HOGWARTS'TA TANSİYON YÜKSELİYOR
Tüketim toplumunun sarsılmaz kuralına; "kadınlar ve çocuklara hitap eden her şey tutar"a inanmayı reddedenlerin yüzünü kızartmak üzere Tanrı'nın bir işaret olarak üzerimize saldığı Harry Potter, dördüncü sinema filmi ile huzurlarınızda. J.K Rowling'in yarattığı 'ahir zaman peygamberi' Potter'ın şöhreti Michael Jackson, George Bush ve hatta Hz. İsa'yla yarışacak konuma gelmiş durumda artık. Edebiyat dünyasında kısa zamanda fenomen haline geldikten sonra, sinema perdesinde gövde gösterisine soyunan Harry Potter serisi, ilk filmle emekleme sürecini atlattıktan sonra toparlandı ve her yeni filmle birlikte daha da lezzetlenmeye başladı. Chris Columbus'un çektiği ilk iki film Felsefe Taşı ve Sırlar Odası'nın ardından, seri Alfonso Cuaron'un cesur ve karanlık uyarlaması Azkaban Tutsağı ile devam etmişti. Bu üçüncü film, Harry Potter'ı yalnızca sinema perdesinden tanıyanların açık ara favorisi oldu kısa zamanda. Bu ay izleyeceğimiz dördüncü filmle, seri ilk kez bir İngiliz'e emanet edilmiş oluyor. J.K. Rowling'in ekibin tepeden tırnağa İngiliz olması yönündeki ısrar göz önüne alındığında geç bile kalındığı söylenebilir. Son olarak Mona Lisa Gülüşü'nü izlediğimiz Mike Newell, adaylar arasından sıyrılarak serinin üçüncü yönetmeni olmayı başardı. Zira yapımcılar Cuaron'un filmini fazla karanlık bulmuştu.
HARRY'CİLER SALONLARDA
Rowling'in kitapları ile yarattığı sadık hayran kitlesinin bir benzeri üç filmin ardından yaratılabilmiş değil. 'Harry Potter fanatiği' denince kimsenin aklına filmler için ölüp biten birileri gelmiyor sonuçta. Lakin her halükarda Warner Bros yapımcılığında çekilen üç film de gişede büyük başarılara imza attı ve en azından romanın takipçilerini salonlara çekmeyi becerdi.
Edebi anlamda hiçbir iddiası olmayan bir roman serisinin uyarlaması için tatmin edici bir başarı. Bu bağlamda yapımcıların HARRY POTTER'a kendine özgü bir estetik kazandırmaya çalışan Cuaron'a yol vermesine şaşmamalı.
Proje aşamasında krize neden olan bir başka konu ise çekim mekânı olmuştu. Hollywood'un maliyetleri aşağı çekmek için filmleri Doğu Avrupa'da çekme eğilimi malumunuz. Harry Potter'ın yapımcıları da dördüncü filmin bir bölümünün Çek Cumhuriyeti'nde çekileceğini açıklamıştı. Ancak serinin yıldızı Daniel Radcliffe'in ailesi bu duruma şiddetle karşı çıktı ve oğullarının İngiltere ve ABD dışındaki setlerde uzun süre kalmasını istemediklerini belirttiler. Bir süre yapımcılar ve Radcliffe ailesi arasında soğuk rüzgârlar esmesine neden olan bu gelişme, yapımcıların geri adım atmasıyla tatlıya bağlandı ve Ateş Kadehi de önceki üç film gibi İngiltere'de çekildi.
4 Mayıs 2004'te 130 milyon dolar bütçeyle, Hertforshire-İngiltere'deki Leavesden Stüdyoları'nda başlayan çekimlerde türlü sıkıntılar yaşanmış ne yazık. Yapımcılar Harry Potter'dan daha hızlı büyüyen Daniel Radcliffe'i 'küçültmenin' yollarını ararken, tüm bu sorunları bir yana bırakmalarına neden olacak bir gelişme yaşanmış. Bir grup radikal İslamcı teröristin film setine saldırı düzenleyeceği istihbaratını alan Scotland Yard, duruma el koymuş ve set kısa süreliğine tatil edilmiş. Güvenlik önlemlerinin artırılmasının ardından çekimler yeniden başlamış başlamasına ama sette o kadar çok güvenlik görevlisi varmış ki, oyuncular ve ekip bir süre sonra bundan rahatsız olmaya başlamış. Neyse ki, bu istihbarat fos çıkmış ve Mike Newell'ın ekibi rahat bir nefes alarak çalışmalarına devam edebilmiş.
LORD VOLDEMORT KİM?
Ateş Kadehi'nde Harry Potter Filmlerinin temelini oluşturan oyuncu kadrosu yerini koruyor. Harry Potter rolünde gözümüzün önünde minik bir veletten koca bir delikanlıya çevrilen Daniel Radcliffe var yine. Demirbaş sayılabilecek Rupert Grint, Emma Watson, Michael Gambon (Michael Gambon demirbaş fln değil ki, ilk iki filmde Richard Harris vardı onun yerine -Fntstcc), Jason Isaacs, Alan Rickman ve Maggie Smith'in yanı sıra ve önceki filmde kadroya katılan Gary Oldman da yine karşımızda olacak. Ateş Kadehi'nde kadroya katılan yeni isimler ise hayli heyecan verici. Hogwarts'ın eğitmen kadrosuna yeni katılan Profesör Alastor Moody'yi usta aktör Brendan Gleeson canlandıracak. Filmin belki de en önemli gelişmesi; bugüne dek yalnızca ismini duyup cismini görmeye haiz olmadığımız Lord Voldemort'un vücuda gelmesi olacak. Voldemort'u perdede canlandıracak isim ise karizmatik İngiliz aktör Ralph Fiennes.
Tüm Harry Potter hayranları Voldemort'un perdede görüneceği anı sabırsızlıkla bekliyor olsa gerek. Hazır Voldemort'un vücuda gelmiş olmasından dem vurmuşken Ateş Kadehi'nin hikâyesine de bir bakış atalım madem... Harry büyüdükçe başındaki dertler de doğru orantılı olarak artıyor biliyorsunuz. Geçen bölümde Sirius Black'le tanışıp ailesinin akıbeti hakkında ayrıntılı bilgilere haiz olmayı başaran Harry, 'ruh emiciler'le amansız bir mücadeleye girmiş ve sahip olduğu güçlerin zenginliğinin farkına varabilmişti. Dördüncü filmde artık 14 yaşına gelmiş 'delikanlı' Harry Potter'ın başında yine türlü dertler var. Genç büyücü uluslar arası bir büyü yarışmasında Hogwarts'ı temsil edecek ve kendinden çok daha büyük ve eğitimli büyücülerle mücadele edecek. Asıl bomba ise yarışmanın heyecanı Harry'nin hayatını altüst etmeye yetmişken patlıyor. Potter'ın biricik düşmanı Lord Voldemort, sonunda uzun yıllardır aradığı bedeni buluyor ve bizzat Harry'nin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Kahramanımız Sirius Black ve Profesör Dumbledore gibi destekçilere sahip olsa da, tüm bu tehlikelerle yüzleşme zamanı geldiğinde yalnız olacağının pekâlâ farkında. İşe bakın ki, Lord Voldemort'un dönüşünü tamamlayabilmesi için azılı düşmanının kanından üç damlaya ihtiyacı var ki, bu da hikâyeyi daha ilginç hale getiriyor. Turnuvayı kazanmak ve Voldemort'la uğraşmak bir yana, hayatta kalabilmek için bile üstün bir performans göstermek zorunda olan Harry'nin dev bir Macar Boynuzkuyruk Ejderhası'yla dövüşmek ya da Karagöl'ün derinliklerine inip Garkenez iblisleriyle savaşmaktan daha çok önem verdiği başka bir derdi daha var aslında: Hogwarts'ın Danslı Noel Balosu'na birlikte gidebileceği bir eş bulabilmek...
PG-13 ŞOKU
Ateş Kadehi'nde yavaştan hormonlarının pençesine düşmüş gibi görünen Harry Potter ilk duygusal yakınlaşmasını da kendisi gibi Hogwarts'ta okuyan Ravenclaw takımı Quidditch oyuncusu Cho Chang ile yaşıyor. Harry, Katie Leung tarafından canlandırılacak Cho Chang'le 'platonik takılacak' bir süre. Merakla beklenen Voldemort-Harry kapışması da Ateş Kadehi'nin finalinde vuku bulacak proje aşamasında yönetmen Mike Newell'ın (Kill Bill'de Tarantino'nun yaptığı gibi) Ateş Kadehi'ni iki parçaya bölüp birkaç ay arayla gösterime sokma fikri yapımcılardan yüz bulmayınca radikal bazı çözümler üretilmiş. Bunların başında Dursley ailesinin filmden çıkarılması geliyor. Önceki üç filmin de, Harry'nin yaz tatili sırasında Dursley'lerin evinde açıldığı düşünülünce Mike Newell'ın serinin bir klişesini altüst ettiği söylenebilir.
Süre sınırlamasına kurban giden bir başka karakter de Weasley kardeşlerin annesi Molly olmuş. Julie Walters tarafından canlandırılan bu karakteri de dördüncü filmde görmek mümkün olmayacak. Yönetmen Newell bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor: "Dursley'leri filmden çıkarma kararı hayli zor alındı. Lakin elimizde oldukça yüklü bir malzeme var ve bunların arasından bir eleme yapmamız gerekli. Dursley'lerin filmleri eğlenceli hale getirdiği muhakkak ancak kitabı okuduğunuzda da görüyorsunuz ki, varlıkları olayların gelişimine neredeyse hiç etki etmiyor".
Sonuçta film kabul edilebilir bir süreye kesilmesine rağmen yapımcıları endişelendiren bir gelişme daha yaşandı kısa süre önce. Ateş Kadehi'ne ABD derecelendirme kurulu tarafından PG-13 layık görüldü. Bugüne kadar tüm serinin PG derecesi aldığı düşünülürse bu hayli şaşırtıcı bir gelişme. Buna göre 13 yaşın altındaki izleyiciler filmi yanlarında bir ebeveyni olmadan izleyemeyecek. Yetişkin Harry'cilere umut veren bu durum, yapımcıları ise kara kara düşündürüyor. İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde de benzer bir derecelendirmenin söz konusu olması durumunda filmin gişesinin büyük oranda düşeceği söyleniyor ki, bu da şu sıralar kriz çığlıklarının ayyuka çıktığı Hollywood'un istediği son şey.
Ekibin ise durup dinlenmeye vakti yok. Serinin beşinci filmi Zümrüdüanka Yoldaşlığı için çalışmalar şimdiden başladı. Bu kez yönetmenlik koltuğuna deneyimli İngiliz televizyon yönetmeni David Yates oturacak ve senaryoyu Michael Goldenberg kaleme alacak.
Onlar yeni ufuklara yelken açadursun, bizim önce Ateş Kadehi'yle randevumuz var. Sabreden derviş muradına erecek elbette...
BİR GARİP ÖKSÜZ BÜYÜCÜ
Harry Potter'ın dünyasına girmemiş birine, dünyayı saran "Pottermânia" çok anlamsız gelebilir. Gayet sıradan görünen bir çocuk kitabının nasıl olup da dünyada milyonlara varan bir hayran kitlesine sahip olduğunu anlamakta zorlanabilir dışarıdan bakanlar. Bu büyülü dünyaya adım atanların pek çoğu içinse durum tam tersi olacaktır, yani bu sevgi aniden, sebep belirtmeden kaplar insanın içini. Harry'ye hemencecik ısınır insan; hem cesur hem korkak, hem kırılgan hem saldırgan, hem çocuk hem de büyük olduğu için. Çocuklar onda şimdilerini bulur, büyükler ise izlerini silemedikleri ergenliklerini. Çünkü Harry'nin hayatına girdiğimizde o tam 11 yaşındadır. Buluğ çağı boyunca süren yedi senelik macerası da aslında onun kimliğini ve dünyadaki yerini bulma hikâyesidir. Belki de bu yüzden hiç eskimeyecek ve herkese dokunabilecek bir macera çıkar ortaya. Ne de olsa kendini bulma yolculuğu kimse için kolay kolay sonlanmıyor.
Bir kitabın niye sevildiğinin net bir cevabı olamaz elbette. Ama birtakım fikirler öne sürebiliriz. Mesela, serinin çok iyi kurgulanmış olması - ki yedi kitapta neler olacağını kurgulamak yazarın 5 senesini almış.- ve bununla gelen polisiye tat, mutlaka önemli etkenler. Her kitap kendi içinde çözümlenen gizemli bir hikâyeye sahipken, seri ilerledikçe büyük hikâyenin taşları da yerine oturuyor. Yani aynı hayattaki gibi, bazı olaylar geriye dönüp bakınca anlam kazanıyorlar. Karakterleri, geçmişleri ve gelecekleriyle, daha derinlemesine tanıyor, olayları daha güçlü bağlarla ilişkilendirebiliyoruz. Harry'nin dünyasının kendi içinde tutarlı ve çok yaratıcı olması okuyucuya içinde kaybolabileceği bir evren sunarken, fantastik bir dünyada olmanın koruyuculuğunda, hayata dair pek çok hassas konu da ele alınıyor. Aile, arkadaşlık, korkular. Hepsinin temelinde de, insanın içindeki iyilik ve kötülüğün mücadelesi var. Belki de romanın başarısının sırrı, yazar Joanne Kathleen Rowling'in samimiyetinde yatıyor. Belli ki kendisinin ve küçük kızının çok seveceği bir hikâye yazmaya çalışmış. Böylece tüm dünyanın sevdiği bir seri ortaya çıkmış.
DÜNYAYI BÜYÜLEYEN KADIN
Kitaplara meraklı bir ailenin büyük kızı olan Rowling, Bristol yakınında bir kasabada doğmuş. Annesinin ona kitap okuduğu anlar, ilk güzel anılarından. Çocukluğunu geçirdiği kasabanın hemen yanındaki tepede koskoca bir şato varmış (Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nun binasının nereden geldiği anlaşılıyor.) 6 yaşındayken küçük kız kardeşi için, bir tavşanla ilgili ilk hikâyesini yazdığından beri hayali bir yazar olmakmış. Gerçi yaşı ilerledikçe, korkuları onun bu isteğini özgürce ifade etmesine engel olmuş. Bu isteğini ilk kez arkadaşı Sean'a itiraf etmiş serinin ikinci kitabını ithaf ettiği Sean, dostluğu ve mavi Ford Angilia'sı ile Rowling'i kasaba yaşamının tekdüzeliğinden çekip kurtaran insan olmuş gençlik yıllarında. Harry'nin en yakın arkadaşlarından Ron'un Sean'a benzediğini itiraf ediyor yazar. Ve tabi "Harry Potter ve Sırlar Odası"nın başında, Ron'un, Harry'yi mavi bir Ford Angilia ile hapsedildiği evden kurtarması bir tesadüf değil.
Yazar olma amacını açıkça belirtmekten korktuğundan ve sabit bir geliri olur düşüncesiyle, öğretmen olmak üzere Fransız dili eğitimi almış Exeter Üniversitesi'nde. Mezun olduktan sonra ise çeşitli işlerde çalışmış. Sekreterlik yaptığı bir dönem, öğle tatillerinde cafelere gidip gizli gizli yazı yazarmış. Harry Potter karakteri, ilk kez bir tren yolculuğu sırasında aklına düşmüş. Aksi gibi yanındaki kalemi bozulunca, aklına gelen her ayrıntıyı hayal ederek bir yolculuk yapmış. Bir yandan Harry Potter hikâyesi ilerlerken, hayatında bir değişiklik yapmaya ve İngilizce Öğretmenliği yapmak için Portekiz'e gitmeye karar vermiş. Orada evlenmiş ve kızı Jessica doğmuş. Bu noktada kitabın ilk kısımları bugünkü hallerini almışlar. Fakat bir süre sonra evliliği yürümeyince İngiltere'ye geri gelip, kız kardeşinin yaşadığı Edinburgh'a yerleşmiş. Kızına da bakmak zorunda olmanın sorumluluğuyla "Harry Potter ve Felsefe Taşı" çalışmalarını hızlandırmış. Önce Jessica'yı park'a götürüp yoruyor, o uyuyunca da soluğu bir cafede alıyormuş, yazmak üzere. Sadece bir kahve içip saatlerce orada oturmasından rahatsız olacaklar diye, kız kardeşinin kocasının işlettiği cafeyi tercih ediyor, orasının da boş olduğu zamanları kolluyormuş. Daktilo etmek için gizlice üniversitelerin çalışma odalarına girerek, ilk kitabı tamamlamış. Götürdüğü ilk ajans romanı reddetse de, ikincisi mutlulukla kabul etmiş ve bir sene sonra Bloomsbury ile anlaşma yapıldığında Rowling buna inanamamış. Küçük Jessica'nın ilk öğrendiği kelimeler de Harry ve Potter olmuş bu arada! İlk kitabın gördüğü ilgiden sonra ikinciyi yazmakta biraz zorlanmış. Ama o da çıkar çıkmaz çok satanlar listesinde ilk sıraya oturmuş. Sonrası da zaten söyleşiler, kitapçılarda imza almak için bekleşen çocuklar, romanın sinemaya uyarlanması ve Harry sevgisinin tüm dünyaya yayılması... Potter efsanesinin geldiği son noktada, altı kitap tüm dünyada 250 milyondan fazla sattı. Bu yaz Temmuz ayında çıkan altıncı kitap, "Harry Potter ve Melez Prens", sadece ABD'de ilk 24 saatinde, 6,9 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaştı. Yazar olmak istediğini etrafa söyleyemeyen Rowling'inki, Harry'ninkiyle yarışacak derecede büyülü bir hikâye.
BÜYÜLÜ BİR DÜNYA
Harry'nin maceraları, kendisiyle ilgili önemli bir gerçeği, bir büyücü olduğunu keşfetmesiyle başlıyor. Böylelikle hem geçmişi bambaşka bir anlam kazanıyor, hem de önünde keşfetmesi gereken koskoca bir dünya açılıyor. Bir araba kazasında öldüklerini sandığı annesi ile babası, tarihin en kötü büyücüsü Voldemort tarafından öldürülmüşler aslında. Harry'nin bu saldırıdan kurtulma sebebi ise annesinin onu korumak için kendisini feda etmesi. Yani hiç hatırlayamadığı annesinin sevgisi aslında onu koruyan bir kalkan... Bu çarpışma anında Voldemort ile Harry arasında karmaşık bir ilişki kuruluyor. Büyücünün engin güçlerinin bir kısmı Harry'ye geçiyor. Harry'de daha bebekken büyücüler dünyasının kahramanı oluyor. Tabi bunu 11 yaşına kadar öğrenemiyor. O ana kadar normal insanların, yani "Muggle"ların dünyasında yaşamış olan Harry'nin önünde artık yepyeni bir dünya var: Burası iksirlerin, mektup taşıyan baykuşların, insana dileğini gösteren aynaların, asaların, canavarların, görünmezlik pelerinlerinin dünyası. Aslında Muggle'ların dünyasıyla iç içe ve ona çok benziyor ama temizlik gibi bazı işleri yapmak daha kolay mesela. Büyücülerin alışkanlıkları Muggle'lardan çok da farklı olmasa da, ayrımcı davranan büyücüler var. Onlar, Harry'nin en yakın arkadaşlarından Hermione gibi Muggle ailelerden gelen büyücülere karşılar. Hatta bu ayrımcılık, "Harry Potter ve Sırlar Odası"nın temel konusu olarak karşımıza çıkıyor.
Harry Potter serisinde arkadaşlığın önemli bir yeri var. Harry, Ron ve Hermione birlikte büyüyorlar ve zaman zaman krizler yaşasalar da, birbirleri için kendilerini feda edecek kadar önem veriyorlar dostluklarına. Lise yıllarında arkadaşlıkların özellikle önemli olması ve dost seçimlerinin kendini ifade yolu sayılması, arkadaşlığın romandaki önemini açıklıyor. Harry onu diğerlerinden ayıran bazı özelliklere sahip olsa da, başardıklarını asla tek başına yapamazdı. Birer dedektif gibi çalışan Ron ve Hermione ile iyi bir ekip oluşturuyor, birbirlerinin eksiklerini tamamlıyorlar.
İÇİ KARA HARRY
Büyücüler dünyasının tüm eğlenceli ayrıntılarına rağmen, Harry Potter'ınki asıl olarak karanlık bir dünya. Herhangi bir kutlama yaparken bile Harry'nin içindeki burukluk geçmiyor. Anne-babasını kaybetmiş ve teyzesinin evinde duygusal eziyete maruz kalmış olmanın acısı iliklerine işlemiş. Zaten kayıplar ve ölüm, Harry'nin hayatından eksik olmuyor. Büyümek için, ölüm karşısında aldığı tavrı değiştirmek zorunda. Voldemort'un kendisini yok etmek istediğini öğrendiği andan itibaren, sürekli tetikte yaşıyor. Kitaplardan bu his geçiyor okuyucuya, her an kötü bir şey olabilir. Ölümün seride bu denli büyük yer almasında Rowling'in annesini genç yaşta kaybetmesinin önemli bir rolü var. Hasta olmasına rağmen ölümü konduramadığı annesinin vefatı onu çok sarsmış. Zaten hayatını değiştirmek için Portekiz'e gitmeye bundan sonra karar vermiş. O sırada yazmakta olduğu Harry'nin hikâyesi de bu olayla şekillenmiş.
Harry büyürken her türlü korkusuyla yüzleşmek zorunda, bundan kaçışı yok. Bir tür bilinçaltına itme imgesi her hikâyede karşımıza çıkıyor; Harry illa ki bir mağaraya, kuyuya, tünele ya da sualtına inmek zorunda kalıyor. Ve orada karşısına hep Voldemort çıkıyor. Aslında Harry bu kötü büyücüden korktuğundan çok, ona benzemekten korkuyor. Çünkü ortak noktaları çok fazla... İkisi de çok büyük güçlere sahipler. Her ikisi de öksüz büyümüşler. Çok az büyücünün yapabildiği şekilde yılanlarla konuşabiliyorlar. İkisi de okul yıllarında cesaretleriyle ön plana çıkıyorlar. Voldemort'un yakında olduğunu Harry alnında onun yarattığı yara isinde hissedebiliyor. Hatta birbirlerinin düşüncelerini bile okuyabiliyorlar bir noktada. Bir kehanet ise biri ölünce diğerinin de hayatta kalamayacağını söylüyor. (burada bir yanlışlık yapılmış kehanetin aslı: diğeri varlığını sürdürürken ikisi de yaşayamaz -buROCK) Bilge öğretmeni ve okulun müdürü Dumbledore'un dediği gibi, Harry'yi Voldemort'tan farklı kılan, onun yaptığı seçimler ve saptığı yollar. Sahip olduğu ve giderek artan şöhreti onu değiştirmiyor mesela. Harry mütevazılığını koruyor. Zaman zaman kıskançlık duygularına kapılsa da, tüm istediği herkesin iyiliği... Başkalarını korumak için kendini feda etmeye hazır. Hele ailesi söz konusu olduğunda gözü hiçbir şeyi görmüyor. Cesaretini körükleyen biraz da onları kaybetmiş olmanın kızgınlığı aslında. Aynı zamanda bu olay onun zayıf yanı, çünkü tuzağa düşürülmesi kolay oluyor.
PERDEDE POTTER
Rowling, serinin tüm kitaplarını aşağı yukarı aynı şekilde kurgulamış. Romanlar, Harry'nin teyzesinin evinde geçirdiği sıkıcı yaz tatiliyle başlıyor. Ona işkence eden Dursley ailesinden olaylı bir şekilde kaçarak kurtulması gerekiyor. Daha sonra bunu okul alışverişi, trenle Hogwarts'a yapılan yolculuk ve okulun açılış yemeği takip ediyor. Güzel yemekleri, şöminesi yanan yatakhanesi, sevdiği arkadaş ve öğretmenleriyle okul Harry için sıcacık bir yuva. Öğrenciler ilk derslerine girip yeni öğretmenlerini tanıyorlar. Çok geçmeden Hogwarts üzerinde dolaşan bir karabulut Harry ve arkadaşlarını huzursuz ediyor. Güvende olma hissi yerini endişelere bırakıyor. Üç arkadaş sene boyunca bu konunun üzerine gidiyor, okul kurallarını esneterek, gizemi çözmeye çalışıyorlar. Sonda da hep Harry, Voldemort ile karşı karşıya geliyor. Seneler ilerledikçe aşk gibi yeni temalar giriyor hikâyeye. Bu yapıyı ilk filmlerde de birebir görmek mümkün.
Romanın haklarını Warner Bros satın aldıktan sonra bir yönetmen arayışı başlamış ve sonuçta Evde Tek Başına, Mrs Doubtfire gibi filmlerin yönetmeni Chris Columbus'ta karar kılınmıştı. Aslında adı geçen yönetmenlerin içinde çok daha ilginç filmler ortaya çıkarabilecek, Terry Gilliam gibi yönetmenler de vardı. Ama Columbus'un kendini geri plana çekerek, romana sadık kalacağı, böylelikle de hayranları ve Rowling'i daha mutlu edecek bir film ortaya çıkaracağı düşünülmüş olmalı. Ne yazık ki ortaya çıkan tam bir fiyaskoydu.
Hâsılat anlamında değil belki (bütçesi 130, ABD hâsılat 317, dünya hâsılatı 658 milyon dolar) ama hayranlarını tatmin etmek anlamında. Romanlar küçüklere hitap ettiği gibi, büyüklere de hitap ederken, ilk iki film, kitabın tadından ve ruhundan yoksun birer çocuk filmiydi. Sadık kalınmak adına, kitabın birebir görsel karşılığı yaratılmış ama romanın polisiye tadından eser kalmamıştı. Bir Potter hayranı için, büyücülerin dünyasına ait ayrıntıları üç boyutlu görmek keyifliydi elbette. Ama hikâyesi akmayan, bölük pörçük parçalardı karşımızdaki. Neyse ki üçüncü filmde yönetmen değişikliğine gidildi ve Alfonso Cuaron kendi ruhunu da katarak çok daha keyifli bir film ortaya çıkardı. Kitabın duygusal derinliğini başarıyla yansıtan, olması gerektiği gibi karanlık bir filmdi. Bu ay seyredeceğimiz Harry Potter ve Ateş Kadehi'ni, en çok Dört Nikâh Bir Cenaze ile tanınan İngiliz yönetmen Mike Newell yönetti. Projenin en başında geçen bazı isimlerden sonra (Steven Spielberg, Alan Parker, Terry Gilliam, M. Night Shayamalan, Guilermo del Toro ve Tim Burton gibi), Newell anlaşması pek kolay olmayan bir seçim.
Harry'nin Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'ndan mezun olmasına yalnızca bir sene, yani bir kitap kaldı. Rowling, serinin devam etmemesi konusunda kararlı. Sonuçta, 15 seneden fazlaca vakit harcadığı Harry ile vedalaşmanın zor, hatta birini kaybetmek gibi olacağını söylüyor. Ama romanlar bittikten sonra Harry filmlerle bizimle olmaya devam edecek. Pottermânia'nın dönemsel bir histeri, bir çocuklaşma ihtiyacına mı denk düştüğünü, yoksa daha kalıcı bir başarı mı olduğunu ise zaman gösterecek. Harry severler için kasım, mutlu bir ay.
Filmartı Dergisi / Kasım 2005