Hafif ürkek, etrafı merak içinde ve şaşkınlıkla seyreden 11 yaşında, gözlüklü bir çacuk, yanında saçı sakalına karışmış bir dev adamla ufacık, toz içinde bir dükkana girer. Kapıda yaldızlı harflerle "Ollivander'ler: Kusursuz Asa Yapımcıları-Kurtuluşu İ.Ö 382" yazmaktadır. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nda çocuğa gerekecek şeylerin sonuncusunu almaya gelmişerdir; büyüleri yapmakta kullanacağı asayı. Soluk, ürkütücü gözlerini iri iri açan dükkan sahibi Bay Ollivander, çocuğu hemen tanır: "Sizi ne zaman göreceğimi merak ediyordum Harry Potter!" Tavana kadar üst üste dizili duran yüzlerce kutudaki asadan bir kısımını denedikten sonra, asası Harry'yi bulur (unutmayın ki, asa büyücüyü seçer.) Ancak tedirgin edici, garip bir tesadüf olmuştur. Harry'nin asasının içindeki teleği veren Anka yanlızca bir tek telek daha vermiştir. O da Harry'nin anne ve babasını öldüren asanın içindedir. Bunun üzerine Bay Ollivander kararını verir: "Sizden çok büyük işler yapmanızı bekliyoruz Bay Potter!" Ne de olsa Harry ile kardeş asaya sahip olan kişi çok büyük şeyler yapmıştır –korkunç ve kötü, ama yine de büyük şeyler... İşte Bay Ollivander'in beklentilerinin Harry'nin omuzlarına yüklediği yükün bir benzeri, "Harry Potter ve Felsefe Taşı/Harry Potter and the Philosopher's Stone" adlı filmi yönetecek olan Chris Columbus'un omuzlarına yüklenir. Çok ama pek çok kişi Colombus'dan "çok büyük işler yapmasını" beklemektedir. Peki nedir bu görevi böylesine önemli, bu yükü bu kadar ağır yapan? Bu soruya cevap bulmak için zamanı geriye alıp bakalım, öyle çok da değil, bir kaç sene geriye...
HARRY'NİN EDEBİYATTAN PERDEYE YOLCULUĞU
Yıl 1997. Pek az insanın İngiliz yazar J.K. Rowling'den yada onun yarattığı karakter Harry Potter'dan haberi var. Los Angeles'daki çalışma ortamından bunalan film yapımcısı David Heyman, Warner Bros'la bir anlaşma yapmış ve film malzemesi bulmak üzere Londra'ya gidip Heyday adlı şirketini kumuştur. Soho'daki bu şirkette çalışan heyman'ın asistani 25 yaşındaki Nisha Parti, haftasonu evine gönderilirken, eline okuması için bir kitap verilir. Çok da hevesli bir okuyucu olmayan Nisha'ya hep de başkalarının okumak istemediği şeyleri gözden geçirme görevi verilmektedir zaten! Hem ne o, ne de Heyday'de çalışan diğerleri "Harry Potter ve Felsefe Taşı"na dair duyduklarından ektiklenmemiştir. Ancak beklentilerinin aksine, bu kitabı bir oturuşta bitirir, onun görselliğine hayran olur ve bir film için mükemmel malzeme olduğunu düşünür. Pazartesi ofise döndüğünde kitabın ilk cümlesini okur okumaz, Davit Heyman "Harry Potter"ın haklarını satın almaya karar vermiştir bile. Böylece "Harry Potter" Wamer Bros sistemine girmiş olur. Birçok senaryo yazarının reddettiği kitabı Heyman sonunda çok taktir ettiği bir yazara, "The Fabulous Baker Boys"u yazıp yöneten, daha sonra "Wonder Boys"u yazan Steve Kloves'a yollar.
"Sinopsisten pek de bir şey anlaşılmıyordu. Ama benim ilgimi çeken fikir bu çocuğun bir büyücülük okuluna gitmesiydi," diye ilk izlenimlerini aktarıyor, filmin senaryo yazarı olmayı kabul eden Kloves. "Harry'nin çok esrarengiz bir karakter olduğunu düşünüyorum. Onunla ilgili bilgilere kitap boyunca yavaş yavaş ulaşıyorsunuz. Ama itiraf etmeliyim ki projede yer almamın asıl nedeni Hermione! Çok komik, sinir bozucu ve akıllı bir kız!" Bu noktada filmin yapılıp yapılamaıyacağı kesin değildir ve tasarlanan projede Amerikan etkisinin ağır basacağı kanısı vardır. Fakat 1999 yılının ocak ayında "Harry Potter ve Felsefe Taşı" en cok okunan kitaplar listesinin başına oturur. "Ben okuduğumda, İngiltere'de çok meşhur bir kitap olduğunu söylemişlerdi. Bir kaç hafta sonra, belli bir yaş grubuda bir çocuğunuz varsa, kitabın farkındaydınız. Bir müddet sonra eğer çocuk sahibiyseniz Harry Potter'ı tanıyorsunuz. Kısa bir süre sonra, eğer yaşıyorsanız Harry Potter'ı biliyorsunuz. 5-6 ay sonra ise Harry "Time"dergisinin kapağındaydı!" diye kitabın yükseliş öyküsünü anlatıyor Kloves. Bittiğinde yedi kitap olması planlanan "Harry Potter" serisinin ilk dört kitabı 47 farklı dil çevrilip, 100 milyondan fazla satar. Dünyanın en sevdiği büyücü Harry milyonların sevgilisi olur. Burada bir parantez açıp, kitabın hikayesine şöyle bir göz atalım: Kendisine çok kötü davranan teyzesi ve onun ailesiyle yaşamak zorunda olan öksüz, zavallı bir çocuk olarak tanışırız Harry ile. Evde her terslik ondan bilinir; hep azarlanan, her şeyin en azına ve en kötüsüne layık görülen odur. Diğer bir deyişle evin günah keçisidir ve de "Sindrella"sıdır Harry... O da tüm bunlara yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla boyun eğer, e başka çaresi de yoktur zaten, çünkü gidecek bir yeri yoktur... Ta ki bir gün aslında ne kadar özel bir insan olduğunu, gidecek çok özel bir yeri olduğunu öğrenene kadar. O aslında çok değerli bir sihirbaz anne-babanın, kötü büyücü Voldemort'un gücüne daha bir bebekken karşı koymuş ve hayatta kalmış tek oğludur. Bundan böyle Harry, Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na gidecek, büyü sanatını öğrenecektir. Kitaplar Harry'nin okul yılları boyunca yaşadıklarını, maceralarını, becerileri ve beceriksizliklerini, merakını, cesaretini, dostluklarını ve düşmanlıklarını anlatır... Kitabın dünyadaki tüm bu başarısına ve başarılı seneryo yazarı Kloves'un işe alınmış olmasına rağmen, filmin yapım sürecinde ters gidebilecek pek çok şey vardı.
Öncelikle stüdyo pek yerinde olmayan bir seçim yapıp,"Harry Potter"ı Amerikanlaştırabilirdi. Söylenenlere göre uzun bir süre filmi yönetmeye aday olan Steven Spielberg'in yapmak istediği tam da buymuş.Filmin bir Amerikan lisesinde geçmesini isteyen Spielberg, Haley Joel Osment'ı Harry olarak oynatacak, filme amigo kızları koyacakmış. İnatçı ve akıllı yazar J.K.Rowling tüm bunlara itiraz etmiş tabii ki.V e sonunda Spielberg oldukça Hollywoodvari bir cümleyle projeden çekilmiş: "Şu anda bir yönetmen olarak isteklerim ve ilgi alanlarım beni başka projelere yönlendiriyor." (Bu başka yön "Yapay Zeka" idi herhalde.)
Rowling tüm ekibe büyü yapmış olacak ki, filmin yapımını üslenen AOL-Time-Warner grubu da zaten filmi Amerikanlaştırmamakta ve kitaba sadık kalmakta kararlıymış. Kloves yazarla ilk tanışmasını hatırlatıyor: "Çok korkuyordum. Çünkü benim Hollywood piçlerinden biri olduğumu düşünmesini istemiyordum. Küçük yaşlı bir kadın beklerken 33 yaşında, benimle aynı müzik zevkini paylaşan biri girdi içeriye!" Böylece filmin çekim sürecinde Amerikan kültürüne yönelik yapılan tek değişiklik filmin Amerika'daki gösterim adı olur. Simyacılığa yapılan göndermeyi Amerikalılar'ın anlamamasından çekinen yapımcılar,filmin Amerika'daki adını "Harry Potter ve Büyücünün Taşı/Harry Potter and the Sorcerer's Stone" olarak değiştirirler. Senaryo yazarı belli olduktan ve Spielberg devre dışı bırakıldıktan sonra ortada büyük bir sorun vardır: filmi kim yönetecek? Tüm dünyada bir fenomen haline gelen, çılgınlık derecesinde sevilen bu kitabı filme aktarma ve milyonlarca hayranın beklentilerini gerçekleştirme sorumluluğunu kim üstlenecek? Warner Bros, içlerinde Jonathan Demme, Rob Reiner, Alan Parker, Terry Gilliam, M.Night Shyamalan, Guilermo del Toro ve Tim Burton'ın da bulunduğu bir dizi yönetmenle görüşür. Filmin yapım aşamasını adam adım takip eden koyu Potter fanatiklerinin favorisi Terry Gilliam'dır. Onun bu filmin gerektirdiği ölçüde garip ve manyak olduğunu savunurlar. Ancak tüm adayları geride bırakıp işi kapan, "Stepmom", "Mrs Doubtfire", "Home Alone", "Bicentennial Man" gibi filmlerin yönetmeni Chris Colombus olur. Hayranlar ve bazı eleştirmenler bu karar karşısında adeta şok geçirir! The New York Times yazarı, eleştirmen A.O.Scott, "Filmografisinde çocukların iç dünyalarını ve hayal güçlerini anladığına dair hiçbir kanıt yok.
Oysa Rowling'in yeteneği de tam bu noktada yatıyor. Kitapları eğlenceli ve komik olduğu kadar duygusal bir dürüstlüğe sahip. Ayrıca sofistike bir mizah içeriyorlar. Colombus'un filmlerinde ise tam aksine rastlıyorsunuz: kaba bir mizah ve sahte, abartılmış duygular," der. Bu yorumların zalimce olup olmadığına filmi görenler karar verir artık. Öte yandan Colombus'un kendini nasıl savunduğuna da kulak kabartmak gerek. "Bazı duygusal filmler çektiğim için, insanlar, özellikle de medya, benim fazla duygusal olduğumu düşünüyor. Halbuki o filmler yaşamımın o döneminde yapmam gereken filmlerdi. O hikayeleri sistemimin dışına attığım için artık yazar olarak başladığım yere, yani çok daha karanlık bir yere dönebilirim. Her zaman İngiliz sinemasına, David Lean'in filmlerine, Hammer korku filmlerine hayranlık duymuşumdur. Esrarlı ve davetkar bir güzelliğe sahip olduklarını düşünüyorum. Bu filmleri seyrederek büyüdüm ben. Zaten ilk yazılarım onların etkilerini taşır. Filmlerim, çözemediğim bir sebepten dolayı, hep aydınlık, görsel olarak pek de heyecan verici olmayan filmler oldu." Kısacası, "Harry Potter"ı yönetmek, Colombus'a daha önce yazdığı fakat yönetmediği "Gremlinler" ve "Genç Sherlock Holmes" gibi filmlerdeki karanlık temalara bir geri dönüş olur. Peki 43 yaşındaki yönetmen diğer adayların önüne nasıl geçmiş? "İtalyan olduğum için, insanlarla kurduğum ilişkilere özen gösterdim. Tüm akrabalarımı arayıp, diğer yönetmen adaylarını tehdit etmelerini söyledim. 'The Sopranos' ve 'Baba'dan çok şey öğrenmiştim zaten. Özellikle Jonathan Deme ile olan bu durumdan çok işe yaradı bu yöntem... Ayy, pardon, diğer adaylar hakkında konuşmamalıydım!" Ohio'da iki fabrika işçisinin oğlu olarak yetişen Colombus,g enç yaşında çizgi romanlara karşı bir tutku geliştirir. "Bence çizgi romanın çok belirgin ve güçlü görsel bir hikaye anlatma tarzı var." 'diye anlatıyor. İşte bu anlatım tarzını sinemada yaratmak ister. Ama yaptığı filmlerin kendisini en baştaki ilham kaynağından uzaklaştırdığını düşünüyor. Hatta "Bicentennial Man"den sonra bunalıma girmiş. "Gösterişe düşkün, şımarık yıldızlarla çalışmaktan bunalmıştım. Onların tavırları film yapımından da çok şey götürüyor.Öyle bir noktaya gelmiştim ki, artık film çekmek istemiyordum." diye anlatıyor. San Francisco'da yaşıyor. Arandığında bulunabilecek kadar Hollywood'a yakın. Kafasını dinleyebilecek kadar da uzak. Heyman gibi o da Hollywood'u sevmiyor ama ona muhtaç. Birgün kızı ona okuması için "Harry Potter"ı verir ve böylece hayatını değiştirir. "Kitapla kafayı bozmuştum. Spielberg'in projeyle ilgilendiğini duyunca hiç şansım olmadığını düşündüm. Bir ara Spielberg'in filmle çok yakından ilgilendiği bir noktaya gelindi. Senaryo bitmişti ve ondan bir cevap bekleniyordu.
Ortalıkta projeyi almayacağına dair söylentiler vardı. Nitekim öyle oldu. Senaryo bir grup yönetmene gönderildi ve ben de onlar arasındaydım." Colombus görüşmeye giden son yönetmen olmaya dikkat etmiş. Kendi oyuncu seçerken edindiği deneyimlere göre en son görüşülen aday hep en çok hatırlanan aday olurmuş çünkü. "1982'de'de 'Gremlinler'i yönetme şansı doğmuştu. Tüm filmin storyboardlarını hazırlamıştım. Sonra filmi Joe Dante'ye verdiler. Bu sefer tüm senaryoyu yeniden yazmaya karar verdim. Kimseye söylemeyeek, para da talep etmeyecektim. Hollywood'da insanlar bu tip şeyler yapmazlar. Ama ben kendi kafamdaki yapıyı var olan senaryoya uyarlamak istedim. Böylece filmi nasıl yapacağımı, yaklaşımımı onlara gösterebilecektim." Görüşme yapanları hazırladığı senaryoyla şaşırtan Colombus, birkaç hafta sonra işe alınır. Ancak bu bile içini rahatlatmaz, bir korku içinde yaşar. "İşe alındıktan bir hafta sonra Spielberg'in çıkıp geleceğini ve işi kaybedeceğimi düşünüyordum," diyor. Hemen Rowling'le tanışmak üzere İngiltere'ye gider. "Kitaba mümkün olduğunca sadık kalmak istiyordum. Zaten bir başyapıt. Olduğu gibi mükemmel olan bir eseri neden değiştirmek isteyeyim ki? Ayrıca tüm oyuncuların İngiliz olanlarını istiyordum. Jo'ya kitabın karanlık tarafını korumak istediğimi anlattım. Bu yaratım sürecinde onun da yer almasını istememin Jo'yu çok heyecanlandırdığını düşünüyorum. Çalışmalarımıza inanılmaz bir katkısı oldu. Harika fikirleri var." Yönetmen kendini sunmakta çok başarılı olmuş ki, Heyman, "Columbus en fazla tutkuya ve anlayışa sahip, kitaba en çok sadık kalmak isteyen yönetmen olarak sivrildi," diyor. Rowling, Columbus, Kloves ve Heyman 2000 yılının baharı ve yazını senaryo üzerinde beraberce çalışarak geçirirler. Çalışmalar sürecinde Rowling kontrolü elinden bırakmaz. "Preprodüksiyonda çok şeye hakimdi. Beni şaşırtan tüm sorulara cevap verebilmesi oldu. Karakterlerle ilgili herşeyi biliyordu. Bazen bir şey sorduğumda, 'Altıncı kitapta olanlar yüzünden onu yapamayız,' diyordu. Daha yazmamasına rağmen serinin sonuna kadar tüm olacaklar aklında yazılı. Her türlü ayrıntıyı sorup, bir cevap alabilirsiniz. Quidditch formasının yaka rengini, asanın ucundan çıkan ışığın rengini... Hikayenin kökleri de hep aklında. Lily Potter'dan bahset dediğimde hiç duraksamadan bana her şeyi anlatıyordu," diye Rowling'in kendini nasıl şaşırttığını anlatıyordu yönetmen.
DOĞRU HARRY'Yİ BULMAK
Bundan sonra elbette sıra Harry'yi kimin oynayacağı karar vermeye geldi. Doğru Harry'yi bulmanın zor olmasının sebebi herkesin kendi kafasında kendi Harry'sini oluşturmuş olmasıydı. Kitabın değişik ülkelerde değişik kapaklarla yayınlaması çok farklı imgelere sebep olmuştu hiç kuşkusuz. Columbus'un da kendine göre bir fikri vardı: "Bence Harry'nin gözlerinde, onu yaşına göre daha olgun gösteren derin bir ifade olmalıydı. Yaşadığı yıllardan çok daha fazlasını gömüş geçirmiş birnin gözlerindeki anlam yani."
Harry'yi bulmak ekibin 9 ayını alır. İngiltere ve A.B.D.'de Harry'yi oynamak isteyen 16.000 tane çocuk vardır. Çekimlerin başlama tarihi yaklaşmış fakat daha doğru Harry bulunmamıştır. Sonunda seçilen aslında rolle pek de ilgilenmeyen Daniel Radcliffe olur.
Radcliffe, "David Copperfield"ın televizyon versiyonunda rol almış, ancak bu çalışmadan sonra ailesi eğitiminin oyunculuk yüzünden daha fazla aksamasını istemediği için aktörlüğü bırakmıştır. Aksi gibi Columbus, Radcliffe'i "David Copperfield"da görmüş ve uygun çocuğun kesinlikle o olduğunu düşünmüştür. Ancak ailesi gönüllü değildir işe. Radcliffe'in babasını tanıyan Heyman bir gece tiyatroda onlara rastlar ve oyun boyunca gözlerini Daniel'den alamaz. "Daniel'in bakışlarında olgun bir ruhun ışıltısı var. Gözlerinde hem küçük bir çocuğun heycan, şevk ve merakı, hem de yaşanmış uzun bir hayatın izleri vardı sanki." Sonunda Heyman Daniel'in babasını bir deneme çekimi yapılması için ikna eder. Yapılan çekimler Rowling'e gönderildiğinde ise yazar uzun zamandır kayıp olan oğluyla buluşmuş gibi hissettiğini söyler. Bu durumda Daniel'in ailesi daha fazla karşı koymaz. Daniel'in dışında filmin çekimlerinde 2000 çocuk rol almış. Lojistik açıdan bakınca bu bir kabus. Çünkü çocukların çalışma saatlerinin ve eğitimlerinin aksamaması konusunda çok ciddi kanunlar var. Bu nedenle sette kurulan bir çadırda hergün dersler yapılmış. Sözgelimi Daniel,
normal bir okulda bir sene boyunca alacağı derslerin tamamını kaçırmış oldu. Bu nedenle çekimler boyunca günde en az üç saat süren derslere girmiş.
HARRY POTTER DÜNYASINI KURMAK
Çekimler başladığında filmin, kitabın dünya çapında sağladığı başarıya uyum sağlayabilmesi için, bir "blockbuster" olması gerektiği ortaya çıkar. Böylece Warner, iki sağlam adamını ortaya koyar: "İngiliz Hasta" ile Oscar alan görüntü yönetmeni John Seale ve "Gandhi", "İngiliz Hasta", "Tehlikeli İlişkiler" ile Oscar ödülüne layık görülen yapım tasarımcısı Stuart Craig. "Filmin her karesinde 'sihirli' kelimesinin anlamını hissettirmeye çalıştım. Tabii ki Londra bildiğiniz Londra. Ama Harry, King's Cross'daki o sihirli kapıdan girer girmez, her şey büyülü oluyor. Mesela ay ışığı çok daha mavi," diyor Seale. Amerika'da çalışan bir Avustralyalı olan Seale, İngiliz çocuklarla çalışmakta zorlanmış: "Teni çok beyaz, süt gibi çocuklarla çalışmaya alışık değilim. Avustralyalı ve Amerikalı çocuklar çok daha yanık oluyor. O yüzden filtre kullanmak zorunda kaldım. Böylece çocukların yüzlerine renk geldi. Ne de olsa çocuklara fazla makyaj yapamıyorsunuz. Hemen çıkarıveriyorlar. Filtre, binaların taşlarına da sıcak renk verdi." Kitaba her anlamda sadık kalma kararı tasarımcılarını da ağır bir yük altında bıraktı. Hazırlanan setler milyonlarca oyuncunun perde de görmek istediklerine karşılık vermek zorundadır çünkü. Daha sonraki "Harry Potter" filmlerinde de kullanılmak üzere bir Hogwarts Cadılık ve Büyücülük okulu inşa edilir. (Filmin plaster kullanımında "Gladyayör"ü geçtiğini ekip gururla bildiriyor!) Craig, okulun mimari tarzını Oxford ve Cambridge Üniversite binaları ve Durham ile Gloucester Katedralleri'nden esinlenerek yaratmış. "Katedraller bize hazır bir büyülü hava, üniversiteler ise akademik bir his verdi" diyerek bu kaynaşmayı açıklıyor. Efsanevi Hogwarts binasını, biçim değiştiren merdivenleri, zalim satranç taşları ve sahte yıldız kaplı tavanıyla gerçeğe dönüştürmek pek de kolay bir görev olmasa gerek. Ancak kitabın her satırına tarihi bir kitap gibi yaklaşılıp aynen uygulanmaya çalışılmış.
"Bu gotik mimarinin görkemine sahip bir şato. Bir anlamda Dracula'nın şatosunu andırıyor. Ama korku filmlerinin aksine yalnızca ürkütücü olmasına değil, başka bir çok özelliğe sahip olmasına da çalıştık. Büyük salon devasa olduğu için ürkütücü olmalıydı. Yatakhaneler ise daha sıcak ve rahat," diyor Craig. Kitaplarda öğrenciler okula ulaşmak için dokuz üç çeyrek peronundan trene biniyorlardı. Ancak okulun tam yeri hep bir sır gibi saklı kaldı. "Bana öyle geldi ki Hogwarts İskoçya'da bir yerlerde. Jo orada yaşıyor. King's Cross da Londra'dan İskoçya'ya giden trenlerin kalktığı istasyon," diyen Craig İskoçya'ya mekan aramaya gider ve bulur da: Glen Nevis vadisi. "'Bütün etrafınız dağlarla çevrili. Vadiye inen bir sırt var. Hogwarts rahatlıkla o sırta inşa edilmiş olabilirdi. Ve önümüzde, Quidditch sahası olabilecek yeşil bir tarla vardı. İnanılmazdı. Çok görkemliydi." Glen Nevis'de yapılan çekimler bazı sahnelerdeki manzaraların bazını oluşturur. Okul binası için Craig ortaçağ mimarisinden değişik parçaları bir araya getirir. Oxford Üniversitesi, Alnwick kalesi, Durham ve Gloucester katedrallerinde yapılan dış çekimlerle, Hertfordshire'daki sette yapılan iç çekimler birleştirilir. Sinemanın büyüsü sayesinde tüm bu gerçeklik ve fantezi bir araya gelerek bir bütün oluşturur ve Harry Potter'ın dünyası yaratılmış olur. Harry'nin teyzesinin Privet yolundaki evi ise Rowling'in düşündüğü 1930'lar evinden oldukça farklı tasarlanmış. Craig böyle bir evin Amerikalı seyirciler için fazla "gerçek" olacağını düşündüğünden, 10 sene öncesinin yavan bir tarzını inşa etmiş. Craig'e göre Harry Potter'ın büyülü dünyasını perdeye aktarırken işin püf noktası, her şeyi fantastik gösterirken gerçekle olan ilişkilerini kesmemek. Fantastik dünya da olsa gerçeklere dayandığını göstermek. "Bence yazarın amacı da bu" diyor başarılı tasarımcı. "Bu sihirli hikaye rahatlıkla algılanabilir bir gerçekliğin içinden doğup büyüyor. Otantik ayrıntılar bu dünyayı inanılır kılıyor. Rowling'in kurduğu fantastik dünyanın gücü de sağlam gerçekler üzerine kurulmasından geliyor."
HARRY POTTER DÜNYASINDA MODA
Harry'nin kendisi birçok tasarım tartışmasının baş konu olmuş. Makyajdan sorumlu Amanda Knight, Harry'nin alnındaki kötü büyücü Voldemort'un sebep olduğu şimşek şeklindeki yarayı oluşturabilmek için onlarca deneme yapmış. "Çizgi film-vari bir yara olsun istemedik. Hatta, çoğunlukla alnına düşen saçlar nedeniyle görünmüyor bile. Ancak saçlarını geriye ittiğinde ya da saçları geriye savrulduğunda görebiliyorsunuz." Yarayı oluştururken, kullanmadan önce mikrodalgada ısıtılan deraplast adında bir madde kullanılmış. Sete Daniel'ı ziyarete gelen arkadaşları rica edip aynı yaradan yaptırmışlar! Harry'nin saçı da bir tür Beatles modeli olmadan önce pek çok denemeden geçmiş. Tüm bu kararların lojistik açıdan büyük sonuçları olmuş tabii. Setteki 2000 çocuğun her gün derse girme zorunluluğu yüzünden her oyuncunun yedeği, hatta 2-3 yedeği olması gerekiyormuş. Bu da her dört çocuğun aynı makyaj ve saça sahip olması gerektiği anlamına geliyor. Rowling'e göre Hogwarts öğrencilerinin forması siyah cübbe, siyah sivri şapka ve siyah pelerinden oluşuyor. Ancak kostüm tasarımcısı Judianna Makovsky, yönetmen ve görüntü yönetmeninin de desteğiyle öğrencilere daha çarpıcı bir perde kişiliği verecek, büyü tarihi ve mirasından beslenen bir kıyafet tasarlamayı tercih etmiş. Böylece siyah cübbe, beyaz gömlek, gri kazak, erkeklere gri pantolon, kızlara gri etekten (ve okulun dört ayrı binasının renklerindeki kravattan) oluşan Hogwarts forması ortaya çıkmış.
İngiliz okulu öğrencilerine ait olduğunu avaz avaz bağıran bir forma kısacası! Bu yüzden çekimler sırasında oradan oraya koşuşturan çocuklar 1950 yıllarına ait geleneksel İngiliz kıyafetleri içinde gibiymiş. Spor ayakkabı veya bir Nike logosuna rastlamak imkansız yani! "Rowling ile iki kere görüştüm, ikisinde de kıyafetler konusunda konuşmadık. Karakterler, renk ve atmosfer hakkında konuştuk. Harry Potter dünyasına ait her şey onun belleğinde. Haberimiz olmayan birçok yaratımda orada dışarı çıkmayı bekliyor. Doğru veya yanlış olduğunu söylemesi için ona bir parça kumaş ya da şekil göstermem yetiyordu," diyor Makovsky. Makovsky temel bir büyücü kıyafeti hazırlayıp, daha sonra her öğretmenin özelliklerine göre ayrıntılar ekler. "Jo Rowling'e göre okulun müdürü Dumbledore biraz kibirli ve kendini beğenmiş. Önemli bir adam ve kıyafetini sık sık değiştirmekten hoşlanıyor." Normal kumaşlar fazla "gerçek" göründüğü için metrelerce kadife kumaş elde aplike edilerek istenilen görüntü elde edilmiş. Dumbledore'u canlandıran Richard Harris'in dizlerine kadar uzanan sakalını yüzüne tutturmak her
gün saatler almış. (Harris'in tüm itirazlarına rağmen, Knight yemek aralarında sakalını kurdelelerle bağlıyormuş). Snape'in boynuna kadar düğmeli, simsiyah cübbesi ile Viktoria dönemine ait bir görüntüsü var. "Snape'in cübbesi geleneksel akademik kumaştan yapıldı ama parlayıncaya kadar ütüledik. Ve de yılanın dili gibi görünen bir kuyruk ekledik. Odadan sürünerek çıkıyor sanki!" diyor Makovsky. Zaten kostümler birçok tarihsel dönemden etkiler taşıyor. Dumbledore'un kıyafetinde Rönesans dönemi etkilerini, Filch'inkinde Edward dönemi etkilerini, John Cleese'in canlandırdığı hayalette ise Elizabeth dönemini bulabilirsiniz. Okulun bekçisi dev adam Hagrid cepleri ıvır zıvır dolu kocaman bir palto giyiyor. Palto hayvanlar şeklinde kesilmiş küçük kürk parçalarından oluşuyor (taklit tabii ki). Yakından dikkatlice bakarsanız, hepsinin kulakları, kuyrukları var. Gerektiğinde, mesela hayaletlerin kostümlerini yaratırken, modern, metalik malzemelerde kullanılmış. Quidditch oyun takımlarının tasarımı ise polo ve kriketten esinlenip, deri ve kumaşı karıştırarak oluşturulmuş. "Tüm karakterlerin normal insanlar gibi görünmelerini istedik. Sadece biraz garipler. Mesela bir sahnede Leaky Cauldron Pub'ında çok normal bir kadın oturup pipo içiyor. Fakat kamera pan yaptığında görüyoruz ki kadının çok uzun, pürüzlü, biraz korkunç tırnakları var. Bay Ollivander da oldukça normal görünüyor. Sadece gri saçları biraz karman çorman ve soluk gözleri biraz ürkütücü. İnsanların kafasında yerleşmiş olan kemerli burunlu ve süpürgeli cadı stereotipini kırmak istedik. Bence biraz banal bir görünüş olurdu. Ayrıca unutmayın ki, tüm bu büyücüler ve cadılar Mugglelar'ın (büyücü olmayan insanların) dünyasında fark edilmeden yaşıyor," diyerek kostüm tasarımındaki yaklaşımını açıklıyor Amanda Knight.
NEREDEN NEREYE: BİR YOLCULUĞUN SORGULANMASI
J.K.Rowling ilk kocasından boşanıp kızına tek başına bakmak zorunda kalınca parasızlıktan evinin ısıtma ücretini ödeyemez. Kızıyla gündüzleri ısınmak için civar cafelerde oturarak vakit geçirirler. İşte o günlerde yazmaya başlar Harry'nin maceralarını -hayal gücü ne kadar zengin olsa da muhtemelen işin bu noktakara varacağını, Harry'nin dünyasını bu kadar çok insanın tanıyıp seveceğini hayal edemeden. Warner'ın kullandığı pazarlama stratejileriyle Harry'nin yüzü kalemlerden defterlere, lolipoplardan, seramik bardaklara birçok yere yerleşir, hayatımıza mutlaka bir şekilde girmesi sağlanır.
Coca Cola filmle bağlantılı reklam yapabilmek için 103 milyon pound öder. Hem de, Cola şirketinin çocukların hayal dünyalarına saygı duymalarını buyuran Rowling'in emri doğrultusunda. Cola şişelerinin üzerine Harry'nin kafası bile konmaması şartıyla! Bu Potter fırtınasında rahatsız olanlar da vardı elbet. Meksika'da kitaplar çocukların cadılığa ve kara büyüye teşvik ettiği gerekçesiyle yakılır. Avusturya'da Harry'den nefret ediyorsanız, arayıp içinizi dökebiliceğiniz bir nefret hattı kurulur (Kurucu Alois Gmeiner bir gün gelen telefonda söylenenleri kitap halinde yayınlamayı düşünüyor). Öte yandan film titiz hayranların sınavından geçer. Onlar da filmdeki yanlışları bulur (movie-mistakes.com'dan bakabilirsiniz). Bu karmaşadan yüzünün akıyla çıktığına inanan yönetmen geceleri rahat uyumaktadır. "11 yaşında olmak, daha hayatımın başında olmak istiyorum. 11 yaşındayken herkez sihirbaz olabilir. Bu kitabın bu kadar başarılı olmasının sebebi insanların içini umutla doldurması. Hayatımda en çok zekv aldığım film süreci oldu bu. Filmden gurur duyuyorum, içim rahat ve huzurlu. İşi batırmadık. Gerçekten çok özel bir çalışma yaptığımızı düşünüyorum," der Harry Potter'ı perdeye taşıyan Chis Columbus. Bir Potter hayranı olarak bu hakkı kendimizde görüp, aklımıza bir kaç soruyu sizlerle paylaşalım. Acaba Columbus doğru bir seçim miydi, yoksa yanlızca stüdyo açısından güvenli bir seçim mi? Mesela Terry Gilliam gibi sağı solu belli olmayan bir delinin elinden çıkan "Harry Potter", nasıl birşey olurdu? Acaba daha ilginç ve zengin bir film ortaya çıkar mıydı? Diğer iki filmi de çekmek için Columbus'la anlaşıldığından başka birinin elinden çıkmış bir Potter seyretmemiz en azından birkaç sene için imkansız gibi görünüyor. Kitabı harfiyen görselleştirmek, filmin yaratım süresinde uyarlanan romana kutsal kitap gibi yaklaşmak, kitabın büyüsünü perdeye taşımanın garantisi olabilir mi? Neyse, filmden memnun olmayan fanatikler yanlızca kitapları okumaya devam eder artık. Ne de olsa beşinci kitap yolda...
Sinema Dergisi / Şubat 2002