Okyanusun, kıyılara acımasızca vurma sesleri, ormanın derinliklerinde oturan kadına kadar ulaşıyordu. Çam ağaçlarının arasında, tek katlı ahşap evi, tüm güzelliği ile duruyordu. Hayatının burada bitmesini istiyordu. Her zamanki hayali bu idi zaten.
Sonunda her şeyden ve herkesten uzaklaşıp, ormanın derinliklerinde bir ev sahibi olmak. Güzeldi istediği şey ve sonunda eline geçenler de güzel olmuştu.
Aslında fazla abartılacak bir yaşama sahip değildi. Bazılarımızın “ Keşke bende olsaydı. “ diyeceği türden bir hayatı yoktu. Fakat arkada bıraktıkları çoktu. Mesela Mavi Saçlı bir oyuncak bebek bırakmıştı arkasında. Kim Mavi Saçlı oyuncak bir bebeğe sahip olmak isterdi ki ? Ama onun için bu oyuncak, dünyanın en değerli şeylerinden biriydi ...
...
... Kahvenin keskin kokusu Vilotin’in burnuna değdiğinde, o hala uykudaydı. Beyni kahve kokusunu duyumsadı. Sonra beyni ile onun ne olduğuna karar verdi. Rüyalar, beyni ele geçirmişken kız rüyasında kahve içmeye başladı. Fakat koku o kadar yakından geliyordu ki, beyin artık soyutluktan çıkıp, somut dünyadaki bardağı fark etmeye karar verdi.
Vilotin gözlerini odasına açtı. Baş ucunda duran kahveyi gördü. Sabahları bir bardak kahve içemezse, asla ayılamaz ve bütün gün uyku sersemi dolaşırdı. Yıllar geçince bu onun alışkanlığı olmuştu. Ve şimdi bu alışkanlığını bilen birisini bulmuştu.
“ Heeey ! Bunun için sana minnettarım !! “ diye bağırdı kahvesini yudumlarken.
“ Minnet etmek için erken davranma hayatım. Bunun için daha çok erken. “ dedi kapıdan içeriye elinde bir bardak olan adam. Altında hala pijaması olmasına rağmen, üzerinde hiç bir şey yoktu.. Çoraplarını da muhtemelen, eve gelir gelmez yıkamak için kirli kutusuna atmıştı. Kahve rengi saçları vardı. Fakat şimdi olduğu gibi güneş ışıklarının altında durursa, kahverengi saçlarının arasında birkaç sarı tel parıldıyordu. Köşeli bir suratı vardı fakat hatları çok keskin değildi. Oldukça yakışıklıydı. Ve Vilotin’ e göre, o, yani Joseph dünyanın en yakışıklı adamıydı.
“ Vay be ! Demek hayatımda bir değişiklik olacak sonunda. Neymiş bakalım bu minnettar olacağım şeyler? “ dedi Vilotin kahvesinden bir yudum daha alırken, bağdaş kurdu.
“ Öncelikle ... “ dedi Joseph ve kapıdan çıkıp gitti. Birkaç saniye sonra tekrar geri geldi. Elinde iki kağıt parçası tutuyordu. “ İki hafta Londra. “ dedi ve kağıtları Vilotin'e uzattı. Sonra geri gitti, geldiğinde bir elinde fincan bir elinde de anahtar tutuyordu. “ Ve, ‘bizim’ evimizin anahtarı. Bu ev bizim değil. Ama orası tamamen bizim .” anahtarı Vilotin'e fırlattı ve tekrar gitti.
“ Bundan daha fazlasını getireceksen bence şuanda bunu yapma. Çünkü kalp krizi geçirmek üzereyim ! “ dedi Vilotin kahkahalarının arasından.
“ Artık çok geç sevgilim. “ dedi Joseph kapıya geldiğinde. Elinde bir bebek tutuyordu. İlginç bir bebekti bu. Mavi saçları vardı.
“ Bu ne ? “ diye sordu Vilotin gülümseyerek.
Joseph, elindeki fincanı sehpanın üzerine bıraktı ve Vilotin’in yanına oturdu. Elinde bebeği tutuyordu ve kızın gözlerinin içine baktı.
“ Bir bebek. “
“ Onu anlayabildiğimi sanıyorum. “ dedi kız ve kıkırdadı. “ Fakat anlamını anlayabildiğimi sanmıyorum. “
“ Ben sana anlatayım o zaman . “ dedi oğlan ve “ Kahveme dikkat et !! “ uyarılarına kulak asmadan, kızın üzerine yattı. Fincan kızın elinden kurtulup bütün yatağa yayıldı. Fakat ikisi de bunu umursamadı. Herhalde hiç kimse umursamazdı. Mavi Saçlı bebek bir ara yataktan yere düştü. Saçları kahve olmuştu. Tıpkı ikisinin her yanının kahve olduğu gibi ..
...
----
Yeni seri. Umarım beğenirsiniz.
Devam edecek demek istiyorum illa ki