Pansy için gerekli birkaç otu bulmak için oradan ayrılmışlardı. Harry aslında bunun nedenini çok iyi biliyordu. Tabiî ki eski sevgilileri yalnız bırakmak… Bu röportaj işi ne ise bugüne mi denk gelmesi gerekiyordu. Tanrı’nın başka günü mü kalmamıştı. Luna eski dostu Ginny’e haber verip Dharma’yla Hogsmade’e gideceklerini haber vermiş bu fırsatı kaçırmak istemeyen Ginny de hemen soluğu onlarla birlikte köyde almıştı. Şansa bakın ki o günde okulun Hogsmade gezisine denk gelmişti. Gerçi Ginny’nin gelmesi çok iyi olmuştu. En azından Malfoy’u köy sınırları içinde Liona’dan uzak tutabilecek en etkili silah oydu.
Harry etrafına bakarken aslında bugün yapmayı çok istediği ancak şu ana kadar bir türlü fırsat bulamadığı ziyaretini gerçekleştirmek istiyordu. Etrafında onları izleyen genç kızlar ve erkeklere aldırış etmeyen genç kadına döndü:
“Dharma eğer istersen ben George’un yanına uğramak istiyorum. Kendisiyle görüşmeyeli uzun zaman oldu.” dedi. Dharma’nın onu kırmayacağını biliyordu. Zaten genç kadın George’u hep çok sevmişti. Üstelik kardeşi Fred’le hiç tanışamamış olmanın kendisini ne kadar üzdüğünü kaç kez dile getirdiğini Harry biliyordu.
Genç kadın “Elbette.” diyerek Harry’i onayladığında iki genç insan dükkâna doğru yol almaya başladılar. Kısa süre sonra bir sürü öğrencilerin hınca hınç doldurduğu dükkâna ulaşmışlardı. İçerisi bir sürü patlayan şeylerle dolmuş üstelik kalabalığın gürültüsüyle iyice çekilmez bir ortama dönmüştü. Harry onları görüp yol veren öğrencilerin arasından sıyrılarak tezgâha doğru yöneldi.
—Hey eski dostum Harry Seni tekrar buralarda görmek ne büyük keyif!
Harry tezgâhın biraz ilerisindeki perdenin ardından fırlamış gibi duran kızıl kafayı görünce gülümsemeden edemedi. George onun her zaman en yakın dostlarından olmuştu. Birçok zorlu görevde tıpkı ailesi gibi onu koruyup kollamıştı. En sonuncusu onu kardeşinden ayırsa da hiçbir zaman onu suçlamamıştı. Sonuçta ortada bir savaş vardı ve insanlar taraf tutmak zorundaydı. İyi ya da kötü… Doğru ya da yanlış… Güçlü ya da zayıf…
Harry yaklaşıp genç adamın elini sıktı. George Dharma’yı da saygılı bir şekilde selamladıktan sonra geri çekilerek konuşmaya başladı:
—Malfoy sizin tekrar çıkmaya başladığınızı söylemişti. O adamın ilk kez söylediği bir şeye inanmak istedim. İyi ki de öyle yapmışım. Doğru değil mi?
Harry bir an söyleyeceğinin genç kadını üzeceğini düşünüp sesini çıkarmadı.
—Her neyse bugünde Merline şükür ne kadar güzel varsa dükkânıma akın etti. Önce Liona sonra Dharma Bilmiyorum ki her gün Hogwarts gezisi mi olsa.
“Liona’yla tanıştın demek” dedi Harry sinirden çatlak bir sesle. Neville hangi akla hizmet onu buraya getirmişti ki. Genç kızın Hagrid’in kulübesinin yakınında yaşadıklarını bilmiyor muydu? Burada olan en küçük bir patlama, ters giden en ufak bir hareket onu yine çok kötü bir sona götürebilirdi.
—Evet, Harry Onun kadar etkileyici birisini görmedim desem inanır mısın? Gerçi bunu söylediğim kişiye de bir bak Her gün onunla burun buruna olan birisi. Ne kadar şanslısın.“ dedi Dharma’nın onu duyamayacağı kadar kulağına eğilerek.
Harry bunlar karşısında ne dese bilemiyordu. Değil şanslı olabileceğini düşünmek şöyle dursun Liona’yla bir an bile yalnız kalamıyordu ki. Dharma böceğe benzer bir sürü bacağı olan garip görüntülü yaratığı izlerken dükkâna gözlerini gezdirdi. Fred’le buranın hayalini az kurmamıştı George. Sonunda gerçekleşmişti ama buruk bir sevinçten öteye geçememişti.
—Aslında onlarda hala burada olmalılar. Neville’e onu biraz daha burada tutması için rüşvet verdiğimi biliyor musun?
George gülerek uzaklaştığında umarım Neville onu hemen buradan götürmüştür diye içinden Merline dua ediyordu. Umarım arkadaşı bunu düşünecek kadar aklıselim sahibi birisiydi. En azından genç adam öyle umuyordu-
—Bunun kadar sevimli bir şey görmedim hayatımda.
Harry o an Neville’e hayatında bildiği bütün lanetleri yapsa genç adam hepsini çoktan hak etmişti. Malfoy’u lanetlemesini isterken yakın arkadaşı bu gidişle onun büyülerinin hedefi olacaktı. Hadi bir hata yapıp genç kızı buraya getirmişti bu zamana kadar tutmak da neyin nesiydi. Tamam, için için buna sevinmiyor değildi. Neville’in genç kızla pek yalnız kalma fırsatı olmamıştı sanırım ya da çok az bir süre… Ancak burada önemli olan Liona’nın yaşadıklarıydı. Bunun bir daha gerçekleşmemesi için ne gerekiyorsa yapılacaktı.
Sesin geldiği yöne doğru dönüp baktığında Liona ve Neville’i bir kafesin üstüne eğilmiş dikkatle incelerken buldu. Genç kız kafesin içindekiler neyse onlara Neville de genç kıza öyle bir dalmıştı ki etraflarındaki onca kalabalığı, curcunayı, gürültüyü algılamıyorlarmış gibiydi.
Sonunda Harry onların yanına ulaşıp daha doğrusu Neville’i bir köşeye çekip haddini bildirmek için konuşmaya başlayacakken genç adam kafesin içine elini daldırdı ve her ne ise Liona’ya doğru uzattı.
—Eh madem bu kadar sevimli ve çok sevdin senin kadar yanına kimseyi yakıştıramam.
Genç kızın önce şaşkınlıktan değişen yüz ifadesi sonra gülümsemeyle gelen o ışıltısı doldurmuştu bütün dükkânı. Harry Liona’nın bunu nasıl başardığını bilmiyordu. Şu an ona ve Neville’e kızgınlığı had safhadaydı ama bütün bu öfkeyi bir anda tek bir hareketiyle yok etmeyi nasıl başarıyordu ki?
Genç kızın avuçlarına geçen küçük yaratık ince zarif kollarından omzuna doğru çıktı. Yeni sahibinden ve gördüğü ilgiden memnun yumuşak tüylerini genç kızın yüzüne sürtmeye başlamıştı. Liona artık odasında yalnız olmayacağını düşünüp- ki zaten hiçbir an yalnız kalmadığını bilse de- belki de çok uzun zaman sonra böyle bir sevgiyle karşılaşıyordu. Çıkarsız… Ondan etkilenmeyecek… İnsanlardan çok farklı… Onu sadece kendisine sevgi gösterdiği için sevecek olan şey bir yaratık olsa da bir arkadaşı vardı artık…
“Çok teşekkür ederim Neville Ben daha önce hiç böyle bir hediye almamıştım ” deyip yavaşça hala omzunda olan yeni dostuna rağmen genç adama yaklaştı ve yanağına küçücük bir öpücükle kendi hediyesini ona sundu.
Harry keşke bir an için bile olsa kör olsam ve bu görüntüyü hiç görmemiş olsam diye düşünüyordu. İki profesör onca insanın arasında bile yanağa konulan çok masum bir öpücük olsa da bu kadar rahat davranabiliyorsa yalnızken neler yapıyorlardı.
Liona yavaşça hala ağzı şaşkınlıktan bir karış açık Neville’e bakmadan yüzü utançla ve sevinçle kızarmış halde döndüğünde siyahları zümrütle buluştu. Ama önemli değildi. Öyle değil miydi yoksa? “Hadi Liona” dedi kendi kendine. Onun bir sevgilisi vardı ve Liona onun için hiç önemli değildi. Birazdan onun neler yapabileceğini tahmin ediyordu. Neville’i onu neden buraya getirdiği için azarlayacak ve dahası belki de büyük bir kavgaya neden olacaktı. Neyse ki o aptal veela da buradaydı. Onu ne kadar sinir etse de genç kadın bir işe yarayacaktı. Onun yanında Harry’nin fazla bir şey yapmayacağını biliyordu ya da en azından tahmin ediyordu. Onu yeterince tanıyordu. Değil mi?
Harry duygularının yüzüne vurmasını engellemek için büyük bir çaba gösterse de pek başarılı olmadığı kesindi. Liona ona şu an öyle bir bakıyordu ki: “Bu benim hayatım ve benim seçimim. Sen kim oluyorsun?” diye haykırıyordu sanki kömür karasının içinden bir şeyler. Kendini toparlayıp gözlerini genç kızın omzunda durup saçlarıyla oyunlar oynayan pigme pofidiğe kaydı.
—Çok sevimli gerçekten!
Liona Harry’nin sesinden buz gibi bir şeylerin aktığını hissetse de nedense içinden bir ses hiç de iyi rol yapmadığını söylüyordu. Harry’i ne kadar iyi tanıyorsa bu da onun her halinden yalan söylediğini gösteriyordu. Umurunda değildi. Bunu o başlatmıştı ve eğer ortada bir oyun dönecekse Liona da bir oyuncu olarak çok iyi oynayacağından emindi. Sonuç olarak bu onun için hiç de zor olmayacaktı.
“Teşekkür ederim. Neville gerçekten çok düşünceli.” dedikten sonra Neville’in koluna girdi ve yavaşça bu ortamdan sıkıldığı belli gitmek istediğini yanındaki genç adamın kulağına fısıldadı. Genç adam mesajı almış bir dakika izin isteyip kasaya yöneldi ve bir grup öğrencinin arasında kısılı kalmış Lee’ye birkaç galleon verdikten sonra koşar adımlarla Liona’nın yanına gelip genç kızı dışarı çıkarttı. Harry de bu aptal adamın daha ne saçmalıklar yapacağını bilmeden onların peşine düştü. Tabi Dharma’ya iyi bir bahane sunduktan sonra…
Harry hızlı adımlarla ilerleyip birkaç adım önünde olan Neville’e seslendi. Neville onu duyunca büyük bir bıkkınlıkla omuzları düşmüş halde geri dönmüştü ve sinirle kasılmış bir Harry bulduğunda hiç şaşırmadı. İlerleyip neler söyleyeceğini şimdiden aklında ölçüp tartmış olarak Liona’dan müsaade isteyip onu bekleyen arkadaşına doğru ilerledi.
*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*
Liona şimdi aralarında geçecek konuşmaları hatta daha doğru bir ifadeyle tartışmaları duymazdan gelmek için birkaç adım attı. Yeterince uzaklaştığı düşünüp bir duvarın dibine doğru tünedi. Neville çok uzaklaşmamasını Hogsmade de olsa bile bunun çok tehlikeli olabileceğini söylemişti. Bir köşeyi döndükten ve seslerin gelmediğini fark ettikten sonra durakladı.
Sokak ıssızdı. Diğer caddeler kadar yoğun olmamasına sevinmişti genç kız. Her ne kadar yalnız kalmayı pek sevmese de düşünmek için bazen yalnız kalmak en iyi ilacıydı onun. Bu dünyaya adım attığından beri pek arkadaşı olduğu söylenemezdi. Neyse ki Karoline ve Neville vardı. Eh Pansy de fena sayılmazdı. Ama işte o Malfoy yok muydu? Lanet olsun yine bugün yaptıkları gelmişti aklına. Delirmemek elde değildi. Kendini beğenmiş, ukala, çokbilmiş diye geçiriyordu içinden. Güya genç adam kütüphanede ona yaptıklarının intikamını almıştı. Ne yazık ki çok başarılı olduğu da ortadaydı.
—Liona!
Genç kız bu düşüncelerine dalmış halde bir an olduğu yerde sıçramıştı. Dönüp baktığında sokağın diğer yakasında çok garip görünüşlü daha önce hiç görmediği birisi kendisine bakıyordu. Büyücü üzerine eski püskü, neredeyse her yeri yamalarla dolu ve üstelik kirden rengi bile fark edilemeyecek bir cüppe geçirmişti. Yüzü de en az onun kadar pisti. Liona hiçbir zaman insanların değerini fakirlikleriyle ölçülemeyeceğini bilen biriydi ancak en azından büyücü dünyası için temiz olmak muggle dünyası kadar zor değildi değil mi?
Durumun kötülüğünü fark eden sadece kendisi değildi. Hala omzunda duran Linny adını verdiği pofidiği korkudan tir tir titrer halde saçlarının arasına saklanmış büzülmüş bir halde kendini korumaya çalışıyordu. O Liona’ya sığınmıştı. Peki, Liona korunmak için kime sığınacaktı?
“Adımı nereden biliyorsun?” dedi hala kendisine yaklaşmakta olan yüzü kırış kırış olmuş büyücüye. Liona korkusunu gizlemeye çalışmak için nefeslerini düzenlemeye çalışsa da olmuyordu işte. Olmuyordu… Büyücünün yaralı dudakları onun hayatı boyunca görmediği bir şekilde kıvrılmıştı. Avına ulaşmanın verdiği o muhteşem keyifle memnuniyetini gösteriyordu.
—Büyücü dünyasında seni tanımayan mı var Liona?
Genç kız birkaç adım geriye gidip duvara yaslandığını fark ederek durakladı. Herkesin arzuladığı bu sahip olduğu özelliği yine onun başını nasıl bir belaya sokmuştu. Bağırmak Harry’i çağırmak istedi ama sanki sesi kısılmıştı. Karşısındaki yaşlı büyücü giderek yaklaşıyordu ama o hiçbir şey yapamıyordu. Sadece pili bitmiş bir oyuncak gibi öylece kalakalmıştı.
*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*--*
Harry ne kadar öfkelendiğinin farkında bile değil kendisine ne var dercesine umursamazca bakan genç adama gözlerini dikti.
—Sen ne yaptığını sanıyorsun Neville?
Neville sanki anlamamış ya da anlamazlığa vurarak omuzlarını silkti. Harry şu an gerçekten delirmek üzereydi. Genç adama büyü yerine bir yumruk çaksa belki de kendine gelmesi daha kolay olurdu.
—Harry neyin var senin? Yoksa kıskandın mı ha? Ben senin bir sevgilin var sanıyordum. Yoksa yanılıyor muyum?
Harry bu sözler karşısında bir an kafasını toplamakta güçlük çekti. Şimdiye çoktan Neville’e okkalı bir cevabı yapıştırmıştı. Lanet olsun! Neler oluyordu? Neville’in değişen yüz ifadesinden ve sessizliğinden karşısındaki adamın bir şeyleri fark ettiği kesindi. Neville arkadaşının olduğu yerde sendelediğini görüp yavaşça kolundan tutup son anda düşmesine engel olmuştu.
Harry’nin kalbi sıkıştı. Midesi bulandı. Biri haykırıyordu… Ondan yardım istiyordu ama kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Her şey o kadar karışıktı ki çözmek mümkün değildi. Sanki bir ömür kadar uzaktı. O… Her kimse… Yanında ona destek olan arkadaşı tek bir şey duymuştu.
—Yardım etmem gerek.
Not : Böyle bir bölümden sonra yarım sayfadan aşağı yorum istemiyorum Haberiniz olsun Yeni bölümün geleceği buna bağlı
