Seriyi okumadıysan bunu okuma ve seriyi okumadıysan, aşadaki linklerden serinin diğer bölümlerine ulaşabilirsin
Gözyaşı Prensi 1 Gözyaşı Prensi 2Gözyaşı Prensi 3 Gözyaşı Prensi 4Gözyaşı Prensi 5Gözyaşı Prensi 6Gözyaşı Prensi 7Gözyaşı Prensi 8Gözyaşı Prensi 9Gözyaşı Prensi 10Gözyaşı Prensi 11 Göyaşı Prensi 12Gözyaşı Prensi 13Gözyaşı Prensi 14Gözyaşı Prensi Özel Bölüm Gözyaşı Prensi 15 Gözyaşı Prensi 16Gözyaşı Prensi 17 Gözyaşı Prensi 18
Tüm yazım hatalarım için özür dilerim. Eveeet, umarım beklediğinize değen bir bölüm olmuştur.
Kırık Taç Hanı'nın mutfağı oldukça kalabalık ve sıcaktı. Gor gideli oldukça uzun bir süre olmuştu. Aido dışarıya çıkıp hava almaya karar verdi. Mutfaktan çıkıp, hanın ortak salonuna gitti. Oldukça kalabalık ve gürültülüydü. İnsanlar neşe içinde içkilerini içip, dansçı kızları izliyorlardı. Üç tane dansçı kız vardı ve üzerindeki elbiselerin her biri farklı renkteydi. Aido böyle hanla da kalmıştı fakat kızların danslarını hiç izlememişti. Herkese yapılan danstan zevk almazdı. Ona yapılacak olan dans, sadece ona özel olmalıydı. En azından Aido böyle düşünüyordu.
Salonu da geçip, soğuk ve karanlık olan sokağa çıktı. Tuman Şehri geceleri fazla güvenli olmazdı fakat bir büyücü için genellikle sıradan insanların verdiği zararlar hafif olurdu. Aido'da bu yüzden korku ya da endişe yoktu. Siyah pelerinini havalandırıp, hanın merdivenlerine oturdu. İnsanlar girip çıkmıyordu. Hanın kapısı kapalı olmasına rağmen oğlanın kulağına, dansçı kızların dans müziği geliyordu. Orada öylece beklemeye devam etti.
Gor nerede kalmıştı? Bu kadar geç kalmasının sebebi Yumea'nın şehir dışında bir yerde kalıyor olması mı yoksa Yumea'nın kabul etmemesi miydi? Bunları düşünürken sağ taraftaki cadde başından hafif bir karaltının ona doğru geldiğini gördü. Evlerin kapı kenarlarında meşalaler vardı ve Aido karaltının meşalelerden birinin yanına gelmesini bekledi. Karaltı Aido'nun beklediği gibi meşaleye geldi. Oğlan rahat bir nefes aldı. Beklediği gibi kötü bir şey değildi. Sadece kendisi gibi gizlenmeyi seçen, siyah giymiş bir insandı bu. Aido adama bakmamaya çalıştı. Adam ona doğru yaklaşmaya devam etti.
Adam Aido'nun tam önüne geldi. Oğlan onun geçip gideceğini düşünürken, adam tam olarak Aido'nun karşısında durup oğlana bakmaya başladı.
"Ne istiyorsun? Hana mı gireceksin ?" dedi Aido artık adama bakmamaktan vazgeçerek.
"Hayır" dedi adam. Adamın sesi kalındı ve genellikle istediğini elde eden insanların, emin tonuyla konuşuyordu. “ Ben seni arıyordum .”
Aido cevap veremedi. Cevap verememesinin iki nedeni vardı. Birincisi, sesi tanımıştı. İkincisi ise, karanlıkta siyah cüppenin içinde parlayan kırmızı gözleri görmüştü. Kırmızı gözlerin tek bir açıklaması olabilirdi; Salta.
Sonunda "Baba .." diyebildi Aido. Her büyücü Salta'ya böyle seslenirdi. "Sen .."
Aido ayağa kalktı. Artık karanlık sokağın içinde Salta ve kaçak büyücüsü karşı karşıya duruyordu.
Salta o emredici sesiyle konuşmaya başladı. "Oğlum." adamın sesi o kadar huzur verici ve affediciydi ki Aido orada kendisini yere atıp ağlamak istedi. “ Seni götürmek için geldim.”
“ Ben .. götürülmek istemiyorum, baba."
“ Götürülmek zorundasın, oğlum. Seni sıradan bir büyücü de götürebilirdi fakat, senin için ben geldim.”
Aido her zaman Salta'nın gözde büyücüsü olmuştu. Salta ona her zaman “ Oğlum öldüğümde benim yerimi alabilecek tek bir büyücü tanıyorum, o da, sensin." derdi.
“Teş..şekkürler, baba. Fakat ben gelmiyorum."
Saltanın kırmızı gözleri karanlık için de daha parlak hale geldi. O gözler, sanki bütün dünyayı içine alacakmışçasına bakıyordu. O gözler, her şeyi biliyordu.
“ Neden siyah giyiyorsun, oğlum? "
“ Senden .. ve . büyücülerinden gizlenmek için.”
“ Benden gizlenemezsin. Taştan kopmuş olmana rağmen, oğlum, zihnimden kopamazsın. Kulede çok fazla kaldın. Kulen seni izler.”
Aido cevap veremedi. Vücudu bütün damarlarıyla birlikte Salta ile gitmek istiyordu. O ne derse o olsun istiyordu. Hatta, ondan af dilemek için gözyaşlarını bile akıtmayı düşündü.
“Kule o kadar güçlü değil baba. Ama sen izlersin."
“ İsmini, buldun mu oğlum? “ dedi Salta ve gözler tekrar parlamaya başladı.
Büyücü biran için düşündü. İsim de neydi? O bir büyücüydü ve öylede kalacaktı. Sıradan insanlar gibi bir isminin olması gerekmiyordu.
“ Benim ismim, Büyücü baba." dedi Büyücü büyük bir hevesle.
“ Peki oğlum, nereye gidiyordun? "
Büyücü cevap vermek için ağzını açtı fakat arkasından bir ses duydu. Ses oldukça uzaktan geliyordu ve duyamayacağını sandı. Bunun için arkasını dönmeye karar verdi.
Ses oldukça yakından geliyordu. Şişman bir adam bir şeyler diyordu fakat Büyücü bu denilenleri anlayamıyordu.
“ Ona bakmaktan vazgeç, oğlum. Basit bir hancı. Muhtemelen para istiyordur." dedi Salta.
Büyücü Salta'sının sözünü dinledi ve tekrar adama bakmaya başladı.
“ İstersen Kuleye şimdi gidebiliriz, oğlum.” dedi adam ve gözleri bu sefer o kadar şiddetli parladı ki Büyücü hafifçe gözlerini kırpıştırmak zorunda kaldı.
Oğlan sadece “ İstiyorum." dedi ve Salta'nın yanına gitti. Birlikte karanlık sokakta ilerlemeye başladılar. Fakat arkalarındaki hancının sesi hala oğlana ulaşıyordu.
Büyücü arkasına bakmaya bir kez daha karar verdi ve işte o zaman olan oldu. Hancı iri bedenini oğlanın üzerine attı. Büyücü büyük bir hızla yere yapıştı ve ciğerlerindeki bütün hava dışarıya çıktı.
“ Seni ucube ! " diye bağırdı Salta, hancıya.
Fakat hancı onu duymazdan gelerek büyücüye sürekli “ Aido! Aido! " diye bağırıyordu. Sanki bu bir ilahiymiş ve tekrar edilmesi gerekiyormuş gibi.
“ Onu rahat bırak ! Oğlum, ayağa kalk. " dedi Salta. Sesi öfke dolu olsa bile, titremiyor, durgunluğunu koruyordu.
Büyücü bir kez daha Babasının sözünü dinledi ve ayağa kalkmaya çalıştı. Üzerinde iri hancı durup bağırırken bu oldukça zordu. Üstelik hancı ne diyordu ? Duyamıyordu bile.
“ Kalkamıyorum. " diyebildi nefes nefese.
Salta, sağ elini havaya kaldırdı ve hancıyı işaret etti. O sırada Büyücü hava büyüsünün bağlarını hissetti. Hancı nefes alamamaya ve boğulmaya başlamıştı. Fakat büyücü bunları sadece ses olarak algılayabiliyordu. Hancı sırtında olduğu için adamın suratını göremiyordu. Sadece iri kırmızı gözler ..
Sonunda hancı titremeye başlamıştı.
“ Ölüyor. Sonunda. " dedi oğlan ve rahatlamaya başladı. Birkaç saniye sonra hancı yere düşecekti. Böylece büyücü özgür kalabilecekti. Fakat beklediği gibi olmadı. Hancı tırnaklarını, oğlanın gözüne batırmaya çalışıyordu. Bu da ne oluyordu böyle! Bir adam para almak için bunları yapmazdı herhalde ! Bu hancıya gerçekten bir ceza verilmeliydi.
Büyücü hafif bir yükselme büyüsü örmeye başladı. Bir saniye geçmeden büyü işe yaradı ve hancı ile büyücü havalandılar. O şiddetle hava büyüsünün bağları, daha fazla sıkılaştı.
“ Adam tam bir domuz. Bir türlü ölemedi ! " diye düşündü büyücü. Ve kendi öldürme yöntemlerini kullanmak için hancıya döndü.
İşte o sırada oğlan, hancının gözlerini gördü. Acı içindeydiler ve yaşam ışıkları çok zayıflamıştı. Buna rağmen hancı bağırmaya devam ediyor gibiydi.
Büyücü adama acıdı ve büyünün kanatlarıyla, adamın fısıltılarını kendi kulaklarına taşıdı.
Adam resmen fısıldıyordu fakat gene de Büyücü ne dediğini duydu : “ Aido .. A.. ido ... "
Aido pembe pembe parıldamaya başladı. Gor ölmek üzereydi ve bunu yapan Salta'dan başlası değildi!
“ Onu hemen rahat bırak. Kendi oyunları için de kaybolmuş sahtekar ! Büyücülerinden Karanlığı saklayarak hiçbir şey elde edemezsin ! Onları zorla etki altına alıp yürütemezsin ! "
Salta'nın kırmızı gözleri Aido'nun üzerine odaklandı. O gözlerde hayret ve tereddüt vardı.
“ Sana Gor’u bırakmanı söyledim. " dedi Aido ve ellerini yukarıya doğru açtı. Ellerinde yavaş yavaş büyüyen bir ateş belirdi. Yavaş yavaş büyüyordu fakat vahşiydi.
Salta, Gor’a uzattığı kolunu indirdi ve hancı rahat bir nefes aldı.
“ Demek ikinci kez, benden kurtuluyorsun. Gerçekten güçlüymüşsün. “ dedi Salta. Fakat bu bir övgüden çok acıma gibi söylenmişti.
“ Sen ve senin lanet sözlerin. Ah bir de gözlerin var tabii ki. " dedi Aido ve elinde artık iyice olgunlaşmış olan ateşi, Salt'anın üzerine fırlatıverdi.
Salta elinin tersiyle ateş topunu uzaklaştırırken, su büyüsünün gücünü kullanmaya başladı. Saniyeler içinde kaldırımdaki bütün dalgalar birikip Aido'nun etrafında uçuşmaya başladılar. Yavaş yavaş, oğlanın üzerine doğru kapaklanıyorlardı.
Aido gerçekten zor olan bir büyüyü örmeye başladı. Saniyeler içinde su içinde kalacak, boğulacak ve ölecekti. Daha hızlanması gerekiyordu. Dikkatini toplamak, baskı altında gerçekten zor olabiliyordu fakat bunun için özel bir eğitimi, Salta'nın kendisinden almıştı.
Sonunda büyüsü Salta'nın büyüsünden daha çabuk bitti ve güçlü bir fırtına, sokak boyunca şiddetle esmeye başladı. Kırık Taç Hanı yazılı tabela, bağlı olduğu demirlerden kurtularak, uçmaya başladı. Su büyüsünün bağları da tıpkı tabela gibi sürüklenip temizlendi. Fırtına insanların etrafında dönüyor onlara zarar vermiyordu. Fakat Gor, yavaş yavaş normale dönen nefesiyle tabelanın arkasından acıyarak baktı.
“ Hana gir, Gor " dedi Aido. Gor karşı çıkacak gibi oldu fakat oğlanın sakin yüzünü görünce, gerçekten sözünün dinlenmesi gerektiğini fark etti ve içeriye girdi.
“ Şimdi " dedi Aido tekrar bir büyü örmeye başlamış olan Salta'ya. “ Öldürebiliyorsan beni öldür. Yapamıyorsan, buradan defolup git. "
“ Seni .. " dedi Salta, sıkılı dişlerinin arasından çıkan sesiyle “ Karanlık Yüreğe vermektense, öldürürüm ! "
Aido büyüyü algılayamıyordu. Birkaç kahverengi toprak büyüsünün adamın ellerinde toplandığını görüyordu fakat ne olduğunu anlayamıyordu. Bunun yanında Salta onu karanlığa geçmiş varsayıyordu. Aido'yu öldürürse, kimse onu suçlayamazdı. Adam kendine çok iyi bir bahane bulmuştu.
Salta büyüsünün verdiği hazla Aido'nun ayaklarına işaret etti. Oğlan tam o anda büyüyü fark etti ve anladı. Ama artık çok geç kalmıştı.
Aido'nun ayaklarının altındaki taşların içinden, hanın merdivenlerinden, suyun akıp gittiği sokak demirlerinden yüzlerce böcek çıkıyordu. Hepsi de Aido'ya doğru geliyordu. Antenleri bile Aido'ya odaklanmıştı. Gece meşalelerini emen siyah kabukları, yapışkan görünümlüydü.
“ Demek bunu yapıyordun. Böceklerle oynamayı seviyorsun. " dedi Aido tiksinti içinde. Başına gelecekleri biliyordu ve böcekler oldukça hızlı ilerliyorlardı.
Sonunda ilk grup, Aido'nun ayaklarını sarmaya başladı. Aido ayaklarını yere vurup onları atmaya çalıştı fakat böcekler, iğrenç kıskaçlarını oğlanın pantolonuna oradan da derisine geçiriyorlardı. Aido'ya böceklerin kıskançları, binlerce küçük iğne batışı kadar çok acı veriyordu. Acıyla dişlerini sıktı.
Oradan gelenler, şuradan çıkanlar, buradan atlayanlar derken, küçük iğrenç böceklerin yarısı Aido'yu beline kadar kapladı.
Aido artık istem dışı bir şekilde Salta'nın hava büyüsüyle ayakta duruyordu. Acıdan neredeyse kendinden geçecekti. Suratı kızarmış ve terlemişti. Haykıramıyordu bile.
“ Benimle, gelmeye hala direniyor musun, Aido " dedi Salta. Oğlanın ismini tiksinerek söylemişti.
“ Se .. nin ..le .. " Aido acıdan konuşamıyordu bile. Demeye bağladığı şeyi bırakıp, şiddetle kafasını iki yana sallamaya başladı. Bu gerekli cevabı vermiş oluyordu ve acısını biraz hafifletiyor gibiydi.
Böcekler durmuyordu. Sürekli geliyor, tutunuyor ve deriyi yemeğe devam ediyorlardı. Aido onları elleri ile geri çevirmeye çalışmıştı fakat bu, derisinin kopmasına neden oluyordu. Hem giden bir böcek yerine, oradan buradan üç böcek birden fırlıyordu.
Böcekler sanki Aido'nun cevabı üzerine daha bir şiddetle sıkmaya başlamışlardı.
“ Onlar, kalbine ulaştığında, her şey bitecek. “ dedi Salta. Ve ağzını açıp konuşmaya devam etti “ Kabul ederse .. " tam o anda, gözleri yakan beyaz bir ışık, sokağın diğer ucundan onları sarmaladı. İğrenç böceklerin kabukları bu ışığı ememedi ve parçalanmaya başladı. Aido rahat nefesler almaya başlamıştı fakat siyah pantolonu tamamen koyu renk kanla kaplanmıştı.
“ Demek gene sensin lanet kadın ! " dedi Salta öfkeyle ışığın geldiği yöne.
“ Cık cık cık. Bir büyücü lanet okumamalı. " dedi bir kadın sesi. Ses o kadar ezgili ve melodikti ki Aido'nun sesi tanımaması imkansızdı.
“ Yumea .. " diye rahat bir nefes verdi.
“ Sen büyücülükten ne anlarsın ! O sivri kulakla .. " Salta sözünü tamamlayamadan, karnına bir yumruk yemiş gibi arkaya doğru uçtu.
“ Aaa, son nesil insan büyücülerine daha fazla terbiye vermek gerekiyor sanırım. " dedi Yumea ve Aido'ya yaklaştı. Kadının üzerinde mor bir elf ipeği vardı. Bütün vücudunun hatlarını o kadar güzel ortaya çıkartıyordu ki, insanlar onun bir elften çok bir Tanrıça olduklarına yemin edebilirlerdi.
Aido'yu ayakta tutan hava büyüsünü elinin bir hareketi ile yok etti. Ve oğlan anında yere düştü. Dizleri tutmuyordu ve hala kanamaya devam ediyordu.
“ Senin uyuman lazım, Aido “ dedi Yumea melodik sesiyle. “ Uyandığında her şey yoluna girmiş olacak. "
“ Senden .. şüpheleniyordum .. fakat .. fakat .. " Aido sözlerini tamamlayamıyordu. Gözleri, yerde mıhlanmış gibi yatmakta olan Salta'ya kaydı. O gözler yaşla dolarken Yumea parmağını Aido'nun dudaklarına koydu.
“ Hiçbir şey demene gerek yok. Sadece uyumanı istiyorum. " dedi Yumea ve elini oğlanın alnına koydu.
Uyku Aido'yu almadan önce, oğlanın diyebildiği tek şey “ Teşekkür .. ler .. " oldu.