ŞeBo teşekkürler canım.
Bilim adamı ve fare
Bir bilim adamının deney raporlarından:
1. gün : Fare uzun süre labirentin içinde dolandı ama peyniri bulamadı. İç güdüleri zayıf.
3. gün : Negatif. Sadece labirenti değil, odanın hemen her yerini aradı; tüm dolapları, çekmeceleri, kavanozları karıştırdı. Hatta bir tablonun arkasına ve ceplerime bile baktı. Bu fare tam bir salak.
7. gün : En ufak bir ilerleme yok. Artık arama isteğini bile kaybetti, telefonla köşedeki büfeden iki karışık tost, bir ayran istemiş. Zekadan böylesine yoksun oluşu deneylerimde yol almamı önlüyor.
18. gün : Zamanla becerilerini geliştirmesi lazimdi, ama sıfır! Bursa'dan aradı, "kaygılanmamamı, peyniri bulacağını" söyledi. Ona gittikçe peynirden uzaklaştığını anlatmaya çalıştım, ama dinlemedi. Ciddi zeka problemi!
74. gün : Umutsuzluğa kapılıyorum; fare, henüz bir zeka belirtisi gösteremedi. En son Tibet'ten aradı, hayatın anlamı gibisinden birşey bulduğunu söyledi. Ama peyniri bulamamış ve artık umrunda da değilmiş. Aptal hayvan! Hayallerimden ve kariyerimden geriye küflü peynirler kaldı.
93. gün : Labirentin içine koymayı unuttuğum için farenin peyniri bulamadığını farkettim.
Amerika'da koyu dindar dört kadın,bir yandan kahve içiyorlar,
bir yandan sohbet ediyorlardı.
Birinci kadın, oğlundan söz açtı;
-"Benim oğlum rahiptir" dedi.Bir topluluğa girdiğinde onu gören herkes
kendisine
'peder' der."
İkinci kadın da kendi oğlundan söz etti:
-"Benim oğlum ise papazdır" dedi. "Bir topluluğa girdiğinde onu gören
herkes
kendisine, 'Aziz Peder' der."
Üçüncü kadın da oğluyla övündü:
-"Benim oğlum ise kardinaldir" dedi. "Bir topluluğa girdiğinde onu gören
herkes
kendisine 'Yüce Aziz' der."
Üç kadın oğullarıyla övünmelerini bitirdikten sonra, dördüncü kadini
dinlemeye
hazır olduklarını belirtmek için gözlerini ona diktiler, beklemeye
başladılar. Fakat dördüncü kadın konuşmuyor, büyük bir keyifle kahvesini
yudumluyordu... İlk üç kadın bir ağızdan sordular:
"Ya senin oğlun?" dediler. "Sen de söz etsene oğlundan..."
Dördünkadın, kahvesinden son yudumunu aldıktan sonra ağır ağır konuşarak
oğlunu anlatmaya başladı:
-"Benim oğlum 1.85 boyunda, dalgalı siyah saçlı, ela gözlü, geniş
omuzlu, atletik
yapılı, son derece şık giyinen ve 29 yaşında olmasına karşın çok zengin
bir kişidir" dedi.
"Bir topluluğa girdiğinde onu gören tüm kadınlar birbirlerinin kulaklarına
eğilirler ve 'AMAN TANRIM' derler".

Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek
üzereydi. Tam o anda
kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki
arkadaş minibüse bindi
birbirlerinin yüzüne bile
bakmıyorlardı çocuklardan biri şoföre parayı uzattı
- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?
Kız Çocuğu ve Temel
Temel bir gün kamyonla yokuş aşağı iniyormuş. Aniden kamyonun freni patlar ve Temel ne yapacağını şaşırır. Sağa bakar bir pazar yeri sola bakar küçük bir kız çocuğu. Temel aklından der ki “kamyonu pazar yerine süreceğime şu küçük kız çocuğuna doğru süreyim”. Olanlar olur Temel hastanede... Gazeteciler röportaj yapmak için gelirler. Temel Bey “43 kişinin ölümünden sorumlusunuz ne düşünüyorsunuz olay nasıl oldu?” diye sorarlar. Temel de “her şey kız çocuğunun pazara koşmasıyla başladı” der.
Tahliller
Temel hastaneye gitmektedir. Girişte birinin ağladığını görür. Yaklaşır ve sorar :
- Hayrola hemşehrim!.. Neden ağlıyorsun? Adam :
- Kan tahlili yaptırmaya geldim. Parmağımı kestiler. der. Bu sefer Temel daha şiddetli bir şekilde ağlamaya başlar. Ne olduğunu anlayamayan adam Temel’e sorar :
- Hayırdır hemşehrim. Sen niye ağlamaya başladın? Temel cevap verir :
- Ben idrar tahlili yaptırmaya geldim.
Kaşla Göz Arasında
Temel’in taksisine Texaslı bir adam binmiş. İstanbul'da dolaşırken Akmerkez’i göstererek "Büyük bina, bizim orda bunu 2 günde yaparlar", Galata Kulesi’ni göstererek bizim orda bunu 1,5 günde yaparlar" diye atıp tutuyormuş. Sonunda Temel’in canına tak etmiş ve Süleymaniye Camisini göstererek, "Allah Allah..." demiş. Texaslı ne oldu diye sorunca, Temel, "Az önce geçtik ama burada böyle bir cami yoktu... Yine kaşla göz arasında yapmış bizimkiler" demiş.
Titanik
Amerikada zencinin biri pasaportunu kaybetmis, aksilik ya, o gün de Türkiye ye uçacak.. Kara kara düsünürken yolda bi pasaport bulmasin mi... Hemen almis yerden, bi bakmis ki Leanardo di Caprio nun pasaportu...
"Ne olursa olsun" demis ve sansini denemeye karar vermis, çikarmis Leonardo nun fotografini, kendi fotografini yapistirmis... Uçmus Türkiye ye, Atatürk Hava Limani nda görevli gümrük memuru Temel in karsisina geçmis. Temel almis pasaportu, adamin ismine bakmis; "Leonardo di Caprio", fotografa bakmis, bi zenci, adama bakmis ayni zenci... Bir kaç saskin bakistan sonra öbür masaya seslenmis :
- Ula Cemal, bu titanik batmis miydi, yanmis miydi?..