Harry Potter Cafe | Forum
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Ekim 13, 2008, 06:35:57  
   
 
 
   
 
Sayfa: 1 [2] 3 4 5 ... 11   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 24: Zaman  (Okunma Sayısı 4590 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : Nisan 06, 2008, 19:39:12 »

biraz daha bekle öğreneceksin beğenmene sevindim Gülümseyen
« Son Düzenleme: Nisan 14, 2008, 00:37:43 Gönderen: didemerve » Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
Sponsor Bağlantılar
Reklam
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


View Profile
Re: Harry Potter ve Gizemli Yüzük - Bölüm 24: Zaman
« Eklendi: Ekim 13, 2008, 06:35:57 »

Logged
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : Nisan 13, 2008, 18:23:01 »

Bölüm 6: Diagon Yolu

     Okulların açılmasında bir gün önce Diagon Yolu’na gidip okul eşyalarını alacaklardı. O gece Çatlak Kazan’da kalıp ertesi gün okula oradan gideceklerdi. Bu yüzden bir şey unutmamak için sandıklarını önceki akşamdan toplamışlardı.
     Diagon Yolu’na gidecekleri sabah erkenden kalkıp kahvaltılarını yaptılar. Kahvaltıdan yarım saat sonra herkes hazır halde aşağıdaydı. Mrs. Weasley onları şöminenin başına topladı. En başta Ron gitti ve onun arkasından da Harry. Harry şömineye girmeden önce gözlüğünü çıkarıp cebine koydu. Şöminelerin içinde yolculuk çok rahat sayılmazdı ama neyse ki kısa sürüyordu. Harry iki dakika kadar şöminelerin içinde dönüp durduktan sonra Çatlak Kazan’daydı. Ron’un yardımıyla ayağa kalktı. Gözlüğünü taktı ve üzerindeki kuramları silkeledi. O sırada arkasında Hermione belirdi. O da öksürerek ayağa kalktı ve hanın öbür ucunda bir yere doğru bakıp gülümsedi. Harry ve Ron bakışlarını otomatik olarak o tarafa çevirdiler ve orada annesiyle bekleyen Elizabeth’i gördüler. Bu arada Ginny ve Mrs. Weasley de onlara katılmıştı. Herkes gelince birlikte Elizabeth ve annesinin yanına gittiler. Selamlaşma faslı bittikten sonra alışverişe başladılar. Önce kitaplarını aldılar daha sonra da aktara ve Madam Malkin’e gittiler.
     Madam Malkin’de cüppelere bakarlarken bir anda dükkânı hafif bir esinti sardı. Harry kapının açıldığını fark etti ve o tarafa döndü. İçeri sarışın bir kadın girdi. Arkasından da Harry’nin çok iyi tanıdığı fakat tanımamayı yeğlediği sarışın bir çocuk… Harry somurtarak Ron’a “Gelen bak.” dedi. Malfoy az ilerde resmi cüppelere bakan Hermione ve Elizabeth’e bakarak “Bakın kim var burada bulanık ve bakan kızı. Sen de mi bunlarla takılıyorsun Doge. Yazık ben de seni aklı başında sanmıştım.” dedi. Harry Malfoy’a doğru hamle etmeye kalktı ama Ron cüppesinin arkasına yapıştı. Hermione
     “Buraya bizimle uğraşmaya mı geldin sen işine baksana.” dedi. Malfoy
     “ Sen bana ne yapacağımı söyleyemezsin bulanık.” dedi. Harry Ron’dan kurtularak Malfoy’a doğru atıldı. Onu arkasında ki duvara yapıştırıp asasını çekti ve boynuna dayadı. Elizabeth çığlık attı ve bu sırada dükkândaki tüm gözler onlara döndü. Herkes korkuyla bir Harry’nin elindeki asaya bir kapana kısılmış Malfoy’a bakıyordu. Harry gözlerini onun gözlerine dikti ve mavi gözlerde korku gördü. Bu hoşuna gitmişti. Hermione “Boş ver Harry onu tanımıyor musun? Seni kışkırtmaya çalışıyor.” diye bağırdı ama Harry ona aldırmadı. Malfoy’a dönerek
     “Eğer sevgili babanın yanına gitmek istemiyorsan kapa çeneni.” dedi fısıltıyla. Malfoy koktuğunu belli etmemeye çalışarak “Hadi Potter cesaretin varsa bir lanet yap.” dedi. Hermione
     “Harry sakın bunu yapma okul dışında sihir yapmamıza gerek yok. Geçen yaz olanları unuttun mu?” dedi. Harry karşısında pis pis sırıtan Malfoy’a baktı. Eli buna pek yanaşmasa da asasını indirdi. Malfoy
     “Ne oldu Potter korktun mu?” dedi. Harry damarlarında akan öfkeyi hissediyordu ama dönüp de Malfoy’un suratına bir tane çakmamak için kendini tuttu. Burada kavga çıkarmak pek akıllıca değildi. Eğer okul dışında sihir yaparsa atılma tehlikesi olduğunu biliyordu. Zaten geçen yaz kuzenini Ruh Emicilerden kurtardığı için sicili bozuktu. Harry asasını indirdiğini gören Hermione, fikrini değiştirme ihtimaline karşın koşup onun koluna yapıştı ama Harry’nin buna ihtiyacı yoktu. Şimdi Malfoy’a bir şey yapmayı düşünmüyordu ama okula dönünce bu düşüncesi değişebilirdi. Malfoy ve annesi alışverişlerine döndüler. Malfoy onun kendisine bir şey yapmaya cesaret edemediğini düşünmüştü. Harry ilk fırsatta bu yanılgıyı düzeltecekti. Ortamın gerginliği biraz dağılırken onlar da aldıklarını ödeyip dışarı çıktılar. Harry buna memnun oldu çünkü Malfoy’a saldırdıktan sonra dükkândaki herkes onu gözlemeye başlamıştı. Elizabeth de Harry’ye ürkekçe bakıyordu. Harry Elizabeth Malfoy’u tanısa ona hak vereceğini biliyordu. Ron da dükkândan çıktıklarından beri okulda Malfoy’ gününü göstereceklerini söyleyip duruyordu. Alışverişlerini bitirip Çatlak Kazan’a gittiler ve aldıklarını bıraktılar. Daha sonra da Weasley Büyücü Şakaları’na gitmek için tekrar oradan ayrıldılar.
     Dükkâna vardıklarında hepsinin ağzı açık kalmıştı. Vitrin bile mükemmel görünüyordu kim bilir içerisi nasıldı. Vitrinin her tarafında rengârenk bonbonlar saçılıydı. Harry onların bu güzel görünüşlerine aldırmadı çünkü hepsinin birbirinden tehlikeli olduğunu biliyordu. Vitrinin ortasında duran bir manken ise önce görünmez oluyor sonra tekrar ortaya çıkıyordu. Harry mankenin kafasındaki şapkanın kalkıp indiğini fark etti. Şapka mankenin kafasına biraz değince manken görünmez oluyordu. Şapka yükselince manken tekrar ortaya çıkıyordu. Harry ve Ron heyecanla içeri giren grupta başı çektiler. İçerisi o kadar kalabalıktı ki neredeyse adı atacak yer yoktu. Fred ve George onları görünce yanlarına geldiler. Fred neşeyle Harry’ye bakarak “İşte onur konuğumuz. Biz de nerede kaldınız diye merak ediyorduk.” dedi. Harry
     “Madam Malkin’de Malfoy’la karşılaştık. Biraz sohbet ettik de.” dedi sırıtarak. George
     “Hala ortalarda küçük prens gibi dolaşmaya devam ediyor demek ha.” dedi kaşlarını çatarak. Ron
     “En yakın zamanda ağzının payını veririz. Harry’ye kalsa bunun için daha fazla beklemeye gerek yok ama işte kurallar engel oluyor napalım.” dedi. Fred
     “Bunca yıl birlikte yaşadık sana hiçbir şey mi öğretemedik biz. Ginny bile bizi senden iyi anlamış Ron kendinden utanmalısın. Şunu unutma kimse Weasleylere zorla bir şey yaptıramaz. Biz kendi kurallarımızı kendimiz koyarız.” dedi ciddi bir şekilde. Harry gülerken Ron
     “Ama okuldan atılmaya da meraklı değiliz.” dedi. George
     “Tabi nerede duracağını da bilmelisin. Mesela biz hiç okuldan atılmadık. Birkaç kere bunun eşiğine geldik ama o kadar da olur.” dedi sırıtarak. O sırada yanlarına gelen Ginny
     “Ne oluyor adımı duydum gibi geldi.” dedi. George
     “Sende radar gibisin ha.” dedi sırıtarak. Fred
     “Nasılsın küçük kardeş?” dedi. Ginny
     “İyiyim siz ne konuşuyordunuz az önce.” dedi. George
     “Harry bize Madam Malkin’deki ufak kavganızı anlatıyordu.” dedi. Ginny bu sıradan bir şeymiş gibi kafasını salladı ve elindeki küçük şişeyi göstererek “Bu ne?” diye sordu. Fred
     “Görünmezlik sıvısı.”
     “İyi ama bunun içi boş.”
     “Görünmezlik sıvısı dedik ya. Görünmez yani. Görünmez olmanın başka yolları da var diyebilirsin ama bunun bir farkı var: Eğer bunu içersen sadece görünmez olmuyorsun kimse senin sesini de duyamıyor. Yani görünmezlik pelerini ya da hayalbozan büyüsü gibi değil. Hem o büyüyü yapamayanlar için de çok pratik.” dedi.
     Açıklamayı duyan Harry iksirin nerede olduğunu görmek için çevresine bakınırken bir köşede eline Ginny’nin elindekinin aynısından bir şişe almış inceleyen Hermione’yi gördü ve ona doğru yürüdü. Arksında durdu ve “İlginçler değil mi?” dedi. Kız aniden arkasında ses duyunca korkudan sıçradı ve elindeki şişeyi yere düşürdü. Çıkan şangırtı tüm dükkânda yankılandı. Fred hızla oraya gelip hasara bakarken Hermione özür üstüne özür diliyordu. Neyse ki sadece iki şişe iksir kırılmıştı. Fred ortalığı temizledikten ve Hermione’yi bunun önemli olmadığına ikna ettikten sonra işine geri döndü. O gidince Harry
     “Özür dilerim ben arkadan sessizce gelmeseydim-”
     “Hayır, seninle bir alakası yok daha dikkatli olmalıydım. Ama iksir gerçekten çok ilginç dalmışım.”
     “Evet, ben de bir şişe almak için gelmiştim.” dedi. Bunun üzerine Hermione ona bir şişe uzattı ve kendide bir şişe alarak oradan uzaklaştı. Harry elindeki şişeye baktı. İçi boş gibi görünüyordu ve sallayınca ses gelmiyordu. Gerçekten çok ilginç diye düşündü. Herkes aldıklarını ödedikten ve Fred ve George’la vedalaştıktan sonra Çatlak Kazan’ın yolunu tuttular. O gün akşam yemeğinden sonra yeni aldıkları eşyaları valizlerine yerleştirmek için erkenden yukarı çıktılar. Ve işlerini bitirip yattılar. Yarın erken kalkmaları gerekiyordu. Çünkü yarın Hogwarts’a dönüyorlardı.         
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
miss-potter
~SoniAdorA~
UU Seherbazları
Sıcak Çikolata
*******
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1524


~Lonca Editörcübaşısı~:p


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : Nisan 13, 2008, 18:30:58 »

çok güzel olmuş cnm ellerine sağlık Gülümseyen

edit:ilk yorum benden gelmişşş Sırıtan
« Son Düzenleme: Nisan 13, 2008, 18:31:29 Gönderen: miss-potter » Logged



Harry Potter ve Umudun Büyüsü<br /><br />~Dans Kulübü~<br /><br />~HPC Yazarları Loncası~
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : Mayıs 10, 2008, 09:57:31 »

Bölüm 7: Tek Kişilik Seçme

     Sabah Harry uyandığında daha hiç kimse uyanmamıştı. Harry kalkıp üstünü giyindi ve sandığına her şeyi koyup koymadığını kontrol etti. Daha sonra aşağı indi. Handa kimse yoktu.  O da arka tarafa, sadece konaklayanların oturduğu tarafa, dolaştı. Orda sohbet eden Hermione ve Elizabeth’i gördü “Günaydın.” dedi. Hermione “Sana da günaydın sen de mi erken uyandın. Henüz han açılmamış bile. Gel otur istersen.” dedi. Harry oturdu ve “Siz konuşmanıza devam edin,” masanın üstündeki kitaba uzanarak “buna bakmamın bir sakıncası yoktur herhalde.” dedi. Hermione “Tabi ki yok.” dedi ve Elizabeth’e döndü. Harry ne konuştuklarını anlamamıştı ama Elizabeth’i ilk kez böyle konuşurken görüyordu.  Elindeki kitaba baktı. Adı “Efsaneler ve Sırları”ydı. İçini açıp karıştırmaya başladı. Kitap çeşitli efsanelerden bahsediyordu. Biraz baktıktan sonra ilgisini çeken birini okumaya başladı.

     Gizemli Yüzük efsanesi çok eski zamanlardan beri anlatılan bir efsanedir. Dünyada böyle bir yüzüğün varlığını destekleyecek hiçbir kaynak yoktur. Söz konusu nesnenin takana inanılmaz güçler kazandıran bir yüzük olduğuna inanılır. Eski Karanlık Lort Grindellwald bu yüzüğü bulmak için çeşitli arayışlara girmiştir fakat yüzüğü bulduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Yüzüğü her kim takarsa-

     “Harry hadi bizi çağırıyorlar.” Harry aniden duyduğu sesle irkildi. Hermione ona sesleniyordu. Harry ayağa kalkıp kitabı ona geri verdi ve arkasından hana doğru gitti. Han şimdi kahvaltı eden müşterilerle dolmuştu. Weasleyler, Mr. Doge ve Mrs. Doge bir masaya oturmuşlardı. Harry’de Ron’un yanına oturdu. Hızlıca yapılan bir kahvaltının ardından istasyona gitmek için hazırlıklara başladılar. Dün akşamdan hazırladıkları valizleri aşağı indirirken bayağı karmaşa yaşandı. Harry ve Ron merdivenden inerken az daha sandıkların altında kalıyorlardı. O sırada yeni gelen Tonks yardımlarına koştu.
     İkisi de yorgun bir halde onun arkasından aşağı indiler. Harry aşağıda bekleyen Mody’ye döndü “Oraya nasıl gideceğiz?” diye sordu. Alacağı cevabı tahmin edebiliyordu bu yüzden Mody cevap verince şaşırmadı “Bakanlık beş araba gönderdi. Daha doğrusu Elphias getirdi.” dedi. Harry önce afalladı sonra aklına Mr. Doge’un da kızını geçirmek için geleceği geldi. Herkes hazırlanıp aşağı indikten ve valizler arabalara koyulduktan sonra dışarı çıktılar. Resmi görünüşlü beş bakanlık arabası hazır halde onları bekliyordu. Ron arabaları görünce Harry’ye dönerek “Geçen sene için özür dilemeye çalışıyorlar galiba.” dedi sırıtarak. Harry “Saçmalama Ron bu arabalar benim için değil. Mr. Doge’un bakan olduğunu unutma.” dedi. Ron ikna olmamış gibiydi ama Mody onları ortadaki arabaya bindirince susmak zorunda kaldı. Harry, Hermione, Ron ve Elizabeth arabaya rahatça yerleştikten sonra kapılar kapandı. Ön koltuğa da Kingsley ve Tonks oturduktan sonra araba hareket etti.
     Harry’nin tahminine göre henüz on dakika olmuştu ki istasyona vardılar. Hepsi arabadan indikten sonra arabaların ikisi kenara park ederken diğerleri gitmişti. Dört seherbaz Harry’nin dört yanını sardılar. Harry “Kendim yürüyemez miyim?” dedi. Harry’nin solundaki seherbaz “Korkarım bu mümkün değil Mr. Potter. Bize verilen emir böyle.”  dedi. Harry sıkkınlıkla yürümeye devam etti. Duvara geldiklerinde iki seherbaz ona durmasını işaret edip önden gittiler. Sonra Mr. Doge’a bakarak kafasını salladı. Harry bunun ortalık temiz işareti olduğunu düşündü. Bunun üzerine Mr. Doge’un işaretiyle seherbazlardan biri Harry’nin kolunu tutup onu duvara doğru yürütmeye başladı. Harry kolunu çekip kurtarırken ateş saçan gözlerle arkasındakilere bakarak “Ben çocuk değilim korumalara ihtiyacım yok. Duvardan geçerken Voldemort saldıracak değil ya!” dedi. Mr. Weasley “Onu tanımıyorsun Harry her an tetikte olmalısın.”
     “Tamam, ama bari duvardan kendim geçeyim.” dedi bıkkınlık ve çaresizlikle. Mr. Doge Harry’nin yanındaki seherbaza bakarak “Tamam Fox bırak onu kendi gitsin.” dedi. Harry duvara doğru koştu ve öbür tarafa geçti. Orada önceden geçen seherbaz onu bekliyordu. Harry onun yanında beklemeye başladı. Arkadaşlarının hepsi gelince geri kalanlarla vedalaştılar. Bu arada trenin kalkmasına on dakika vardı. Harry herkesle teker teker vedalaştı. Mrs. Weasley ağlamaya başlamıştı. Harry’ye dördüncü kez sarılınca Mr. Weasley “Yeter Moly gitmeleri gerekiyor.” dedi. Mrs. Weasley Harry’ye “Harry beladan uzak dur kendine dikkat et tamam mı?” dedi. Harry kafasını salladı. Beladan uzak duramayacağını biliyordu ama şimdi bunu Mrs. Weasley’e söylemek pekiyi olmazdı.
     Trene bindiler ve kendilerine boş bir kompartıman bulabilmek için trenin arka taraflarına doğru yürümeye başladılar. Harry geçerken insanlar ya başlarıyla selam veriyorlardı ya da onu parmaklarıyla gösterip fısıldamaya başlıyorlardı. Harry bunlara aldırmamaya çalıştı. Kompartımanın birinin önünden geçerken Crewey kardeşler dışarı fırlayıp aynı anda “Selam Harry bizimle oturmak ster misin?” dediler. Harry bu teklifi kibarca reddettikten sonra ilerlemeye devam ettiler ve sonunda boş bir kompartıman bulmayı başardılar. Eşyalarını bagaj rafına yerleştirdikten sonra oturdular. Sessiz geçen birkaç dakikadan sonra Ginny arkadaşlarının yanına gitti ve Harry ve Ron da büyücü satrancı oynamaya başladılar. Hermione ve Elizabeth ise onları izliyorlardı. Biraz sonra kompartıman kapısı açıldı ve Malfoy içeri girdi. Suratında yine o pis sırıtışı vardı ve iki yanında da yardakçıları. Hepsine teker teker bakarak “Bakın kim varmış burada. Seçilmiş kişi, bulanık, kanı bozuk ve bakan kızı. İyi ekip doğrusu... Bunlardan iyisini bulamadın mı Doge. Bunlarla takılmak için insanın kafayı yemesi lazım.” dedi. Elizabeth “Kim olduğunu bilmiyorum ama bana bulaşmaya kalkarsan karşılığı kötü olur.” dedi. Harry onun cevap vermesine şaşırmıştı. Malfoy ona dönerek “Demek babaya güveniyoruz. Ama baban ve sevgili seherbazları seni burada koruyamazlar.”
     “Her olayda babamın arkasına saklanmayı sevmem. Sadece beş yıl Durmstrang’da okudum ve orada öğretilen karanlık sanatlar hiçbir yerde öğretilmez.”
     “Sen ne hakla beni tehdit edersin. Kendini ne sanıyorsun.”
     “Ben sihir bakanının kızıyım ve sen de berbat bir ölüm yiyenin oğlusun. Seni tanımasam da babanı çok iyi tanırım. Çünkü o ve dostları yüzünden kardeşimi kaybettim.” dedi. Bunun üzerine hepsi şaşkınlıkla ona döndü. Ama Malfoy’un ne yapacağı belli olmayacağında durumu kontrol altında tutmak için geri Malfoy’a döndüler. Malfoy anlık bir afallamanın ardından “Sen ne cüretle böyle bir şey söylersin.” dedi ve asasına davrandı. Ama her zamanki gibi Harry daha hızlıydı. Asasını Malfoy’a doğru sallayıp “Expelliarmus” diye haykırdı. Malfoy’un asası elinden fırladı ve kendi de geriye doğru uçtu. Harry, asasını onun önüne atarak “Madam Malkin’de bir şey yapmamam, yapmayacağım anlamına gelmez. Sende de laftan başka bir şey yok.” dedi gülerek. Sonra da içeri girip kompartımanın kapısını kaptı. Ron ona gururla baktı. Elizabeth sessizce teşekkür etti. Harry tam Elizabeth’e kardeşini soracaktı ki Hermione’nin susturan bakışlarıyla karşılaşınca vazgeçti. Yolculuğun geri kalanı olaysız geçti. Tren Hogwarts’a yaklaşınca cüppelerini giydiler. Tren yavaşlarken herkes koridora dolmuştu. Harry, Ron, Hermione ve Elizabeth trenden inip Terstrallerin çektiği arabalara doğru ilerlediler. Harry Elizabeth’in ürkek bir şekilde atlara baktığını fark etti.
     “Sen kimin ölümünü gördün?” diye sordu yanına giderek. Elizabeth ürkekçe bakışlarını ona çevirdi. Cevap vermek istemiyor gibi görünüyordu. Tam bu sırada Ron “Acele edin açlıktan ölüyorum.” diye seslendi. Elizabeth hızla Ron’un yanına gitti ve arabaya bindi. O sırada Harry’nin yanına gelen Hermione “Elizabeth’le konuşmanızı duydum.”
     “Buna konuşma denirse tabi.”
     “Harry anlamadın mı? Ben de nasıl olduğunu ve ne zaman olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var o da şu: Elizabeth ölüm yiyenler yüzünden kardeşini kaybetmiş. Ama bunu bize anlatması için yeterince güvenmesi lazım. Ona biraz zaman tanı.” dedi. Harry henüz bir şey söyleyemeden Ron seslendi “Hadi ama bir tek biz kaldık.” Harry ve Hermione acilen arabaya binip kapıyı arkalarından kapattıklarında araba hareket etti.
     Okula vardıklarında Harry arabadan indi ve diğerlerinin inmesi için kapıyı açık tuttu. Elizabeth ağzı bir karış açık okula bakıyordu. Ron sırıtarak “Bu daha bir şey değil. Sen bir de yemeklerini görsen.” dedi. Elizabeth gülümseyerek ona baktı ve dördü birlikte okula yürüdüler.
     Büyük Salon’a vardıklarında Elizabeth daha da etkilenmiş gibi görünüyordu. Onlar Griffindor masasına doğru yürürlerken yanlarına McGonagall geldi. Elizabeth’e dönerek “Miss. Doge biliyorsunuz ki henüz binanız belirlenmedi. Lütfen beni izleyin.” dedi. Elizabeth onlara bir bakış atıp McGonagall’ın peşinden yürümeye başladı. Harry, Ron ve Hermione de peşlerine takıldılar. McGonagall onları kendi odasına götürdü. Oturmalarını işaret ederek “Seçme töreni bitince Prof. Filtwick Seçmen Şapkayı getirecek. Lütfen o zamana kadar burada bekleyin.” dedi ve odadan çıktı. Elizabeth onlara dönerek “Siz hangi binadasınız?” dedi. Ron
     “Griffindor tabi ki. En iyi bina orasıdır. Slytherin berbattır. Tüm ölüm yiyen çocukları oradadır. Ama eminim sen de Griffindor’a seçilirsin.” dedi. Elizabeth gülümseyerek
     “Bunu bir iltifat olarak mı almam gerek? dedi. Ron’un kulakları yine kızarmaya başlamıştı. Hermione “Öyle alsan iyi olur.” dedi sırıtarak. On dakika kadar sonra Prof. Filtwick elinde seçmen şapkayla içeri girdi.  Elizabeth çok heyecanlanmış gibi görünüyordu. Harry onu anlayabiliyordu. Kendisinin seçilirken nasıl hissettiği aklına geldi. Bu arada Prof. Filtwick şapkayı Elizabeth’e uzattı. Elizabeth şapkayı aldı, ürkekçe başına geçirdi ve hep birlikte beklemeye başladılar. Heyecanla geçen bir dakikadan sonra şapka hepsinin beklediği şeyi söyledi: Griffindor.
     Hermione koşarak gitti ve şapkayı başından çıkarmakta olan Elizabeth’e sarıldı. Ron Harry’ye “Kendi seçildiğinde bu kadar mutlu olmuş muydu?” dedi fısıldayarak. Hermione ona dönerek “Seninle aynı binaya seçilip de nasıl mutlu olabilirim. Trende beni terslemiştin.” Ron tam cevap vermek için ağzını açacakken Elizabeth “Siz niye bu kadar çok kavga ediyorsunuz?” diye sordu. Harry “Boş ver ben beş yıldır çekiyorum.” dedi bıkkınlıkla. Hermione ona sitemle bakarak “Hiç konuşma Harry o başlattı.” dedi. Harry Filtwick’in orada olduğunu unutmuştu. Filtwick “Hadi çocuklar şölene inelim.” diyene kadar.
     Dört arkadaş ufak tefek Prof. Filtwick’in ardından şölene indiler. Onlar Griffindor masasına doğru yürürken herkes onlara bakıyordu. Dördü birlikte Griffindor masasına oturdular. Ron yemeklere saldırırken Seamus neşeyle Elizabeth’e bakarak “Vay demek Griffindor’dasın. Emin ol Hogwarts’ı çok seveceksin. Ama Shylitherinlere bulaşma. İnsanın sinirini bozuyorlar. Bu kadar olaydan sonra onları niye hala okulda tuttuklarını anlamıyorum.” dedi. Elizabeth “Bir kaçıyla tanışma fırsatım oldu.” dedi nefretle Malfoy ve yardakçılarına bakarak. Ginny’nin yanında oturan Dean onlara dönerek “Zaten Harry ile takılıyorsan bunları çok görürsün. Bence Harry’yi kıskandıkları için böyle yapıyorlar.” dedi. Hepsi Harry’ye döndüler. Bu sırada öğretmenler masasına göz gezdiren Harry onu duymamış gibi yaparak “Dumbledore’un yanında oturan adam kim?” dedi. Seamus sırıtarak “Yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenimiz. Bir tane daha... Adı Robert Carlyle.” dedi.
     Harry cevap vermeden tekrar adama döndü. Koyu sarı saçları ve açık yeşil gözleri vardı. En fazla otuz beş yaşında gibi görünüyordu. Adam Dumbledore’la çok yakın bir arkadaşıymış gibi konuşuyordu. Harry bu adamı daha önce bir yerde görmüş olduğunu düşündü. İfadesi hiç yabancı görünmüyordu. Ama Harry nu nerde gördüğünü hatırlayamadı. O sırada Hermione’nin de düşünceli bir şekilde adama baktığını fark etti. Kız Harry’nin ona baktığını fark edince “Onu tanıdın mı?” dedi. Harry daha da meraklanarak “Biraz yardımcı olsan.”
     “Mr. Doge’u tebrik etmek için Dumbledore’la gelmişti.” dedi. Harry o an hatırladı. Ama o sırada bir Quidditch maçının yarısında olduklarından onlarla konuşamamışlardı. Zaten Mr. Weasley yoldaşlıkla ilgili bir şey konuşacaklarını söylemişti. Bu durumda adam yoldaşlıkta olmalıydı. Harry bunu düşünürken Ron “Bu adam bana tanıdık geliyor size de öyle geliyor mu?” dedi. Hermione ona dönerek “Sssh! Sessiz ol biraz. Sonra konuşuruz.” dedi. Ron anlamamış gibi görünüyordu ama Harry’yi çok şaşırtarak sustu. Harry Hermione’nin niye böyle davrandığını tahmin edebiliyordu. Seamus, Dean ve Neville’in yanında yoldaşlıktan bahsetmek istemiyordu.
     Herkes yemeklerini bitirince ve Dumbledore onlara iyi geceler dileyince Harry, Hermione, Ron ve Elizabeth neşeyle yukarı çıktılar. Yukarı çıkarlarken Ron Elizabeth’e yolları, geçitleri ve gizli kapıları anlatıyordu. Elizabeth de neşeyle onu dinliyor ve bazen de gülüyordu. Harry onları dinlediği sırada Ron “Hele mutfağa açılan tabloyu görmelisin. Hayatımda o kadar şirin bir şey görmedim. Hele arkası daha da şirin.” diyordu. Elizabeth gülerken Hermione Harry’ye “Ron onu sevdi.” Dedi muzipçe gülümseyerek. Harry de gülümseyerek “Evet çok iyi anlaştılar.” dedi. Şişman Hanım’ın portresine vardıklarında Hermione en öndeki Ron’a “Parola ‘Ay ışığı’ ” diye seslendi. Ron Şişmen Hanım’a parolayı söyledi. Portre açılınca da Elizabeth’in geçmesi için kenara çekildi. Onun arkasından da kendi geçince Hermione gülmeye başladı. Harry buna bir anlam veremeyerek ona baktı. Hermione “Ondan hoşlanıyor.” dedi yine gülerek. Harry de sırıtırken şöminenin yanındaki koltuklara oturmuş Ron ve Elizabeth’in yanına oturdular. Hermione gülerek Elizabeth’e “Eee nasıl buldun yeni evini?” dedi. Elizabeth
     “Muhteşem.” dedi. Ron “Bu soru için henüz çok erken. Daha mutfağı bile görmedi.” dedi. Harry “Daha yeni yemekten geldik abi.” dedi sırıtarak. Ron bozulmuş gibiydi ama belli etmemeye çalışarak gülmekte olan Hermione ve Elizabeth’e katıldı. Harry’ye de bir “seninle sonra görüşürüz” bakışı attı. Harry kendisinin gülebilmesine şaşırıyordu. Olanlardan sonra çok daha içine kapanmıştı fakat şimdi arkadaşlarının yanındayken gülmek çok güzeldi. Gece yarısına kadar orada oturup gülüştüler. Saat on ikiye geldiklerinde Hermione yarın kalkamayacaklarından yakınmaya başladı. Ve bunun üzerine hepsi ayağa kalktılar. Harry kendini çok yorgun hissediyordu ama yatmadan önce Ron’u sorguya çekmeyi kafaya koymuştu. Kızlar giderlerken Harry biraz daha kalacağını söyledi. Ron da ona eşlik etmeye karar verdi. Uzun bir süre Elizabeth ve Hermione’nin arkasından baktıktan sonra kendisine bakarak sırıtan Harry’ye döndü.
     “Niye gülüyorsun sen öyle?”
     “Doğrusu tam Hermione’den hoşlanmaya başladığını düşünüyordum.”
     “Bu yüzden korktun mu?” dedi sırıtarak. Harry “Saçmalama,” dedi hafif kızararak “Hermione’yle aramda bir şey olmadığını biliyorsun. Ben Elizabeth ve senden bahsediyorum.” dedi. Şimdi kızarma sırası Ron’daydı. Harry onun bu tepkisini görmezden gelerek “Hadi ama saklamaya çalışma. Senden başka herkes anladı.”
     “Asıl sen saçmalama yok öyle bir şey. Hermione soktu demi senin aklına bunu.”
     “Tamam tamam ben yanlış anlamışım o zaman. Ama Ron sen de fazla yakın davranıyorsun kıza. Yanlış anlamamamız normal.”
     “Ben, kendini yabancı hissetmesin diye öyle yapıyorum. Yazık kıza hiç tanımadığı insanların arasında yalnız mı bırakayım?”
     “Eminim öyledir.” dedi Harry. Ron Harry’nin hala muzipçe gülerek ona baktığını görünce koltuktan aldığı bir yastığı ona fırlattı. Harry sırıtarak yastığı Ron’a geri fırlattı. Ve tekrar suratına yastık yememek için ayağa kalkarak “Hadi yatalım artık. Hermione’nin dediği olacak gerçekten.” dedi ve birlikte yatakhaneye çıktılar.
     Bu ara kendi yatakhanelerinde ki Hermione ve Elizabeth pijamalarını giymiş ve yataklarına yatmışlardı. Hermione Elizabeth’e doğru dönerek başını koluna dayadı ve ona “Eee nasıl buldun Hogwarts’ı?” dedi. Elizabeth de ona dönerek “Güzel. Fena değil.”
     “Ron’da çok yardımcı oldu değil mi?”
     “Evet, sağ olsun – sen ne gülüyorsun öyle?” dedi Elizabeth Hermione’nin parıldayan gözlerine bakarak “Hermione lütfen saçmalama.”
     “Hadi ama yapma anladım ben zaten.”
     “Saçmalama anlaşılacak bir şey yok ki ortada. Daha onu doğru düzgün tanımıyorum bile.”
     “İyi öyle diyorsan öyledir.”
     “Hermione hadi ama yapma.”
     “Tamam, yaa eminim öyledir.”
     “Hermione!”
     “Niye bu kadar direniyorsun bir şey yoksa tamam inandım diyorum.”
     “Ama inanmış gibi görünmüyorsun.”
     “İnanıp inanmadığımı zaman gösterecek. Ama sen ne dersen de iki gün sonra çıkmaya başlarsanız kimse şaşırmayacak.”
     “Saçmalama lütfen.” arkasını dönerek “Hem sen önce kendine bak.”
     “Ne demek kendine bak?” Elizabeth tekrar ona dönerek “Bak işte bana o kadar laf söylüyorsun ama siz çıkmaya başlarsanız da kimse şaşırmaz.”
     “Sen kimden bahsediyorsun?”
     “Sence?”
     “Biz beş yıldır arkadaşız.”
     “Bu bir engel mi?”
     “Elizabeth lütfen saçmalama!”
     “Sen saçmalarsan ben de saçmalarım.”
     “Böyle bir şey düşündüğün için söylemedin değil mi? Sadece beni uyuz etmek için söyledin.”
     “Başarılı da oldum galiba.”
     “Tama yeter bu kadar uyu artık sabah zor kalkacağız.”
     “İyi geceler o zaman.”
     “İyi geceler.”



yorum istiyoruuuum Sırıtan
« Son Düzenleme: Mayıs 10, 2008, 09:58:20 Gönderen: didemerve » Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
taliaejo
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 41



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #19 : Mayıs 11, 2008, 22:01:53 »

çok gzl olmuş devm et bence ...çiftleride uygun ayırmışsn ...bi daha ne zman koyarsn yeni bölümü yani 8.yi
Logged
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #20 : Mayıs 12, 2008, 00:15:49 »

teşekkür ederim gelecek hafta koyarım inşallah Gülümseyen
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
taliaejo
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 41



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #21 : Mayıs 17, 2008, 09:57:27 »

ya ne zmn yazsan 8.bölümü merakla bekliorz
Logged
taliaejo
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 41



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #22 : Mayıs 19, 2008, 10:49:49 »

ya hani bu hafta yazcaktn 8.bölümü ...geç kaldn...hadi lütfen yaz artık

Logged
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : Mayıs 19, 2008, 18:24:55 »

Gecikmeden dolayı özür dilerim malum yazılı haftaları Terleyen

Bölüm 8: Uğruna Savaşılacak Bir Şey

     Okulun ilk günü çok hızlı başladı. Sabah kahvaltıda hepsi Prof. McGonagall’la ders seçimi yaptılar. Harry’ye sıra geldiğinde McGonagall onun notlarını beğendiğini belirtti ve seçmek istediği dersleri sordu. Harry ve Ron; Karanlık Sanatlara Karşı Savunma, Biçim Değiştirme, İksir, Bitkibilim, Tılsım, Astronomi ve Sihirli Yaratıkların Bakımı dersini seçmişlerdi. Elizabeth de aynı dersleri seçmişti. Hermione ise bunlara ek olarak Aritmansi’yi seçmişti. Harry aslında iksiri seçmek istemiyordu ama seherbaz olabilmesi için bu dersi alması gerekiyordu.
     Ron ders programını görünce neredeyse küçük dilini yutuyordu. Bir sürü boş vakitleri vardı. Mesela şimdi öğlene kadara boşlardı. Hermione Aritmansi’ye giderken onlarda Griffindor ortak salonuna doğru yola koyuldular.
     Elizabeth yukarı çıkarken önden çıkmak istedi. Kendi başına yolu bulup bulamayacağından emin olmak istiyordu. O öne düştü ve Harry ve Ron’da onu takip etmeye başladılar. On dakika kadar sonra onlar Quidditch sohbetine dalmışlarken Elizabeth durmalarını söyledi.
     Elizabeth’in işareti üzerine etraflarına baktıklarında daha önce hiç görmedikleri bir koridorda olduklarını fark ettiler. Uzun bir koridordu. Her tarafta Harry’nin daha önce görmediği bir yaratığın heykelleri vardı. Bukalemunla semenderin bir karışımına benziyordu. Heykeller o kadara gerçekçiydi ki bir ara Harry arkasındaki birinin hareket ettiğini sandı. Elizabeth “Nerede olduğumuzu biliyor musunuz?” dedi. Onun konuşması üzerine duvarlardaki tüm meşaleler söndü ve etraf karanlığa gömüldü.
     Harry, Ron ve Elizabeth’in hızlı hızlı nefes alışlarını duyabiliyordu. Asasını çıkardı ve “Lumos” diye mırıldandı. Asasının ucu ışıklanınca onu Ron ve Elizabeth’e doğru tuttu. Ya asa ışığı Harry’yi yanıltıyordu ya da Ron ve Elizabeth korkudan bembeyaz olmuşlardı. Ron “Çapulcu haritası yanında mı?” diye sordu ona bakarak. Harry ümitsizlikle başını iki yana salladı. Sonra da Elizabeth’e dönerek “Buraya nasıl geldiğini hatırlıyor musun?” diye sordu. Kız korkmuş gözlerle etrafa bakında sonra da Harry’nin sağ tarafını göstererek “Sanırım şuradan.” dedi.
     Harry onu dinlemek konuşunda pek emin değildi ama başka çareleri yoktu. Elizabeth’in gösterdiği yönden yürümeye başladılar. Bu sefer başı, elinde ışıklı asasıyla Harry çekiyordu. Biraz ilerledikten sonra buranın doğru yol olduğunu anladılar çünkü ihtiyaç odasının önünden geçen koridoru görebiliyorlardı. Kendilerini koridora attılar ve Harry dönüp geldikleri yere baktı.
     Duvarda bir geçit açılmıştı ve onlarda oradan girmişlerdi. Geçit aydınlıkken koridorun devamı gibi görünüyordu ama karanlıkta korkunçtu. Harry buranın neresi olduğunu anlayamıyordu. Daha önce asla, hatta çapulcu haritasında bile görmemişti burayı.
     Onlar hala durmuş geçiti incelerken bir anda duvar birleşmeye başladı. Ve bir dakika sonra geçit arkasında hiçbir z bırakmadan kapanmıştı. Üçü doğruca Griffindor kulesine gittiler. Bunu mutlaka birine söylemeliydiler. Harry Hogwarts’ın birçok gizemi olduğunu biliyordu ama bu kadarı da fazlaydı. Orası neresi olabilirdi ki?
     Ortak salonda uzun süre sessizce oturdular. Harry’nin tahminine göre bir saat kadar sonra Hermione geldi. Üçünün de boş boş oturduğunu görünce “Neler oluyor? Ne bu haliniz?” dedi. Başta hiç biri bir şey söylemedi. Sonunda Harry “Gizli bir geçit bulduk.” dedi. Bu arada yanındaki koltuğa çökmüş olan Hermione “Bunun neresi bu kadar ilginç. Hogwarts’ın sırlarını en iyi sen bilirsin Harry.”
     “Ama bu farklıydı. İhtiyaç odasının önünden geçen koridorun devamı gibiydi. Elizabeth kendi başına bizi buraya getirmeye çalışıyordu. Biz bir ara konuşmaya dalmışız Elizabeth de sağa döneceğine sola dönmüş. Bize durmamızı söyledi ve biz de etrafa baktık. Her tarafta heykeller vardı. Sırlar Odasına benziyordu.”
     “Ne heykeli?”
     “Adını bilmiyorum semenderle bukalemunun karışımı gibi görünüyordu. Heykeller çok gerçekçiydi.”
     “Firemunlar.” dedi Hermione düşünceli düşünceli. Harry şaşırarak “O da ne?” diye sordu. Hermione derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya başladı “Firemunlar çok ama çok tahlikeli yaratıklardır. Dediğin gibi görünüşleri semender ve bukalemunun karışımına benzer. Uzun çatallı dilleri vardır ve dişleri neredeyse bir basiliks kadar zehirlidir. Ateşle araları oldukça iyidir ve renklerini değiştirerek arkadaki zeminin rengini alabilirler. Bu özellik sayesinde avlarına fark ettirmeden rahatça yaklaşabilirler. Avları da genelde insanlardır. Ayrıca bu yaratıkların neslini Godric Griffindor’un yok ettiğine inanılır. Ama olup olmadıkları bile belli değil. Bin yıldır onlardan gören olmamış.” diye bitirdi konuşmasını. Ron
     “İnsan yiyen ve ateşle oynayan bukalemunlar ha. Gerçekten ürkütücü.”
     “Evet, bir hayli ürkütücüdürler. Ama az önce de söylediğim gibi bu yaratıkların gerçekte varlığı hiçbir zaman kanıtlanmamıştır. Ayrıca orada bir koridora dair hiçbir iz olmadığını çok iyi biliyoruz.” diye bitirdi konuşmasını. Bu Harry’nin de aklına takılmıştı. Elizabeth’e dönerek “Oraya girmeden önce açıldığını filan görmedin değil mi? Yani biz gittiğimizde zaten açık mıydı?” diye sordu. Griffindor kulesine geldiklerinden beri hiç konuşmamış olan Elizabeth korkarak:
     “Evet. Zaten görsem size söylerdim.” dedi. Sanki infazını bekliyor gibiydi. Harry onun kendini suçlu hissetmesini istemiyordu. Tam o sırada Ron “Bunun için kendini suçlu hissetme. Aslında kaybolmamızın sebebi bizim aptallığımız. Sonuçta senin buradaki ikinci günün ve biz yolu tamamen sana bıraktık. Hem bak hiçbirimize bir şey olmadı.” dedi. Elizabeth ona titrek bir gülümsemeyle cevap verdi.
     Bu sırada Harry boş boş etrafa bakıyordu. Düşüncesi mümkün olabilir miydi acaba? Tam bu sırada gözleri Hermione’ninkilerle karşılaştı. Hermione “Aynı şeyi mi düşünüyoruz?”
     “Eğer Elizabeth oranın açılışını görmediyse daha önce biri açmış olmalı ve muhtemelen açan kişi içerideydi. Çünkü rasgele açılıp kapanan bir geçite benzemiyordu ve biz çıkınca etrafta kimse olmamasına rağmen kapandı. Ama kim olabilir ki?”
     “Dumbledore’la konuşmalıyız.” dedi Hermione ayağa kalkarak. Diğer üçü de kalktı ve sessizce Dumbledore’un odasına gitmeye başladılar. Karşılarına Prof. McGonagall çıktığında neredeyse oraya varmışlardı. “Ders saatinde koridorlarda dolaşmanızım sebebini sorabilir miyim Potter?”
     “Efendim bizim dersimiz boştu ve önemli bir şey görüşmek için Prof. Dumbledore’un yanına gidiyorduk.”
     “Prof. Dumbledore bakanın acil çağrısı üzerine bakanlığa gitti. O gelene kadar söylemek istediklerinizi bana söyleyebilirsiniz. Geldiğinde ben iletirim.”
     Harry tam bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki Elizabeth korkuyla “Babama bir şey mi oldu?” diye sordu. McGonagall “Babanız iyi Miss. Doge. Şimdi sizlerden başı boş bir halde koridorda dolaşmamanızı istemek zorundayım. Prof. Dumbledore döndüğünde ona bir şey söylemek istediğini iletirim Potter. Lütfen kendine dikkat et.” dedi. Harry şaşkınlıkla kafasını salladı ve dördü birden ortak salona yöneldiler. Kendilerini yine şöminenin önündeki koltuklara attıkları zaman Ron “Of biz bu okulda olaysız bir gün geçiremeyecek miyiz?” diye sordu bıkkınlıkla. Hermione sırıtarak “Niye bir şikâyetin mi var? Macera oluyor işte. Boş boş oturmak daha mı iyi?” dedi. Sonra da üzgün görünen Elizabeth’e dönerek “Elizabeth lütfen babanın bir şeyi olsa mutlaka haberimiz olurdu. Bakanlıkla ilgili bir problemdir. Dumbledore hiçbir zaman bakan olmadı ama bakanlık –geçen sene hariç- asla ondan bağımsız iş yapmazdı. Lütfen endişelenme.” dedi. Elizabeth yaşlı gözlerle ona bakarak “Nasıl emin olabilirsin ki? Kim Oldğunu Bilirsin Sen’in bakanlığı düşürmeye çalıştığını söylüyorlardı. Hem de elinden gelen en kısa sürede.” dedi. Ron
     “Baban bakan olduktan sonra bu daha zor çünkü bakanlık artık yoldaşlığın elinde ve yoldaşlıkta Dumbledore’un kontrolünde ve Kim Olduğunu Bilirsin Sen’in korktuğu tek kişi de Dumbledore. Ağlama lütfen kimseye bir şey olmayacak.” dedi. Elizabeth gözlerindeki yaşları silerek hepsine teker teker baktı ve “İyi ki varsınız. Siz olmasanız ne yapardım şimdi ben.” dedi. Hermione
     “Biz de senin yanında olmaktan memnunuz. Hadi ağlamayı bırak da gidelim bir şeyler yiyelim.” dedi. Hep birlikte kalkıp aşağı indiler. Henüz dersler bitmediği için büyük salon tamamen boştu. Onlar da yemek saatini beklemek için dışarı çıkıp gölüm kenarındaki büyük kayın ağacının gölgesine oturdular.
     Harry her ne kadar Elizabeth’in endişelendirmek istemese de gerçeğin açık olduğu düşünüyordu. Mr. Doge gerçekten kötü bir şey olmasa Dumbledore’u bakanlığa çağırmazdı. Ve Voldemort’un bakanlığı düşürmeye çalıştığı da doğruydu. Harry yine de en kötü ihtimali düşünmemeye çalıştı. O sırada Ron’un sesiyle kendine geldi “Hadi kalkın gidelim artık ben çok acıktım.” dedi. Hermione “Nedense şaşırmadım.”
     “Sen benimle uğraşıp durmasana ne olmuş birazcık fazla yiyorsam.”
     “Yok, canım ne fazlası.”
     “Tamam, yaa seninle uğraşmayacağım. Hadi gidelim mi artık?”
     Harry tam ayağa kalkmıştı ki yara izine saplanan ani bir acıyla tökezledi ve yanında ki Hermione’nin koluna tutundu. Hermione endişeyle ona bakarak “İyi misin Harry?”
     “Yara izi.”
     “Ne oldu?”
     “Sanırım iyi bir şey oldu. Çok mutlu.”
     “Harry ne olduğunu biliyor musun?”
     “Azkaban… Artık güvende değil. Ruh emiciler…”
     “Onları kaçırmayı başardı mı? Bakanlık karşı koymaya çalıştı mı?”
     “Tanrı aşkına Hermione ben anten değilim! Sadece onu gördüm gülüyordu ve etrafında ruh emiciler vardı.”
     “Haklısın. Özür dilerim. Sen iyi misin?”
     “Ben iyiyim. Dumbledore büyük ihtimalle bakanlığa bunun için gitti. Azkaban’ı ele geçirmeye çalışıyordu. Ve başarılı da oldu.”
     Bu sırada şokta gibi görünen Elizabeth’in dudaklarında teki bir sözcük döküldü “Babam…” Hermione Harry’nin kendi başına ayakta durabileceğine emin oldu ve onun yanına gitti. “Elizabeth lütfen eminim bir şey olmamıştır.” dedi yatıştırmak istercesine. Elizabeth ağlamaya başlamıştı. Harry de onların yanına giderek “Bak babana bir şey olsa hissederdim. Voldemort sadece ruh emicileri ve ölüm yiyenleri kaçırmış. Birine bir şey olduğunu sanmıyorum.” dedi.
     Bu sırada Ron okul arazisinin başka bir tarafına bakıyordu sırıtarak. Harry de onun nereye baktığını görünce sırıtmaya başladı. Ron Elizabeth’in yanına giderek “Elizabeth hadi kaldır kafanı da gelenlere bir bak.”
     Elizabeth afallamış bir şekilde yaşlı gözlerle Ron’un işaret ettiği yere baktı. Dumbledore ve Mr. Doge onlara doğru yürüyordu. Elizabeth koşarak gitti ve babasına sarıldı. Harry, Hermione ve Ron’ da onların yanına gittiler. Harry hiç vakit kaybetmeden Dumbledore’a dönerek “Efendim Azkaban’ı gerçekten ele geçirdi mi?”
     “Harry hala zihinbend yapmıyor musun?”
     “Biliyorsunuz ki yapamıyorum.”
     “Bu işe el atma vakti geldi. Bugün akşam saat sekizde dördünüzü odamda görmek istiyorum. Parola ‘Çikolatalı Kurbağa’. Şimdi izin verirseniz Elphias’la görüşmem gereken bir konu var.” dedi ve arakasında şaşkın bir Harry bırakarak okula doğru yürüdüler. Ron Elizabeth’e dönerek “Bak işte gördün mü babana bir şey olmamış.”
     “Evet.” dedi Elizabeth gülümseyerek. Hermione “Acaba Prof. Dumbledore bizi niye çağırdı?” dedi. Ron
     “Herhalde Harry’ye artık kendisi zihinbend öğretecek. Ama bizi niye istedi ki?” diye sordu. Elizabeth
     “Yazın babamla konuşmalarını duymuştum. Bize karanlık sanatlarla ilgili özel ders vermekten bahsediyorlardı. Seni gerçek savaşa hazırlamaktan.” Harry’ye bakarak. “Herhalde bizi istemesinin sebebi de sana yardımcı olmamamızı istemesi.” dedi.
     O an Harry’nin aklına kehanet geldi. Arkadaşlarına ondan bahsetmemişti. Şimdi bunun tam sırası diye düşünerek onlara döndü “Size söylemem gereken çok önemli bir şey var.” dedi. Şimdi üçü de ona merakla bakıyordu. Harry devam etti. “Geçen senenin sonunda kırdığımız kehanet. Biliyorsunuz söylediklerini kimse duymadı. Ama o kehanetin tek kaydı kırılan küre değildi. O kehanet gerçekte birine yapıldı. Ve o kişi… o kişi Dumbledore’du. Bizi kurtardıktan sonra bana gerçekleri anlattı. Kehanet tam olarak şöyle:
     ‘Karanlık Lord’u alt edecek güce sahip olan geliyor… ona üç kez karşı çıkmış olanlardan doğacak, yedinci ay ölürken doğacak… ve Karanlık Lord onu dengi olarak işaretleyecek, ama o, Karanlık Lord’un bilmediği bir güce sahip olacak… ve ikisinden biri diğerinin elinde ölecek, çünkü diğeri varlığını sürdürürken ikisi de yaşayamaz…’
     Harry bunu söylerken gözleri boş bakıyordu ve hatırlama çabasından kaşlarını çatmıştı. Konuşmasını bitirdiğinde kafasını kaldırıp diğer üçüne baktı. Üçü de afallamış halde ona bakıyordu. Bir sürelik sessizliğin ardından ilk konuşan Hermione oldu “Yani bu ya onu öldüreceğin ya da onun elinde öleceğin anlamına mı geliyor?” dedi. Gözleri dolmuştu. Harry ona bakmadan kafasını salladı. Bunun üzerine Hermione gözyaşlarını daha fazla tutamadı ve ağlamaya başladı. Harry onların bu kadar üzülmelerini ve korkmalarını anlamıyordu. Onların bu tavrı kendisini yaşayan öle gibi hissetmesine sebep olmuştu. Hermione’ye bakarak
     “Lütfen böyle yapmayın. Ağlanılacak bir şey yok. Sonunda böyle olacağı belliydi zaten. Hem sen demez misin kehanetler zırva diye.”
     “Ama bu gerçek Harry… Şimdiye kadar başına gelenlerin hepsi aynı kehanetteki gibi...”
     “O zaman biz de şimdiden sonrasını değiştirmeye çalışalım.” dedi gülümseyerek. Nasıl gülümseyebildiğini bilmiyordu ama şu an buna ihtiyacı olduğunu fark etti. Ron “Bunu bize niye daha önce söylemedin?”
     “Aklıma gelmedi. Gerçek bu bahane değil bakma öyle! Bu kadar şaşırmanızı beklemiyordum.”
     “Harry saçmalama lütfen. Bize hayatının ya cinayetle biteceğini ya da cinayet işleyeceğini söylüyorsun bir de şaşırmamızı beklemiyorsun. Haklısın tabi niye şaşıralım ki ne de olsa herkesin başına gelebilecek bir şey!”
     “Ama başından beri böyle olacağı belliydi. Şimdi niye kızıyorsun ki?”
     “Kızmıyorum sadece böyle bir şeyi bizden saklamamalıydın diyorum. Neyse yaa hadi gidelim de bir şeyler yiyelim.” dedi Ron. Harry ağacın altında oturmuş ağlamakta olan Hermione’ye bakarak “Siz gidin biz birazdan geliyoruz.” dedi.
     Ron ve Elizabeth şatoya doğru yürürlerken bir süre arkalarından baktı. Sonra gidip Hermione’nin yanına oturdu. “Niye ağlıyorsun ki?” dedi. Kız cevap vermedi. Harry “Hermione lütfen daha ortada hiçbir şey yok. Aptal bir kehanet yüzünden ağlamaya değmez.”
     “Haklısın galiba özür dilerim. Ama sonun böyle olacağını düşünmek…”
     “Sonunun nasıl olacağını biliyoruz ki. Yaşayıp göreceğiz. Hadi bırak ağlamayı gidelim de bireyler yiyelim.” dedi ve ayağa kalktı. Hermione de gözlerini silerek ayağa kalktı ve sessizce şatoya doğru yürümeye başladılar. Onlar giderlerken zil çaldı. Büyük salona girdiklerinde daha yeni yeni öğrenciler gelmeye başlamıştı. Ron ve Elizabeth’in yanına gittiler. Hiç biri doğru düzgün bir şey yemiyordu. Öğle arası çok sessiz geçti. Öğleden sonraki iki saat üst üste tılsım dersi de öyle.
     Akşam olduğunda hepsin üzüntüsü heyecana dönüşmüştü. Akşam yemeğini hızla yedikten sonra Dumbledore’un odasına doğru yola koyuldular. Taş heykellerin önüne vardıklarında Harry onların sormasına fırsat bırakmadan parolayı söyledi ve yukarı doğru yükselen merdivenlere adım attılar. Kapının önüne vardıklarında Harry kapıyı tıklattı ve içeriden “Gelin.” diye bir ses geldi. Kapıyı açıp içeri girdiler.
     Oda Harry burayı son gördüğünden beri pek değişmemişti. Hala gümüş aletler ince bacaklı masaların üstünde duruyordu. Seçmen Şapka’nın yanında duran siyah kutu Harry’nin dikkatini çekti. Kutuyu incelerken Dumbledore’un konuşması üzerine dikkatini ona verdi.
     “Hoş geldiniz çocuklar. Oturun.” dedi masasının önündeki koltukları göstererek. Dördü de sessizce oturup beklemeye başladılar. Hermione, Ron ve Elizabeth merakla etrafı inceliyorlardı. Harry onların buraya ilk kez geldiklerini hatırladı. Bu arada sessizliği Dumbledore bozdu
     “Okuldaki ilk gününüz epey olaylı geçti sanırım. Prof. McGonagall ders saatinde telaşla beni aradığınızdan bahsetti. Önemli bir şey söylemek istiyormuşsunuz galiba. Sizin söyleyeceklerinizi de dinleyeceğim ama önce sizden beni sessizce dinlemenizi istiyorum. Öncelikle Harry’nin size kehanetten bahsettiğini varsayıyorum.” dedi. Dördü de onaylar şekilde kafalarını salladılar. “Ve hepiniz bugünkü olaydan sonra gerçek savaşın başlamak üzere olduğunu anlamışsınızdır.”
     “Bugünden itibaren size bizzat ders vereceğim. Bu derslerde size lazım olan her şeyi öğreneceksiniz. Kendinizi savunmayı, en zor karanlık büyüleri ve faydasız gibi görünen fakat çok işinize yarayabilecek basit ve küçük büyüleri. Ayrıca normalde on yedi yaşına basana kadar öğrenmeyecek olmanıza rağmen cisimlenmeyi öğreneceksiniz. Henüz hiç biriniz on yedi değilsiniz ama bunu yapabileceğinize eminim.”
     “Sizden istediğim iki şey var. Birincisi mümkün olduğunca derslerinizi aksatmamaya çalışacaksınız. Cezalar, Quidditch antrenmanları ve bunlar gibi ufak şeyler bahane olamaz. İkincisi ise, sizden çok çalışmanızı istiyorum. Bu derslere normal derslerinizden daha çok çalışacaksınız. Ayrıca zihinbend de öğreneceksiniz ki sizin için en zoru bu olacak, bunun için daha da çok çalışacaksınız. Zihinbendi sadece Harry değil hepiniz öğreneceksiniz çünkü bu bir düelloda çok işinize yarar. Rakibinizin ne yapacağını önceden anlayabilirsiniz. Şimdi bir sorusu olan var mı?” diye bitirdi konuşmasını. Hiç biri bir şey söylemeyince Harry’ye dönerek “Evet Harry şimdi seni dinliyorum. Sabah niye beni arıyordunuz?” diye sordu.
     Harry sabah Hermione’ye anlattıklarının aynısını ona da anlattı. İşin kötü tarafı, Harry Dumbledore’un oranın neresi olduğunu hemen söyleyeceğini düşünürken, Dumbledore’un çatık kaşlı şaşkın bir yüz ifadesiyle onlara bakmasıydı. Daha önce öyle bir yeri ne duymuş ne de görmüştü. Harry’den koridoru bulduklar yerin tarifini alınca gidebileceklerini söyledi. Tam ayağa kalkmışlardı ki Harry son kez Dumbledore’a dönerek “Efendim bugün Azkaban’da neler oldu?”
     “Ufak çaplı bir savaş Harry. Ölen olmadı fakat birkaç seherbaz ağır yaralandı.”
     “Ölüm yiyenlerin hepsini kaçırmayı başardı mı?”
     “Maalesef evet. Bunun yanı sıra artık ruh emiciler de onun yanında. Yani işimiz daha da zor.”
     “Efendim peki devleri kendi tarafına çekmeyi başardı mı?”
     “Tam olarak başardı denilemez ama bu konuda bizden daha önde olduğu kesin.”
     “Eğer ordusu bu kadar genişse onun karşısında ne gibi bir şansımız olabilir ki?”
     “Sakın böyle düşünme Harry. Onun ordusu geniş olabilir ama bizim elimizde daha büyük bir silah var bunu unutma. Bizim elimizde uğruna savaşılacak bir şey var.” dedi gülümseyerek. Bunun üzerine iyi geceler dileyerek Dumbledore’un odasından çıktılar.
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
taliaejo
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 41



Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #24 : Mayıs 21, 2008, 20:24:19 »

 çok heycanlı yazıosn .ne zman görcez 9.bölümü .bence hemen yazmalısın çünkü meraktan ölcm .bu arada dumbledore un o derslerde öle şeyler öğretmesi ii olur.rowling de bunu yapmalıymış .daha heycanlı ve sürükleyici olur
Logged
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : Mayıs 22, 2008, 20:52:28 »

teşekkür ederim Gülümseyen
yaa iki hafta boyunca her gün bir yazılım var yani anca iki hafta sonra yazarım ama bakarsın bu hafta sonu vaktim olur yani kesin bir tarih veremiyorum
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : Mayıs 31, 2008, 16:06:03 »

arkadaşlar hiç okuyan yok muu Üzgün
Logged

ilk ficim
Harry Potter ve Gizemli Yüzük

yorumlarınızı bekliyoum Gülümseyen
HoLySouLs
Süt
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 30



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #27 : Mayıs 31, 2008, 16:23:05 »

GErçekten Güzel bir Fic Gülümseyen Güzel yazıyorsun tebrikler Gülümseyen son bölümden bu yana çok zman geçmiş yenisini bekliyoruz Gülümseyen
Logged

didemerve
Şeker
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 195



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #28 : Mayıs 31, 2008, 18:52:04 »

Bölüm 9: Robert Carlyle

     Salı gününü hepsi merakla bekliyorlardı. Çünkü son dersleri Karanlık Sanatlara Karşı Savunma’ydı. Karanlık Sanatlara Karşı Savunma’dan önce iki ders İksir biraz sinir bozucu geçecek gibi görünse de dayanmak zorundaydılar. Sabah kahvaltıda Prof. McGonagall Harry’nin yanına geldi. Harry şaşkın gözlerle ona bakarken
     “Potter yarın sabaha kadar Quidditch seçmelerini yapacağın tarihi belirleyip duyuru panosuna asmış ol. Katılmak isteyenler bana adlarını yazdırırlar. Ben de seçmelerden bir gün önce sana listeyi ulaştırırım.”
     “Peki, efendim.” dedi. McGonagall hızlı adımlarla uzaklaşırken Harry heyecanla Ron’a döndü “Ne zaman yapalım sence? Katılacaksın değil mi?”
     “Bilmiyorum abi. Ne olur ne olmaz yanlışlıkla seçilirim filan takım için pek hayırlı olmaz.”
     “Saçmalama Ron. Yazın çok çalıştık. Katılmalısın yazın harikaydın. Yine öyle olmanı engelleyen bir şey mi var?”
     “Tamam, bugün McGonagall’a adımı yazdırırım.”
     “Harikasın.” Elizabeth’e dönerek “Ya sen? Katılıyorsun değil mi?”
     “Bilemiyorum Harry. Belki katılırım ama kesin bir şey söyleyemem.”
     “Elizabeth lütfen. Mükemmel oynuyorsun ve sanırım seviyorsun da. Sen durduran ne ki?”
     “Tamam ben de yazdırırım adımı.” dedi gülümseyerek. Harry de sırıtarak karşılık verdi. Hermione “Harry bence sen seçme yapma.”
     “Niye ki?”
     “İki kişiyi zorla seçmeye soktun zaten. Ve ben ikisinin de seçileceğine eminim. Sen tüm takımı bu taktiklerle kur eminim okulun en iyi takımı olursunuz.”
     “Dalga geçme. İkisinin de seçmeye katılmaları gerekiyor. Ve biraz teşviksiz bunu yapmayacaklarını biliyordum. Bir ara Ginny’yle de konuşurum. Katie mutlaka katılıyordur zaten.”
     “Eee takımı kurmuşsun sen zaten kafanda. Hadi seçmelerde onlardan daha iyi birileri çıkarsa. Kaptanın taraf tutmaması gerekiyor.”
     “Taraf tutmak değil bu. Tabi ki onlardan iyi biri çıkarsa o kişiyi de değerlendiririm. Ama pek sanmıyorum.”
     “Cidden taraf tutmuyorsun.” dedi Hermione gülümseyerek. Harry
     “Bırak gülmeyi de ne zaman yapacağım seçmeleri? Cumartesi iyi herhalde... Bir an evvel takımı belirleyip antrenmanlara başlamak istiyorum. İlk maç Hufflepuff’la. Küçümsenmemesi gereken bir takım.” dedi. Etrafındakilerden çok kendi kendine konuşuyordu. Tam bu sırada zil çaldı. Hermione “Hadi bay çokbilmiş kaptan. İlk ders Bitkibilim geç kalmayalım.”
     Gülüşerek ayağa kalktılar. Harry Hermione’ye döndü “Çokbilmiş mi? Sence çokbilmişlik konusunda hangimiz daha iyiyiz?” dedi sırıtarak. Hermione durdu ve ellerine beline koyarak “Sensin çokbilmiş tamam mı? Sen de mi başladın yaa bana çokbilmiş demeye? Bir sen kalmıştın zaten.”
     “Ama önce sen bana dedin.”
     “Tamam, ödeştiniz demek ki yürüseniz iyi edersiniz. Derse geç kalacağız.” diye araya girdi Ron.
     Seralara varana kadar hiç biri konuşmadı. Seraya vardıklarında Prof. Sprout onları ilk kez 6. seraya götürdü. Burada gerçekten tehlikeli bitkiler olduğunu biliyorlardı. Ve daha içeri girer girmez bundan emin oldular.
     Hermione ufak beyaz çiçekleri olan çok tatlı görünümle bir bitki görmüştü. Bu bitkiyi daha önce hiç görmediğiyle ilgili bir şeyle mırıldanarak yanına gitti ve Neville’in dokunma ona feryatlarını duymadan bitkinin çiçeklerinden birine dokundu.
     Hermione’nin elinin bitkiye dokunmasıyla beraber bitkiden çıkan uzun dallar kızın bileklerine dolanmaya başladı. Harry ve Ron hemen öne atılarak Hermione’yi bitkiden kurtarmaya çalıştılar ama nafile. Bitkinin dalları kızın bileklerini sımsıkı sarmıştı. Neville Harry’ye “Dalları kesecek bir şey bulmalıyız.” diye seslendi.
     Harry asasını çekti ve bitkinin dallarına doğrultarak ‘Reducto’ diye haykırdı. Hermione’yi saran dallar bitkinin gövdesinden ayrıldı ve yere düştü. Hermione tiksintiyle bitkiye bakarak kızaran bileklerini ovuşturuyordu. Harry “İyi misin?” diye sordu. Hermione hala kaşları çatık ona dönerek “İyiyim teşekkürler.” dedi.
     O sırada Madam Sprout içeri girdi “Octoplantus,” dedi Hermione’yi yakalayan bitkiyi göstererek “dokunduğun zaman gövdesinden ince dallar çıkar ve dokunan kişiyi yakalar. Şeytan kapanına benzer ama daha sinsidir. Güzel görüntüsüyle insanları kandırması çok kolaydır. Ayrıca yakaladığı kişiyi öldürmesi en fazla bir dakika sürer. Bu yüzden şanslısın sadece bileklerini yakalamış. Vücudunu sardığı zaman kurtulmak daha zordur. Burada bulunmasının sebebi yaprakları döküldüğü zaman içinden çıkan sıvının çok faydalı olması. Birçok şifalandırıcı iksire güçlendirici etki yapar.”
     “Neyse hadi herkes yerine geçsin. Bugün çalışacağımız bitki Octoplantus’tan çok daha az tehlikeli. Şimdi herkes bir saksının başına geçsin. Bu gördüğünüz bitkinin ne olduğunu kim söyleyebilir?”
     Her zaman ki gibi Hermione ve Neville hızla parmak kaldırmışlardı. Ama bunlara bir de Elizabeth’in parmağı eklenmişti.
     “Evet. Miss. Doge?”
     “Salvent.”
     “Sanırım ne işe yaradığını da söyleyebilirsiniz?”
     “Zehirli ve zehirsiz yaprakları vardır. Zehirsiz olanlar ufak yaralar için ilaç olarak kullanılır. Yendiği zaman kanı pıhtılaştırır ve yarayı hemen kapatır. Ama fazla dozda yenildiğinde zehir etkisi yapabilir. Bu yüzden çok ağır yaralar için kullanılması pekiyi değildir. Zehirli olanlar ise zaten direk zehirler ve aşırı dozda yenilirse öldürebilir.”
      “Çok doğru. Griffindor’a 10 puan. Şimdi sizden önünüzdeki bitkilerin zehirli ve zehirsiz yapraklarını ayırmanızı istiyorum. Bu işi yapmak için bilmemiz gerekenleri kim söyleyebilir? Evet Miss. Granger?”
      “Zehirli olanlar daha kalın damarlıdır ve diğerlerine göre daha çok albenileri vardır. Yani görüntüleri daha güzeldir Bu yüzden insanlar genelde onları zehirsiz olduğunu düşünür. Zehirsiz olanlar ise ince damarlı ve daha mütevazı bir görünüme sahiptirler. Daha çok her hangi bir ağacın yaprağı gibi görünürler. İnsanlar genelde onların yenmeyeceğini düşünürler.”
     “Haklısınız Miss. Granger Griffindor’a 10 puan daha. Önünüzdeki bitkiler henüz tam büyümemiş olduğundan yapraklarını ayırt etmek daha zordur fakat gelişmişlerinden daha faydalıdırlar. Bakalım ayırabilecek misiniz? Lütfen kimse yaprakları yemeye kalkamasın. Hadi başlayın.”
     Teneffüs zili çaldığında hepsi çok yorulmuşlardı. Kolay bir iş gibi görünse de yapraklar bir birine çok benziyordu. Zil çalınca hepsi derin bir nefes alıp Tılsım sınıfının yolunu tuttular.
    Her zamanki gibi eğlenceli geçen bir Tılsım dersi ve sessiz bir öğle yemeğinden sonra İksir sınıfına gittiler. Snape henüz gelmemişti. Onlar kazanlarının başına yerleşirken önlerinde Malfoy’la diğer Slytherinliler geldiler. Harry somurtarak Malfoy’a baktı Malfoy da aynı şekilde ona. Tam o sırada Snape gelmese belki tekrar bir tatsızlık yaşanabilirdi. Çünkü Malfoy trendeki aşağılanmayı unutmamıştı.
     İksir dersi tam da Harry’nin tahmin ettiği gibi tam bir rezaletti. Snape yine Girffindorlulara resmen işkence etmişti. Ayrıca Hermione ve Elizabeth’in Bitki Bilim’de kazandıkları puanlarda geldikleri gibi gitmişti.
     İksir dersi bittiğine hepsi hızla sınıfı terk ettiler. Karanlık Sanatlara Karşı Savunma sınıfına doğru yürürlerken Harry “Beni bir gün bu Snape’i cidden kazanımda boğacağım ve o gün gittikçe yaklaşıyor.”
     “Evet, abi ben de sana yardım ederim memnuniyetle.”
     “Saçmalamayın. Her zamanki Snape işte sizde beş yıldır alışamadınız.”
     “Hermione yaa yapma hayali bile güzel.”
     “Neyin?”
     “Snape’i kazanımda boğmanın.”
     Gülüşerek Karanlık Sanatlara Karşı Savunma sınıfına girdiler. Hemen sınıfın en önündeki dört masaya yerleştiler ve beklemeye baladılar. Birkaç dakika sonra Prof. Carlyle içeri girdi. Gülümseyerek ona merakla bakan sınıfa baktı.
     “Herkese merhaba. Hepinizin bildiği gibi ben yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeniniz Robert Carlyle ya da sizin diyeceğiniz gibi Prof. Carlyle. Yıl boyunca bu dersi birlikte işleyeceğiz. Gelecek yılda böyle olmasını umarım ama şimdiden bir şey söyleyemiyorum. Ne de olsa Hogwarts çok sık Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocası değiştiriyor.”
     “Sanırım sizin de altınca yılınızda altıncı öğretmeniniz oluyorum. Hatta bazılarınızı yedinci.” diye ekledi Harry’ye bakıp gülümseyerek devam etti “Dolayısıyla bu konuda biraz eksik kalmışınız. Ama yine de bu sınıftaki herkesin SBD notları harika. Benim görevim FYBS notlarınızın da böyle olmasını sağlamak. Ama tabi ki bu konu da en önemli şey sizin gayretiniz. Eğer sizinle istediğim seviyeye ulaşabilirsem noelden önce sınıfın en iyilerini düelloya davet edebilirim.”
     “Bugün sizinle sözsüz büyüleri çalışacağız. Sözsüz büyü yapabilmek için çok fazla konsantrasyon gerekir. Sözleri söyleyerek bile zor yaptığınız büyüleri sözsüz yapmanız imkânsızdır. Yapmak istediğiniz büyü üzerinde iyice yoğunlaşırsın ve asan yapman gerekeni yapar. Ama bildiğiniz gibi Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersi kuramlarla öğrenilecek bir ders değil. Bu yüzden asalarınızı çıkarmanızı istiyorum. Şimdi herkes ikişerli gruplara ayrılsın. Sizden istediğim