Harry Potter Cafe
Anasayfa
Forum
Haber Arsivi
Üye Ol
Haber Gönder
Resim Galerisi
Resim Galerisi
Resim Galerisi Tıkla
Zümrüdüanka Yoldaşlığı
Beşinci Film
Zümrüdüanka Yoldaşlığı Tıkla
Yedinci Kitap
Yedinci Kitap
Yedinci Kitap Tıkla
Unbroken Universe
Unbroken Universe
Unbroken Universe Tıkla

Unbroken Universe ~ Otuz Birinci Bölüm | Kaynaklar ve Cevaplar
 
Kitaplar
 
• Bilgiler
• Hatalar
• Bölüm Resimleri
• Orjnal Isimler
• Kapaklar
• JK Rowling
• Mary Grand Pré
• Çevirmenler
Filmler
 
• Bilgiler
• Oyuncular
• Yapım Ekibi
• Röportajlar
• Posterler
• VCD / DVD
Oyunlar
 
• Oyun Bahçesi
• Felsefe Taşı
• Sırlar Odası
• Azkaban Tutsağı
• Ateş Kadehi
• Quidditch
Ayrıntılar
 
• Hortkuluk
• Büyülü Mekanlar
• Büyülü Eşyalar
• Canavarlar
• Karakterler
• İsim Anlamları
• Gerçek Büyü
• H. Potter ve Aile
Koleksiyon
 
• NG Kids 11/05
• Filmartı 11/05
• Sinema 11/05
• Sinema 06/04
• Sinema 11/02
• Sinema 02/02
• Milliyet 08/05
Senin Sayfan
 
• Teoriler
• Şiirler
• Şarkı Sözleri
• Hikayeler
• Çizimler
Materyal
 
• Avatarlar
• İmza
• Duvar Kağıdı
• Ekran Koruyucu
 
Forumda Kim Var?
169 Ziyaretçi, 2 Üye (1 Gizli)

ctrl alt ↓

 
Google

 

Gerçek Büyücülük

Şeytanlarla Yapılan Anlaşmalar

Eski günlerin Avrupa'sında Katolik ve Protestanlar, tüm büyücülerin şeytanla bir çeşit anlaşma imzaladıklarına inanırlardı. Bu anlaşmaya göre büyücüler, kendilerine verilecek insanüstü kuvvetlere karşılık şeytanlra ibadet ve hizmet etmeyi üstlenirlerdi. İksir kaynatan büyücüler Bu anlaşma, şeytanlarla yapılan gizli bir toplantıda büyücülerin kanıyla yazılırdı. Şeytanlar böyle anlaşma toplantılarına herhangi bir zamanda gelebilirler ya da istedikleri zaman ansızın ortaya çıkabilirlerdi. Bazen keçi olurlar, bazen böcek şekline girerler, bazen de güzel kadınlar halinde görünürlerdi. On üç yaşında ufak bir kızın söylediğine göre, şeytan bir gün kavanozun içinden çıkarak yere atlamış, sonra Alaaddin'in lambasındaki cin gibi büyümüş ve kendisini, hizmetçisi olması için kandırmaya çalışmıştı.

Şeytanla yapılan tüm anlaşmalar, özel günlerde imza edilirdi. Bu özel günler, yılda dört kez olmak üzere her mevsimde bir defa olarak saptanmıştı. Bu tören gününün hangi gün olduğu belli değildi. Fakat böyle düşsel bir güne gitmiş oldukları sanılan kimseler, kadın olsun, erkek olsun, çocuk olsun, hiçbir ayrım gözetmeksizin derhal ölüme mahkum edilirdi.


Özel Toplantı Günü

Büyücülerin 'Antlaşma Günü'"Sabbat" adı verilen gizli bir anlaşma günü, şeytanın başkanlığında yapılan büyücüler toplantısı olarak düşünülürdü. Tüm bu büyücüler, kimse görmeden evlerinin bacalarından, kapıların anahtar deliklerinden ya da tahta aralıklarından gizlice sıvışarak toplantılara giderlerdi. Bazen de keçilerin, kedilerin, ejderhaların sırtlarına binerek havada uçarlar, gizli toplantı yerlerine çabucak varırlardı. Kazmalara küreklere binerek uçanlar da vardı!

Şeytanın gizli toplantısına yeni gelen büyücüler kanlarıyla imza atarak üye olurlardı. Bu toplantıda şeytana hizmet etmeye ve onun emrinde çalışmaya söz veren büyücüler, buna karşılık şeytandan, başkalarına zarar vermeye yarayan büyülü güçler alırlardı.

Yeni üyelerin kabul töreninden sonra büyük bir şölen verilirdi. Tüm büyücüler bol bol yer, içer , dans eder ve her çeşit ahlak dışı eğlenceden zevk alırlardı. Bazen insan şekline girmiş kurbağalar da danslara katılırdı. Şölenin en gözde yemeği, büyük çukur kaplarda kaynatılmış bebek cesetleriydi!

Bu acayip törenler gece yarısı başlar, sabahleyin horozlar ötünceye kadar sürerdi. İlk horoz sesi işitilir işitilmez tüm büyücüler yerlerinden fırlayıp birkaç saniye içinde gözden kaybolurlardı.

Sabbat toplantıları çok kalabalık olurdu. Bazı tanıkların bildirdiklerine göre, Fransız Alpleri üstünde yapılmış olan milletler arası bir büyücü toplantısına yüz bin büyücü katılmıştı!

Keçi üzerinde uçan bir büyücü tasviriBüyücülerin ufak toplantıları da olurdu. Şeytanın başkanlığında yapılan bu yöresel "Koven" toplantılarına en çok on iki büyücü katılırdı.

Anne ve babaların gizli Sabbat toplantılarına, çocuklarını da götürdükleri sanıldığından, bu zavallı küçükler tanıklık etmeye zorlanırdı. Böylece, birçik olayda küçük çocukların anne babalarına karşı mahkemelerde tanıklık ettikleri görülmeye başlnmıştı. Yargıçlardan bazıları, çocukları konuşturmak için onların vücutlarını kızgın demirlerle yakmayı öğütlüyordu.

Bu durumlar karşısında birçok çocuk, büyücü toplantıları hakkında düşlerinde saçma sapan masallar uydurmaya başlamışlardı. İşin asıl garip tarafı, bu masallara büyüklerin de inanamaya başlamış olmalarıydı!

Büyücülük tarihinin en korkunç olaylarından biri, 1669 yılında, İsveç'in Mora kasabasında meydana geldi. Bu kasabada üç yüz çocuğun, büyücülerin Sabbat toplantısına gitmiş olduklarına dair söylentiler ortaya çıkmıştı. İsveç Kralı bunu duyunca, hemen bir soruşturma komisyonu kurulmasını emretti. Kralın soruşturma komisyonu, Mora kasabasında üç yüz çocuğun sorguya çekti. Çocukların hepsi, hayallerinde uydurdukları öyküleri birer birer anlatmaya başladılar. Maymunların, keçilerin, atların ve uyuyan insanların sırtlarına binerek şeytanın bulunduğu dağın tepesine nasıl uçtuklarını, orada büyük bir kalabalığın nasıl yiyip içtiğini, nasıl çırılçıplak dans ettiğini birer birer anlattılar.

On iki gün süren bu soruşturma sonunda kasabadan yirmi üç kadın diri diri yakılarak idam edildi. Tüm kasaba halkı, bu büyük günü bir bayram gibi kutladı. Ertesi gün büyük bir ateş daha yakıldı. On beş erkek çocuğu bu ateşin içinde canlı canlı kızartıldı. Ayrıca büyücü oldukları kabul edilen kırk yedi kişi de başka bir kasabaya gönderilerek orada yakılıp yok edildi. Bu da yetmiyormuş gibi, elli altı kız ve erkek çocuk da, kasaba meydanında her Pazar günü, bir yıl süreyle kamçılanmak ya da hapsedilmek üzere çeşitli ağır cezalara çarptırıldı.

Büyücülerin Belirlenmesi

Büyücülerin BelirlenmesiBüyücüler tutuklandıkları zaman kapalı bir yere götürülür, tüm giysileri çıkartılır, saçları ve vücutları iyice traş edilirdi. Sonra mahkemenin yargıcı, yardımcılarıyla gelerek, büyücünün vücudunu, giysilerini ve kesilen saçlarını dikkatle muayene ederdi. O zamnki inanışa göre, giysilerin içine saklanmış olan büyüleri bulmak ya da saçların arasına şeytanın gizlenip gizlenmediğini görmek için araştırma yapılırdı. Tutuklunun çıplak vücudunda aranan şey de, şeytanın özel simgesiydi. Çünkü Sabbat toplantısında, büyücüler şeytanla anlaşma yaptıktan sonra, şeytan o büyücülerin vücutlarına özel simge koyardı. İşte aranan işaret buydu.

Zavallı tutuklunun herhangi bir yerinde en ufak bir sivilce ya da çizik görülecek olursa, bunlar şeytanın koyduğu büyücülük simgeleri olarak kabul edilir, gerçeği söylemesi için tutuklu hemen işkence masasına yatırılırdı.

Şeytan yetişip tutukluya yardım edemesin ve sanığın "gerçekleri" açıklamsına engel olmasın diye, işkenceye yatırma işi mümkün olduğu kadar çabuk yapılırdı.

Sanığın ağzından gerçekleri kapabilmak için, kamçı, burgu, cendere, germe makinesi, kemik ezme makinesi, kızgın edmir, çekiç, şiş gibi aygıt ve aletler kullanılır; bazen de tutuklunun tabanına çivi çakılır, tırnakları sökülür ya da kaynar su banyolarında diri diri haşlanırdı.

Toplantı GünüBirçok kasabada özel büyücü zindanları yapılmıştı. Bunların içinde işkence odaları vardı. Almanya'nın "Bamberg" kasabasındaki bir büyücü zindanında altı yüzden fazla büyücüye ağır işkenceler uygulanmış, bu işkenceler tekrar edile edile, tümü öldürülmüştü.

Tutuklulara "Ne" suç işledikleri sorulmaz, "Neden" suç işledikleri sorulurdu. Çünkü, kendilerince suçlar zaten bellidir. Örneğin, bu suçlar küçük çocukları öldürüp cesetlerini yemek, Sabbat toplantılarında şeytanla buluşmak, hayvan ve böcek şekline girmek, fırtına, su baskını, yangın çıkarmak gibi şeylerdi. İlkin şu sorular sorul"du: "Ne kadar süreden beri büyücülük yapıyorsun?", "Kurt şekline girebilir misin?", "İstediğin zaman fırtına çıkarabilirsin değil mi?", "Şimdiye kadar kaç çocuk öldürüp yedin?"...

Tutuklu bu sorulara hayretler; "Ben böyle şeyleri ömrümde yapmadım!" diyecek olursa hemen işkenceye yatırılarak gırtlağına kaynar sular akıtılır, tabanına çiviler çakılır, burgularla kemikleri ezilirdi. Bunların tümünü yaptığını söyleyinceye kadar işkenceler sürdürülürdü.

Tutuklu gerçekleri "itiraf" ettikten sonra, düşüncesini değiştirip bunların hiçbirini yapmadığını söyleyecek olursa, yeniden işkenceye yatırılırdı.

Bir kadın, bu şekilde elli altı kez işkenceye yatırılmış, elli yedincisinde zavallı kadın işkence masasında can vermişti.

Tutuklular, hayali gerçekleri itiraf ettikten sonra, bu kez de onlara başka büyücülerin adları sorulurdu. Bunları bilmediğini söylemeye kalkarsa, aynı korkunç işkenceler yeniden uygulanmaya başlanırdı. Başka büyücülerin adlarını söylemeye zorlanan bir kadın tutuklu, tam elli suçsuz kadının ismini vererek, onları boş yere büyücülükle suçlamak zorunda kalmıştı.

İdam Cezalarının Yerine Getirilmesi

Büyücüler, ayakları yere dokunup toprağa kötü ışınlar saçmasın diye, çoğunlukla küfeler içinde taşınırdı. Büyüleyici bakışları yargıçlara karşı kötü etki yapmasın diye; mahkeme salonlarına bazen arkaları dönük olarak alınırlardı. Suçlarını kendi kendilerine ya da işkence altında itiraf eden tutuklulara merhamet gösterilerek canlı canlı yakılmazlar; boğdurulduktan sonra cesetleri ateşe atılırdı. Suçsuz olduklarında inatla ısrar edenler, boğdurulmadan canlı canlı yakılırdı.

SabbatBöyle idamların yerine getirilmesi büyük eğlencelerin düzenlenmesine yol açardı. Sabahın erken saatlerinde trampetler çalar, borular öter, kiliselerin koskoca çanları ortalığı birbirine katardı. Okullar tatil edilir; öğrenciler, büyücülerin yakılmalarını seyretmeleri için serbest bırakılırlardı. Tüm kasaba halkı da, bu büyük ğlenceye katılmak amacıyla kasabanın meydanında toplanırdı. Sözde büyücüler, kazıklara bağlanıp alevler içinde yürek paralayıcı çığlıklar atarak yanıp kavrulurlarken, okul koroları onların karşısına dizilerek, kilise ilahileri okurdu.

Fransa, Almanya ve İskoçya'da tutuklular ya da onların aileleri, tüm yargı masraflarını, cezaevi ve idam giderlerini peşin olarak öderlerdi. Bu masraflar cezaevindeyken tutuklunun yediği yemeklerin karşılığını, işkence yapmak için gelen görevlinin ücretlerini, işkence aygıtlarının bedellerini, kazıklara çakılıp yakılacak olan tutuklular için satın alınacak odunların parasını, duruşma görevlilerinin ve celladın aylık ücretlerini içerirdi.

1595 yılında ateşe atılarak diri diri yakılan üç kadın tutukluya, tutuklandıkları günden idam gününe kadar geçen üç günlük süre için, peşin olarak şu masraf faturası gösterilmişti:
1- Tukluların ve gardiyanların yiyecek ve yatacak giderleri: 33 florin
2- Cellat ücreti: 14 florin
3- Yargıç ve yardımcıları için şölen giderleri(duruşmadan sonra): 32 florin

Duruşma bitince verilen yemekten başka, tutukluların ateşte yakılmalarından sonra görevlilere verilecek olan ikinci şölenin masrafları da yine tutukludan peşin olarak alınırdı. Böylece, yüzlerce ve binlerce ölüm cezası nedeniyle, zamanın hancıları, cellatları ve duruşma görevlileri hızla para kazanma yollarını bulmuş oluyorlardı. Ayrıca kasabanın yöneticileri de, lanetlenen büyücülerin tüm malını mülkünü talan etmeyi alışkanlık haline getirdiklerinden, onlar da kısa sürede zengin olmanın yolunu tutmuşlardı. Artık büyücü avı iyi bir ticaret yolu olmuştu.

Kurbanlık Büyücüler

Avrupa ülkelerindeki büyücü avı ticareti, özellikle on altı ve on yedinci yüzyıllarda doruk noktasına ulaşmıştı. Yalnız Saksonya'da 133 büyücü aynı ateşte birarada yakılmıştı.

Fransa'ya gidip gelen gezginler, binlerce büyücünün kazıklara bağlanarak yakılmakta olduğunu gözleriyle gördüklerini söylüyorlardı.

Büyücü Adam Warner'in AşağılanmasıAlmanya'daki Köln kentinde, uzun yıllar boyunca, ayda ortalama 300 büyücü ateşe atılıp yok edilmekteydi. İsviçre ve Almanya'nın nazı köylerinde, burada oturan tüm insanlar büyücülükle suçlanarak yok edilmiş ve bu köyler, olduğu gibi haritadan silinmişti.

Küçük çocukların ve erkeklerin de büyücülük suçuyla ortadan kaldırılmaları sürdürülüyordu ama, asıl sanıklar kadınlardı. Büyücü denince ilk akla gelen kadınlar oluyordu; çünkü şeytan, bu iş için çoğunlukla kadınları seçiyordu.

Büyücü avı çağında ne kadar büyücü sanığın ortadan kaldırılmış olduğu kesin olarak bilinemezse de, araştırmacılar bu rakamın iki yüz binin üstünde olduğunu söylemektedirler.

On sekizinci yüzyıl içinde büyücü tutuklamaları azalmaya başladı. Nihayet en son tutuklamalara Almanya'da 1775 yılında, İsviçre'de ise 1782 yılında rastlandı. Bu arada bir çok cesur yazar hayatlarını tehlikeye atarak bu saçma büyücü avcılığını protesto ettikleri halde bu deliliğe son verdirememişlerdi.

Niçin insanlar, bu kadar saçma ve korkunç büyücü masallarına inanmışlar, yüz binlerce suçsuz kişinin diri diri ateşlere atılmasına göz yummuşlardı? Bu nokta hala açıklanamamaktadır.

 

Hazırlayan: Fantasticc
2005 - 2008 © Harry Potter Cafe

2/2
< Önceki Sayfa

Harry Potter Cafe © 2005-2007 All rights reserved.