Tüm yazım hatalarım için özür dilerim. İyi okumalar.
Seriyi Okumadıysan, Başlamak İçin Tıkla Siyahlar içindeki kadın dudaklarını yaladı. Dudağında kan tadı ...
Hayata dönmek için ona adanmış bir yaşam, güçlenmek için sıcak kan, hakimiyet için düşlerin ardına gitmek ...
Ayın aydınlattığı ormanda, uzaklardan gelen bir rüzgar eser. Bir gece kuşu, kanatlarının sesinin yankılanmasına izin vererek yer değiştirir. Yapraklar hışırdar ve sessizce bir karaltı ağaçların arasında hızla ilerler.
“ Bu tada bayılıyorum. “
Ses, tozlanmış kitap sayfalarının çıkardığı sesler gibi kuru ve hırıltılı. Sesin sahibi olan kadın sessiz ve hızla ormanın içinde ilerliyor. Tek yapması gereken, hiç durmadan yoluna devam etmek. Molaya ihtiyacı yok. Damağındaki ve midesindeki kan onu uzun süre hayatta tutmaya yeter.
Geçtiği yerlerde toprak değişiyor. Adım attığı yerlerdeki bitkiler, kökleri tarafından içeriye çekiliyor. Hayvanlar ise garip bir kokunun varlığından haberdar. Bilinmeyene ulaşmak içlerinden gelmiyor.
Rüzgar ormanda bir kez daha esiyor. Kara pelerin rüzgarın etkisiyle havalanıyor ve özgür bir ülkenin bayrağı gibi coşkuyla dalgalanıyor. Garip olan, hiç ses çıkartmaması. Kadının ayakları kurumuş yapraklara basıyor. Hiç ses yok. Kanat sesleri dışında ... Onlar da bilinmeyenden kaçan gece kuşlarına ait.
Kadın hızla ilerlemeye devam ederken zıt yönden esen rüzgar kulaklarına bir flütün sesini getiriyor.
Kadın yavaşlıyor; ama durmuyor. Flüt sesi derinlerden gelirken, şimdi, oldukça yakından geliyor. Kadın durmadan ilerliyor.
Büyük bir ağaç var. Etraftaki ağaçlardan çok daha büyük olan gövdesi, dallarını diğer ağaçlardan daha yukarıya çıkmasına yardım ediyor. Toprağın dışına taşan köklerin üstünde siyahlar içinde bir adam oturmuş, flüt çalıyor. Gür yapraklardan garip bir şekilde sızan tek ay ışığı, flütün gümüş yüzeyinde dans ediyor. Adam kadını gördü ya da görecek, bunu bilmiyor; ama öğrenecek.
Kadın tek bir adım atıyor ve flüt notalarında bir uyumsuzluk oluyor. Melodi değişiyor. Yeni melodi, oldukça yavaş. Huzur veriyor ve uyku getiriyor.
Kadın dudaklarını açmak istiyor. Fakat melodi o kadar güzel ki, onu bozmak ve kirletmek istemiyor. Adamın parmakları, ay ışığı ile birlikte gümüş flütün üzerinde dans ederken, kadın elini alnına götürüyor. Terlemiş. Islaklıktan tiksindiğinden, alnını siliyor.
Uzun süre geçiyor. Kuşlar yer değiştiriyor. Yapraklar hışırdıyor ve melodi sürüyor.
Biran, melodi bir kez daha değişiyorken
“
“O” musun ? “ diyor kadın. Melodiyi bozma cesaretini gösteriyor ilk kez.
Adam durmadan çalmaya devam ediyor. Kadın adamın duymadığını düşünüyor ve hışırtılı sesini yükselterek “ Sen ! “ diyor.
Adam gözlerini kadına çeviriyor. Flütün sesi gelmeye, adamın parmakları oynamaya devam ediyor. Fakat ay ışığı flütün üzerinde değil, artık çakır rengi gözlerinde. Mavi ışıklar saçıyor sanki.
Kadının kıpırdayamadığını fark etmesi çok az sürüyor. Bu imkansız. Bu kadar güçlüyken, nu durdurabilecek herhangi bir şey olması imkansız. Ek bir şey dışında ...
Kadının düşünceleri, aklında çakan, alev ve kanla yazılmış harflerle kesiliyor. Hepsi adamın çakır gözlerinden geliyor.
“ Evet, ben oyum. Okyanusun Mavisiyim, Göklerin Mavisiyim, Hyramian’ım ve Ölümün Getirdiği Huzur’ um.
Ve sen, dudaklarında ve midendeki kan ile, ellerindeki kan ile, Gecenin Sessizliği, Güzellerin Laneti, Syrium, Görünmeyen Kısım’a hoş geldin! “
Evet kısa, ama elimden ancak bu kadar gelebiliyor. Öss .. biliyorsunuz. Aslında hiç yazmayacaktım ama dersin ortasında Syrium artık daha fazla beklemek istemediğini, kan içip yaşamak istediğini haykırdı beynimde. Ve bende yazdım .. Umarım beğenirsiniz.