Ana Sayfa
Yardım
Takvim
Üyeler
Giriş Yap
Kayıt
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Temmuz 06, 2008, 10:35:39
Duyurular
:
Harry Potter Cafe ~ Facebook
grubuna gitmek için tıklayın.
Harry Potter Cafe | Forum
/
Diğer Konular
/
Not Defteri
/
Arna Öyküleri
/ Konu:
Güz Ezgisi
Sayfa: [
1
]
2
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Yazdır
Gönderen
Konu: Güz Ezgisi (Okunma Sayısı 974 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Arna Belorn
Yönetici
Has Türk Kahvesi
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 7574
Cry with our tears
Güz Ezgisi
«
:
Mayıs 13, 2008, 04:52:39 »
Zamanın başlangıcı, izlerden oluşur. Teker tekrer oluşur izler. Hiçlikten ve acıdan doğan keder, ilmekler ile birer birer örülür. Sıra bir bütün olmaya geldiğinde, zaman, gözyaşını akıtır içine.
Çünkü bilir, gözyaşından daha bağlayıcı bir şey yoktur yer yüzünde.
Puslu manzaranın altında, büyük orman yatar. Dağların geçit verdiği ölçüde akan suyun sesi, bütün ormandan duyulur. Bir şenlik duyurusu gibidir bu ses susayanlara, yorgun olanlara. Kalplerine huzur veremese de, umut eker. Su, gece de akmaya devam eder; ama sesini azaltır. Nedendir bilinmez, gece suyun sesi duyulmaz olur uzaklardakilere. Aramak boşunadır. Bulunmaz olur su geceleri.
Bir çift yıpranmış bot, çimleri yara yara ilerlemeye başladığında bile sesini duyurmaz su.
Susar.
“ Bura .. burada .. “ yorgun, umutsuz ve bitap halde bir erkeğin sesi duyuldu ormanda. Sessiz bir sesti bu. Duyulmak için var olmamıştı. Anlaşılmak içinde değildi. Sadece var olmak için var olmuştu. Sadece hissedilen seslerdendi. Dikkatlice dinlemezseniz, fark etmezdiniz.
“ Buralarda bir yerde …” dedi tekrar.
Uzun zamandır yürüdüğünü belli eden izler taşıyordu. Klasik bir görünümün ardında yatanları belli etmek istemese de, ay gibi parlayan beyaz yüzü, güzelliği ve gecenin içinde şimşek gibi parıldayan açık gri gözleri, kendini ele veriyordu hemencecik.
Düzgün, çilli ve küçük bir burnu, pembe ile koyu kırmızı arasında kalmış şekilli dudakları, yuvarlak bir çenesi, etli yanakları, geniş anlına dökülen koyu siyah saçları vardı. Elinde tuttuğu asaya, sanki onu bırakınca ölecekmişçesine sarılıyor, canından çok değer veriyordu.
“ Bir ses … “ dedi ve ekledi “ sadece bir su sesi … “
Yürümeyi hiç kesmemişti. Gerçi artık yürümeye ne kadar önem verdiğini bilemiyordu. Arada önemsiz olan yerlerde bile tökezleyebildiğine göre, oldukça çaresiz bir bilinçsizlik içindeydi.
Derken hızla durdu. Kafasını yavaş yavaş sağa doğru çevirdi.
“ İşte !! “ diye haykırdı.
Göl kenarında yaşar hastalıklar ve şifalar. Aşkın adı ölümdür gölde. Tuttuğunu bırakmaz derler. Flütün ezgilerinden kopup gelen aşk ise, acıtır, bitirir ama öldürmez derler. Çıldırtır.
Biter zaman, derler. Aşk gelince biter.
Suyun başına hızla gelmiş, geldiği gibi de kana kana içmeye başlamıştı. Hayatında bu kadar çok su içtiğini hatırlamıyordu. Midesi içme hızına ters oranla yavaş yavaş dolarken boğazı suyun şiddetinden acıyor ama o bunu hiç umursamıyordu. Doya doya içti. En sonunda bütün midesi su ile tıka basa dolduğunda, kafasını suya sokup çıkardı. Islak saçları yüzünün dört bir yanına dağılırken, suratında ay ışında parıldayan kendinden emin bir gülümseme vardı.
Kendini geriye doğru atıp, çimlere uzandı. Kollarını başının altında birleştirip, rahat bir şekilde yatmaya başladı. Hayaller çok geçmeden, yıldızlı gökyüzünde belirmeye başladı. Kaçtığını hatırladı. Neden kaçtığını unutabilmeyi umdu.
Gölgelerin ötesinde, geldiği yerde, bir krallık vardı. Başındaydı o her şeyin. Krallığın biricik umudu, göz bebeği, ilk erkek çocuğu idi. İlk ve tek oğlan çocuğu. Krallık her zamanki ihtişamını sürdürürken, halk günlük işlerini yapar, ticaret halkı ve krallığı inanılmaz zengin ederken, O, sarayında aldığı her nefesi bir tek kişiye adamıştı. Onun için alıp veriyordu bütün nefeslerini. Kibirli yetiştirilmesine rağmen, şımartılmasına, hoş görülmesine, el üstünde tutulmasına rağmen, beklenildiği gibi değildi karakteri. Zalim değildi, asi değildi, zorluk çıkartan biri değildi. Hemen her zekice sohbette, gülen ilk o olurdu.
Uzun zamanlar boyunca beklemişti. Gözlemlemiş, düşlemiş ve beklemişti. Ama zamanla yorulmaya başlamıştı. Yaprakların döküldüğü bir gün, itiraf etmişti sevdiğini kendine. Aşıktı. Sonsuz ateşin içinde kavrulmayı göze alarak aşık olduğunu haykırdı sarayın güzel avlusunda ki küçük bahçede.
Sorun, yaprakların tekrar çıkmaya başladığı gün geldi. Kalbinin derinliklerine kadar inen her bir sırrı, kalbinde oluşturduğu her bir küçük mağarayı, sahibine bağışlamak üzere çıkmıştı yola. Küçük adımlar ona az gelmiş, koşmaya başlamıştı. Kışlanın gerisinde, konaklama merkezinde durduğunda, kalbinin sesinden başka hiçbir şey duyamaz olmuştu. Onu görmüştü. Bulmuştu. Bu günde biliyordu işte onun yaşadığını. Sevdiğinin var olduğunu biliyordu. İzlemeye başladı her günkü gibi. Çalıların arkasından onun yatağına kadar olan yolu izledi. İzledi ve izledi.
Gelip giden olmadığını düşündüğü bir sırada, bulunduğu yerden çıkacaktı ki, bir erkeğin, kalın botlarını duydu çimenlerin üzerinde. Sadece onun odasına giden bu yolda, başka bir erkek vardı ve dosdoğru ilerlemeye devam ediyordu.
İşte ne olduysa o gün gördüklerinden sonra olmuştu. Kendine saraya dönmeyi yasaklamış, onun bulunduğu yerde, bir gün daha geçirmeyi hayal bile edememişti. Bastığı topraktan gördüğü her yere kadar onundu belki ama, istediği şey onun olamayacaktı hiçbir zaman.
Kaçmıştı. Bundan önce bir kez daha işte o gece kaçmıştı. Üç hafta sonra geri döndüğünde, babasının halka yalan söylediğini gördü. Bir ziyafet için komşu ülkelerden birine gittiğini söylemişti herkese. Gene de gelişi büyük bir bayram gibi kutlandı. Ve O içindeki sıkıntıyı giderdiğini düşünüyordu.
Babasına gerekli birkaç yalan söylemesinden sonra, şarapları ve mutsuzluğu ile kapanmıştı tekrar büyük ve gösterişli odasına. İpek çarşaflar sararken vücudunu, O, onları ıslatmak ile alıyordu hırsını.
Derken, günlerden bir gün, kuzey rüzgarı hızla eser, bütün yaprakları yok etmek istercesine hızla sallanırken, kapısı çalınmıştı. Alışkanlıkla içeri gelmesini emretmiş, girenin suratını görünce kusmak istemişti.
Kusma isteği, ani olaylarda oluşan bir boşluk gibiydi. Onun suratını gördüğünde de kusmak istemişti. Deli gibi kusmak. Organlarını dışarıya akıtana kadar kusmak istemişti. O kadar hazırlıksızdı ki, kalbi bile çarpmayı unutmuştu. Oydu. Hemen hemen her gün çalıların arkasından odasına baktığı, beklediği, sevdiği. Odasında, onun hasretini gidermeye çalıştığı büyük gösterişli odasında dikilmiş, Ona bakıyordu.
“ Merhaba efendim ! “ demişti görkemli bir selamdan sonra.
“ Merhaba. “ demişti o da hissiz olmaya çalışarak.
“ Savaş görüşmeleriniz için toplantının birazdan başlayacağını haber vermeye gelmiştim.”
“ E .. evet tamam. Hazırlanmam için zaman verir misin ?”
“ Elbette efendim ! “ deyip kapıyı hafifçe çekerek çıkmıştı.
Biri için hazırlanmak zordur. O kapının dışında beklerken daha da zordu. En ufak bir ayrıntı bile çileden çıkması için yeterliydi. Yarım saat kadar sonra, pes etmiş, bundan daha iyi görünemeyeceğinin farkına varmış bir şekilde, asasını alıp dışarıya çıkmıştı.
İkisi sarayın koridorlarında yürürken, O, sarayın hiç bu kadar güzel detaylara sahip olduğunu fark etmediğini düşündü. Yol boyunca konuştular. Güncel savaştan, halkın yasal durumuna, ticari gelirden, doğal kaynakların işlenmesine kadar her bir konudan konuşmayı başardılar kısa sürede. İkisinin de adımları bilinçli olarak yumuşak ve yavaş atılıyor, varma süresi biraz daha uzatılıyordu.
Sonunda bütün cesaretini toplayarak “ Çok hoş bir sohbetti. Yarın sizinle tekrar buluşmayı dilerim. “ demiş ve böylece her şeyi başlatmış olmuştu.
“ Keder “ dedi yattığı çimlerin üzerinde. Kafasında yıldızları birleştirerek onun keskin hatlı suratını oluşturuyordu “ beni hiç beklenmediğim bir anımda vurdu. “
İkili, kısa zamanda iki iyi dost, daha kısa bir zaman da ise iki aşık olmuşlardı. Sarayın bahçesinde, her gün birlikte dolaşıyor, sonra da birlikte odaya çekiliyorlardı. Onunla olan gecelerini düşündükçe, diğer hiçbir gecenin yaşanmamış olduğunu kabul etmişti.
“ Koku. “ dedi bu sefer. Hala aynı pozisyonda uzanmış yıldızlara bakıyordu “ Kalbin ve beynin asla unutamayacağı bir şey.”
Ve bir gün, savaş başlamıştı. Diğer gün kentin içine kadar ilerlemişti. Uğruna binlerce ağıt yazılacak kadar dehşet verici bir savaş yaşanmıştı. Sur kapılarında onlarca kişi ölmüş, şehrin iç kesimlerinde yüzlerce kişi katledilmişti. Ve sevdiği … o günden sonra değişmişti. Artık kurallara göre yaşamak gerektiğini söylemişti ona. O bir varis olabilirdi ama, bu böyleydi. Çok fazla kayıp verilmişti ve onarılması gereken onlarca şey vardı. İlişkilerinin bu şekilde devam etmesi izin verilemezdi. Eğer duyulursa … duyulursa olacakları o bile bilemiyordu. Onunla olan bağını koparmasını istiyordu. Halkı için bunu yapmasını, yoksa her şeyin daha kötüye gideceğini, savaştan yeni çıkmış bir halkın en son isteyeceği şeyin bir entrika olduğunu söylemişti.
İşte bu şekilde bitmişti. Bir ülke için bir aşktan vazgeçmişti sevdiği. Onun yapması gerekeni sevdiği kişi yapmış, onu uzaklaştırıp ülkesine yöneltmek istemişti. Fakat plan duygu denen varlığın araya girmesi ile, bozulmuş, kişiselleştirilmişti.
Ve o kaçmıştı. Hayatında yapmayı bildiği tek şey buydu ve uzaklaşma isteğini daha fazla bastıramayarak kaçmıştı. Duvarlarda ki kan henüz kurumamışken o ülkesine arkasına dönüp gitmişti. İçinde derin bir yara vardı ve o bunu iyileştirememenin hüznünü yaşıyordu. Her geçen gün üstüne üstüne gelen ağıtlara, yönetme zorunluluğuna, uğruna vazgeçmesi gereken şeyleri artık daha fazla düşünmek istemiyordu. Umurunda değildi ! Onun tek istediği, sonsuza kadar huzur içinde yaşamaktı.
“ Özlem … Durdurulamayacak kadar büyüdü. “ dedi ve gözlerini kapattı yıldızlara.
"Hayal kurmayı unutmuşsan, hala uçabileceğini hatırla.
Kanatların kaybolmuşsa, yormuşsa yalnızlıklar ve bedenler
Düşlerin üzerinde, zıplayabileceğini hatırla.
Yapraklar dökülmüşse yalnızlıkla ve solmuşsa bakışların boğuk camlarda
Gidilen yoldan, eve dönülebileceğini hatırla."
Yorgunluğun ardında ki uyku derindir. Derinlerdeki düşleri rüya ile harmanlar. Tek bir yüzü hatırlatır. Anıların kaybolmuşluğunda, anısızlığın anılarını düşündürür. Beyin, rüyalarını örerken ve gerçekten gördüğünü sanırken gözler, kalp destekler beyni. Akıl ile kalp sadece rüyalarda buluşur.
Ve kolay kırılırlar.
Müziğin ezgisi ile uyandı. Önce yavaş yavaş açtı gözlerini. Gerçekten bir flütle birlikte şarkı söyleyen bir ses duyup duymadığını düşündü. Fakat ses kesilmedi. Devam ettikçe, o da ayılmaya başladı.
Hala karanlık hakimdi gökyüzüne ve yıldızlar artık parlamaktan yorulmuştu. Suya baktı ve kalbi, daha önce hiç atmadığı kadar hızla atmaya başladı.
Suyun üzerinde, uzun düz saçları beline kadar inen biri vardı. Parmaklarının hareketi ile yanında çalan bir flüt, güzel dudaklarıyla söylediği bir şarkı vardı. Hayranlık uyandıracak kadar güzel büyük gözleri, dolgun dudakları, şekilli burnu, bembeyaz teni ile, kesinlikle gerçek olamayacak kadar güzel biriydi. Cinsiyeti asla tahmin edilemezdi. Üzerine giydiği gömlek, bir şeyi saklıyor da olabilirdi, saklamıyor da olabilirdi. Ve yüzü, o güzel yüzü, bir dişiye ait olamayacak kadar karakteristik, bir erkeğe ait olamayacak kadar güzel duruyordu.
“ Se .. sen nesin ? “ dedi oturduğu yerden şaşkınlıkla.
Güzel varlık cevap vermedi. Çalmaya devam etti. Sanki orada biri yokmuş gibi, suyun üzerinde küçük adımlarla gelip gidiyor, şarkısına devam ediyordu.
“ Birlikte geçen geceler
Kalplerin dansı
Çiçeklerin solması
Yağmurun hatırası
Çark asla bir daha dönmeyecek
Yüreğin verdiği acı kadar derin
Onun kadar lanetli
Onun kadar kutsal
Onun kadar arsız ve onun kadar arzu dolu
Bir daha olmayacak hiçbir zaman… “
Ve böylece dakikalar geçti. Şarkı dakikalarca sürdü ve o, dakikalarca dinledi. Sonunda şarkı bittiğinde, tekrar konuşacak kadar kendine gelmişti.
“ Bana ..adını söyler misin ? “ dedi.
İşte o zaman ilk kez o güzel bakışların nazarı, ona değdi. İşte o zaman gerçeklikten kopuşunu, kalbinin deliliğinde fark edemedi.
“Lémä“ dedi güzel dudaklarının arasından yıldızlı sesiyle. Sonra da başını yana eğerek dikkatlice oğlanın suratına bakarak konuştu “ Seninki ? “
“ Grador. “ dedi hızla. Nefes alıp vermesini başka bir şeyin kesebileceğini düşünmüyordu.
“ Yılların Eskitemediği Mutluluk … güzel bir anlamı var. “
Suyun sessizliği artık Grador’u rahatsız etmiyordu. Lémä’nın varlığını onu büyülemiş, tahmin edemeyeceği kadar derinlerde düşündürmüştü.
Suyun üzerinden akar aşk derler. Su gibidir. Aktıkça çoğalır, çoğaldıkça yıpratır, zedeler. Önce birer birer, sonra bütün olarak. Suyun üzerindeki ezgiden korkun derler.
Çünkü aşkın en saplantılısı, suya dokunmadan, suyun ezgisini sindirendir derler.
Dünya döner, zaman durmazken, gece hakimiyetini sürdürür, orman günlük uykusuna çekilirken, iki varlık, birbirlerine bakar. Biri suyun üzerinde durur, diğeri kıyısında oturur. Sadece bakar, kelimelere ihtiyaç duymazlar. Fakat akan zaman, ihtiyacı beraberinde getirir.
“ Sen, nesin ? “ dedi Grador cesaretini topladığında.
Lémä onu duymazdan geldi. Saçları suyun üzerinden esen hafif hayali rüzgarın etkisiyle sallanırken, o sadece buz mavisi gözleriyle onu süzüyordu. Grador sorusunu tekrarlama cesareti bulduğu bir anda, Lémä konuştu.
“ Ben ne miyim ? Beni algılamak o kadar zor mu ? Suyun üzerinde şarkısını söyleyen ve izleyicisini merak eden bir varlığım. Flütüm ve sesimle, suyun üzerinde şarkı söylemeyi seçtim. Ve dünya üzerinde herhangi bir suyun bu kadar berrak olabileceğini düşünmüyorum.” dedi ve ardından suya bakmaya başladı.
“ Belki de, suyu bu kadar berrak yapan sensindir … merak ediyorum … dişi misin ? “ dedi Grador biranda. Biraz daha beklese bu soruyu soramayacağını düşünüyordu.
Lémä güldü. Kahkahasının sesi, yumuşak ve içtendi. Hayal edilenlerden çok daha güzel bir tonu vardı. Kafasını tekrar yana eğerek Grador ’a baktı.
“ Fark eder mi ? “
Sonra bir adım - suyun üzerinde attığı ve suda hiçbir kıpırdama oluşturmadığı - attı. Bir adım daha, bir adım daha. Ta ki Grador ‘un tam karşısında durana kadar. Şimdi ona yukarıdan bakıyordu. Flütü yanında boşlukta süzülüyor, kullanılmak istercesine kendi etrafında yavaşça dönüyordu. Grador ise gözlerini yukarıya çevirmiş, kalbinin daha hızlı atmamasını umarak bekliyordu.
“ Sence gerçekten fark eder mi ?”
Fark denilen şeyin değişikliği, anlamsızlığı ve bütünsüzlüğü üzerine düşünmüştü kütüphanede. Farklılığın tehlikeli olmak anlamına geldiğini bilecek kadar zaman geçirmişti, farksız insanların arasında. Korkuyordu farklılıktan ve aynı zamanda farklı olanın aslında farksız olmak kadar basit bir şey olduğunu biliyordu. Çünkü bir oluşum diğer oluşumdan farklıysa, bu durumun tam tersi de mümkün demekti. Sonuçta farkı oluşturan öğeler farklılıktan gelirdi.
“ Etmez “ dedi Grador ve geçmişte ki sözlerinin yarattığı etkiden, çok daha büyük bir etki yarattı.
Lémä, zarif ve şekilli bacaklarını bükerek, Gradorun üzerine oturdu. Oturmaktan ziyade, varlığını tam olarak orada yoğunlaştırdı. Çıplak beyaz ayaklarında hiçbir su damlası yoktu ve şuanda bile hava da sallanıyorlardı. Bileğine gümüş bir halhal takmış, hafifçe şıngırdamasına izin vermişti.
“ O zaman “ dedi Lémä, “ beni hem bir kadın hem bir erkek olarak algıla. Hem sevdiğin hem nefret ettiğin olarak, hem rekabet ettiğin hem uzlaştığın olarak algıla. Beni zıtlıklarımla ve çelişkilerimle algıla.“
Ve güzel dudakları, Grador ’unkilerin üzerinde gezdi.
Ve zaman geçti. Beraberinde, zevki, hazzı, mutluluğu, doluluğu, olgunluğu ve dolgunluğu getirerek.
Arzunun kaybı, yerini zevke bıraktı.
Ve gece bitti.
Gece gizler, gece gösterir. Gece saftır, gece kurnazdır. Gece hazdır, gece öfkedir. Gece korkudur, gece güvendir.
Aşklar gece yaşanır. Gece özlenir sevgili ve gece buluşur bedenler.
Gece, hazzın ve sevginin karıştığı bir imparatorluktur.
Lémä ile Grador böyle karşılaşmışlar, beş ayın her bir gecesinde birlikte olmuşlardı. Grador, fazla bir şey öğrenmek istemez olmuştu. Onun, var oluşuyla büyülenmiş, onu bir lütuf olarak kabullenmişti. Her gece, ormanın derinliklerine kadar ilerleyen ezgi, Grador ’un kulaklarında dönülmez bir yer etmiş, yaşamak için gerekenleri yapamayacak duruma getirmişti.
Grador tarif edilemez bir aşkla, Lémä ’ya bağlamış, o ne isterse, ne derse, ne arzu ederse yapıyor, dinliyor itaat eder olmuştu. Varlığının tek amacı, Lémä ’nın onun yanından ayrılmaması olmuştu.
Grador için günler böyle geçti.
Zevk, haz ve bağlılık dolu geceler, su gibi akıp geçti.
“ Varlığım yasaktır. Meyvelerin bereketinden gelirim. Güneşin kavuruculuğundan, gölgenin koyuluğundan.
Sevmem yasaktır, arzu etmem, dilemem, zevk almam.
Var olmam yasaktır. Gülmem, eğlenmem, ‘ bir şey ‘ olmam.
Lanetlenmiş tohumların izinden gelmişimdir. Belirsiz bir cinsiyetin kalıntılarında, güzelliğimi taşırım nesilden nesile.
Büyüm keskindir, acıtır. Dinleyenler için çalarım ezgimi. Kalbini açabilenler için atarım düğümlerimi.
Yaklaşmasın bana kin duyabilenler, nefret edebilenler. Üzerinde yürüdüğüm suda, varlığımla boğarım onları.
Birini kendime bağlamaktır amacım. Varlığımın amaçsızlığını doyurmaya çalışma nedenimde budur. Nereden geldiğimi hatırlamam, nereye gideceğimi de bilmem. Tek bildiğim, sayısız çocuğum vardır yer yüzünde. Kızlar ve erkekler. Hepsi benim tohumlarımdır. Ben döllemişimdir onları ve döllenmişimdir onlara.
Yasaktır varlığım. Hakkım yok burada olmaya. Sevgi denen şeyin, ne olduğunu unutmaya mahkum bünyem.
Aşık olurum defalarca, defalarca boğarım aşkımı akan suda.
Üç gece, üç gece yeter unutmaya. Bir aşkı, bir acıyı dindirmeye üç gece yeter. Bir ömrü yaşamaya, bir aşkı tüketmeye üç gece yeter. Bir insanı bitirmeye, bir insandan bıkmaya üç gece yeter. Üç geceden sonrası tehlikelidir, geçmem asla. Üçüncü gecenin sonunda, aşkımı suya gömerim. İçerim her bir zerresini.
Sevgim sonsuzdur, ölüm gibi. “
Beş ay, hızla geçmişti ikisi içinde. Çiçekler açmaya başlamış, üzerlerinde ki solgunluğu bırakmaya karar vermişlerdi.
Lémä, aşıktı hür iradesi ile.
Grador, aşıktı Lémä ’nın büyüsü ile.
Sevmemeye ve sevilmemeye meyilli iki beden, birbirlerini kullanarak geçiriyordu günleri, geceleri ayları.
Derken bir gece, Lémä flütünü çalmayı bıraktığında, Grador gökyüzüne bakıyordu. O’nun suratını çiziyordu gene yıldızlar. O’nu özlemişti kalbi. O’nun hayali ile, huzurla atıyordu.
Lémä bunu fark etti. Öfke, hiç olmadığı kadar hızla doldu damarlarında. Varlığının her bir zerresi sarsıldı, titredi. Farkındalık ise gecikmedi. Aşık olduğunun farkındalığı ile, öfkeyle doldu Lémä.
Güzel yüzünü yana eğip baktı Grador’a.
“ Sudan çıkmamı istiyor musun bu gece de ? “ dedi.
“ Hayır “ dedi Grador. “ Yarın yola çıkıyorum. “
Bu kadardı. Büyünün etkisi, bu kadardı.
Farklı bedenlerin tohumları, işe yaramaz derler. Kirletirler dünyayı, etkilerler bütünü. Farklı ırkların bebekleri, ölür derler.
İlk nefeslerini alamadan ölür.
Böylece Grador, kendi krallığına dönmüştü. O’nu bulmuş, konuşmuştu. Gölgelerin koyuluğunda paylaşmıştı sırlarını, onu özlediğini. Farkının bir önemi olmadığını fısıldamıştı çıplak bedenine. Onu sevdiğini söylemişti.
Ve o da Grador ’a sevdiğini söylemişti. Kan, ölüm, şiddet etkilemişti onu. Bıkmıştı. Sevginin ne demek olduğunu unutacak kadar ilgisizlikle dolmuştu. O yüzden bırakmıştı Grador ’u da. Hissedememişti onu daha fazla.
Böylece birlikte yaşlanmışlardı ikisi. Krallık gelişmeye devam etmiş, varissizlikten yakınan halka, altın saçarak susturmuşlardı. Savaş devam etmiş, barış gecikmemişti.
Ölüm geldiğinde, hazır bekliyordu ikisi de. Kuru dalların arasında, büyük ormanda ölmüştü ikisi de.
Birlikte.
Grador ile sevdiğinin öldüğü gün, nefes alamadı güzel bir varlık. Kafası nefessizliğin şiddeti ile geriye doğru savruldu ve siyah saçlarının savrulmasına neden oldu. Suyun üzerinde durup, kıyıda onu dinleyen birine flüt çalmaktaydı aslında o sırada. Rüzgar biran için durmuş, kalbi bir an sekmişti. Suyun altında ki bebeğinin ağladığını duymuştu.
“ Ne oldu ? “ demişti kıyıda oturan adam. Güzel varlığın hüznünden dolayı ağlamaktaydı. Üç gecedir ayrılmamıştı ondan.
“ Sonsuzluğumu çalan adam öldü. Suyuma akıyor yavaş yavaş. Altımdaki damlalarda bütün olana kadar, bitmeyecek öyküm. Ölü bebeğimin yası, aşk şarkıları ile bestelendikçe, büyüyecek ruhunun ıstırabı. Lanetim ölümden öncesine değil, sonrasına yansır ancak. Benden başka ona dokunan kişide paylaşacak aynı kaderi onunla. Suyumun altında, bebeğimle birlikte yatarlarken, görecekler beni her güneş çıktığında. Delilik gelecek kısa sürede, bitkinlik, yorgunluk. Eseri olduğum efendim, bebeğimin yasını tutacak, elimden aldığı sonsuzluğumda.
Aşk bir daha gelmeyecek damlalarıma. Yapraklar deyecek ancak bedenime. Çünkü hiçbir ten onun kadar beyaz olamayacak, onun gibi kokmayacak hiçbir ter, hiçbir bakış onu anımsatmayacak.
Aşık olduğum adam öldü. Son nefesi, sonsuzluğumu esir aldı cansızlığında.
İşte bu oldu.”
Ve tekrar çalmaya başladı varlık. Daha hüzünlü olmasına tepki olarak hıçkırmaya başladı adam. Gözyaşlarıyla birlikte suya doğru ilerledi. Suya girdi. Suda kayboldu.
“ İşte bu oldu. “ dedi varlık adamın ölümünün üzerine.
“ İşte varlığım bu şekilde son buldu. “
«
Son Düzenleme: Haziran 12, 2008, 20:11:54 Gönderen: Arna Belorn
»
Logged
Amy Winehouse please ' DON'T ' die ...
Sponsor Bağlantılar
Reklam
Offline
Mesaj Sayısı: 7
Re: Güz Ezgisi
«
Eklendi:
Temmuz 06, 2008, 10:35:39 »
Logged
Marissa
Son Yok Edilecek Düşman,Ölümdür.
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
Online
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 5308
''Est Solarus oth Mithas''
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #1 :
Mayıs 13, 2008, 07:28:13 »
öffff beeee işte şu ana yazdığın ama ruhunla yazdığın kendini de verdiğin ,en güzel yazın bu Fırat.Her bir satırını içtim,her bir satırına aşık oldum,her bir satırında farklı duygular hissettim .müthişti birtanem.alıntı yapmak isterdim ama çok fazla yeri alamayacağım için deneyemedim bile çünkü bütün olarak enfes olmuş canım.
yüreğine sağlık kardeş.
Logged
Madeleine
Demleme Çay
Online
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 973
Lonca Editörü...
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #2 :
Mayıs 13, 2008, 19:32:10 »
uzun zamadır yazmıyordun, bir yazdın pir yazdın
Her zamanki gibi harika olmuş... Okudukça okuyası geliyor insanın. Bu arada Lémä adına bayıldım
Logged
Güz Ezgisi
Love & Music
Okunmayı bekleyen bir efsane...
Laila
ZuTara <3 | LittleMine <3
UU Seherbazları
Demleme Çay
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 808
m!k€ <3
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #3 :
Mayıs 13, 2008, 19:49:25 »
allahım...müthiş bişey bu.. nefis, müthiş...ağladım biliyor musun?...yorum yapamayacağım...ama müthiş gerçekten...kendini vererek yazmışsın, güzelliği de buradan geliyor belki de...bilemiyorum...
Fırat abim, Günbatımı Prensi'm, prensliğini kanıtladın gözümde.
Logged
When my time comes, forget the wrong that I've done
Help me leave behind some reasons to be missed
Don't resent me, and when you're feeling empty
Keep me in your memory, leave out all the rest...
Yeni Dünya ~ 3. Bölüm(!)
Kapı! 1. Bölüm | Rüya
|Nrsd@|
~Pembe saçlı cadı x]
Telve
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 533
~Saçmalardan seçmeler...
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #4 :
Mayıs 13, 2008, 19:58:33 »
ne yaptığını sanıyorsun sen ?
böyle güzel birşeyi nasıl yazıyorsun
yok,olmaz,inanmıyorum
böyle bir hikayeyi hiçbir insan yazamaz
en azından şimdilik kabul etmiyorum
edit:ne yazmışım ben böyle yha nasıl bir kişilik çatışması yaşattığını gör işte bak neyse.
gözyaşından daha bağlayıcı bir şey daha yoktur yer yüzünde
Göl kenarında yaşar hastalıklar ve şifalar. Aşkın adı ölümdür gölde. Tuttuğunu bırakmaz derler. Flütün ezgilerinden kopup gelen aşk ise, acıtır, bitirir ama öldürmez derler. Çıldırtır. Biter zaman, derler. Aşk gelince biter
Yorgunluğun ardında ki uyku derindir. Derinlerde ki düşleri rüya ile harmanlar. Tek bir yüzü hatırlatır. Anıların kaybolmuşluğunda, anısızlığın anılarını düşündürür. Beyin, rüyalarını oluştururken ve gerçekten gördüğünü sanırken gözler, kalp destekler beyni. Akıl ile kalp sadece rüyalarda buluşur. Ve kolay kırılırlar.
Aşık olduğum adam öldü. Son nefesi, sonsuzluğumu esir aldı cansızlığında.
yaznın bu kısımlarını
gerçekten
çok sewdim beğendim ya da her ne yaptıysam işte ama ;
" Hayal kurmayı unutmuşsan, hala uçabileceğini hatırla.
Kanatların kaybolmuşsa, yormuşsa yalnızlıklar ve bedenler
Düşlerin üzerinde, zıplayabileceğini hatırla.
Yapraklar dökülmüşse yalnızlıkla ve solmuşsa bakışların boğuk camlarda
Gidilen yoldan, eve dönülebileceğini hatırla."
Bu kısmı için yorum bile yapamıyorum uzun süredir hiç değilse gözlerimi dolduran tek şey buydu bilmiyorum hoşuma gidicek mi ama duygularımı kazanmış olabilirm ama umarım geri gelmemişlerdir sewmiorum onları neyse.
...
«
Son Düzenleme: Mayıs 14, 2008, 17:20:40 Gönderen: |Nrsd@|
»
Logged
Artık çok üzmüyor beni
Hiç bir sey hissetmiyorum hatta
Bir kaç anı sadece onlar da
Silinir nasılsa zamanla...
Marissa
Son Yok Edilecek Düşman,Ölümdür.
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
Online
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 5308
''Est Solarus oth Mithas''
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #5 :
Mayıs 14, 2008, 16:33:28 »
bu arada imzan süper olmuş.
Logged
missmurder
...Elantari...
UU Seherbazları
Köpüklü Kapuçino
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 1456
I'm a heartbreaker...
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #6 :
Mayıs 14, 2008, 19:43:49 »
Arna, ben de diyordum nerede kaldı yazıları. Meğer "dönüşüm muhteşem olacak" olaylarına hazırlanıyormuşsun (ya da hazırlanmıyormuşsun. Neyse ne işte
)
Uzun olduğu için gözüm biraz korktu ama inat ettim okudum ve operasyon tamamlandı
Çok ama çok güzeldi yahu bu... İlk defa bir öykünü okuyorum sanırım ve harika bir başlangıç oldu benim için.
Ama her güzelin bir kusuru olduğu gibi, yazım hataları vardı. Böyle uzun yazıda doğal, olabülür, düzeltirken gözden de kaçmış olabülür
Zaman bulunca bir kez daha okuyacağım. Belki ondan sonra tekrar zaman bulursam tekrar okuyacağım, kim bilir, di mi
Senin "Lémä"na çok benzeyen bir elf resmi vardı bende ama galiba silmişim :S Deviantart ta aramaya kalktım ama samanlığa iğne atsam daha çabuk bulurum heralde. Tüh, çok güzeldi resim
Neyse. 15 yıla bulurum artık. Tabi Lémä bir elf mi ?
O ayrı bir soru.
Grador'un ölmesi çok hoşuma gitti. Neden bilmem ama ölmesi çok hoşuma gitti. Özellikle "O"nunla ölmesi.
En sevdiğim cümle ise "Grador ile sevdiğinin öldüğü gün, nefes alamadı güzel bir varlık." oldu. 'Varlık' , belirsiz olması beni çekti belki. Evet evet,
güzel
bir 'varlık' olması beni etkiledi. Nefes alamaması beni etkiledi. Öyle mükemmel, ölümsüz bir varlığın nefes alamaması. beni Bu etkiledi. Tamam, heralde artık anlaşılmıştır neyin etkilediği. 35 kere yazdım. Zaten böyle elflerdir vesairedir fantastik karakterlere bir hayranlığım var. Kimin yok ki zaten?
Ellerine sağlık Arna Belorn... Cidden aşırı zevk alarak okudum. Çok ama çok güzeldi... Harikaydı...
Logged
DeviantArt
'immm!!
Lutfen bi goz atin
Fantasticc
Lost ulan Loooosst!
Yönetici
Has Türk Kahvesi
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 6207
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #7 :
Mayıs 17, 2008, 13:35:21 »
Genel olarak tüm yazılarını sevsem de, bu şimdiye kadarkiler içinde en iyisiydi
Destansı bir anlatım, hayran olunası bir hayal gücü ve kusursuz duygu aktarımı.. (abartılı duruyo gibi geldi şimdi bu cümleyi yazınca ama cidden böyle düşünüyorum
)
hem karakterlerin hisleri, hem de hikayeni kurduğun mekanlar gözümün önünde kanlı canlı var oldular. ben de oraya adım atıp anlattıklarına tanık oldum gibi geldi. Hem hayata dair yorumlarını hikayeye sokuş biçimine bayıldım, hem de tespitlerine (hepsine katılmıyorum yannız bi kısmına diyeyim
)
yazının başında, hikayenin bütününe göre biraz daha ağır ve yapılması zor bir anlatıma girmişsin. bu yüzden klasik hp okuyucuları için bi kaç gömlek büyük gelebilir, bunu da belirtiym yine de
yine de bi sonraki öykünü sabırsızlıkla bekliyorum
ve tebrik ediyorum seni bi kez daha
(hkaye ile ilgili eleştirilerimi zaten sana yüzyüzeyken yapmıştım, bu yüzden burada sadece hikayenin bana hissettirdiklerine yer verdim, umarım bi sorun olmaz
)
Logged
Arna Belorn
Yönetici
Has Türk Kahvesi
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 7574
Cry with our tears
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #8 :
Mayıs 18, 2008, 14:25:55 »
Alıntı sahibi: Marissa üzerinde Mayıs 13, 2008, 07:28:13
öffff beeee işte şu ana yazdığın ama ruhunla yazdığın kendini de verdiğin ,en güzel yazın bu Fırat.Her bir satırını içtim,her bir satırına aşık oldum,her bir satırında farklı duygular hissettim .müthişti birtanem.alıntı yapmak isterdim ama çok fazla yeri alamayacağım için deneyemedim bile çünkü bütün olarak enfes olmuş canım.
yüreğine sağlık kardeş.
En güzel yazım olduğu konusunda ben de seninle aynı fikirdeyim hayatım.
Okuduğun ve yorum yaptığın için sonsuz teşekkürler ^^
Alıntı sahibi: Madeleine üzerinde Mayıs 13, 2008, 19:32:10
uzun zamadır yazmıyordun, bir yazdın pir yazdın
Her zamanki gibi harika olmuş... Okudukça okuyası geliyor insanın. Bu arada Lémä adına bayıldım
O ismi bulmakta oldukça zorlandım
Bir çok denemeden sonra çıktı o isim ^^
Çok teşekkürler okuduğun için.
Alıntı sahibi: Laila üzerinde Mayıs 13, 2008, 19:49:25
allahım...müthiş bişey bu.. nefis, müthiş...ağladım biliyor musun?...yorum yapamayacağım...ama müthiş gerçekten...kendini vererek yazmışsın, güzelliği de buradan geliyor belki de...bilemiyorum...
Fırat abim, Günbatımı Prensi'm, prensliğini kanıtladın gözümde.
Çok ama çok teşekkür ederim
Alıntı sahibi: |Nrsd@| üzerinde Mayıs 13, 2008, 19:58:33
ne yaptığını sanıyorsun sen ?
böyle güzel birşeyi nasıl yazıyorsun
yok,olmaz,inanmıyorum
böyle bir hikayeyi hiçbir insan yazamaz
en azından şimdilik kabul etmiyorum
edit:ne yazmışım ben böyle yha nasıl bir kişilik çatışması yaşattığını gör işte bak neyse.
gözyaşından daha bağlayıcı bir şey daha yoktur yer yüzünde
Göl kenarında yaşar hastalıklar ve şifalar. Aşkın adı ölümdür gölde. Tuttuğunu bırakmaz derler. Flütün ezgilerinden kopup gelen aşk ise, acıtır, bitirir ama öldürmez derler. Çıldırtır. Biter zaman, derler. Aşk gelince biter
Yorgunluğun ardında ki uyku derindir. Derinlerde ki düşleri rüya ile harmanlar. Tek bir yüzü hatırlatır. Anıların kaybolmuşluğunda, anısızlığın anılarını düşündürür. Beyin, rüyalarını oluştururken ve gerçekten gördüğünü sanırken gözler, kalp destekler beyni. Akıl ile kalp sadece rüyalarda buluşur. Ve kolay kırılırlar.
Aşık olduğum adam öldü. Son nefesi, sonsuzluğumu esir aldı cansızlığında.
yaznın bu kısımlarını
gerçekten
çok sewdim beğendim ya da her ne yaptıysam işte ama ;
" Hayal kurmayı unutmuşsan, hala uçabileceğini hatırla.
Kanatların kaybolmuşsa, yormuşsa yalnızlıklar ve bedenler
Düşlerin üzerinde, zıplayabileceğini hatırla.
Yapraklar dökülmüşse yalnızlıkla ve solmuşsa bakışların boğuk camlarda
Gidilen yoldan, eve dönülebileceğini hatırla."
Bu kısmı için yorum bile yapamıyorum uzun süredir hiç değilse gözlerimi dolduran tek şey buydu bilmiyorum hoşuma gidicek mi ama duygularımı kazanmış olabilirm ama umarım geri gelmemişlerdir sewmiorum onları neyse.
...
Ben bu kadar güzel bir yoruma, yorum yapamıyorum.
Gerçekten çok teşekkürler.
Alıntı sahibi: Marissa üzerinde Mayıs 14, 2008, 16:33:28
bu arada imzan süper olmuş.
çok uğraştım onu yapmak için
beğenmene çok sevindim bu yüzden
Alıntı sahibi: missmurder üzerinde Mayıs 14, 2008, 19:43:49
Arna, ben de diyordum nerede kaldı yazıları. Meğer "dönüşüm muhteşem olacak" olaylarına hazırlanıyormuşsun (ya da hazırlanmıyormuşsun. Neyse ne işte
)
Uzun olduğu için gözüm biraz korktu ama inat ettim okudum ve operasyon tamamlandı
Çok ama çok güzeldi yahu bu... İlk defa bir öykünü okuyorum sanırım ve harika bir başlangıç oldu benim için.
Ama her güzelin bir kusuru olduğu gibi, yazım hataları vardı. Böyle uzun yazıda doğal, olabülür, düzeltirken gözden de kaçmış olabülür
Zaman bulunca bir kez daha okuyacağım. Belki ondan sonra tekrar zaman bulursam tekrar okuyacağım, kim bilir, di mi
Senin "Lémä"na çok benzeyen bir elf resmi vardı bende ama galiba silmişim :S Deviantart ta aramaya kalktım ama samanlığa iğne atsam daha çabuk bulurum heralde. Tüh, çok güzeldi resim
Neyse. 15 yıla bulurum artık. Tabi Lémä bir elf mi ?
O ayrı bir soru.
Grador'un ölmesi çok hoşuma gitti. Neden bilmem ama ölmesi çok hoşuma gitti. Özellikle "O"nunla ölmesi.
En sevdiğim cümle ise "Grador ile sevdiğinin öldüğü gün, nefes alamadı güzel bir varlık." oldu. 'Varlık' , belirsiz olması beni çekti belki. Evet evet,
güzel
bir 'varlık' olması beni etkiledi. Nefes alamaması beni etkiledi. Öyle mükemmel, ölümsüz bir varlığın nefes alamaması. beni Bu etkiledi. Tamam, heralde artık anlaşılmıştır neyin etkilediği. 35 kere yazdım. Zaten böyle elflerdir vesairedir fantastik karakterlere bir hayranlığım var. Kimin yok ki zaten?
Ellerine sağlık Arna Belorn... Cidden aşırı zevk alarak okudum. Çok ama çok güzeldi... Harikaydı...
Lémä bir elf değildi
Kendi özgünlüğünde bir varlıktı sadece
Bir ırka ait değildi yani. Diğer iki karkater ( grador ve sevgilisi ) insandılar. Bu öyküde elf yoktu
Çok ilginç ama öyle
Ve yaptığın muhteşem yorum için çok teşekkür ederim. Yazılarımı okuyup beğenmene çok seviniriyorum ^^
Alıntı sahibi: Fantasticc üzerinde Mayıs 17, 2008, 13:35:21
Genel olarak tüm yazılarını sevsem de, bu şimdiye kadarkiler içinde en iyisiydi
Destansı bir anlatım, hayran olunası bir hayal gücü ve kusursuz duygu aktarımı.. (abartılı duruyo gibi geldi şimdi bu cümleyi yazınca ama cidden böyle düşünüyorum
)
hem karakterlerin hisleri, hem de hikayeni kurduğun mekanlar gözümün önünde kanlı canlı var oldular. ben de oraya adım atıp anlattıklarına tanık oldum gibi geldi. Hem hayata dair yorumlarını hikayeye sokuş biçimine bayıldım, hem de tespitlerine (hepsine katılmıyorum yannız bi kısmına diyeyim
)
yazının başında, hikayenin bütününe göre biraz daha ağır ve yapılması zor bir anlatıma girmişsin. bu yüzden klasik hp okuyucuları için bi kaç gömlek büyük gelebilir, bunu da belirtiym yine de
yine de bi sonraki öykünü sabırsızlıkla bekliyorum
ve tebrik ediyorum seni bi kez daha
(hkaye ile ilgili eleştirilerimi zaten sana yüzyüzeyken yapmıştım, bu yüzden burada sadece hikayenin bana hissettirdiklerine yer verdim, umarım bi sorun olmaz
)
Burgerdaki konuşmamız, daha fazla dikkatle yazmaya itti beni. O yüzden üstünden geçmeye gerek duymuyorum. Bu yazıyı da bir kez daha okuyup düzeleteceğim zaten ödevlerden ve bi şeyden başımı kaldırabilirsem (
).
Özellikle senin okuman ( çünkü tarzını, zevkini, ilgilerini ve verdiğin ilgiliyi biliyorum ) gerçekten önemliydi. Üzerinde o kadar çok konuşabilmende, gerçekten inceledğin anlamına geldiğinden, çok sevindirdi beni ^^
HP okuyanlar için yazmıyorum zaten
Yani evet HP okuyanlar okuyor fakat HP kadar basit bir anlatımım olmaz
Kurgu konusunda beni geçebilir belki
Çok teşekkürler yazıyla ilgili yaptığın her şey için ^^
( tabii ki olmaz ^^ )
Logged
Amy Winehouse please ' DON'T ' die ...
Felonious
Lacrimarum.
Cafe Cini
Sıcak Çikolata
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 1546
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #9 :
Mayıs 18, 2008, 14:40:29 »
bugüne kadar yazdığın en iyi yazın bu bence. şu ara bölüm gibi yazdıkların tamamlamış, çok hoş olmuş. dediğim yeri değiştirmemişsin
ve o baştaki olay hala kafamda soru işareti dediğim gibi. ama bilmiyorum bütün olarak bakınca çok dikkate çarpmıyor. onun dışında sevdim sonunun böyle bir şey olabileceğini tahmin etmiştim. sonunu iyi bağlamışsın =)
Logged
delidir
Evet ben bir deliyim ve bununla gurur duyuyorum...Herkese de şiddetle tavsiye ediyorum!
Has Türk Kahvesi
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 2047
~Lonca Editörü~
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #10 :
Mayıs 18, 2008, 15:04:42 »
Söyleyecek ne bir söz, ne bir sözcük, ne bir hece, ne de bir harf var bu yazının üzerine...
Duygular, her zaman nasıl anlatılır simgelerle...
Nasıl anlatılır iç ürpertileri, her bir satırın okunmasıyla gelen...
Hiç bitmesin istedim bu yazı, sonsuza kadar okuyabileceğimi düşündüm, bana gereken 20 dakika değil, bir ömür...
Fırat Abi, ne söyleyebileceğimi bilemiyorum, söyleyebileceğim hiç bir şey yok...
Çok teşekkür ederim yazını haber verdiğin için, çünkü eğer sen bana linkini göndermemiş olsaydın, okumam çok gecikebilirdi...
Çok teşekkür ederim...
Logged
An deiner Seite, nur eine Weile, du bist nicht alleine!
Sen her ne zaman istersen, ben senin yanındayım bunu unutma
Ağlamak istediğinde ve gülmek istediğinde, hayattan bıktığında ve beni özlediğinde
Her nerdeysen hiç fark etmez
[Bir tanemle şarkımız *An Deiner Seite* ya da o ne diyorsa *By Your Side*]
Wizard
Cafe Cini
Has Türk Kahvesi
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 2107
I'm not bleeding, but my chest really hurts here.
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #11 :
Mayıs 19, 2008, 20:13:43 »
Gecikme için üzgünüm Arna, algım açık bir şekilde okudumayı istedim. =)
---
Bayadır yazdığın bir yazıyı okumamıştım, çok iyi geldi. O kadar güzel anlatmışsın ki aşkı, o kadar güzeldi ki içinde ki hayalleri. Sadece zevki için kalmayıp, aşık olduğu için gitmesi, sadece güzellik ve zevk için
Lémä
'yı tercih etmemesi ve unuttuğu yere, kişilere gitmesi çok asilceydi. Eh.. zaten
Lémä
'nın güzelliğinin kaynağı da Grador değilmiydi. =)
Alıntı sahibi: Arna Belorn üzerinde Mayıs 13, 2008, 04:52:39
Farklılığın tehlikeli olmak anlamına geldiğini bilecek kadar zaman geçirmiş farksız insanların arasında. Korkuyordu farklılıktan ve aynı zamanda farklı olanın aslında farksız olmak kadar basit bir şey olduğunu biliyordu. Çünkü bir oluşum diğer oluşumdan farklıysa, bu durumun tam tersi de mümkün demekti.
Burası dikkatimi çeken bir yerdi, nedense burada içimdeki düşüncelerden biryer gördüm, güzeldi. =)
Daha nice yazılarına.
Logged
derhavril
Ruhsal!!
UU Seherbazları
Köpüklü Kapuçino
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 1391
Lonca Editörü :P
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #12 :
Mayıs 20, 2008, 11:56:29 »
Furat Abi.. çok muhteşemdi yazın.. belki de en iyisiydi... senin ilk defa bir öykünü okudum sanırım ama büyülendim resmen.."
Lémä
" adını çok sevdim
Alıntı sahibi: Arna Belorn üzerinde Mayıs 13, 2008, 04:52:39
Zamanın başlangıcı, izlerden oluşur. Teker tekrer oluşur izler. Hiçlikten ve acıdan doğan keder, ilmekler ile birer birer örerülür. Sıra bir bütün olmaya geldiğinde, zaman, gözyaşını akıtır içine. Çünkü bilir, gözyaşından daha bağlayıcı bir şey daha yoktur yer yüzünde.
Farklı bedenlerin tohumları, işe yaramaz derler. Kirletirler dünyayı, etkilerler bütünü. Farklı ırkların bebekleri, ölür derler. İlk nefeslerini alamadan ölür.
en çok dikkatimi çeken bölümler... ne diyeyim daha
... ellerine sağlık
ve tebrikler
, nicelerini yazmana ve okumaya..
«
Son Düzenleme: Mayıs 20, 2008, 11:58:36 Gönderen: derhavril
»
Logged
~~Bir Seçimle Yeni Bir Dünya~~ Önemli Bir Haber!!
~Güz Ezgisi~
StaticPulse
"En sıcak CAFE!!..^i love DAN!
Sıcak Çikolata
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 1683
emmahermione ben oluyorum .. :P :D
Ynt: Güz Ezgisi
«
Yanıtla #13 :
Mayıs 21, 2008, 14:08:04 »
"Sıra bir bütün olmaya geldiğinde, zaman, gözyaşını akıtır içine. Çünkü bilir, gözyaşından daha bağlayıcı bir şey daha yoktur yer yüzünde."
Anlam veremiyorum o damlaların bu kadar güçlü olduğuna! Ama sonunda öğrendim 'ağladım bitti' demeyi... Bi kılıç suyu kesmez,yok edemez ama tek kelime kuraklık getirebilir gözlerine... Zaman da öğrenecek ağlamamayı, geçip gidecek...
"Sıra bir bütün olmaya geldiğinde, zaman, gözyaşını akıtır içine. Çünkü bilir, gözyaşından daha bağlayıcı bir şey daha yoktur yer yüzünde."
Anlam veremiyorum o damlaların bu kadar güçlü olduğuna! Ama sonunda öğrendim 'ağladım bitti' demeyi... Bi kılıç suyu kesmez,yok edemez ama tek kelime kuraklık getirebilir gözlerine... Zaman da öğrenecek ağlamamayı, geçip gidecek...
"Aşkın adı ölümdür gölde. Tuttuğunu bırakmaz derler. Flütün ezgilerinden kopup gelen aşk ise, acıtır, bitirir ama öldürmez derler. Çıldırtır. Biter zaman, derler. Aşk gelince biter."
Sadece gölde değil her zaman ölüm sanırım... =) kimin umrunda =) Zaman aşk gelince biter... Ölümde zaman olmaz, aşkta zaman kavramını yitirebiliyorsa o zaman sadece gölde değil herzaman böyledir demek ne kadar doğru bilemem ama aşkın çoğu şeyi öldürdüğü doğru.. Birşey yaparsak aşkı, herşeyimiz olup çıkıyor, gittiğinde yok geride birşey... Portobello Cadısı'nın son sayfasında olduğu gibi 'Aşk aşktır'... Kendi varlığıyla...
Kendine saraya dönmeyi yasaklamış, onun bulunduğu yerde, bir gün daha geçirmeyi düşünememişti bile.
Ya Arna'ya bunu söylemek doğru mu bilmem ama =))... sanki 'düşünememişti bile' de bi sorun var gibi,cümlede yani...
"İşte o zaman ilk kez o güzel bakışların nazarı, ona deydi."
Bu anlatımı çok sevdim! =)
Lémä ve Grador
=) Grador'un anlamını bnde sevdim =) Lémä ne demek peki ?
"Farklılığın tehlikeli olmak anlamına geldiğini bilecek kadar zaman geçirmiş farksız insanların arasında."
=) Fark aykırılık oluyor sanırım yani öyle tanımlanıyorsun 'aykırı' kız..=)) benmişim bu şehir koymuştu adımı =) Aykırı olabilir ama kendisi sonuçta...Kendisiyle Kendisi...=)
"Gece gizler, gece gösterir. Gece saftır, gece kurnazdır. Gece hazdır, gece öfkedir. Gece korkudur, gece güvenlidir.
Aşklar gece yaşanır. Gece özlenir sevgili ve gece buluşur bedenleri.
Gece, hazzın ve sevginin karıştığı bir imparatorluktur. "
Harika ya! Sevdim burayı.. Tezat mıydı, -değilsede kusuruma bakma sayısalcıyım hiç alakm olmaz bunlarla =) -
öyle bişey olmuş sanırım burda ve çokta yakışmış hikayeye...
"Kalbini açabilenler için atarım düğümlerimi. "
çok güzel bu cümle...
” Tek bildiğim, sayısız çocuğum vardır yer yüzünde.”
Birden Şeytanın Avukatı geldi aklıma =))
"Farklı bedenlerin tohumları, işe yaramaz derler. Kirletirler dünyayı, etkilerler bütünü. Farklı ırkların bebekleri, ölür derler. İlk nefeslerini alamadan ölür. "
HARİKA!
"Grador ile sevdiğinin öldüğü gün, nefes alamadı güzel bir varlık. Suyun üzerinde durup, kıyıda onu dinleyen birine flüt çalmaktaydı. Rüzgar biran için durmuş, kalbi bir an sekmişti. Suyun altında ki bebeğinin ağladığını duymuştu"
His işte =) bebeğin ağladığı bölüm iyi olmuş..
"“ Sonsuzluğumu çalan adam öldü. Suyuma akıyor yavaş yavaş. Altımda ki damlalarda bütün olana kadar, bitmeyecek öyküm. Ölü bebeğimin yası, aşk şarkıları ile bestelendikçe, büyüyecek ruhunun ızdırabı. Lanetim ölümden öncesine değil, sonrasına yansır ancak. Benden başka ona dokunan kişide paylaşacak aynı kaderi onunla. Suyumun altında, bebeğimle birlikte yatarlarken, görecekler beni her güneş çıktığında. Delilik gelecek kısa sürede, bitkinlik, yorgunluk. Eseri olduğum efendim, bebeğimin yasını tutacak, elimden aldığı sonsuzluğumda.
Aşk bir daha gelmeyecek damlalarıma. Yapraklar deyecek ancak bedenime. Çünkü hiçbir ten onun kadar beyaz olamayacak, onun gibi kokmayacak hiçbir ter, hiçbir bakış onu anımsatmayacak.
Aşık olduğum adam öldü. Son nefesi, sonsuzluğumu esir aldı cansızlığında. ""
Bu konuşmayı çok sevdim. o kadar güzel konuşmuş, o kadar güzel anlatmışsın ki söz yok...
Hikaye şuana kadar yazdıklarının arasında en sevdiğim, tabi Gözyaşı Prensi dizisinden sonra =) Ciddi noldu o ya? Neyse, devam edeyim...
Çok farklı olmuş ve sonunun ölümle bitmesini sevdim, ölüm şeklini sevdim. Ben olsam o suda Grador'u boğardım, sevdiğinide göstermezdim bi daha!
Ve ara ara hikayeden kopup çizgiler arasında okuduklarım çok güzeldi çok yakışmış.. =)Ellerine sağlık! Bir de söylemeden geçemiycem 'deydi' yazmışın hep önce klavye sürşmüştür dedim ama bi kaç tane daha o kelimeyi görünce söyleme ihtiyacı hissettim.. 'deydi' yerine 'değdi' mi olcak ben mi yanlış biliyorum, yanlışım varsa düzeltirsen sevinirim.. =))
Tekrar eline sağlık gerçekten çok güzel! =))
«
Son Düzenleme: Mayıs 21, 2008, 14:09:56 Gönderen: StaticPulse
»
Logged