İşte oyuncakçının devamı
Gece gittikçe derinleşti. Ay batmak üzereyken oyuncakçı, oyuncak dükkanının üst katına çıktı. Üst kat çok güzel döşenmiş bir çatı katıydı. Sıradan bir yatak odasını andırıyordu. Sağ tarafta yuvarlak bir pencere, onun tam karşı hizasında bir yatak, baş ucu sehpası , sanırım okuma saatleri için kullanılan yumuşak görünüşlü bir koltuk vardı oda da. Bu odaya bakan birisi “ bu oda ya çok zengin bir çocuğa ya da bir oyuncakçıya aittir” der çünkü her tarafta küçük büyük şişman kısa uzun zayıf bir sürü oyuncak var. Yerlerde, masalarda, yatağın üstünde, pencerede. Yalnızca sehpanın üzeri ayrı olarak temizlenmiş gibi. Sanki birinin oraya bir şey koymasını bekliyormuş gibi duruyor.
Oyuncakçı elinde yeni yaptığı sıcak gülümsemesi olan kuklayla beraber odaya girdi. Kuklayı incitmekten korkuyormuş gibi narin bir şekilde kuklayı sehpanın üzerine koydu.
“ Şimdi güzel bir uyku çekelim. Böylece sen de benden alman gereken anıları almış olursun” dedi. Küçük kukla oyuncakçıya göz kırparak hemen uykuya dalmış gibi göründü. Oyuncakçı iç çekti. Üzerini değiştirmek için yuvarlak camın yanındaki dolaba gitti. Günlük kıyafetleri çıkartıp uyku kıyafetlerini giydiğinde yatmaya hazırdı ama o bekledi ve tavana baktı.
“Lütfen bu seferde aynı şey olmasın” dedi ve sıcak olmayan yatağına girip derin, çok derin bir uykuya daldı.
Aynı rivayetin devamında kuklacıları ya da oyuncakçıları ilgilendiren detaylar bulunur. Bu rivayette kuklayla ona can isteyen kişi bir gece aynı oda da yatmak zorundaymışlar. Kukla bu uyku sırasında oyuncakçıdan istediği anıları alır ona göre kendisini şekillendirirmiş.
Kuklacının uyumasının üzerinden sanırım kırk beş dakika falan geçmişken sıcak gülümsemeli kukla gözlerini açtı. Bir eliyle iplerini eline alarak oyuncakçının yatağına neşeli bir biçimde atladı. Atlarken şapkasındaki ufak zil çaldı. Kukla başını sağ sola sallamayarak şapkadaki zilin sesine göre dans etmeye başladı. Küçük ve tombul ayaklarıyla zıplaya zıplaya başına doğru gitti. Suratında sıcacık ve kocaman bir gülümsemeyle oyuncakçının ağzını zorlanarak açtı. Bu hareketleri yaparken hep çizgi filmler de gözüken neşeli şeyler gibiydi. Oyuncakçının ağzı tamamen açıldığında küçük kukla neşelin bir şekilde adamın ağzından içeriye girdi.
Küçük kukla pembe bir koridorda duruyordu. Burası oyuncakçının anılarının olduğu bölüm sanırım. Kukla şapkasındaki zili çaldırıp zıplayarak ilerlemeye devam ediyor. Koridor boyunca binlerce tablo asılıydı. Her biri mükemmel görüntüde. Küçük kukla güzel bir evin önünde yaşlı bir çiftin durduğu tablonun önünde duruyordu. Elini çok hafifçe kaldırıp tabloya dokundu.
Bir anda şehir alt üst oldu. Gök ile yer birine girdi. Her şey normal haline döndüğünde gözlüklü bir erkek çocuğunun çok büyük ve güzel bir evin önünde beklediğini gördü kukla. Hızla çocuğun yanına koşturdu. Bir çok kere takıldı ve düşmekten son anda kurtuldu. Gözlüklü çocuk – ki bu çocuk oyuncakçının ta kendisiydi - anne ve babası olması gereken yaşlı çifte doğru adımını attı.
“ Haydi oğlum sen istersen yeni arkadaşlarınla oynayabilirsin. Biz babanla yeni evimizde oturuyor olacağız” dedi kadın ve yıllardır süren bir aşkın bakışlarıyla baktı eşine. Eşi karısına sıcak bir gülümsemeyi çok görmedi. Kol kola girip evin kapısına doğru yürümeye başladılar. Çocuk dev bir pasta görmüş gibi bakıyordu karşıdaki çocuk parkına. Parkta bir çok çocuk salıncakta kaydırakta ve başka başka oyuncaklarda oynuyorlardı. Çocuk hızla koşmaya başladı parka doğru. Her adımda rüzgar saçlarını kaldırıyordu. Çok güzel bir gülümsemesi vardı fakat ne yazık ki bu gülümseme arkadan gelen bir patlama sesiyle dehşete dönüştü. Çocuk yere yuvarlandı. Gözlükleri gözünden düştü ve anında bir taşa çarparak paramparça oldu. Yerden kalkmaya çalıştı ama kahve rengi pantolonu çamura saplanmıştı. Pantolonu çamurdan çıkartmaya çalıştı ve sonunda ayağa kalkabildi. Yeni ve büyük evlerine doğru baktı.
Biraz önce mutlu anne babasının kol kola birbirlerine hala aşık bir şekilde girdiği güzel ev şu anda alev alevdi. Tüm ev ve evin bahçesi yanıyordu. Evden gelen ısı o kadar fazlaydı ki caddedeki karlar ve buzlar bile erimiş pırıl pırıl asfalt ortaya çıkmıştı. Çocuk eve doğru koşturmaya başladı. Her adımda saçını hafifçe kaldıran rüzgar şimdi sıcaklığı ile yumuşacık yanakları yakıyordu. Küçük çocuk o kadar hızlı koşuyordu ki sonunda ayakları birbirine dolandı ve yere yüzüstü düştü. Kayarken avuç içleri parçalandı. Yüzünü kardan kaldırmayı başardığında uzaktan siren seslerini duydu.
Küçük kukla oyun parkının hemen yanındaydı ve sıcak gülümsemesinde bir değişiklik olmuştu. Şimdi daha çok korkmuş ve acı çekmiş gibiydi ifadesi. Kukla iplerinden bir tanesini kavradı ve aşağıya doğru çekti. O anda dünyanın yer çekim konunu bir kez daha kayboldu.
Küçük kukla yeniden koridordaydı. Sıcak gülümsemesi acı ve kederle dolmuştu. Ağlama yeteneği olsaydı şu anda hüngür hüngür ağlayacağına eminim. Yürümeye devam etti. Bu sırada bir çok tablo geçti. Hepsine dikkatle ve büyük bir istekle baktı. Hüzün ve keder izleri yüzünden silinmişti. Şapkasındaki zili çaldırmak için başını sağa sola doğru sallayıp yürüyordu. Bir tablo dikkatini çekti. Yine bir ev vardı tabloda. Bu ev daha güzel ve daha gösterişliydi. Merakla tabloya bakmaya devam etti. Küçük elini tabloya kadar kaldırdı ve dokundu. Birden tüm şehir altüst oldu. Yeniden anıların gölgesi küçük kuklayı sardı.
Güzel bir evin bahçesinde duruyordu küçük kukla. Ev bembeyaz bir boyayla boyanmıştı. Çatısı çevredeki evlerden on kat daha güzeldi. En yukarıda küçük yuvarlak bir pencere vardı. Küçük kukla zıplaya zıplaya evin ön kapısına doğru koşturdu.
Evin önünde etekleri pırıl pırıl parlayan pembe taşlarla süslü ve saçlarında değerli oldukları güneşin ışığını tüm güçleriyle parıltıya dönüştürmesinden anlaşılan taşlar bulunan bir gelin vardı. Gelinin yanında da Kuklanın damat olduğu hemen anladığı koyu bir siyah takım elbise içinde Oyuncakçı duruyordu. Karşıdan o kadar mutlu görünüyorlardı ki küçük kukla şapkasının ziliyle dans ederek çiftin peşine takıldı. Yeni evlenmiş çift evin kapısına giden merdivenleri el ele ve hafifçe dua mırıldanarak çıktılar. Kapıya vardıklarında Oyuncakçı altında bu evin aynısının bir küçük modeli olan anahtarlıklı anahtarını çıkarttı. İkisi birden anahtarı tutup kapıyı açtılar. Kapı onlara direnmeden yumuşak bir şekilde açıldı. Yeni bir hayat vardı önlerinde. Mutlu çift birbirlerini sevgiyle öptüler. Kuklanın gülümsemesi gittikçe daha çok büyüdü. Ellerinden biri ipinin üzerine gitti ve onu çekti. Sıcaklık kuklayı sardığında kukla yeniden koridorda olduğunu anladı.
Küçük kukla biraz önce gördüğü evin olduğu tabloya biraz daha baktı. Yüzünde çok tatlı ve sıcacık bir gülümseme vardı. Yürümeye başladı. Sağda solda tablolara baktı. Hiç birini beğenmedi sanırım o yüzden hoplayarak yürümeye devam etti. Birinin önünde durdu. Tablo da bir evin mutfağı vardı. Mutfak küçük ve gösterişsizdi ama mutfakta çokça zaman geçiren birinin olduğu hemen anlaşılıyordu. Büyük davetler için değil de baş başa bir çiftin oturacağı masa vardı. Masanın üzeri yeni yenmiş bir yemeğin izlerini taşıyordu. İki kadeh ve bir küçük çiçek vardı masada. Tabaklarda ne olduğunu bilmediğim bir yemeğin kırıntıları duruyordu. Mutfak penceresinden içeriye yeni doğan güneşin ışığı girmekteydi ve bunu gören küçük kukla daha bir yoğunlukla bakmaya başladı tabloya. Bunu sevmişti. Büyük bir merak olan gözleriyle tabloya bakamaya şehrin yeniden altüst olmasını beklemeye başladı. Parmağını tekrar uzatıp tabloya dokundu. Beklemesinin karşılığını aldı.
Mutfak sıcaktı. Sıcacıktı. Küçük kukla havayı kokladı. Bunu yaparken o kadar sevimliydi ki küçük bir kız görse onu kucaklamaktan kırabilirdi. Hava da hafif bir parfüm ve yemek kokusu vardı. Sabahın bu saatinde yemek yenmediğini az çok bilen kukla daha da meraklandı. Mutfağın kapısından dışarı çıkmak üzereyken mutfağın bahçe kapısı büyük bir hızla açıldı. İçeriye biraz yaşlanmış ama hala gençliğini yaşayan Oyuncakçı girdi. Küçük kukla yerinden sıçarı çünkü oyuncakçının yüzündeki ifade onu çok korkutmuştu. Hemen bir dolabın rafına tırmanmaya başladı. Kendi kadar bir vazo bulup arkasına geçtiğinde oyuncakçıya bakmaya cesaret buldu.
“ Lanet olsun. Binlerce lanet üzerinize olsun. “ dedi oyuncakçı gür ve sıkkın bir sesle. Mutluluğu yok olmuştu. Yüzünde damat elbisesiyle bulunan gülümsemesi yoktu. Küçük kukla oyuncakçının yüzünde bir şey gördü ve ürktü. Oyuncakçının gözlerinden sular akıyordu. Küçük kukla biraz düşündükten sonra bunların göz yaşı olduğu sonucuna vardı.
Küçük kukla tam vazonun arkasından çıkmış oyuncakçıya “merhaba” diyeceği sırada mutfak kapısı bir kez daha açıldı. Bu sefer daha yavaş ve zarif bir şekilde kapı arkaya dayandı. Küçük kukla vazonun arkasına geri sıçradı ve gelene baktı. O daha önce gördüğü gelindi. Şimdi üzerinde çiçekli bir elbise vardı. O kadar güzel ve yumuşak bir kumaşı vardı ki kadının belini kavramış ama onu sıkmıyormuş gibi görünüyordu.
“ Üzülme” dedi kadın yumuşak bir sesle. Gözlerini elleriyle kuruladı “ Bak bana ben üzülüyor muyum hiç? “ dedi.
“ Bana oyun oynama” dedi oyuncakçı büyük bir öfkeyle yerinden kalkarak. Karısının yüzüne baktı. Öfkesi bir anda geçti. Hafif adımlarla karısının yanına gitti ve kırmaktan korkarcasına elini ellerinin içine aldı. “ Üzüldüğünü biliyorum. Şimdi ayakta durmayı bırak ve otur lütfen. “
Kadın kocasının dediğini dinledi. Biraz önce oyuncakçının kalktığı tabureye sanki bir melekmiş gibi oturdu. Küçük kukla kadının o kadar yumuşak oturmasının sırrını merak etti. Ayağa kalktı ve vazonun arkasına onu taklit ederek oturmaya çalıştı. Yaparken kadın gibi ayağını katladığı için şimdi ayağı tahta popusunun altındaydı. Kırkırdadı ama çok yumuşak bir kıkırdama olmasına dikkat etti.
“ Evet üzülüyorum. “ dedi kadın. “ Bir anne çocuğunu kaybedince üzülür ama bun çok fazla büyüterek bir şey elde edemeyiz. Daha çok gözyaşı ve hayal kırıklığı yaşarız. Bunun için sana ihtiyacım var. Lütfen güçlü ol. “
Herkesin başına gelebilecek olan sıradan bir olaydı onların başına gelen. Her aşk ve hayat hikayesinde sıkça karşılaşılan bebek kaybıydı onların yaşadıkları. İkisi de bunun üzerine çok öykü okumuşları ama yaşadıklarında bunun anlatıldığı kadar kolay olmadığını gördüler.
Oyuncakçı karının yanına diz çöktü. Bir elini tekrar avucunun içine alarak anlına koydu. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Kadında ağlıyordu. Göz yaları kadının yanağında o kadar yumuşak iniyordu ki kuklanın içi acıdı. Küçük kukla o anda çok fazla ağlamak istedi. Gülümsemesi kayboldu onun yerine hüzün ve acı bir gülücük kondu yüzüne.
“ Geçecek” dedi kadın. “ Eminim geçecek hayatım. Üzülme artık. “
Küçük kukla iplerinden birini çekti ve kendini koridorda buldu yeniden. Şapkasını çıkarttı. Zilin neşeli sesi onu mutlu etmiyordu artık. Küçük cebine zili içeri gelecek şekilde tıkıştırdı şapkayı. Hoplayarak yürümediğinin farkına varmadan tabloları dolaşmaya devam etti.
Sert kış ülkeyi etkisi altına almaya ve bırakmamaya devam ediyordu. Ülkenin her yerinde resmi iş yerleri ve okullar tatil edilmişti. Edilmeyen iş yerleri de boştu zaten. Kış o kadar sert o kadar acımasızdı ki yaşlı insanlar gençlere bunun dünyanın sonu olduğunu söylüyorlardı. Bu şehir şu anda gecenin çok ileri saatlerini yaşıyorlardı. Biraz sonra ise yeni bir günün habercisi güneşin ilk ışıkları ile uyanacaklardı. Horozlar ya da diğer kuşlar ötmeyecekti çünkü hepsi ya soğuktan yuvalarına sığınmış ya da donmuştu.
Meydanın arkasındaki sokaktaki oyuncakçı gece bırakılan şekilde duruyordu. Oyuncakçı dükkanındaki tek değişim vitrindeki kukladaydı. O alaycı bir sırıtışı olan ve yoldan geçenlerin bakmamayı tercih ettikleri kukla şimdi uzaklara dalmış gibi bakıyordu. Hayal görmek güzeldi ama bu hayalleri birinin kabusu yapmak bu kukla için vazgeçilmez bir zevkti.
Oyuncakçının yatak odasında her şey yolundaydı. Minik kukla sehpanın üzerinde değildi. O şu anda kendi karakterini belirlemekle meşguldü ve oyuncakçının iyi ve kötü anılarının arasındaydı. Oyuncakçı ise bir kabus görüyor olmalıydı. Suratında diğer insanların uyuduğu zamanki huzurlu ifade yoktu. Bunun yerine daha sert bir cehre ve acı çeken bir ruhun kafese tıkıldığını belli eden dudakları vardı. Bu acının vitrindeki alaycı sırıtışlı kukladan geldiğini bilmesem de tahmin etmekte zorlanmıyorum ..
--------------
Devamı yazdım en kısa zamanda temize çekip yayınlıyorum

Umarım hoşunuza gider.